Meksika etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Meksika etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12.06.2010

Dünya Kupası Notları #1 : C.Blanco, Tshabalala ve Khune


Açılış müsabakasında G.Afrika ile Meksika karşı karşıya geldi. Karşılaşma Meksika'nın mutlak hakimiyetiyle başladı. G.Afrika ise "ender gelişen" etkili ataklarıyla rakibine karşı koymaya çalıştı. Aguirre geldiğinden beri Meksika'nın oyun şablonunda ve temposunda gözle görülür bir değişim yaşanmıştı. Bu değişimi bu akşam da gözlemledik. Topa sürekli hakim olmayı ve oyunun kontrolünü elinde tutmayı seven bir takım yaratmış Aguirre. Bu sistemde en zorlanacağı ekip sahaya 4-5-1 şeklinde yayılan ve katı bir savunma anlayışına sahip G.Afrika olacaktı. Üstelik, kadrosunda Gaxa, Tshabalala, Masilela gibi kontra atak futboluna yatkın, süratli isimler bulunuyordu kadrolarında. Meksika ise sağ kanadı Aguillar ile oldukça etkili kullanıyordu. Ancak aynı şeyi sol kanattaki Vela için söyleyebilmek güç. Orta alanı ise Torrado-Juarez-dos Santos üçlüsüyle parsellemeyi planlamıştı Aguirre. Bu üçlü hem çok etkili biçimde pas yapabiliyor hem de Juarez ve Torrado'nun fiziki avantajları sayesinde top rakipteyken alan kapatıp, top kapma mücadelesine girebiliyordu. Ne var ki, özellikle ikinci yarıdan sonra, topun, başka hiçbir çaresi olmadığı için, adeta "mecburiyetten" Meksikalı'ların ayağında kaldığını gözlemledik. Nitekim bu dakikalarda, savunmanın arkasına sarkan Tshabalala, dar bir açıdan, enfes bir şut çıkarıyor ve 2010 Dünya Kupası'nın ilk golünü kaydediyordu.

Aguirre maça başladığı G.Franco-C.Vela ikilisinin yerine J.Hernandez-C.Blanco ikilisini sokmuştu. Bu dakikalarda oyuna giren Guardado'nun da dikine gitme çabalarıyla Meksika hücumlarına çeşitlilik kazandırdığını söyleyebiliriz. Ancak, Meksika adına asıl farklılığı 37'lik C.Blanco yaratıyordu. Halısaha maçlarındaki "göbekli amcaları" andıran Blanco tıpkı o göbekli amcalar gibi haddini bilerek aynı zamanda da tekniğini konuşturarak oynuyordu. O dakikadan sonra Meksika'nın beyhude top çevirişileri, Blanco'nun doğrudan ceza sahasına şişirdiği toplarla somut pozisyonlara dönüşüyordu. Bu pozisyonlardan birinde, Blanco, Guardado'ya kontrol edilmesi zor bir pas veriyordu, pası kontrol etmeyi başaran Guardado topu arka direkteki Marquez'e ortalayınca "El Tri" beraberliği yakalıyordu.

Açılış maçı, benim açımdan doyrurucuydu. Ancak maçı doyurucu kılan detaylardan en önemlisini halısaha topçusu tavırlarıyla Blanco, süratli ve akıllı futboluya Tshabalala ve topu oyuna hızlı ve etkili bir şekilde sokma yetisine sahip G.Afrikalı kaleci Itumeleng Khune oluşturuyorlardı. Açıkçası, Khune'yi ilk kez izledim. Ülkesinin en önemli takımlarından Kaiser Chiefs'te forma giyiyormuş. Çok atletik bir yapıya sahip ve topu oyuna çok iyi sokuyor. Bu turnuva boynca böyle oynamaya devam ederse, yaz sonu onu Avrupa'nın önemli kulüplerinden birinde görebiliriz diye düşünüyorum.

Urugay-Fransa maçının son yarım saatini izleyebildim. Dolayısıyla uzun uzadıya yorum yapmam doğru olmayacaktır. Fakat, Fransa'nın arka bölgesinin çok sağlam olduğunu söylemeliyim. Özellikle Toulalan-Diaby-Gourcuff üçlüsü turnuvanın en dominant üçlüsü olabilirler. Ne var ki, hücum hattındaki kara büyü sürmekte. Fransa için, bu hücum oyuncularıyla bu turnuva bitmez! Unutmadan, Govou'nun yerine derhal Malouda monte edilmelidir. Uruguay'ın futboluna oldum olası ısınamadım. Bunda, Forlan'ın, Suarez'in tarzını beğenmemem de etkilidir muhakkak. Sonuç olarak, 2010 Dünya Kupası'nın ilk gecesinden bizlere, biri Meksika, biri G.Afrika tarafından atılmış iki gol, Tshabalala, Khune ve C.Blanco'nun futbolu sevdiren çabaları kalıyordu.
Devamı - Dünya Kupası Notları #1 : C.Blanco, Tshabalala ve Khune

4.04.2009

Eriksson Ada'ya mı dönüyor




Dün yazdığımız Eriksson yazısına müteakip yeni haberler geldi İsveçli'den. Kendisi, daha doğrusu menejeri, Eriksson'un Premier Lig'de bir takım çalıştırmak istediğini belirtti. Sanırım, İngiltere macerası Eriksson'un aklında kalmış, belki de orada da Seria A'da olduğu gibi uzun süre tutunmak istiyor.

Bu arada asıl ilginç olan nokta, yaklaşık 10 ay takımın başında kalan İsveçli'nin bu sürede yaklaşık 7 milyon dolar para kazanması. (Aylık 700 bin dolar maaş!) Bu maaşın tam olarak dünya piyasa standartlarında neye denk geldiğini görmek için şu eski yazıma bakmanızı tavsiye ederim.

http://civilikrampon.blogspot.com/2008/10/gnde-10-bin-ekmek-yiyen-adam.html

Son olarak, Meksika'da eski teknik direktörlerinden Javier Aguirre ile anlaşmış.
Devamı - Eriksson Ada'ya mı dönüyor

3.04.2009

Hadi Eyvallah



Günün şanssızı sanırım Sven Goran Eriksson; İsveçli teknik adam Honduras mağlubiyetinden sonra Meksika Milli Takımındaki görevinden apar topar alındı. Eriksson böylece İngiltere ile başlayan milli takım kariyerinde yine istediği başarıyı yakalayamadı.

İlginçtir, milli takımlarda ne kadar başarısızsa, klüp takımlarında da o kadar başarılı bir teknik adam Eriksson. 70lerin sonunda başlayan kariyerinde ilk parlamasını IFK Göteborg'u önce İsveç Ligi Şampiyonu, sonra tekrar şampiyonu sonra da UEFA kupası şampiyonu yaptı. Portekiz'e geçti, Benfica'ya kupa ve şampiyonluk kazandırdı. Sonra da uzun Seria A kariyeri başladı. İtalyan teknik direktörlerin bitmeyen rotasyonu olan Seria A, şampiyon olmadan dayanabilen yegane yabancı teknik direktör oldu, Roma, Sampdoria ve en sonunda İtalya kariyerinin sonunda yakalayacağı (2000 yılında) Seria A şampiyonluğunu yaşadığı S.S. Lazio. Yaşı da ilerleyen hocanın, nispeten sakin (Seria A standartlarında sakinlikten bahsediyorum, Fatih Terim'in kaç ay dayanabildiğini düşünün) kariyeri sonrasında inişli çıkışlı ama istenen performanstan uzak bir hal aldı, Ada pek iyi gelmedi, ne milli takım, ne de Manchester City istediği gibi bir ortam yarattı Eriksson'a; hatta milli takım'ın başına geçmesi majestelerinin adasında infial yarattı, Ada futbolunun çöküşü olarak algılandı. (Ne alakaysa!) Zaten o da ingiltereye pek ısınamadı - kadınlar hariç o da ayrı bi yazının konusu olur- ve sonunda Meksika Milli Takımı...

İşsiz kalan Eriksson için seçenekler çok da fazla değil, yaşından dolayı emekli de olabilir, mutlu olduğu İtalya'ya dönüp, Seria A, belki de Seria B'den bir takımı çalıştırabilir, ya da milli takım kariyerini canlandırmak için daha az iddialı bir takımı alıp herhangi bir uluslararası turnuvaya taşıyabilir. (Hiddink'e saygılar...)

Ben ise onu ait olduğu yerde Lazio'nun başında görmek isterim, her ne kadar meselese Roma ise AS ROMA'dan gerisi teferruattır desem de...
Devamı - Hadi Eyvallah