09 Kasım 2009 Pazartesi

Toraman mı Yusuf mu, Ekrem mı? Beşiktaş'ta neler oluyor


Çeşitli medyadan görmüş olabileceğiniz üzre Trabzon'daki bu haftasonu yapılan müsabakanın 47. dakikasında Beşiktaş'ın bulduğu golle birden olan oldu ve gol sevinci sırasında Beşiktaşlı bir takım arkadaşı golü atan Ernst'i laf yerindeyse kıçını sıkarak taciz etti. Daha önce de Veysel ve Necati arasında yaşanan (ve halen de eşi benzeri olmayan) olayı hatırlatan bu durum kafalarda ilginç sorulara yol açıyor.

Baştaki fotoda Yusuf'tan kolayca şuphelenilebilse de, buradaki fotoda ise oklar fena halde Toraman'ı gösteriyor.


Peki gerçekten neler oluyor, yoksa bunlar sahamızda görmek istemediğimiz türden hareketler mi?
bunu sokakta birine yapmak suçtur, ama takım arkadaşları arasında şakacık oyuncuk diye düşünebiliriz. E herhalde bütün günü fiziksel ve birbirleriyle içiçe geçirdikleri için futbolcular arasında normal şeylerdir bunlar.

Ama başka bir ihtimal ise Ernst'in gerçekten "milyonların gözü önünde" tacize uğramış olması, aynen memleketimizde sokakta her gün tacize uğrayan binlerce kadın gibi ve bu durumda da büyük ihtimalle utancından sessiz kalacaktir, suçlu da aklanacaktir. Eh biraz da bu yüzden sanırım futbolculuk zor meslek, sen milyonları kazan, yine de tacize uğra...

Bir diğer ihtimal de tabi bu oyuncuların aralarında bir ilişki olması, ki sanırım genelde bu da sahalarda görülmek istenmiyor. Eh peki bu duruma sarı kart mı çıkmalıydı acaba "toplum ahlakını bozmaya" kasıttan?

Tabi çıkışa ihtiyacı olan bi takımın içinde böyle sevgi istek ve şehvet duygularının olması takımın performansını ciddi bir şekilde artırabilir. Darısı Yıldırım Demirören'in başına...

Devamı...

08 Kasım 2009 Pazar

Futbol Bunun İçin Var... Lyon-Marsilya


Maçı izleyemiyorum ama sanırım son yılların en güzel karşılaşması az önce sona erdi. Flaş haber olarak skor geçelim...
Olympique Lyon: 5 Olympique de Marseille: 5

Futbol, bazen Chelsea-Man U maçı gibi pozisyonsuz ama muhteşem mücadeleli maçlarla, bazen de böyle enteresan skorlarla heyecan veriyor.

Devamı...

06 Kasım 2009 Cuma

Üniversite Kadınlar Liginde Dehşet - Elizabeth Lambert


Vidyodaki 20 yaşindaki kadının adı Elizabeth Lambert. New Mexico Universitesi'nde iş terapisi bölümünde okuyor. Lugano'ya sert oyuncu diyenler hemen özür dilesin.

VIDEO: Watch Elizabeth Lambert, The Dirtiest Player In Women's Soccer | RadarOnline.com




Devamı...

04 Kasım 2009 Çarşamba

Bundan Sonra Yabancı Maddeyi Atacak Adam Bir Daha Düşünür mü?


Mosturoğlu'nun açıklamasına göre Fenerbahçe Galatasaray maçında sahaya yabancı madde atan 8 kişi görüntülerle saptandı. Açıklamada bir şey çok açık değil. Bu kişilerin isimleri biliniyor mu? Yani görüntülerle saptanan suratların kimlikleri belirlendi mi? Eğer böyle bir durum varsa futbol tarihimizin önemli anlarından birini yaşıyor olmalıyız.
Ben sahaya ıvır zıvır atmanın sadece sürü psikolojisi veya cemaat kültürü ile açıklanabileceğine inanmıyorum. Yaptığın şeyin cezasız kalacağı düşüncesi de insanları normalde yapmayacağı şeyleri yapmaya itebilir. Daha önce kaç tane taraftar sahaya bir madde attığı için bireysel olarak ceza aldı bilmiyorum, ama çok fazla olduğunu da zannetmiyorum. Fakat bireysel cezaların yaygınlaşması, bu insanlara sorumluluk bilinci yükleyecektir. Tabi kimlik belirleme işi ancak Şükrü Saracoğlu gibi taraftarların biletlerindeki numaraya göre oturduğu stadlarda işler. Bu sistem şu anda ne kadar yaygın emin değilim. Neymiş, Big Brother bazen işe de yarayabilirmiş...

Fotoğraf: NTVSpor



Devamı...

The Importance of Being Ernst


Beşiktaş = Ernst?



Devamı...

02 Kasım 2009 Pazartesi

Protesto ile Oyun Bozanlık Arasındaki Fark

Ankaraspor olayını yeni yeni atlatmaya başlamışken, şimdi de Diyarbakır'dan "futbol kapanımı" geldi. Şu ana kadar pek çok kez arka çıktığımız Diyarbakırspor camiası bu sefer sabır sınırını aştı. Haberleri yeni duydum, şaşırmadım ama hayalkırıklığına uğradım. Açılım derken, bir şeyler değişecek diye umutlanırken, tarafların aslında çözümden çok dayatmaya ne kadar razı olduklarını -ne yazık ki- bir kez daha görmüş oldum.
Üşenmedim, NTVSpor'daki haberi tekrar tekrar okudum, mantıklı bir şeyler bulurum diye, fakat açıkçası bütün iyi niyetime rağmen bir şey bulamadım. Buyrun buradan yakın:

* "Hakem hatalarından bezdik"
Bu lafı Türkiye liglerinde ağzına almaması gereken 4 takım vardır: 3 büyükler ve Diyarbakırspor. Bütün ülke, rahmetli Gaffar Okan'ın desteklediği dönemlerden beri, bütün siyasi erkin Diyarbakır süperlige çıksın nasıl çabaladığını izledi. Bölgenin bir takımının temsili için pek çok köklü camia harcandı. Diyarbakırspor'a yapılan bu "yardım" zamanında hakemler acaba kasıtlı olarak aleyhte karar veriyorlar mıydı, merak ediyorum...

* "PKK Yakıştırması ve Olumsuz Tezahürat"
Burada haklısınız, hatta sizi bu konuda destekleyen yazılar da yazdık burada. Fakat bu konunun protestosunun da çeşitli yolları var. Giyin siyah formayı isimsiz olarak, "seyirci için zaten hepimiz pkk'yız, ne zaman bizim onlardan ayrı birer birey olduğumuzu anlar ve saygı duyarlar o zaman kendi formamızla tekrar oynarız" diyiverin, bu ülkede iyi şeylerin olacağına inanan güruha biraz umut verin... Siz ligden çekilince, tezahüratlar bitecek mi sanıyorsunuz?

* "Türk futbolu zedelenecekse, maça çıkmamayı tercih ederiz."
İşte asıl bomba cümle! Ankaraspor olayı yüzünden 1 ayağı çukura olan 2009-10 sezonuna bir çelme de siz takın, futbolumuz toptan göçsün. Süper Ligindeki 2 takımdan biri düşürülmüş, diğeri de katılmaktan vazgeçmiş bir Türk Futbolu nasıl zedelenmeyecek birisi lütfen bana açıklasın.

* "Maçın başında Bursaspor bayrakları açıldı"
Gören de Bursaspor bunları Ercan Saatçi yaptı sanır. Bu ülkede "İstanbul since 1453" pankartları açıldı, en medyatik insanlar rakip takım için "s...k, soktuk, geçirdik" edebiyatı yapıyor, siz de Bursaspor bayrağından alınıyorsunuz. Tebrik ederim!

Diyarbakırspor Başkanı Çetin Sümer Bey'in açıklamalarındaki spot cümlelerdi seçtiğim başlıklar. Açıkçası "Kürt Açılımı" siyasi olarak nasıl sonuçlanır, topluma etkileri nasıl olur bilmem ama, Diyarbakırspor'un bugünden itibaren bu konuda ne bize, ne de devlete yardımı dokunmayacaktır. Türkiye bugün, en azından futbol anlamında, Antep Kamil Ocak stadında bölünmüştür.

Pozitif ayrımcılık futbolda uygulanabilir mi diye sormuştum geçen hafta, cevabının ne bu kadar çabuk, ne de bu kadar karamsar olacağını düşünmemiştim.

P.S. Çıkmama kararı aldıkları maçın da Galatasaray maçı olması da herşeyin tuzu biberi oldu. Başlasın komplo teorileri!

Fotoğraf: NTVSpor


Devamı...

01 Kasım 2009 Pazar

Beşiktaş 1 - MKE Ankaragücü 0


Uzun süredir maç yazısı yayınlamamıştık. Bunda biraz da Beşiktaş'ın formsuzluğu etkiliydi, açıkçası içimden yazmak gelmiyordu. Dün akşam oynanan maç da, taraftarı sonucu dışında memnun etmekten uzaktı fakat alınan 3 puan Kartal için yeterliydi.

Maçın ilk 15 dakikasını saymazsak, kora kor bir mücadele oldu. Hatta ikinci yarının bazı bölümlerinde, Ankaragücü Beşiktaş kalesini ablukaya aldı. Fakat Beşiktaş'ın stoper ikilisi tecrübesi ve iyi pozisyon almaları ile takımlarını ipten aldılar. Ferrari için artık belirli bir beklenti oluştu taraftarda, tıpkı Ronaldo gibi, onun da Beşiktaş macerasında performansının çok inişli çıkışlı olmayacağını, fakat sahada da ortalamanın üzerinde bir performans çıkaracağını biliyoruz. Sivok da, Ferrari'ye uyum sağlamış durumda, maçta adı en az geçen oyuncu genelde Sivok oluyor ama topsuz oyunda, rakibi marke etmede çok başarılı bir oyuncu. Kalede bu oyunculara destek verecek formda bir kaleci olsa, bu ekip Avrupa düzeyinde bir savunma bloğu oluşturabilir.

Bekler için aynı sözleri söylemek mümkün değil. İsmail Köybaşı geldiğinden beridir en iyi oyununu oynadı ve beklentilerimi haklı çıkarmaya başladı. Daha önce de söyledim, yaş ve tecrübe önemli faktörler fakat İsmail kendini bulduğunda, Milli Takımdaki yeri garanti, ne Hakan Balta ne Ferhat Öztorun ne Hayrettin, milli takımda onun kadar etkili olamaz. Ülkemizde modern bek anlayışına en yakın iki oyuncudan biri Köybaşı, diğeri zaten malumunuz Gökhan Gönül. İkisinin birlikte oynadığı bir Milli takım uzun yıllar beklerde sıkıntı çekmez.

Peki beklerdeki problem ne? Sağ taraf sol kanat kadar şanslı değil. Elimizdeki alternatiflere bakalım: Erhan savunması iyi ama hücumu hiç olmayan bir oyuncu. İbrahim Kaş, süratinden dolayı bekte oynuyor, başka hiç bir özelliği modern bek tipine uygun değil. Toraman, Antep ve Ümit Milli takım zamanlarında zorunluluktan dolayı sol ve sağ bekte oynamış bir oyuncu, dün akşam da zorunluluktan dolayı burada oynadı, elinden geleni yapmaya çalıştı fakat yeterli olmadı. Bütün bu problemleri çözecek bir oyuncu var: Rıdvan Şimşek, fakat Rıdvan da günümüzdeki mevkidaşlarına göre çok ufak tefek bir oyuncu, belki ilerleyen yıllarda fiziği güçlenirse Milli takım çapında bir bek olabilir.

Beşiktaş'ta oyuncu profili olarak en büyük problem, birden çok mevkinin adamı olan oyuncuların sayısının azlığı ya da yokluğu. Eğer 11 as - 11 yedek formatında maça çıkılsa ve oyuncu değiştirme hakkı sınırsız olsa, Beşiktaş ligin açık ara lideri olmuştu fakat şu anki haliyle, birkaç oyuncunun bile formsuzluğu takımın performansını baltalar nitelikte. Çağdaş futbolcu profiline uyan oyuncuların azlığı, Denizli'yi zorlama çözümler yapmaya itiyor. Bu sezon Ekrem Dağ'dan bir ortasaha oyuncusu çıkartma süreci bu probleme bulunan derme çatma bir çözüm. Birkaç farklı pozisyonda oynadığı düşünülen Tello, aslında bu pozisyonların hiçbirinde iyi performans gösterecek kalibrede bir futbolcu değil. Tello çok iyi özelliklerin (orta, duran top, uzaktan şut, uzun pas), çok kötü özelliklerle (adam geçememe, defans zaafiyeti, disiplinsizlik, düşük tempo) harmanlandığı enteresan bir oyuncu; kesinlikle kötü değil, fakat takımın etrafına inşa edilebileceği özellikte bir oyuncu da değil. Yedekte yerli bir alternatifi olduğu zaman Tello'dan verim alınabilir fakat işin acısı da sol iç ve sol açık pozisyonları sadece Beşiktaş'ın değil, Türk futbolunun oyuncu yetiştirmedeki en çorak toprakları, bu da hem Tello'yu o bölge için "zorlama yıldız" yapmakta, bu da oyuncunun motivasyonunu olumsuz etkilemekte. Yaşının da 30'a yaklaştığı düşünüldüğünde, Tello takımdan ayrılması gereken oyunculardan biri, kötü olduğu için değil sadece daha iyi ve genç alternatiflerinin Güney Amerika'da bulunması yüksek bir ihtimal olduğu için...

Rakibe Gelirsek...

Ankaragücü şu anki haliyle, menejerlik oyununda hile yapmış takımlara benziyor. "Ankara Karması" olması için Gençler'den birkaç oyuncu alması yeterli. Takıma entegre olan isimlerden Weeks ve Hürriyet beğendiğim oyuncular. Hürriyet her ne kadar "düz oyuncu" tabir edilen oyuncu tipinde olsa da, hırslı ve istekli, Mustafa Sarp kalibresinde bir oyuncu olabilir ilerde ama daha fazlası olur mu? Sanmıyorum...
Vassell'i saymazsak, Ankaragücü'nün yeni halinde ortasaha forvete göre dengesiz şekilde güçlü olmuş. Dün akşamki maçta da gördüğümüz gibi rakip kaleye gelmede bir problem yaşamıyorlar fakat ceza yayından sonrası Ankaragücü için tam bir kabus. Ankaragücü bu haliye ligin en golcü ortasahasına sahip olur ancak, bu da onları ligde istedikleri sıralara çıkartamaz büyük ihtimalle.

Son sözüm Ceyhun'a... Ligin ilk maçında attığı 2 frikik golüyle takımını ipten alan Ceyhun için yolun sonu sanırım Ankaragücü olacak. Yetenekleri ile ters doğrultuda olan mental özellikleri Ceyhun'un şu tecrübeli döneminde bile en büyük eksiği. Bu bağlamda, dün akşam diğer takımda oynayan Yusuf Şimşek ile zıt özellikler gösteriyor. Ankaraspor ile Ankaragücü'nün de facto birleşmesi bu sezon değil, arzu edildiği gibi geçen sezon yapılsaydı, büyük olasılıkla kendisinin rolünü Özer üstlenir, Ceyhun'a da yedek klübesi ya da transfer gözükürdü. Bencilliği, arkadaşlarını azarlar tavrı, takıma katkısı olmayan agresifliği ile Ceyhun ligin kayıp yıldızlar listesine çoktan girmiş durumda.











Devamı...

Ercan Saatçi'yi Seven Fenerli Var mı? ya da Hürriyet Okuyorsan Zaten Adam Olmazsın


Ercan Saatçi'nin Hürriyet Spor Servisinin başına geçmesiyle ilgili bir çok ilginç gelişme yaşanıyor. Fanatik Fenerbahçeli olduğu aşikar olan bir insanı çok satan bir gazetenin spor müdürü yapmak pek mantıklı değil ve doğal olarak, Galatasaray ve Beşiktaş taraftarları bu duruma büyük tepki gösteriyorlar. Hürriyet'i boykot kampanyalarından tutun da Ercan Saatçi'nin Galatasaray'a küfür ettiği vidyoların ortaya çıkmasına kadar varan geniş bir Anti-Ercan mobilizasyonu var.

Açıkçası Hürriyet'i çok takip etmiyorum, hatta Ercan Saatçi gerçekten spor müdürü oldu mu haberim bile yok. Bunu öğrenmek için Hürriyet'in sitesine girmek gibi bir niyetim de... Sadece GS ve BJK bloglarından gördüğüm kadarını biliyorum. Fakat ne olursa olsun başlıkta kısaca bahsettiğim iki tane düşüncem var. Ercan Saatçi futboldan çok anlayan bir adam değil. Aslında yaptığı şarkılara bakınca müzikten de çok anladığını söyleyemeyiz. Şu anda bulunduğu yere nasıl geldiğini de artık herkes biliyor. Çevremden gördüğüm kadarıyla söyleyeyim, Ercan Saatçi'yi seven takip eden bir Fenerbahçeli yok. Eminim birçok Fenerli bu haberleri utanarak okuyordur. Sonuçta başında Ercan Saatçi'nın bulunduğu bir spor servisi Fenerbahçe'ye ne kadar faydalı olabilir? Bu yüzden lütfen anti-Ercan'ı anti-Fener'le karıştırmayalım. Biz de sizin kadar karşıyız Ercan'a...

Gazetecilikten ve spordan bu kadar bihaber olan, fakat bir o kadar da taraflı olan bir insanın Hürriyet'in başına geçmesi insanları şaşırtıyor. Peki gerçekten şaşırtmalı mı? Hürriyet'ten ne bekliyordunuz ki? Ertuğrul Özkök veya Fatih Çekirge gibi insanların yönettiği bir gazeteden bahsediyoruz. Her zaman şovenist, milliyetçi, populist, cinselliği istismar eden, fakat gerektiğinde muhafazarlığından da ödün vermeyen, geniş bir kitleyi kucaklayayım diye seviyeyi hep düşük tutan, bütün ülkeleri bize düşman ilan eden, belli iktidar odaklarının sözünden çıkmayan bir saçmalıklar yumağıdır Hürriyet. Hürriyet almayın kampanyası yapmanın bir alemi var mı? Zaten Hürriyet okuyan adam Ercan Saatçiyi çok sever. Galatasaraylı olsa da sever. Hürriyet bu!! Bu yüzden Hürriyet almama kampanyasının da mantıksal çerçeve içersinde kendisini lav etmesini bekliyorum. Öyle işte.


Devamı...

31 Ekim 2009 Cumartesi

Daha Geç Kalamazdın!



İskoçya'da çarşamba günü oynanan Insurance Cup çeyrek final maçında, Celtic kaptanı Stephen McManus yaptığı yerinde(!) müdahale yüzünden kırmızı kartla oyundan atıldı. Uzun zamandır gördüğüm, en kötü zamanlamaya sahip kayarak müdahaleydi. İşin garibi, pozisoyonda bayağı geride kalan hakem bu pozisyona önce sarı kart vermeye yeltendi, yardımcı hakemin uyarısı üzerine kaptanı kenara aldı.

Kaptan bu hareketi Old Firm arasındaki bir maçta yapsa ne olurdu acaba? Ya da bizimkiler derbide böyle yerinde(!) müdahalelere girişseler ne olurdu, düşünmek bile istemiyorum....

Bu arada maçı Hearts 1-0 aldı...





Devamı...

Celtics:118 Bulls: 90 Bu Nası Takım?


Bu sene Celtics'i ilk kez TV'den izledim ve ağzım açık kaldı. Hayatımda bu kadar iyi oynayan bir takımı belki uzun zamandır görmemiştim. Bulls'u bu kadar çaresiz bırakacaklarını hiç ama hiç düşünmemiştim, çünkü geçen sene play-offlarda yaşanan çekişme hala akıllarda. İçerden dışardan her yerden domine etti Celtics Bulls'u.
Rondo, Pierce, Garnett, Allen zaten saymaya gerek yok ama Celtics'in bu sene yedekleri de muazzam. Sempatik ayıcık Big Baby" Davis sezon açılışından bir gün önce çocukluk arkadaşıyla tepişirken sağ el baş parmağını kırdı, fakat bu gece kimse bunu önemsemiyordu çünkü Celtics'in diğer yedekleri fırtına gibi esti geçti. Eddie House 22 dakikada 22 sayı, Sheldon Williams ise 10 sayı gönderdi Bulls potasına. Bu sonuçla Celtics üçte üç yaparak yoluna devam ediyor, ben de 25 Kasım'daki Philadelphia maçını iple çekiyorum.


Devamı...

30 Ekim 2009 Cuma

Total Futbol Fetişizmi ve Alex Ferguson



Anlayan anlamayan herkes takımının "total futbol" oynamasını öngörüyor artık.Total futbol,günümüz sosyal-politik sihirli,laf edilemez ve bir o kadar da şeffaf kavramlarının futboldaki yansıması haline geldi adeta.Total futbola laf söylenilmez.Avrupa Birliği'nin "insan hakları" kapsamında bir türlü somutlaştıramadığı maddelere de...Birleşmiş Milletler dahi 1945'ten beri insan haklarının evrensel düzeyde sağlanabilmesi için tesis edilmiştir.Oysa 1945'ten sonra belki de daha önce olmadığı kadar insanlık ayıbı işlenmiştir.Uluslararası savaşlar yerini iç savaşlara,etnik çatışmalara bırakmıştır ve insan hakları deyim yerindeyse bir de BM tarafından tecavüze uğramıştır.Öyleyse,BM'in,AB'nin sorunlara çare olamadıklarını görüyoruz.Demek ki,total futbol da kendimizi her derde deva olacağına zorla inandırmak istediğimiz bir kavram,çözüm kisvesi altında sorunların çoğunun görmezden gelinmesini kolaylaştıran bir can simidi.

Öncelikle,total futbol tam olarak nedir?Hollandalıların başlattığı bir akım olduğu muhakkak.Fakat burada da bir sorun ortaya çıkıyor.Yani Marx'ın Marksist ya da Mustafa Kemal'in Kemalist olmadığını biliyoruz.Büyük ihtimalle Hollandalılar da total futbol aşığı değillerdi.Tamam ilk defa onlar futboldaki-özellikle orta alandaki- mevkii kavramını flulaştırarak bugün oynanan futbolun temelini attılar.Gene de,Cruyff olmasaydı,sistem bu kadar başarılı işlemeyebilirdi.Hollandalıların total futbol anlayışı üzerine daha fazla konuşulabilir tabii ki ama genel hatlarıyla topun sürekli oyunun içinde kalmasını,paslaşmayı,takım oyununu kutsayan ve taktiksel dizilişlere pek önem vermeyen bir sistem olduğunu söyleyebiliriz.Bu noktada total futbolu sorgulayabileceğimiz bir kaç önemli sorun ortaya çıkıyor.Birincisi,eğer sanıldığı üzere taktiksel dizilişlerin,oyuncunun saha içindeki yerinin pek bir önemi yoksa,Mustafa Denizli total futbol aşığı bir hoca olarak gösterilebilir.Çünkü saha içi dizilişlerinde Şampiyonlar Ligi'ni bile yanıltabiliyor.Kimin nerede oynadığı,tam olarak ne yaptığı belli olmuyor çoğu zaman.Hemen burada ikinci sorunun sorulması gerekiyor:Madem total futbol sistemi değil oyunu kutsuyor,o zaman son yıllarda total futbol fetişizmiyle birlikte ortaya çıkan 4-3-3 fetişizmine ne demeli?Günümüzde total futbol oynamanın tek yolu takımına 4-3-3 oynatmaktan geçiyor adeta.Hemen burada bir soruyla daha zihnimizi iyice bulandıralım:Alex Ferguson'un Manchester'ı total futbol mu oynuyor?Sorunun cevabı evetse,Ferguson'un -tüm dünyada bir bildirge yayımlanmışçasına-uygulamaya konulan 4-3-3 bağımlısı olmadığını aksine klasik diye tabir edebileceğimiz 4-4-2 sistemini benimsediğini fakat buna rağmen her an oyunun içinde kalabilen,deyim yerindeyse "birlikte gidip birlikte dönebilen" bir takım yapısına sahip olduğu gerçeğini göz önünde bulundurmalıyız.Eğer yanıtınız hayırsa,Alex Ferguson'un total futbolist olmadığı halde,total futbolun öngördüğü kompakt bir yapıya sahip,sürekli oyunun içinde kalan,hız ve güce doğrudan bağlı,sağlı-sollu palaşmalara önem veren,kanat organizasyonları dahil çok alternatifli hücum organizasyonlarına sahip bir takım yaratmış olmasını nasıl yorumlayacağız?Üstelik bunu Rooney dışında bir dünya yıldızları olmadan yapıyorlar.Yani Ferguson bir bakış açısına göre total futbola bir ideoloji keskinliğinde bağlı olabilirken,bir diğer bakış açısına göre de çağa ayak uyduramamış bir "dinazor" gibi görülebiliyor.Mesele,total futbol dahil hiç bir kavramı tabulaştırmamakta.


Devamı...

Kelebek Etkisi: Bir Top, 22 ‘Adam’ ve Meydan Muharebesi


GS-FB derbilerinin Saraçoğlu/Sami Yen ayrımı yapılmaksızın benzer formata girdiği artık aşikar. Forumlarda, bloglarda ve gazetelerde (ve gazete altındaki çerez yorumlarda) aynı konular, her sezon özne değiştirerek 2 kez gözümüze sokuluyor. İşin ilginç yanı, son 2-3 senedir nerdeyse her derbi sonrası ortalama 3-4 maç stad kapatılması hikayesinin standartlaşması, ve bunun bize artık normal gelmesi. Kulağa şimdilik biraz aşırı gelebilir ancak, yakında 2 takımın stadları da her sezon 1 maç için kullanılır hale gelecek, derbi sonraları bir sonraki sezona kadar kapanmak suretiyle. Nitekim, 3 sezon önce Sami Yen’deki organize rezil olaylar bir Avrupa Kupası maçında yapılmış olsa, ceza 5 maçla kalmayabilir; aynı şekilde Saraçoğlu’ndaki gibi bir hakemin başı yarılsa, futbolcuların üstüne yumurta, şişe gibi maddeler atılmış olsa, bir yönetici sahaya atılan bıçağı kameranın önünde alıp ceketinin içine saklasa, o takımın sahası tüm sezon Avrupa Kupaları için kapanabilirdi. (Tabi bu durum bize hiç koymaz, Almanya’ya gideriz, Gelsenkirchen’de 60 bin Türk önünde maçlarımızı yaparız, aynı durumun Türkiye içindeki versiyonu da İzmir Atatürk’tür. Sonuçta daha bile çok işimize gelir, bir de UEFA/TFF uçak biletlerimizi ayarlasa şamda kayısı...). Geçen sezonki Sami Yen derbisinin son dakikalarında aklıma ilk gelen Hillsborough ve Heysel olaylarının yaşanması yakındır, ki Heysel olayı, daha önceki İngiliz mimlenmeleriyle beraber tüm İngiliz takımlarına başlı başına 5 sezona mal olmuştur. Böyle bir durumda, saha kapatılması/men edilmesinin etkisinden çok, Kerem’in ‘Hillsborough Faciası Ali Sami Yen Faciası Olur mu?’ yazısında da belirttiği gibi, onuncu senesinde hatırlanacak olay, coşkuyla şunun bunu X-Y skorla yendiği değil de, sus-pus bir saygı duruşu vasıtasıyla fındık beyinliler yüzünden 10 sene önce o gün, Z sayıda vatandaşın hayatını yitirdiği gerçeği olacak. (Aslında sus pus yerine 'Ya Allah Bismillah Allah-ü Ekber' nidaları eşliğinde demek daha olası bir senaryo)


FB yönetimi bu stadı ülkemizde UEFA finali oynanması için mi yaptırdı? Ya da GS yönetimi -afedersiniz- eşşek mi de onca tartışmaya gebe, defalarca ihaleye sunulmuş 52 bin kişilik, Avrupa’nın en konforlu stadlarından birini yaptırmak için bir taraflarını yırtıyor?

Böyle mi devam edecek, dahası her sezon futbol dışı olaylar çığ gibi büyüyecek, yoksa derbi sonrası tekrar futbolun konuşulacağı sezonlar yakında mı? ‘Celebrate the game’ felsefesini Türkçe’ye çeviremeyen (bkz. Volkan’ın Kaybedençekipgiderspor yazısı), rekabet değil de nefretten gücünü alan bir futbol kültürünün parçası olarak pek umutlu değilim, 1.ci şıkkı işaretliyorum.

Devamı...
Blog Widget by LinkWithin

Okuyanlar


View My Stats

  © Blogger template 'Grease' by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP