07 Ocak 2010 Perşembe

Yüzde 95 ve Gönül Rahatlığı ??


"Şu anda görünürde hiçbir sıkıntı yok ve Geremi transferi yüzde 95 bitti. Yani gönül rahatlığıyla Geremi'nin bonservisiyle birlikte bizim oyuncumuz olduğunu söylüyorum"
Ahmet Gokcek



Devamı...

6 Salisede Mac Nasil Doner?





Devamı...

Ediz Bahtiyaroğlu'nun Bozkurt İşareti


Fenerbahçe'nin ilgilendiği söylenen Ediz Bahtiyaroğlu hakkında ilginç bir söylenti var. Ediz'in 21 Ocak 2007'de, yani Hrant Dink öldürüldükten iki gün sonra oynanan maçta attığı golün sevincini bozkurt işareti yaparak yaşadığı söyleniyor. Bahsi geçen gol Ankaraspor - Vestal Manisaspor arasında oynanan kupa maçında atılmış.

Lig TV arşivinden golü buldum ama sevinç kısmı kesilerek gösterildiği için bu söylentiyi herhangi bir şekilde doğrulayabilmiş değilim. Fakat bir çok farklı kaynakta yer aldığı için şimdilik doğru kabul ediyorum. Futbolcunun siyasi görüşü olabilir, zaten doğal olarak olmalı da... Bu konuyla ilgili blogumuzda da güzel bir çok yazı yazıldı zaten. Ama bir katile sembolik de olsa arka çıkan ve dolaylı olarak işlediği cinayeti onaylayan birinin Fenerbahçe formasını kirletmesini şahsen kabul edemem. Bu yüzden Ediz Fener'e gelmesin kampanyasını izninizle buradan başlatıyorum. Gençtir, aklı havalardadır denebilir ama bu kadarı malesef fazla... Düşünsenize eğer Can Arat Fenerbahçe'den ayrılmasaydı belki de bu adamla yanyana maça çıkacaktı. Nasıl bir psikolojik gerilim olurdu siz tahmin edin. Magazin programı bitişi yapalım hadi. Bu sefer golü kendi kalene attın be Ediz..

Edit: Ediz'in bozkurt isareti yaptigi hareketin resmini sonradan buldum ve basa ekledim. Bu konuda daha once eminim bir cok sey yazilmistir, benim gundeme getirme sebebim bu futbolcuyla Fenerbahce'nin ilgileniyor olmasi. Ediz'i daha yakindan taniyan varsa ve bu resmin baska bir aciklamasini yapabilirse yorumlarini bekliyorum.





Devamı...

06 Ocak 2010 Çarşamba

FC Barcelona 1 - Sevilla FC 2: İlk kale çöküyor mu?


İspanya Kral Kupası çeyrek final ilk tur maçlarının en ilgi çekeni şüphesiz bu karşılaşmaydı. Guardiola 6. kupayı da kaldırdıklarında zaten bu sene çok büyük ihtimalle bunu bir daha tekrarlayamayacağız o yüzden tadını çıkarsak iyi olur demişti. Barça için çöküş başladı demek istemiyorum, fakat bu senenin pek kolay geçmeyeceği zaten haftalar öncesinden belliydi; Barça'nın yağ gibi akıcı %80 topa hakim eden oyunu bu sene zaten görülmemeye başlamıştı. Rakiplere kolay kolay 5'er 6'şar gol atılamıyor, Pedro gibi nöbetçi golcülere (!) ihtiyaç duyuluyordu. Maç öncesi kadrolarda defans göbeğinde şu ana kadar hayatlarında hiçbir ciddi maçta beraber oynanamamış Çigri (Chygrynskiy) ve G. Milito (çok ciddi bi sakatlık geçirdi ve 20 aydır futbol oynamıyordu, Barça formasıyla çıktığı maçların sayısı da elin parmağını geçmez) ikilisini, (kalede zaten Pinto oynuyor kupada) önlerinde de derme çatma Marquez-Busquets işbirliksizliğini görünce dudaklarımı ısırmadım değil. Zaten yağmur yağıyordu be 11 euroya aldığım biletim koltuğumun üstünde çatı olmasına yetmiyordu. Önlerindeki ufak tefek Messi ve Iniesta da sağlam ve sert Sevilla defansı tarafından ite kaka kaleden uzak tutulacaklardı. İlk yarı Barça'nin beceriksizce top çevirişleriyle ve iyi oyun kuramamasıyla ve Sevilla'nin 1-2 sinsi atağıyla geçti. Hakem kaleci Palop'un tüm zaman geçirmelerini es geçince ve hiçbir uyarıda bulunmayınca bolca küfür yedi, fakat 2. yarıda sallanan beyaz mendiller (ve de plastik torbalar) eşliğinde seyircilerden duyduğu tepkiler yanında devede kulak kalırdı. (En azından stadda görüldüğü kadarıyla) bazı kritik faulleri görmedi, sürekli pas trafiğinin ortasında durdu (sen git kenardan takip et maçı, i..e hakem!) ve Sevillalıların zaman geçirmelerine fazlasıyla göz yumdu. Oyun kurmada hiç görmediğim kadar çok pas hatası yapan bir Barcelona takımı izledim bu gece, 2. yarıda makinanin ana dişlisi Xavi'nin girmesi bile günü kurtarmaya yetmedi. İbra'da belki "girdivegolünüattı" fakat hangi süperdev takım gol attıktan 1 dakika sonra gol yer ki? Sahanın en kötü oyuncusu Çigri, Capel'i (İbrahim üzülmez stili koşup tutup çekip dripling yapan oyuncu, tabi orta ve şut yeteneğine sahip, ve gencecik masallah) biraz tutup çekince gözüne yağmur damlaları kulağına da küfürler kaçmış olan hakem direk penaltı noktasını gösterdi. Çigri hakkında Lucescu'dan bir demeç gelir sanırım yakında -- ki çift basamaklı rakamlara bu oyuncuyu Barça'ya vermeden önce kendisine kefilim tadında şeyler söylüyordu.

Sevilla gerçekten de çok dirençli oynadı. Barça'ya göre daha çok as takım elemanlarıyla çıktılar (adamım Kanoute yoktu ama olsun) ve zaman geçirip trübünleri karşılarına, hakemi de yanlarına çekip Camp Nou'dan şeker gibi bir zaferle ayrıldılar bu bayram günü. Hakemi pek fazla kurcalamayıp (stadda deliler gibi küfredip sonra eve döndüğünüzde televizyondaki özetlere bakıp aa hakkaten de birşey yokmuş demediniz mi yoksa hiç hayatınızda?) Yenilginin 3 suçlusunu Guardiola, Çigri ve Barça taraftarı olarak sıralama gereği duyuyorum. Guardiola Sevilla gibi bir takımın karşısına çıkardığı bu acemi işbilmez kadroyla, Çigri dizleri titrek ve tek bir pası takım arkadaşına gönderemez oyunuyla, Barça taraftarını da Çigri'yi ıslıkladıkları içın (bir Fenerbahçe taraftarı vs. Deniz Barış/Selçuk Şahin ilişkisini hatırlattı bana, sahi bu 2 oyuncu en uzun süredir FB formasını giyenler mi ne?) ve yağmurda takımlarını yalnız bıraktıkları için sorumlu tutuyorum, sayelerinde kaç senedir ilk defa staddan Barça'nın yenildiğini görerek ayrıldım. Bakalım rövanşta 2 takım da tam kadro çıkıp adamakıllı kapışırlar mı, ve o zaman görür muyuz el mi yaman bey mi yaman? Sevilla seyircisi de çok sağlamdır ona göre...

Not: Fotograf bu maçtan değil tabi ama neler olmuş oyle yahu?



Devamı...

05 Ocak 2010 Salı

Devre Arası İtibariyle Ada'da Genel Görünüm-2


Ada'da zaten bildiğimiz anlamda bir devre arası olmadığını biliyoruz.Hatta Noel tatili sebebiyle ara verildiği bu hafta dahi maç oynandı ligde...Bizim ligimizin oyuncuları yeni yıla turistik mekanlarda girdi ama Britanya Adası'nda futbol yaşantısını sürdüren sporcular 2-3 Ocak tarihlerinde dahi,yoğun kar altında FA Cup maçına çıktılar.Bu gece de ligde eksik kalan maçlardan biri daha tamamlanmış oldu ve Stoke sahasında Fulham'ı ağırladı.Anlattığımız gibi,başlık devre arası dese de bizim amacımız takımların Ocak ayı itibariyle genel görünümlerini ve transfer politikalarını anlatmak.

Yazının ikinci kısmına Liverpool ile başlıyoruz:

Liverpool:Hemen hemen her bölgesinde sıkıntı yaşayan bir takım Liverpool.Agger her ne kadar yeni bir transfere ihtiyacımız yok dese de stopere de bir takviye şart.Sol bekte bu sene sorumluluk çoğunlukla Insua'nın üstünde ancak Insua'nın bu denli büyük bir sorumlulukla baş edebilecek güçte olduğunu sanmıyorum.Ayrıca,aynı sözleri Lucas için de söyleyebiliriz.Aquillani'nin performansına değinmeye ise hiç gerek yok...Torres'in yedeğinin olmadığını da biliyoruz.Böyle bir ortamda,Liverpool için bu sene ilk dört gerçekçi bir hedef gibi durmuyor.Transfer adayları arasında geçen seneden beri listede bulunan Heskey var.Ancak en kuvvetli ihtimal van Nistelrooy gibi duruyor forvette.Orta sahada ise Scott Parker ismi uzun zamandır anılmakta.Yalnız Zola daha önce Parker'ı satmayacağını söylemişti.Bu transferlerin gerçekleşmesi için şart olan paranın nasıl bulunacağını ise Rafa dahil kimse bilmiyor.

Manchester City:Mancini'nin Hughes'den fazlasını vereceğine eminim.Saha kenarındaki duruşu bile her şeyin gösteriyor zaten.Ayrıca Mancini'nin gerçekçi hedefler belirlediğini söylemek lazım.Bunun dışında City'nin geçek anlamda hayal kırıklığı yaratan iki oyuncusu var:Robinho ve Lescott.Bana kalırsa,Lescott'un yeri Everton'du ve bir daha aynı performansı gösterebileceği konusunda şüphelerim var.Robinho konusu ise çok daha basit:Zaten gerçek Robinho bu...Ondan disiplin veya istikrar beklemek ona haksızlık olacaktır.Mancini'nin de bu isimlerin yerine yenilerini almak istediğinin farkındayız.Stoper için ilk aday Upson gibi gözüküyor.City'nin transfer bütçesine göre Upson ortalama bir hedef bile sayılabilir.Ayrıca Mancini'nin eski bir Inter'li olduğunu düşünecek olursak Inter'de rotasyonda kullanılan isimlerin Mancini'den gelen tekliflere sıcak bakacağını rahatlıkla söyleyebiliriz.

Manchester United:Ne Berbatov,ne Nani istenileni verebildi şimdiye kadar.Obertan zaten yeni iyileşti.Owen hala tam olarak eski günlerine dönebilmiş değil.Böyle bir ortamda Manchester'ın puan durumundaki yeri tamamen Ferguson'un eseridir.Yine de,sezon sonuna kadar şampiyonluk yarışının içinde kalmak için hücum bölgesine bir takviye şart.Molde'den mucize ithal etmeye alışmış bünyeler için Mame Biram Diouf yeterli olabilir ama Ferguson her zaman olduğu gibi yine işini şansa bırakmak niyetinde değil...Ben Arfa veya Defour'u gündemine almış.Özellikle Defour'un United'a güç katacağına kesin gözüyle bakıyorum.

Portsmouth:Bırakın transfer bütçesini,oyuncularının parasını dahi ödeyemeyecek durumda Portsmouth.Buna rağmen iyi oynuyorlar.Hala kümede kalma şansları yüksek.Fakat bu transfer sezonunda yıldız oyuncuları onları bırakabilir.Bunun örnekleri şimdiye kadar çok görüldü.Şimde aynı tehlike Portsmouth için gündemde.Zaten 40'lık James yaşına başına bakmadan Tottenham'a göz kırpmamış mıydı geçen haftalarda?

Stoke City:Stoke cephesinde en çok beklenen transfer Beattie-Jason Robets takası.Zaten Beattie artık tamamen kadrodan düşürüldü.Gitmesine kesin gözüyle bakılıyor.Öyle olunca da yerine adam bulmak şart oluyor.Roberts takası dışında ihtimallerin başında Kenwyne Jones geliyor.Stoke rakiplerine göre rahat durumda ve açıkçası bunun haklı ve tatlı rehavetini yaşıyorlar.

Sunderland:Sezonun başından Aralık'a kadar ligin en keyif veren takımıydı Sunderland.Transfer konusunda da rahat gözüküyorlar.Ancak onları en çok düşündürecek konu Kenwyne Jones'in gidişi olacaktır.Jones Sunderland'a tek başına maç aldırabilen bir futbolcu bunun örneklerini bu sene de gördük.O yüzden Jones giderse en az onun kadar iyi biri lazım ki Sunderland bu formunu koruyabilsin.Steve Bruce'nin bu anlamda düşündüğü ilk isimse gayet heyecan verici:Robbie Keane...

Tottenham Hotspur:Tottenham veya Redknapp'ın transfer stratejisi tamamen Ada'nın parlayan isimlerinden oluşuyor.Redknapp fırsatını bulursa Keane ve Pavlyhucenko'yu elden çıkaracak yerlerine Kenwyne Jones ve orta sahayı güçlendirmek için Scott Parker'ı alacak.Yine Dawson'un yerine de Anton Ferdinand veya Matthew Upson isimlerinden birini gözüne kıstırdığını belirtelim.

West Ham United:Transferde kiralık isimlerden başka pek şansı bulnmayan bir hocanın en önemli oyuncularının (Parker,Upson,Green) ise transferin gözdelerinden olması tek kelimeyle şanssızlık.Evet,West Ham cephesinde neredeyse hiç iyi bir şey olmuyor şu günlerde.Diamanti'nin performansını saymazsak...

Wigan Athletic:Roberto Martinez Ocak ayında mutlaka 1 veya 2 yeni isim almak istediklerini belirtti.Bence de Wigan'ın acilen transfere ihtiyacı var.Çünkü bu renksiz futbol anlayışından kurtulmaları gerekir.Bu anlamda hemen her mevkiiye transferin gerektiğini söyleyebiliriz.Ancak takımın belki de iskeletini oluşturan üçlü N'Zogbia,Scharner ve Figueroa'nın diğer takımşların transfer listesinde olması Wigan'ın transfer ihtiyacını ikiye katlayabilir.

Wolverhampton Wanderers:McCarthy'nin zar zor kurduğu bu sistemi iddialı,spekülatif isimlerle bozmaya ne gücü ne de parası yeter.Zaten Wolves için en iyisi böyle kalmaları olur.Çünkü mali problemleri atlatmadan takımı bozmak pek hayırlı olmayacaktır.Sanırım o da bunun farkında.Wolves ayrıca ligin en haddini bilen takımı olarak da dikkatleri çekiyor.


Devamı...

03 Ocak 2010 Pazar

Vicente Calderon´dan Atletico de Madrid-Sevilla Manzaraları & Galatasaray Için 'Scouting'


Dün Madrid'te Atletico de Madrid-Sevilla maçına gitme şansını yakaladım. El Clasico'nun bir gömlek altı sayabileceğim bu müdaledeyi izleyebilmek için Endülüs'ten orta İberya'ya yüzlerce kilometrelik bir yolculuk yapmayı göze aldım.


Öncelikle Vicente Calderon Stadı'ndan başlayalım. Madrid, uçaktan bakıldığında kurak görüntüsü ile Ankara'yı çağrıştırıyor. Vicente Calderon Stadı ise şehre hayat veren Manzanares Nehri'nin yanı başına kurulmuş. Hem şehrin içinde yer alması, hem de 57 bin kişilik kapasitesine rağmen, gecekondu görünümünden sıyrılamaması sebebiyle bana hormonlu bir Ali Sami Yen stadı havasını verdi. Galatasaray gibi, Atletico de Madrid de 1966 yılından beri kullandığı bu stadı yakında terkedecek.

Nehrin, sehir tarafinda kalan Piramides metro duragindan disari adim attiktan sonra, ´Puta Sevilla´ naralari atan kirmizi-beyaz-mavili guruhu takip ederek 5 dakika icinde stada variyorsunuz.

3 tarafi, 2 katli tribun ve localarla cevrili stadin, sadece ´numarali´ diye tabir edebilecegimiz kisminin ustu kapatilmis. Bilet fiyatlari fahis bir sekilde 200 Euro´ya kadar cikan ile bu kisim -adeta sosyal mesaj verircesine- fiziksel olarak diger 3 tribunden ayri insa edilmis, ve dikliginden oturu bir yaliyar havasi veriyor. Stadin harika lokasyonundan oturu muhtemelen kotu giden maclarda bu ´numarali´ kisminda arka tarafa yonelerek nehir manzarasina nazir bir efkar sigarasi tutturulebiliyor.


Stadin dogu tarafindaki kale arkasinin alt kismini ele gecirmis olan ´Ultras´ (Ispanyolca´da fanatikler anlamina geliyor), mac boyunca susmayan tek grup. Miktar olarak benzetme yapmak gerekirse, Ali Sami Yen´de konuk takim seyircilerine ayrilan yer kadar bir bolgeyi isgal etmisler, yani sayi olarak Ultraslan Uni kadar bile degiller.

Tribunlerin geri kalani mac boyunca genel olarak cekirdek citliyor, Ultras disinda proaktif bir grup yok. Ancak, hakem veya rakip takim, matadorluga soyunup tribunleri kizdiracak ufak bir davranista bulununca, tribunler burnundan soluyan binlerce Cabrón/Maricon (tam cevirilerine burada yer vermek istemedigim cinsel icerikli kelimeler) jeneratorune donusup sahadaki oyuncular uzerinde muthis baski olusturabiliyor. Sevilla macinda ozellikle 70. civarinda baslayan bu hareketlenme, once Sevilla´nin 10 kisi kalmasina, sonra da son saniye goluyle gelen Atletico galibiyeti olarak geri dondu. O yuzden GS´in taraftardan etkilenmemesi icin ne yapip edip erkenden 1-2 gol bulmasi gerekiyor. Bu durumda dun oldugu gibi, tum nefret oklarini ilk golde topa bakmakla yetinen Asenjo´nun uzerine yonlendirip, aynen Panathinaikos macinda Galinovic´in yasadiklarini yasattirabilmek sozkonusu.

Sonuc olarak, her yerde ´atesli´ olarak tabir edilse de, Atletico taraftari, uyarilmadigi surece maci sadece ´seyreden´, reaktif bir seyirci toplulugu. Turkiye´deki atesli seyirci gruplari kadar etkili degiller.

Atletico de Madrid´li oyuncular hakkinda az cok bilgimiz var. Hani Reyes, Aguero, Forlan, Simao, Maxi Rodriguez,... diye giden yildizlar toplulugu. O yuzden futbolcular hakkinda tek tek yorum yapmaya pek gerek yok, ancak ciplak gozle maci izlemenin artisi olarak gordugum birkac resmi paylasmakla yetiniyorum.


Ilk sok olarak Aguero´nun oynamayacagini ogrendigim macta forvet hattinin nasil olacagini merak ediyordum. Mac oncesi Atletico´nun web sayfasina girip forvet opsiyonu olarak Forlan ve Aguero disinda kimsenin olmadigini gordugumde, muhtemelen 4-2-3-1 gibi bir taktikle sahaya cikilacagini dusundum. Sahada Forlan´in yaninda daha once altyapidan gelen 1990 dogumlu Ibrahim´i gorunce tum stadda soru isaretleri vardi, ki skorbordda oyunculari tanitan resimler arasinda bir tek Ibrahim´in resminin olmamasi olayi aciklar sanirim. Forlan kadar pozisyona girmese de, Ibrahim´in de tarz olarak -tip olarak zaten andirdigi- Adebayor´a evrilmesi sozkonusu olabilir. Forlan, Galatasaray´in cok cok dikkat etmesi gereken bir oyuncu, kimsenin beklemedigi anlarda, akbaba misali, savunmanin hatalarini kullanarak pozisyona girebiliyor. Asagidaki fotolardan da gorulebilecegi uzere sadece ondeki 2´li ile surekli hucum pres uygulayarak savunmanin dengesini bozulmaya ve bu sekilde Forlan pozisyona sokulmaya calisiliyor.


Nitekim ilk golun boyle geldigini, ve Forlan tarafindan ayni tarzda 2 pozisyonun daha harcandigini soyleyebilirim. Galatasaray savunmasinin bu tarz hatalara gebe bir yapisi oldugu dusunulurse, defansa takviye yapilmamasi halinde Forlan´in her 2 macta da bir veya daha fazla gol atma ihtimali hic de az degil.


2. gol de aynen ilk gol gibi beni kara kara dusundurdu. Nitekim Galatasaray´in (hatta Turk futbolunun) en buyuk savunma zaaflarindan biri kornerlerde adam paylasim sorunudur. Antonio Lopez, tereyagindan kil ceker gibi kendini kaybettirip, bos durumda yaptigi kafa vurusuyla galibiyeti getirdi.


Sahaya dizilise gelirsek, Atletico sahaya klasik Ingiliz 4-4-2 si formatiyla cikti, aynen Sevilla gibi. Hucum yerlesiminde ise 4-4-2´yi, 4-2-4´e kaydirarak, savunmada ise ondeki 2 forvet disinda 8 kisiyle ´men behind ball´ oynuyorlar. Skorun degistigi anlarda bile ne Quique Sanchez Flores, ne de Manolo Jimenez 4-4-2 dizilisinden odun vermedi. (Rijkaard gibi onlarin da B Plani yokmus!!!


Hucumda cok organize ataklar yapan bir yapilari olmasa da, ozellikle orta saha savunmasinda savunma-orta saha arasinda alani daraltip tatli-sert oynayabiliyorlar. Orta sahada iyi top yapan, baski yediginde top kaybetmeyen 1 veya 2 oyuncuya ihtiyacimiz var. Bunlardan biri sezon sonuna kadar Isvec´e geri donmesi ihtimali dusuk olan Linderoth olabilir diye diye dilimizde tuy bitti, ama Tobi´nin sakatliklar bitmedi.

Defansif olarak kanatlardan sorun cekecegimizi sanmiyorum, ancak forvet hatti, Galatasaray savunmasini delik desik edebilir. Bir de Aguero´nun oynama ihtimali oldugunu dusunursek, Abramovic´in kesesine bereket diyesim geliyor.

Defanslari konusunda cok fazla yorum yapmaya gerek yok, nitekim ligdeki durumlari ve yedikleri gol sayisi her seyi net olarak ortaya koyuyor. Blog yazarlarimizdan, ve Ispanyolca cevirmenim Nehir´in bir konusmamizda bahsettigi gibi iki macin da 4-4 gibi abzurd skorlarla bitme ihtimali son derece yuksek. Tabi Avrupa Ligi mac gunune kadar koprunun altindan ne sular akar belli degil.


Devamı...

01 Ocak 2010 Cuma

Devre Arası İtibariyle Ada'da Genel Görünüm-1


Ada'da Premier Lig heyecanı bir haftalığına da olsa yerini FA Cup maçlarına bıraktı.Bizdeki gibi bir "devre arası" anlayışı olmadığı için bu bir haftalık arada,hocaların fiziksel anlamda takımlarına katabilecekleri pek bir şey olmuyor.Fakat bu olumsuzluğun Lig-FA Cup-Carling Cup hatta büyük takımlar için Şampiyonlar Ligi hattında(üstelik bu turnuvaların hepsi devam ederken Afrika Kupası'nın başlayacak olması da takımlara ayrı bir yük oluyor.) her maça aynı oyuncularla kadroya çıkılamayacağı için yedek oyuncuların da her zaman hazır olması ve oynayabilmesi açısından bir avantaj sağladığını söyleyebiliriz.Tabii,böyle bir durumda hocaların takımlarına dair en doğrudan müdaheleleri transfer aracılığıyla oluyor.Ocak'ta açılan transfer sezonu onlar için eksiklikleri kapamanın en kısa ve kökten çözümü gibi gözüküyor.

Kimi takım mali sorunlarla boğuşurken kimi 40 milyon sterline varan transfer bütçesi belirleyebiliyor.Kimi hoca değişikliği düşünürken kimi ise yıldız oyuncuların peşinden koşuyor.Devre arası itibariyle,Ada'da genel görünüm ise şöyle:


Arsenal:İlk yarıda bir kaç kritik puan kaybı yaşasalar da genel olarak iyi bir performans çizdiklerini söyleyebilmek mümkün.Fakat yine de hemen her mevkii için bir takviye şart gibi gözüküyor.En acil bölge tabii ki van Persie'nin bölgesi.Hem yaratıcı hem de golcü bir isim bulmaları gerekecek.Aksi takdirde bal yapmayan arı konumundaki Bendtner ve Eduardo ile şampiyonluk yarışını sürdürebilmeleri güç.Sanıyorum Arsene Wenger de bunun farkında olmalı ki almak istediği isimlerin başında Bordeaux'lü Chamakh ve Wolfsburg'lu Dzeko geliyormuş.
Aston Villa:İlk yarının son anına kadar iyi götürüyorlardı aslında işleri.Ancak son iki maç Arsenal ve Liverpool'a kaybederek bir anlamda rakiplerine puan kaybetmiş oldu.Takımın en büyük artısı hemen hiç sakatının olmaması ve tüm oyuncularının formda olması.Bu yüzden belki de ligin en az transfere ihtiyaç duyan takımı konumunda Villa.Yine de Reo-Coker'in yerine daha yaratıcı ve defansif anlamda daha güçlü bir isim bulabilirse orta sahayı daha da güçlendirmiş olur O'Neill.Heskey'nin peşinde ise sene başından beri hatta geçen sezonun sonundan beri Liverpool'un olduğunu belirtelim.

Birmingham City:Ligin en şanslı takımlarından.Uzak Asyalı sahipleri tarafından 40 milyon sterlinlik bir bütçe ayrıldı transfer için.Bu para McLeish'in kafasındakiler için yeter de artar .Zaten kendisi de Jerome Cameron'un yerine veya yanına iyi bir santrafor almak niyetinde.Takımın ilk altı şansını zorlamasına yardımcı olabilecek Celtic'in yıldızı İrlanda'lı yıldızı Aiden McGeady,Wigan'lı kanat oyuncusu N'Zogbia gibi isimlerin de listede olduğunu belirtelim.

Blackburn Rovers:Hem mali anlamda hem de kadro bakımından ligin en şanssız takımlarının başında geliyor Rovers.Skoru değiştirebilecek ender isimlerinden McCarthy ve Pedersen'in gitme ihtimalleri var.Üstelik McCarthy nüyük ihtimalle ayrılacak gibi gözüküyor.Buna karşılık,Ada'da James Beattie-Jason Roberts takası konuşuluyor.Beattie'nin Pulis'le yaşadığı tartışmadan sonra hiçte uzak bir ihtimal gibi gelmiyor bu takas.Ancak Beattie McCarthy'nin boşluğunu doldurabilir mi?Sanmıyorum...

Bolton Wanderers:Geçen hafta Gary Megson'u kovdular ve hala bir isimle anlaşamadılar ama adaylar arasında en muhtemel isim Burnley'in hocası Owen Coyle.Diğer isimler ise Alan Shearer,Gary Speed gibi sansanyonel isimler.Büyük ihtimalle takımın başına Owen Coyle gelecektir.Fakat Bolton için asıl önemli süreç bundan sonra başlayacak.Ligde kalmaları -henüz çok erken olsa da- çok zor gözüküyor.Bunun için doğru hamleler yapmak şart.Beşiktaş'ın da istediği Guti transfer listesinin ilk sırasında.Klasnic,Davies gibi "veteran"ların yanına Guti'de eklenirse takımın hücum gücü artacaktır.Ancak defansta Gary Cahill dışında ciddi bir isim bulunduğunu söyleyebilmek zor.Defansa da takviye şart.Coyle'nin yapacak çok işi var...

Burnley:Coyle gider mi bilmem ama eğer kalırsa bir veya iki takviyeden fazlasını yapmayacağını söyledi.Son 9 resmi maçını da kazanamayan Burnley'nin kötü gidişi onları ligin sonuna doğru götürebilir bu yüzden orta sahada pas trafiğini hızlandıracak,oyunu Burnley lehine çevirebilecek bir ayağa ihtiyaçları var.Bunun içinde kiralama yoluna gideceklerdir ilk olarak.Çünkü böyle bir oyuncu alabilecek mali güçleri yok.Listenin başındaki isimler Jack Wilshere ve Gareth Bale...

Chelsea:Ancelotti'nin başı belki de hiç olmadığı kadar dertte bu sezon.Hala ligin zirvesinde bulunsa da bunu korumak için takviyeye ihtiyacı var.Chelsea'nin son yıllardaki azalan transfer trendine baktığımızda transferin gerçekleşmemesi ihtimalinin hiçte az olmadığını göreceğiz.Eğer transfer gerçekleşmezse,Ancelotti rezerv takımından oyuncularla bu açığı kapayacaktır.Fakat aynı anda Anelka,Drogba,Essien ve Deco'nun açığını kapamak zor olucaktır.Muhakkak transfere ihtiyaçları var.Listenin başında Agüero var ancak kısa süreli ve hesaplı olması açısından Heskey transferi de gündemde...

Everton:Sezon başından beri transferde sorun yaşayan bir takım Everton.Bu transfer sezonunda da oyuncu satmadıkları takdirde yeni bir isim almaları zor olacaktır.Sezonun başından beri sakat olan Arteta ve Afrika Kupası'na gidecek olan Yobo'nun boşluğunun doldurulması şart.Donovan'ın kiralık olarak geldiğini biliyoruz.Fakat kadronun hala çok ciddi eksiklikleri var.Özellikle defans hattının en az iki oyuncuyla yeniden yapılanması lazım diye düşünüyorum.

Fulham:Ligin istikrarlı takımlarının başında geliyor.Ligdeki durumu da mali durumu da ortada.Fakat transferde öncelikleri forvet hattı ve stoperde.Andy Johnson'un sakatlığı ve Nevland'ın istenileni verememesi bütün yükü Zamora'nın üstüne yıktı.Forvette bir alternatif Hodgson'u rahatlatacaktır.Ayrıca her ne kadar genç Smalling ilk maçında harikalar yaratsa da Hodgson'un bir stopere de hayır diyemeyeceğini biliyoruz.

Hull City:Transferde kiralık isimlere ya da sözleşmesi bitecek olanlara yönelmekten başka çaresi olmayan bir takım daha.Hatta Guardian'a göre Hull City'nin ihtiyacı olan tek şey Jimmy Bullard'ın sene sonuna kadar "fit" kalması
.Hemen her mevkiiye takviye lazım ancak kiralık yada emekliliğe ayrılma arifesinde olan isimlerden başka alternatifleri yok.Bu isimler ise Sol Campbell ve Kris Boyd vs...

Not:Takımların ikinci yarısı yazının okunabilirliği gözetilerek bir sonraki post'a bırakılmıştır.

Fotoğraf Tom Jenkins'in.Sol Campbell'in Arsenal'e geçtikten sonra White Hart Lane'den görünümü


Devamı...

Fenerbahçe'nin Yönetim Hataları - Semih Krizi


Semih'in bugün kendi internet sitesinden yaptığı açıklamaya göre, sözleşmesi kendisinden habersiz bir sene daha uzatılmış. Müzmin yedek, nöbetçi golcü, genç Semih gibi bir sürü lakabı olan Semih de bunun üzerine hakkını aramak için Federasyon'a başvurmuş. Eğer bu haber doğruysa, ki şimdilik kimse yalanlamadı, yönetim kontrat yenileme konusundaki önceki hatalarından hiç ders almamış demektir.

Fenerbahçe klübü her fırsatta kurumsallaşmanın öneminden bahsediyor, fakat takımın ikinci kaptanının sözleşmesini yenilemeyi bile böyle yüzüne gözüne bulaştırabiliyor. Ülkemizde şeklen ciddi görünen bir çok kurumun böyle amatörce hatalar yaptıklarını siyaseti ve ekonomiyi takip edenler biliyordur. Kurumsallaşmak malesef yüz kere 'kurumsalız' diyince kendi kendine olmuyor. Yaptıklarınız dediklerinizi yalanlarsa uluslararası alanda da ciddiye alınmanız zorlaşır. Bu bakımdan malesef Fenerbahçe Türkiye'nin bir aynası!

Konuya dönersek, dikkat ederseniz dünya futbolunda yıldız futbolcular neredeyse hiç bir zaman bedelsiz transfer olmuyorlar. Klüpler bu futbolcular hakkında uzun dönem planlama yapıp, haklarını vererek 5-6 senelik sözleşmeler imzalıyorlar. Eğer bu yıldız futbolcuya biri talip olursa da çatır çatır bonservisini ödemek zorunda kalıyor.

Fenerbahçe son dönemde iki 'yıldız' oyuncusunu (Tuncay ve Aurelio) bedelsiz olarak kaybetti. Ozellikle Aurelio olayı Fenerbahçe'ye çok zarar verdi. Çünkü sözleşmelerin tek taraflı uzatılması her ne kadar Türkiye'de kabul görse de uluslararası alanda sorun yaratıyor. Nitekim sonunda Tahkim kurulu da Fenerbahçe'nin aleyhinde karar verdi. Semih'in sözleşmesinin habersiz uzatılması, Aurelio hikayesinden sıfır ders alındığını gösteriyor. Bunun dışında oyuncuya yapılan saygısızlık da cabası. Fenerbahçe'de sözleşme yenilemeden kim sorumluysa birilerine hesap vermesinin zamanı geldi.


Devamı...

31 Aralık 2009 Perşembe

2009 Bilançosu: Teşekkürler Borges, Stalker, Sirevo, ArsenalTürkiye, Bolat ve Diğer Başlığa Sığmayanlar

Yeni yıla girmemize saatler kala, yılın bilançosunu yapmak yerine gönlün bilançosunu yapıp gelecek seneye ruhen ferah girmeye karar verdim. Aşağıdaki teşekkür listesini yayınlamayı o yüzden borç bilirim:

* THE OGE BROS
Bu blogu kuran ve bizim de yazmamız için bir yer açan arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Şu an ikisinin de yurtdışında olduğunu düşünüyorum (Gerçi Gökçe gelmiş de olabilir, takip edemiyorum) o yüzden onlara benden 2 ile 7 saat sonra girecekleri yeni yılda mutluluklar biliyorum.

* Blogda beraber yazdığım arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Aslında çoğu benim ortaokul ve liseden beri sınıf arkadaşım fakat yeni gelenler de yaptıkları katkılarla hiç yabancılık çekmediler. Özellikle Kieran yazdığı yazılarla özel bir teşekkürü hakediyor.

* Bir blog yorumsuz olmaz tabii ki... Bazen biz kendi aramızda yorumladık yazılanları, bazen de sizler katıldınız ve emin olun yazdığınız her yorum müthiş değerliydi. Blogger sayfamı her refresh ettiğimde "x sayıda yorumun kontrol edilmesi lazım" lafını duyduğumda müthiş heyecanlanıyordum. Blog'u izleyen ve yorum yazan herkese teşekkürü bir borç bilirim fakat aradan özellikle üç kişiyi de anmamam izin verin lütfen: SirEvo, Bolat ve Stalker... Gerek yorumlarınız gerekse duruşunuz bizim için çok değerli oldu. Yazılarımızın değerini bir parça da sizler arttırdınız, bu anlamda bütün ekip adına sizlere ve diğer yorumculara teşekkür etmeliyim.

* Ve tabii ki, artık kardeş olduğumuz bloglar... Bir Beşiktaş taraftarı olarak özellikle iki blogun adını buraya yazmak lazım: Gayin-Sin ve Ortega... Galatasaray ve Fenerbahçe hakkında hem doyurucu hem de keyifle takip edilen yazılar yazdılar. Özellikle Ortega benim için özel bir blog çünkü üzülerek söylüyorum Fenerbahçe bloglarında ne yazık ki yeterli tarafsızlığı bulduğumu söyleyemiyeceğim, Ortega bu bağlamda önemli bir blog, umarım her geçen gün yazılarını daha da iyi seviyeye getirir.

Bunun dışında özel teşekkürü borç bildiğim bloglar, Stalker'ın blogu ve Arsenal Turkiye. En deger verdigim iki takım hakkında yazı yazarken aynı zamanda sadece taraftarlığı değil öğrenmeye de devam ettiğim için bu iki blog kişisel övgümü hakediyor.

* Özel teşekkürler ise daha kurumsal bazda tanıştığım ya da uzakta oldukları için birebir teşekkür etme fırsatı duymadığım kişilere: öncelikle blogidmanyurdu ve futbloglar ekibine teşekkür etmeliyim, sayelerinde yazılarımız artık daha fazla insana ulaşmakta. Barış'a ayrıca özel bir teşekkürü borç bilirim, düzenlediği toplantı sayesinde tanımadığım pek çok blogger'ı tanımış oldum. Ayrıca özel olarak, Borges'e de teşekkür etmek lazım; her zaman bizim blogu destekledi ve daha da güzeli yazılarıyla geri döndü. Artık bundesliga yazarken referans alabileceğim bir blogum var...

* Borges gibi blog top 10'u yapmak istemiyorum çünkü haddime değil, fakat samimiyetle söylemem gerekirse 3 blogun takipçiyim: Stalker, Borges ve Arsenalturkiye... Uzgunum listede bilinen bloglar yok amam bunlar da cok güzel be abi....

Burada adı geçmemiş fakat yeri gönülde sağlam olan herkese de mutlu yıllar... Gelecek sene de bizleri ve diğer blogları izlemeye devam edin.

Arkadaşlar sonuçta bu blog bambaşka bir hikayeden başladı, o yüzden bizim için tabiri caizse dışardan yazan herkes o kadar ilgi odağı oldu ki bunu kelimelere dökmem mümkün değil. Sonuçta biz 3 farklı kıtaya dağılmış dostların birbirleri ile iletişim kurduğu bir organizasyon olarak başladık bu işe ve gariptir takip edilen spor bloglarından biri olduk. Bu bağlamda yorum yazan ve okuyan herkese teşekkürler...

Bu da 2010 için naçizane hediyem olsun, Tellier'den La Ritournelle.... Bırakalım aşk kazansın...








Devamı...

30 Aralık 2009 Çarşamba

Teşekkürler Sergen



Sergen Yalçın A2'deki görevini bırakırken Marmara grubundaki puan tablosu. Naylon staj yaptı, işini zaten ciddiye almıyordu diyenlere sanırım en iyi cevabı takımın başarısı vermekte.

Cumali, Necip, Ali ve Can gibi farklı mevkilerde son derece yetenekli oyunculara sahip A2 takımı sadece Beşiktaş'ın değil Türk futbolunun da geleceği olmakta.

3-1 yendikleri Kasımpaşa maçı sonrasında, genç oyuncular hocalarına bırakmamaları için baskı yapmışlar. Nasıl yapmasınlar ki, şu an kendilerinin top koşturduğu alt yapıdan son 20 yılda çıkan en büyük oyuncunun kanatları altında geleceğin Beşiktaş'ı yaratılıyor, fakat başka sebeplerden ötürü bu güzel ilişki sona ermek zorunda kalıyor.

Olsun, Serpil Hamdi Tüzün'ün öğrencisi olarak Sergen Yalçın, hem hocasına hem de yetiştiği klübe vefa borcunu fazlasıyla ödemiştir. Beşiktaş yönetiminin yapması gereken, bu oyuncuları ucuz takaslarda heba etmeden, A takımın içine monte etmenin yöntemlerini bulmasıdır.

Teşekkürler Sergen Yalçın, saha içinde ve kenarda yaşattıkların için...




Devamı...

29 Aralık 2009 Salı

Bellamy Yeniden mi Doğuyor?


Dün akşam Wolves-City maçını izlerken uzun süredir görmediğim bir isimle karşılaştım: Craig Bellamy. City'nin çılgın transfer harekatı sırasında herhalde en sessiz sedasız gerçekleşen transfer Galli forvetinki oldu. Mancini'nin başa geçmesi ise, Adebayor-Robinho-Tevez-Santa Cruz gibi isimlerin arasından sıyrılıp ilk onbirde tekrar sahaya çıkması, City kadrosunda ciddi değişikliklerin olacağına işaret.

Dün akşam Bellamy bu şansı iyi kullandı. Wolves, evinde oynamanın verdiği rahatlıkla açıldığı zamanlarda, Bellamy özellikle soldan içeri topla yaptığı koşularla defansı ilk yarıda çok zorladı. Defansı diğer taraftan zorlayan bir başka oyuncu da Carlos Tevez'di. Nitekim, ilk gol bu ikilinin işbirliği sayesinde geldi: Bellamy'nin kanattan taşıdığı topa, Tevez zor bir vuruş yaparak takımını öne geçirdi. Bu golden sonra da rahatlayan City, maçı 3-0 kazandı.


Bellamy'yi pek çok futbolsever, yıldızının parladığı Newcastle döneminde tanıdı. Shearer son dönemlerinde, artık fiziğinden çok aklıyla oynayan usta golcünün yanında Bellamy hızı ve yıpratıcı koşuları ile Shearer ile iyi bir ikili olacağının sinyalini vermişti. Bir forvet oyuncusu olsa da, kanatlardan bindirme yapmayı, koşularla defansın dengesini bozmayı seven tipik bir İngiliz futbolu ürünü açık oyuncusu Bellamy. Fakat, üst düzey İngiliz futbolcuların pek çoğunda görülen saldırgan kişilik ve skandal yaratma becerisi Bellamy'de de fazlasıyla var ve bu da şu ana kadar oyuncunun potansiyelinin hep altında performans göstermesine sebep oldu.

Nitekim, başarılı şekilde süren Newcastle kariyerenin bir anda bitmesinde de bu kişiliği etkili oldu. Robson döneminde coşan Bellamy, Robson'ın yerine gelen Souness ile hiç bir zaman başarılı bir ilişki kuramadı. Arsenal ile oynanan maç öncesi, Souness'ın onu sağ kanatta oynama isteğine karşı çıkan Bellamy, sakat bahanesi ile maça çıkarılmadı. Fakat maç sonrası yapılan basın toplantısında Souness, Bellamy'nin kendisi takımın başında olduğu sürece bir daha asla Newcastle forması giyemeyeceğini açıkladı. Bu olayın hemen ertesinde de, Galli oyuncu apar topar Celtic'e kiralanarak bir nevi sürgüne yollandı.

Bellamy, sürgünde de rahat durmadı. Bu sefer de, takımın kaptanı ve sembolü olan Shearer'a, FA Kupası'ndan elendikleri akşam hakaretler içeren sms'ler gönderdi. Bellamy sonradan bu olayı hep inkar etse de, yönetim ve camia için kutsal kabul edilen bir isme sataşması, Newcastle defterini bir daha açılamamak üzere tamamen kapadı.

Sırasıyla, Blackburn, Liverpool ve West Ham'e giden galli golcü, hiç bir zaman -Blackburn'deki kısa bir dönem hariç- eski formuna ulaşamadı. Fakat, oyun stilinin İngiliz ligi için tam biçilmiş kaftan olması, pek çok teknik direktörün kadro genişliği bağlamında Bellamy'i takımında görmek istemesine yol açıyordu. Bu yüzden, transfer değeri hiç bir zaman da düşmedi. Son City transferi de dahil olmak üzere, gerçekleştirdiği bütün transferlerde ödenen toplam bonservis bedelinin 47 milyon sterlin'i bulması da bunun kanıtı.

Bellamy şimdi 30 yaşında. Fiziği ile oynayan pek çok oyuncu için 30 yaş kritik bir dönemi işaret etmekte. Eğer ciddi bir sakatlığı olmazsa, 2-3 sezon da üst düzey oynayabilir. Mark Hughes, Bellamy'e inanıyordu, sanırım Mancini de benzer şekilde hissetmekte. Galli düşen de, kaybolan zamanı geri alamayacağına göre önünde 2-3 sezonu en iyi şekilde değerlendirmek. City'nin bütün yabancı transferleri içinde, taraftarı tarafından benimsenecek Britanyalı bir ikona ihtiyacı var. Barry, Wright-Phillips ve belki de Bellamy'den zaten en çok beklenen şey de bu: bütün o yıldız isimlerin arasında bir Terry ya da Lampard gibi sembol ve lider olmaları.

Devamı...

2010'a Girerken Bitmesini İstediğim Geyikler İlk 5


1. Milli Takıma Yerli Hoca mı Yabancı Hoca mı Gelsin?
Bence hiç gelmesin, 70 milyon zaten gelecek olandan daha iyi biliyor bu işi!

2. Rijkaard'ı küçümsemek...
Başarısız olabilir tamam da, küçümsemeyelim artık ya! Gören de, yan bakkalın futbol oynamamış çırağı Galatasaray'ın başına geçmiş sanır. Ben de koşulsuz fanatiği değilim adamın fakat gelişmeleri en az sizler kadar merak ediyorum.

3. Total Futbol mükemmel bir şey ya!
Karşı tarafın da en çok tutunduğu argüman bu cümle aslında. Sanki bütün dünya total futbolla doğdu, onunla büyüdü; total futboldan önce futbol oynanmıyordu hiç, sonra dahi Hollandalılar geldi, herşeyi değiştirdi. Valla içimdeki Cruyff sevgisini tükenme noktasına getirdiniz, tebrikler. (Fakat avatarım değişmeyecek)

4. Alex katsayısı
Sanırım bunu literatüre Sinan Engin soktu, fakat kuyuya atılan taş misali kimse çıkarmaya da vakıf olamadı. Adamın futbol kariyeri birkaç seneye sona erecek, hala gelen her yabancıyı Alex ile kıyaslıyoruz. Alex ile kıyaslananların toplam performansı da 1 Alex etmedi ya, o da ayrı bir konu...

5. Tangocular, Sambacılar...
Ve spor basınının yüzyıllardır kullanmaktan sıkılmadığı bütün klişeler.

Devamı...
Blog Widget by LinkWithin

Okuyanlar


View My Stats

  © Blogger template 'Grease' by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP