09 02 2010

Denizlispor'a İngiliz Desteği – Ceephax'ın Dönüşü

Artık eminim, Türkiye Süper Ligi’ni takip eden İngilizler var. Daha önce Ceephax’ın Trabzonspor parçasını youtube’a ve bu bloga postlamıştım (Link). Ceephax Acid Crew'un geçtiğimiz ay yayınlanan albümünde, artık kümede kalması iyice zora giren Denizlispor'a veda niteliğinde melankolik bir ambient parça daha yer alıyor (Ceephax Acid Crew - Denizlispor). Genel olarak albüm yapısı bu iki parçadan çok farklı, neden bu 2 statik parçayı 'mücadele ve heyecan seviyesi üst seviyede' olan ligimizin takımlarıyla özdeşleştirmiş bilemiyorum ancak, bence Tom abisinin kaotik IDM parçaları, kafa göz yarma uğraşları içinde içinde estetik arayan Türk futboluna daha çok hitap ediyor.

Her neyse, ilgilenenler için, albüm genelde Acid-Chiptune çizgisinde gidiyor. 80'lere yolculuk etmek için Topaz & The Celebrity, biraz Nintendo havası için Castilian I & II, yatakta uzanıp huzur bulmak için Trabzonspor ve Denizlispor ideal. Tracklist ve -hadi legal takılalım- albümden parça satın almak isteyenler için – link.

Bu arada iki parçayı da içeren albümün ismi harika, ‘United Acid Emirates’; Star Gazetesi’ne adeta nazire yapıyor.
Devamı...

05 02 2010

DESTEKLİYORUZ!

Bugün bir grup taraftar maçın 15. dakikasında stadı terkederek yeni yönetime tepkilerini ortaya koyacak. Bizden de Kaiowas oralarda olacağını söyledi. ÇK ekibi olarak hepimiz bu protestoyu destekliyoruz, hatta Beşiktaşlı olmayan yazarlarımız daha da çok destekliyor, onlar bile bıkmışlar bizim yönetimden. 
Çarşı her zamanki gibi bu olaya destek vermeyeceğini ilan etti. Dayak yedikleri polisin yanına ertesi gün kuyruğu kıstırılmış köpek misali gidenlerden zaten daha da fazlasını bekleyemeyiz. Alen ve şurekasına bence karakoldan izlesinler maçı, hem sıcak hem de asayiş berkemal olur.

Ayrıca kongreye politikayı sokanların hepsine sesleniyorum: yatacak yeriniz yok!




Devamı...

04 02 2010

Nazar: Ugur Boral Sezonu Kapatti

Keske o kadar ovmeseydik seni Ugur. "Bir mac oynadi artik yatar" diyenler kazanmis oldu. Gecmis olsun.


Devamı...

01 02 2010

Hos Geldin Ugur - Nerelerdeydin?

 

Ugur Boral'i televizyonda roportaj yaparken gorunce, ne is yapiyorsam birakip dinlemeye basliyorum. Hitabet yetenegi dogustan gelmiyorsa da kendini bu konuda oldukca gelistirdigi kesin. Normalde ortalama bir futbolcunun  roportaj yaparken soylebilecegi bir kac kelime vardir ve kapasite olarak bunlarin otesine gecemez. Ugur futbolcunun konusma kapasitesi yuksek olanlarindan. Buyuk ihtimalle zeka seviyesinin de bir gostergesidir bu, fakat dikkatli olmak lazim. Ne dahi hocalar gordum, iki kelimeyi bir araya getirmekten aciz. Yine de Ugur'un ekrana bir renk kattigi kesin ve bos seyler de soylemiyor.  Bugun mesela mac sonrasinda oda arkadasi Emre Belozoglu'yla hayati tartistiklarindan bahsetti. Emre [cogu insanin dusundugunun aksine] banal, basit bir insan degildir dedi (bu bolumde nedense aklima sevilen seri katil Dexter geldi). Iyi drimpling yaptigimi dusunuyorum dedi. Antremanlarda sag ayagimla sut calisiyorum dedi. Turk futbolculari duygusal oluyor dedi. Oynamadigim zaman uzulmedim desem yalan olur dedi. Guvenildiginizi bilmek guzeldir dedi. Guzel seyler soyledi. Uzun zamandir , belki de hic bir zaman, Fenerbahce formasiyla boyle duzgun ve icten konusan birini gormedim. Ugur'la karsilikli oturup birer soguk bira icsek eminim guzel vakit geciririz diye dusundum.

Ugur'a cok kizarim (tabi o bunu bilmez, tanismiyoruz).  Sikisik savunmalarin uzerine uzerine gidip top kayiplari yaptiginda  cevremden de cok tepki cekmistir.  Ama bos alan buldugunda Turkiye'de ondan iyi sol acik bulmak da zordur. Zaten bu macta gollerini skor 2-1 olduktan sonra atmasi bunun bir gostergesi...Takimda sol acik oynayacak yetenekteki tek oyuncu Ugur... Vederson'la da cok guzel anlasiyorlar. Ugur'un bu sene bu takimda yapacak cok isi olabilir ama tabi bu kendisine bagli. Umarim bugunku Ugur'u ilerleyen haftalarda da seyretmeye devam ederiz.  Roportaja devam.. Yoksa Daum sapkasindan yeni bir sol acik cikaracak!

Devamı...

31 01 2010

Geç De Olsa Doğru Tutturduk: Rothen Transferi


Aylar önce, transfer döneminde ligimize gelmesini bekledigimiz iki oyuncudan biriydi Jerome Rothen. "Çivili Krampon SüperLig'e Önerir" serisinde ele aldığımız Rothen beğenerek izlediğim bir oyuncu ve bence kısa sürede takıma faydası olacaktır. Aynı yazıda bahsettiğim noktalardan biri de Rothen'in Fransa dışı tecrübesinin nerdeyse hiç olmamasıydı. (Yazıdan sonra Rangers'a kiralık gitti) Fakat Roger Lemerre gibi milli takımdan da tanıdığı bir teknik direktörün takımın başında olması herhalde Rothen'in Ankaragücü'nü tercih etmesinde en büyük etken.

Geremi ve Vassell biraz mesafeli yaklaştığım transferleri Ankaragücü'nün. Fakat gerek Jerome Rothen, gerekse Marek Sapara'nın Ankara'ya yeni bir hava getireceğini düşünüyorum. Sert Norveç liginde hücuma yönelik ortasaha oynayan Sapara ve kanattan etkili bindirmeler yapabilen Rothen ile Ankaragücü'nün ortasahası hücum organizasyonlarında Ceyhun'a bağımlılıktan kurtulacak. Kısa sürede, eldeki sınırlı şartlarda yapılabilecek iki iyi transfer olarak nitelendiriyorum. Umarım beni yanıltmazlar...





Devamı...

Futbolun Bittiği An: Togo'ya Ölmedikleri İçin Ceza Verildi


Geçen ay malum olay sonrasında, takım arkadaşlarını kaybeden Togo Milli Takımı futbolcuları, arkadaşlarının kanını sportif bağlamda yerde bırakmamak için turnuvaya devam kararı almış, fakat Togo hükümeti sağduyulu davranarak, takımı kendi insiyatifi ile turnuvadan çekmişti. Blogda da değindiğimiz bu olay, hem Türkiye'de, hem de dünyada büyük ses getirmiş, özellikle de Togo'nun en önemli futbolcusu olan Adebayor'un saldırı sonrası gözleri yaşlı, şoka girmiş hali pek çoğumuzun içini burkmuştu. 


Sportif müsabaka adı altında yaşanan bu katliama bir de vicdani kıyım Afrika Federasyonu'ndan geldi ve Togo'ya "kurallara aykırı" şekilde takımlarını turnuvadan çektikleri için 2 turnuvaya KATILMAMA ve para cezası verildi. Togolu oyuncular ve siyasetçiler, sağduyulu olmanın cezasını böylece ödemiş oldular. 


Blood Diamond filminde, Archer karakterinin sık sık tekrarladığı "This is Africa"(Burası Afrika) sözünde olduğu gibi, Afrika'da pek çok şey kendine özgü dinamiklere sahip. Bazıları yüzyıla yakın süren sömürüsünden, bazıları da hala kabile-ulus ikilemini aşamamasından doğan çeşitli problemlerin çoğu, ne yazık ki sadece Afrika'da meydana gelmekte. Sömürgeci devletlerin, kendi refah düzeylerine göre hazırladıkları ve bugün Afrika ülkelerinin de hepsinin temel aldığı yasa ve yönetmelikler düzeni Afrika'nın bu kendine has yönünü anlamaktan çok uzak. Eminim bugün Afrika Futbol Federasyonu'nu arasak ve Togo'ya verilen cezanın sebeplerini sorsak, yönetmelik kitapçıklarından bize çok güzel sebepler söyleyebilirler. Fakat o kitapçıklarda yazmayan şey, Afrikalı futbolcuların Angola'da olan durum gibi pek çok olayı yaşadığı, bunlardan çok azından haberimiz var, bu son olayda da Arsenalli bir futbolcu olaya dahil olduğu için İngiliz medyası başta olmak üzere bütün batı medyası olayla ciddi biçimde ilgilendi. 


Peki böyle bir olay Avrupa'da olsa UEFA ne yapardı? Bunu sormanın bir manası yok çünkü UEFA zaten iç karışıklık yaşayan ülkeleri geçici de olsa kıtasal maç takviminden çıkarıyor. Olay iki ülke arasında yaşanan çatışma ise (Bosna olayları), iki takım da geçici olarak men edilebiliyor. Men edilmeseler bile maçların 3. bir ülkede oynanması sağlanıyor. Hatta UEFA'nın aldığı bu fazlasıyla korumacı kararlardan İngiliz, Fransız ve İtalyan ekipleri bazen ziyadesiyle faydalanmaya çalışıyorlar. Ne zaman futbol büyüklerinden birinin yolu, Avrupa kupası maçları için İsrail'e düşse, daima birileri orada can güvenliği olmadığından dem vurup, maçın üçüncü bir ülkede oynanmasını talep eder. İşte bir tarafta, dünyanın en güçlü ordu ve istihbarat servislerinden bazılarına sahip olan bir ülkeyi bile "güvensiz" sayabilen batı futbol kriterleri, diğer tarafta da kendisini sömüren batıdan aparttığı kural ve tüzüklerle, kendi kıtadaşını (ve kader arkadaşını) en basit spor müsabakasında bile koruyamayan, hatta cezalandıran Afrika... 

*Fotoğraf: CNN INT.

Devamı...

30 01 2010

Fletcher-Scholes-Carrick Orta Sahasının Büyüsü ya da Wenger'in Fletcher Korkusu


Manchester United yarın Emirates'e gidecek...Ferguson'a göre yarın akşam Manchester açısından sezonun en önemli maçı oynanacak.İki takımın da oynadıkları maç sayısı eşit,puanlarda ise Manchester'in 1 puan fazlası var.Bunun dışında,Manchester son lig maçında Hull'a 4 gol birden atarken,Arsenal Hull'dan çok daha iyi bir durumda olan Villa ile 0-0 berabere kaldı.

Bunlar maçın önemini anlatmak için verilmiş bilgiler.Bu bilgilerin ötesinde,yarın akşamki maçın rekabetini kızıştıran en önemli etken,araları zaten pek iyi olmayan iki hocanın maç öncesi demeçleriydi...Ferguson henüz hafta içi Manchester City'e karşı Rooney'nin arkasında Fletcher-Scholes-Carrick üçlüsünü kullanmış(ki üçünü birlikte kullanmak pek adeti değildir.) ve belki de tamamen bu hamlesi sayesinde turu United'a getirmişti.O gün,Scholes ve Carrick birer gol atmış Fletcher ise Carrick'in golünün hazırlayıcısı olmuştu...Zaten halihazırda,başlı başına bir tartışma konusu olabilecek potansiyele sahip oyuncular Carrick veya Fletcher(Scholes'u burada yaşı ve tecrübesi sebebiyle tartışmanın dışında bırakmayı doğru buluyorum).Fletcher'ın 16 yaşından beri United altyapısında olduğunu ve o günden beri Ferguson'un "prens"lerinden biri olduğunu biliyoruz.Aynı şekilde,Ferguson Carrick içinde göünü karartmış ve yanılmıyorsam onu getirebilmek için Tottenham'a 17 milyon pound gibi bir bedel ödemişti.Carrick geldiği günden beri sorgulanır,tartışılır oldu sürekli.Hatta,Türkiye'den bakacak olursak;Güntekin Onay'ın dahi Carrick hakkında,17 milyonluk bir adam olmadığı,yalnızca topu sağdan alıp-sola aktarmak gibi basit,işlevsiz işler yaptığı yönündeki yorumlarını çok net hatırlıyorum ki Güntekin Onay bildiğiniz gibi,bir pozitif futbol aşığıdır.Bu yüzden,bu tip oyuncuların Manchester United gibi büyük takımların bürünmesi gereken oyun anlayışına ters düştüğüne inanmaktadır.Ancak burada,daha önce de tartıştığım,"pozitif futbol","total futbol" gibi kavramların aslında neye işaret ettiğini iyi tahlil etmenin önemi ortaya çıkmaktadır.Yani,Carrick'in tüm oyun vizyonunu,oyunun akışını ters-düz eden "diagonal" paslarını,sakin ,güçlü oyun yapısını sırf Iniesta'nınki gibi yeteneklerle donanmadığı için kaldırıp çöpe atmak kuşkusuz ne total futbola ne de bizlere bir şey kazandırmayacaktır.Tam burada,asıl tartışmaya geçmeden önce,ne yazık ki ülkemizde "total veya pozitif" futbol kavramlarının gerekli altyapıdan yoksun olduğunu söylemek gerekir diye düşünüyorum.Türkiye sınırları içerisinde,total futbol,pozitif futbol kesinlikle bir masaldan,bir efsaneden öte bir şey değildir.Yoksa herkesin ağzında bu kadar şekil değiştiremezdi kuşkusuz...

Kendi ülkemizde süregelen bu saplantının ötesinde,total futbol ve onun ekseninde ortaya çıkan "anti-futbol" kavramının da tartışılır olduğunu gördük Arsene Wenger sayesinde.Wenger yarınki büyük maç öncesi "anti futbol" eleştirisini Manchester United üzerinden,Fletcher özelinde yapmış durumda.Ona göre Fletcher,rakibin pas trafiğini engellemeye yönelik,çirkin-kaba müdahelelerde bulunan ve oyunun kalitesi açısından büyük bir takoz görevi görmekte imiş.Bu noktada,Wenger'in kendi kadrosuna bakmadan,rakiplerinin mevcut olanaklarıyla ilgili tespit veya eleştirilerini Stoke City'nin taç atışlarına yönelik kışkırtıcı ve yıkıcı yorumlarıyla örneklendirebiliriz(Stoke City hakkındaki yorumunun üstünden çok geçmeden,Stoke karşısında taç atışından bir gol yediğini ve maçı 3-1 kaybettiğini belirtelim.).Yani,Wenger'in 15-16 yaşlarındaki safi yetenekleri,milyonlarca paralarla,çeşitli ülkelerden getirip oluşturduğu haksız rekabet yeri geldiğinde daha çok bir idealizm,taktiksel deha olarak adlandırılıyor ama 31 yaşındaki,teknik kapasitesi gayet sınırlı fakat uzun taç atışları atabilen bir oyuncuyu kırk yılın başıneda gelebilecek bir gol için sahada tutmak çaresizliği "anti futbol" olarak nitelendirilebiliyor.Wenger'in son yıllardaki yontulmamış,süzgeçten geçirilmemiş,karşısındakini provoke etmekten başka bir amaç taşımayan yorumları veya eleştirilerini yıllardır beklediği başarının bir türlü gelmemesinin verdiği strese bağlamak istiyorum yoksa durum çok daha vahimdir,pek yakında ikinci bir Mourinho'muz olacak demektir.

Wenger'in Fletcher hakkındaki "tespitleri" Ferguson'u kızdırmış olacak ki hemen Fletcher'ın meziyetlerini saymaya başlamış.Halbuki,sistemimin sürekli işler hale gelmesi için kullandığım bir figür dese çok daha makul olabilirdi.Çünkü Fletcher gibi bir oyuncunun,bir "anti-futbol" temsilcisi haline gelmesine izin vermek en baştan yanlıştır.Öncelikle Fabregas'ı tamamen ayrı bir yerde tutarak,Diaby'nin de gelişimini bu düzeyde devam ettireceğini düşünürsek,henüz Arsenal orta sahasında topa Fletcher kadar çabuk basabilen,başarılı müdaheleler yapabilen,topu saklayabilen,sanılanın aksine başarılı bir şekilde taşıyabilen ve nihayet hemen her pasında isabet elde edebilen bir oyuncu olmadığını görebiliriz.Eğer burada,sorun Fletcher'ın göze hoş gelen yeteneklerden yoksun olduğu konusu ise tartışma anlamsız bir hal alacaktır.Çünkü,Fabregas,Iniesta,Gerrard gibi isimlerin dışında,orta sahanın göbeğinde çok yetenekli futbolculara sahip olduğumuz veya olmamız gerektiği düşüncesi tam bir safsatadır.Wenger'in ısrarla uyguladığı,bol paslı,bol ataklı,tekniksel kapasite ile doğrudan bağlantılı oyun yapısını takdir ediyorum ancak Ferguson'un yıllarca uğraş verdiği ve nihayetinde bu sezon Ronaldo'nun da gidişiyle daha görünür bir hal alan,orta sahayı Scholes-Carrick-Fletcher gibi mental yönü kuvvetli isimlerle kontrol altına alma düşüncesine yönelik eleştirilerini anlamsız buluyorum.Sonuç olarak,Frguson ve Wenger'in orta sahada kontrolü ele almak için kullandıkları yöntemler farklıdır biri tekniği kullanarak oyunun hakimiyetini ele almak isterken,öteki mental özellikleri kuvvetli,güçlü futbolcularla oyunu kontrol altına almak istemektedir.

Yazıyı bitirirken ,ön liberoların ya da orta saha futbolcularının işe yaramaz,yetenek fakiri futbolcular olarak görülmelerine karşın Maradona'dan örnek vermek yararlı olacaktır diye düşünüyorum.Maradona küçükken en çok oynamak istediği mevkiinin libero mevkii olduğunu çünkü sahanın tümüne hakim olduğunuzu ve oyunu sizin yönlendirebildiğinizi söylemiş.Ancak zamanla kendisinin o mevkide oynayamayacak kadar teknik olduğunu ve bir anlamda da oyunu geriden kurma ve okuma konusunda eksik olduğunu farkettiğinden hücumda oynamaya başlamış.O zamanın liberosunun yükümlülüklerinin değişerek günümüz ön liberolarına geçtiğini düşünürsek,Fletcher,Carrick ve Scholes gibi isimlerin oyun içinde oynadığı rol çok daha açıkça ortaya çıkacaktır.Oyunu okuyabilme,yönetebilme,topu doğru yerlere aktarabilme meziyetleri ciddi bir vizyon gerektirir ve Ferguson bu vizyonda tam 3 oyuncuya sahiptir eğer bunları kullanmak bir "anti-futbol" aracıysa,rahatlıkla bir anti-futbolist olduğumu söyleyebilirim.


Devamı...

29 01 2010

FM 2010'un Türkleri: Ömer Toprak

Serinin 2. yazısında yine Almanya'dayız. Bu sefer forvetten geriye, defansın göbeğine gidiyoruz. Türk Futbolu'nun son yıllardaki en problemli yeri olan stoper mevkii için en önemli iki oyuncu da Almanya'da oynamakta. Bunlardan birincisi, elbetteki Serdar Taşçı. FM 2010 ile birlikte bir yaş daha büyüyen Taşçı, artık gelecek vaadeden yetenek olmaktan çıktı ve transfer edildiği zaman hemen ilk 11'de çıkacak üst düzey bir oyuncuya dönüştü. Tabii fiyatı da ona göre arttı. 
Serdar'ın gelişimi sonrasında sıra Ömer Toprak'a geldi. Freiburg'da oynayan Toprak, sadece Türk oyuncular arasında değil, Alman oyuncular arasında da göze batıyor. FM'deki özellikleri arasında öne çıkan yanları, sadece defansif özelliklerinin değil, topu oyuna sokma ve hatta frikik kullanma becerisinin bile bir defansa göre gayet iyi oluşu. Belki bir Marquez değil kendisi fakat Türkiye liglerinde oynayanlar için, bütçesi kaldırabilen için en iyi yerli "ball playing defender" seçeneği Ömer Toprak. Kendisi 9-11 milyon avro arası bir bedele Freiburg'dan alabilirsiniz. Genç yaşı ve gelişme potansiyeli ile (PA 169) gelecek yıllar için alınacak en doğru yerli stoperlerden biri. Yanına, Eren Güngör de Kayseri'den alınırsa, defansın ortasında yerli oyunculardan süper bir ikili yaratmanız içten bile değil. Toprak, Güngör'ün kısıtlı teknik özelliklerini kapatıp defanstan oyuna top sokarken, Eren de sıkı markaj kabiliyeti ve fiziksel gücü sayesinde Toprak'a ideal partner olmakta.

Ömer Toprak oyunun bazı versiyonlarında sakat olarak başlıyor sezona. Bunun sebebi, futbolcuları yakından takip eden FM scoutlarının, Toprak'ın gerçek hayatta geçirdiği ağır kazayı da es geçmemeleri. Başarılı defans oyuncusu, 2009 Haziran'ında kullandığı go-kart aracının yakıt tankının patlaması sonucu ciddi bir kaza geçirmiş; sırtında ve bacaklarında da yanıklar oluşmuştu. Yaklaşık 7 ay süren ve çeşitli ameliyatlar içeren zor bir dönem sonunda, Toprak pek çok kişinin tam da futbolu bırakacağını düşündüğü anda toparlandı ve takımla beraber çalışmalara başladı. Hatta takımı Freiburg'un devre arası hazırlık maçlarında kısa süreli olsa da görev almaya başladı. Almanya U21 Milli Takımı için adının geçtiği, geleceğin yıldız adaylarından biri olarak görüldüğü zamanda geçirdiği bu talihsiz olay, Ömer Toprak'ın takımının Bundesliga'ya çıktığı sezonda, istediği patlamayı yapmasına engel oldu. 15. sırada, düşme hattının hemen üstünde bulunan Freiburg'un aslında Toprak'a bu aralar çok ihtiyacı var. Umarız Toprak da en kısa sürede, sakatlıktan tamamen kurtulur ve Bundesliga'nın 2. yarısında en azından 10-12 maçta görev alır.

Son olarak, Almanya U19 takımında 3 kez oynayıp, 1 tane de gol atan genç stoperin yaklaşık değeri 3 milyon avro* ve Freiburg'un en değerli oyuncusu. Defanslarında iyi yerli stoperlerin sıkıntısı çeken klüplerimize duyurulur.

*Transfermarkt'taki değeri.

FM 2010 Türk Oyuncuları Serisinde Daha Önce Yayınlananlar

* Deniz Naki


Devamı...

28 01 2010

Sağ Gösterip Sol Vurdular: Nonda Gitti!



Az önce HaberTürk'te son dakika haberi olarak geçtiler. Nonda'nın sözleşmesi feshedilmiş. Galatasaray'da transfer dönemi ilginç geçiyor....
Devamı...

FM 2010'un Türkleri: Deniz Naki



CM/FM serisi sayesinde pek çoğumuz Avrupa'daki futbolcu diasporamız hakkında belki de gereğinden fazla bilgiye sahip oldu. Oyunda Türk takımlarını seçen herkes bilir ki, yetenekleri oyuncuların pek çoğu Avrupa'da -özellikle de Almanya'da bulunmaktadır. 1994'ten beridir, Mehmet Scholl, Fatih Sonkaya, Altıntop Kardeşler (Halil daha iyidir oyunda), Selim Teber, Mehmet Ekici, Ömer Toprak gibi pek çok "gurbetçiyi" ilk kez CM/FM ortamlarında tanıdık. Bu oyunculardan bazıları çok başarılı oldu, bazıları ortalama kariyerlerini Avrupa'da sürdürdüler, bir kısmı da (Sonkaya, Suat Usta gibi) büyük takımlarımıza bile geldiler fakat başarılı olamadılar. Fakat gerçek hayatta başardıkları ne olursa olsun, bu oyuncular ve daha pek çoğu Türkiye'de sanal menejerlik olayına gönlünü kaptırmış binlercenin gözünde -gerçek hayatta birer kazma bile olsalar- sanal kahramanlar.

Serinin 2010 versiyonunda ise öne çıkan yeni Türk yeteneklerden biri de Deniz Naki. Deniz aslında bir kaç FM oyunudur kendisinden bahsettiriyordu fakat sanırım yeteneklerinin tam anlamıyla ortaya çıkması biraz zaman aldı. FM 2009'un, Türk için bonusu sayılan Mehmet Ekici'nin yerine, 2010'da Deniz gelmiş gibi duruyor. Potential'ı 179 ki, Türk oyuncular arasında en yüksek değerlerden biri. Forvette, Nihat gibi süratli ve topla iyi alan kateden bir oyuncu. Ayrıca, hızlı forvetlerin çoğu gibi Deniz de gerektiğinde forvetin arkasında, özellikle de sağ açık da oynayabiliyor, zaten "preferred moves" olarak "moves to channels" öğretip forvette de bu özelliğinde fazlasıyla yararlanabiliyorsunuz.


Peki Deniz gerçek hayatta nasıl biri? Naki, Leverkusen'in altyapısından yetişme ve 1989 doğumlu. Leverkusen'in 2. takımında oynayan Naki'ye, 2. lig ekiplerinden St. Pauli bu sene başında göz koydu ve kadrosuna kattı. Almanya'nın en özel taraftar profiline sahip klüplerinden olan ve Türk kökenli oyuncuları bağrına basmasıyla tanınan St. Pauli'ye transfer oldu. Naki burada gollerini atmaya başladı, gerçi bazen yaptığı sevinç gösterileri başına dert oluyor ama St. Pauli gibi bir camianın çok da umrunda olacağını sanmıyorum. Sonuçta, burada Solingen faciası sonrası "Dazlakları s... edin, hepimiz kardeşiz" yazan pankartla çıkan bir klüp ve oyuncularından bahsediyoruz.


Diaspora'da yaşayan her oyuncunun yaşadığı ikilemi Deniz de yaşadı. Yaklaşık 2 sene önce, Türk Futbol Federasyonu ona milli forma için teklifte bulunmuş, Deniz de kabul etmişti. Fakat yükselen formu ve Almanlar'ın ısrarcı teklifleri karşısında Deniz Almanya U21 formasını giydi. Bu dönemde, Avrupa'daki scoutların da dikkatini çeken Naki için söylenen genel yorum "büyük yıldız olması için gerekli bütün altyapıya sahip" olması. Naki'nin Türkiye'yi reddetmesi ne yazık ki Türkiye'de farklı yorumlandı. Bazıları, ailesi Dersim kökenli olan Naki'nin bu yüzden milli takımı reddettiğini söyleyecek kadar kendinden geçmişken, aslında Naki'nin seçiminde, kendisinden birkaç yaş büyük Özil'in yaptığı gibi son derece mantıklı sebepler bulabiliriz. Birincisi ve en önemlisi, bu futbolcular Almanya futbolu içinde büyümüş ve hala orada oynayan oyuncular, tarihi ve ailevi bağlardan başka Türkiye ile aralarında bir bağ yok. İkincisi, zamanında Almanya yerine Türkiye'yi seçen oyuncuların karşılaştığı adaptasyon ve önyargılar ile uğraşmak istemiyorlar. Üçüncüsü ve en önemlisi de, eğer yetenekliyseniz sonunuzun Mustafa Doğan gibi olmasına gerek yok, bir kere o formayı giyerseniz bir daha sizden zor alırlar. Özil, o formanın şu an en önemli adaylarından biri, Naki için ise biraz erken fakat şimdiden U21'deki yerini sağlamlaştırmışa benziyor.

Forvet sıkıntısı çeken takımlarımıza duyurulur: Naki şu an St. Pauli'de ve uygun bir fiyata sezon sonu gelebilir. Mali yapısı çok güçlü olmayan St. Pauli'nin çok ciddi bonservis isteyeceğini tahmin etmiyorum. Fakat siz, Sercan'a 10 milyon euro vermek isterseniz, sizin bileceğiniz iş...

Devamı...

Nostalji : SATMAYACAĞIZ!


2007 yazında herkesin gözü iki futbolcudaydı: Mehmet Topuz ve Gökhan Ünal... Kayserispor yönetimi, büyük klüplerden gelen baskıya göğüs germek için o yaz, kale burçlarına SAT-MA-YA-CA-ĞIZ!! pankartını asmışlardı. Açıkçası, Kayserispor yönetimindeki bir grup insan hiç kimse bu hareketin arkasındaki motivasyonu anlamadı. Benim için aradan geçen 2 seneye rağmen, bu pankart ve anlatmak istedikleri hala muamma... 

2010 Ocak ayına geldiğimizde ise, bu ikili Kayseri'den sonra ilk kez Fenerbahçe'de buluştular. Böylece, bir Anadolu İsyanı daha bastırılmış oldu, Bizans kazandı! Bu fotoğrafta da o günlerden geriye yadigar kaldı.
Devamı...

27 01 2010

Büyük Şefin Son Büyük Yılı




2010 herhalde Song için Milli Takım ile geçirdiği son büyük yıl olacak. Jonathan Wilson'un iki tanıdık sima: Ahmed Hassan ve Song ile ilgili yazısından arakladım bu fotoğrafı, yazının tamamı burada. Kamerun elendi fakat Song için hala yazın biraz umut var. Ahmed Hassan'ın ise karşısına yine Cezayir çıktı; bakalım yarın sahara derbisini kim alacak? Hassan için bu kupa son kupası olacak muhtemelen, en azından bir finalle veda etmek isteyecektir. 




Devamı...

  © Blogger template 'Grease' by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP