30.04.2009

Turkcell Super Lig'de Playofflar (mi acaba?)

ABD'deki hemen hemen her spor dalinda sampiyonlar, playoff adi verilen ve normal sezon sonunda gerceklesen seri maclarla belirleniyor. Bu sistem NBA, NHL, MLB'nin yaninda, Amerika'nin futbol ligi MLS'te de uygulaniyor.
Normal sezon sonundaki puan tablosuna gore siralanis, bu playoff serilerinde, puan olarak yukardaki takimlara ev sahipligi avantaji getiriyor. Bu sistem Turkcell Super Lig'de uygulanamaz mi?
Ben bizim ligde bu playoff sistemini gormeyi cok isterim acikcasi. Neden diye soracak olursaniz... Bir kere bence ancak boyle adaletli bir yarisma ortami kurulmus olacak. Ornegin Sivas'ta kisin karla kapli bir zeminde oynayan bir takimla, yaza dogru guzel bir zeminde oynayan bir takim esit sartlarda mucadele etmis olmuyor. Ikincisi sampiyon olmayi hakeden takim bence 3-4 maclik playoff serilerinde karsilastigi takimlara bariz bir ustunluk kurarak sampiyonlugu haketmeli. Ligimizde sikca gorulen hakem hatalarinin puan tablosuna etkisi bu sekilde minimuma iner. Ustelik bu playoff serilerinin yayin haklari her sene basinda yeni ihaleler acilarak yayinci kuruluslara verilirse, bundan gelecek ek gelir de ilk sekizde yer alan kuluplerimize Avrupa'da mucadele edebilmek icin de buyuk bir guc saglar. Bir baska deyisle Turkcell Futbol Ligi'nin marka degeri artar bu sistemle.


Bu sistem ilk sekizde yer alan takimlar icin sampiyonu, son 6'da yer alan takimlar icin de ligden dusecek 3 takimi belirlemek icin kullanilabilir. Bence ligimize buyuk bir renk ve heyecan katabilecek bu sistem icin siz ne dersiniz???
Devamı - Turkcell Super Lig'de Playofflar (mi acaba?)

Çivili Krampon


Blogumuzun şeklini güncelliyoruz. Lütfen alıcılarınızın ayarıyla oynamayın. Çok kısa süre sonra yeni şeklimizle karşınızdayız...


Devamı - Çivili Krampon

Adriano Flamengo'da...


Bu transfer ozellikle sezon basinda Ronaldo'yu Corinthians'a kaptirarak taraftarlarini hayal kirikligina ugratan Flamengo yonetimi icin cok buyuk onem tasiyor, zira Ronaldo cocuklugundan beri Flamengo'da oynamak istedigini ve Brezilya'ya donusunde ilk tercihinin Flamengo olacagini uzun zamandir medyaya acikliyordu, fakat ne olduysa oldu-burada sponsorlara suc atan Flamengo taraftarlarinin yaninda cesitli komplo teorileri Brezilya'da hararetli sekilde tartisilmaya hala devam ede dursun-Ronaldo (Sisman Fenomen), ani bir operasyonla Corinthians formasi giyecegini acikladi...Bu gelismeler Brezilya'da sezon baslagicinda Flamengo acisindan hem bir prestij kaybi hem de taraftarlar icin hayal kirikligi yaratmadi desem yalan olur.
Hal boyle olunca, madem Ronaldo olmadi bari Adriano'yu kacirmayalim diyen Flamengo yonetimi bu sefer isi saglama almis gibi. Adini aciklamadiklari sponsorlarinin da yardimiyla Adriano'yu tekrar Flamengo'ya (ki Adriano'nun futbol arenasina ciktigi kluptur ayni zamanda) getirmeye cok yakinlar. Imzanin Carioca eyalet sampiyonasindaki son karsilasma olan Botafogo-Flamengo macindan sonra atilmasina kesin gozuyle bakiliyor...Transferi mumkun kilan belki de Adriano'nun Brezilya medyasina yaptigi su onemli aciklama oldu; "Futbol'a donersem bu sadece ve sadece rubro-negro (kirmizi siyahlarin) formasi altinda olur." Bu aciklamanin akabinde Flamengo taraftari Adriano'nun ismini Maracana'da anarak yonetime bu transferi ne kadar istediklerini belirttiler ve zira sonunda muratlarina erecek gibiler...
Devamı - Adriano Flamengo'da...

Seni böyle hatırlayacağız Sedat...

Galatasaray ve Fenerbahçe'de de oynamış önemli bir milli oyuncuyu çok talihsiz bir hastalık nedeniyle uzun süre kötü günler geçirdikten sonra kaybettik. Her ne kadar kulüpler maddi manevi destek olmaya çalışsa da, pek fazla çaresi olmayan bu hastalığa karşı koyamadı. Diyecek pek birşey yok. Başımız sağolsun... Seni hep bu şekilde hatırlayacağız Sedat.
Devamı - Seni böyle hatırlayacağız Sedat...

Büyüklük mü yoksa Hantallık mı?

"Tesis yapınca çağdaş olunacağını sanmak ile, çöle gökdelen, denize ada yapınca dünya şehri olacağını sanan Dubai mantığı arasında çok da fark yok. İkisi de görünür olana yatırım yapmak istiyor, görünür olsun, görkemli olsun ki namımız yürüsün. Bilimsel tavra, iktisadi yapılanmaya geçit yok, çünkü onların reklamı hemen yapılamaz. "

Ligin tepesindeki üç takım da "büyük" değil. Sivas'ın zaten böyle bir iddiası olmadı. Trabzon görünüşe göre artık "büyükler"den sayılmıyor. Beşiktaş da nedense "büyük" sayılmayınca bazı "büyük" klüb taraftarlarının hoşuna gidiyor. Farkında mısınız, büyük takımlarımız azalıyor, ve biz ligde kaliteden bahsediyoruz. Belki de büyüklük değil artık onlarınki hantallık, değişen şartlara cevap veremiyorlar. Tesis yapınca çağdaş olunacağını sanmak ile, çöle gökdelen, denize ada yapınca dünya şehri olacağını sana Dubai mantığı arasında çok da fark yok. İkisi de görünür olana yatırım yapmak istiyor, görünür olsun, görkemli olsun ki namımız yürüsün. Bilimsel tavra, iktisadi yapılanmaya geçit yok, çünkü onların reklamı hemen yapılamaz.


Türkiye liginin 2 büyük ekibi yavaş yavaş ligin 2 büyük uruna dönüşüyor. Büyümelerini kontrol edemiyorlar, hakimiyetlerini yitirmiş durumdalar. Farkındaysanız, Fenerbahçe yönetimi yıllardır tek adamlıkla devam ediyor, Fenerbahçe kalmadı artık sadece Aziz Yıldırım ve ona biat edenler var. Galatasaray'da zaten kuruluş yapısından kaynaklanan liselilik durumu var, sırf bir okuldan mezun oldukları için Türkiye'nin her yerinde taraftarı, derneği, organizasyonu olan bir klüp üzerinde tahakküm haklarının olduğunu düşünüyorlar. Dünyadaki bütün klüpler yapılarını kökten değiştirirken bu iki klüp son 50 yıldır neredeyse aynı şekilde yönetiliyorlar. İsimlerin ve futbolcuların yaldızlı adları sizi aldatmasın, kazıyınca hepsinin altından mahallenizdeki esnafın hesap defteri çıkıyor.

"Türkiye liginin 2 büyük ekibi yavaş yavaş ligin 2 büyük uruna dönüşüyor. Büyümelerini kontrol edemiyorlar, hakimiyetlerini yitirmiş durumdalar."

Bu takımların ligdeki halleri aslında kısa vadeli bir süreç değildir. Anadolu klüpleri daha küçük olmanın getirdiği esneklikle çok daha cesur kararlar alabildiler, büyük camiaların sahip çıkmadığı kişilere de sahip çıkıp önlerini açtılar. Klüp yönetimlerinde hala onların da tek adamlık var, fakat bunun sebebi aslında alternatifsizlik, eminim ki bu klüpler camia olmayı becerdikçe bundan da sıyrılacaklar, hatta belki de Türkiyeye bazı yönetim modellerini bu klüpler getirecek. Eğer Serdar Bilgili başkanlığa devam etseydi, şu an büyük olasılıkla bir Beşiktaş Devrimi'nden bahseder olurduk. Demirören yönetimi döneminde bu konudan ciddi tavizler verildi, o yüzden de Türk futboluna liderlik etme rolü şu an ıskartaya çıktı. Talip çok gibi, fakat Sivas - Trabzon ikilisi de daha buna hazır değiller.

Türk futbolunda kalitesizlikten bahsedilecekse, o yüzden asıl suçluyu yukarda aramak gerekiyor. Dünyanın bütün profesyonel liglerinde durum aynıdır, büyük olarak tabir edilen takımlar futbolun kalitesini ve oynanma biçimini belirlerler. Sizce Türk teknik direktörler arasında tartışmasız en iyi futbolu oynatan Ersun Yanal'a niye bir takım bulamıyoruz hala? Başka bir ülkede olsa, Yanal 5 yıl aynı takımda kalabilir, sonra da futbol dahisi ilan edilir. Bizde ise, arkasına teneke takılıp gönderiliyor. Yanal olayı sadece Trabzon camiasının sorumluluğunda değildir, "büyükler"in de parmağı vardır. Çünkü onların doymak bilmeyen iştahlarına kurban giden daha çok takım ve teknik direktör olacaktır. Peki büyüklere sormak istiyorum, bunca yıl beslendiğiniz bu lige 100 küsür yıllık tarihinizde ne kattınız? Bir Uefa Kupası ve onun yanında bonus olarak gelen bir adet Süper Kupa. Peki bu muhteşem gelişmenin bir faydası oldu mu?

Soralım bakalım:
1-Kupayı kazanan takım ihya oldu...
Galatasarayın bitmeyen borçları o günlerden kalan tek yadigar oldu.
2-Çok kaliteli oyuncular ligimize gelmeye başladı...
Evet kaliteli oyuncular geldiler, fakat bu oyuncular geldiklerinde, ya çok yaşlıydılar, ya da Avrupa kariyerleri inişe geçmişti. İkisi de değilse, psikolojik problemleri vardı. Paralarını aldılar, oynarmış gibi yaptılar sonra da çekip gittiler.
3-Ligin kalitesi arttı, oynanan futbol güzelleşti...
Farkındaysanız, Premier Lig maçları bizim SüperDüper Lig'den daha çok seyrediliyor artık. Kalite mi dediniz duyamadım? Size o zaman son oynanan "dünyanın en büyük derbisini" hatırlatayım.
4- Avrupa'da takımlarımız başarıdan başarıya koştu.
Evet o kadar başarılı olduk ki, Fenerbahçe'nin Şampiyonlar Ligi'ndeki başarısını bile kupa kazanmadığı halde, UEFA kupasından daha büyük bir yere koymaya çalıştık. Tarih kazananları yazar dostlar, son dakkada kaybedenleri değil.

Sonuçta, 2000lerin başında yakalanan bu rüzgar da bitince, Türk Futbolu kendi başına kaldı. Kendi büyüklerimiz, kendi ligimiz ve bir türlü beğenilmeyen hakemlerimiz ile.

Fenerbahçe ve Galatasaray, büyükmüş... Tebrikler aynen devam, bırakın bizim gibi başka takımların camiaları sizlerin yanında küçük kalsın, böylesi çok daha güzel.
Devamı - Büyüklük mü yoksa Hantallık mı?

29.04.2009

Manchester United 1 Arsenal 0 / Herşey Emirates'e Kaldı


"Acımasız baba Wenger'in hayattaki tek problemi Manchester United ve Alex Ferguson. Arsene Wenger Premier Lig'in son 30 yılda gördüğü en büyük hoca olabilirdi, eğer Sir Alex Ferguson dünyaya gelmemiş olsaydı. Belki de Wenger'i Ferguson kadar büyük yapan detay da bu, asla O'nun kadar başarıya ulaşamamak, fakat O'na rağmen yine de az da olsa şampiyonluk ve kupa kazanabilmek."


Bizim babalarımız çocuklarına pek kıyamaz. O yüzden de çocuklar 18 yaşını geçse de,para da kazansalar, evden evlenmedikçe ayrılanına çok sık rastlanmaz. O yüzden bizim gençler biraz geç olgunlaşır, hani tabir doğruysa, yaşlı bedenlerde genç kafalılar toplumuyuzdur o yüzden. Avrupa ve Amerika'da ise durum farklıdır. Gençler 16 yaşından itibaren toplumun üreten bir bireyi olarak şekillenmeye başlar, genelde de 18 yaşları civarında da evden bir daha hiç dönmemecesine ayrılırlar. Onların babaları daha mı az şefkatlidir de bunu yapar? Sanmıyorum, erken yaşta çocuklarının olgunlaşmasını ister. Bunun için düşecek, acı çekecek hatta küçük düşeceklerdir ama olsun sonuçta tecrübe getirirse insanı bir yere getirir. İşte bu akşam maçta gördüğüm ilk resim buydu; Baba Wenger çocuklarını arenanın ortasına atmıştı. Fabregas'ın kaptan sayıldığı bir takımın oyuncuları bugün Şampiyonlar Ligi Yarıfinal ilk maçına çıktılar. Karşılarında, spikerin yalancısıyım, toplamda 90 kupa kazanmış bir 11 vardı sahada. Arsenal 11'inin toplam kaç kupası vardı? Eski ManU'lu Silvestre'yi saymazsak 10 tane bile etmez. İşte size hayatın ilk dersi, hiç bir zaman adil şartlarda mücadele etmeyeceksiniz!

Acımasız baba Wenger'in hayattaki tek problemi Manchester United ve Alex Ferguson. Arsene Wenger Premier Lig'in son 30 yılda gördüğü en büyük hoca olabilirdi, eğer Sir Alex Ferguson dünyaya gelmemiş olsaydı. Belki de Wenger'i Ferguson kadar büyük yapan detay da bu, asla O'nun kadar başarıya ulaşamamak, fakat O'na rağmen yine de az da olsa şampiyonluk ve kupa kazanabilmek.

Maçın ilk 11lerindeki 2 sürpriz Giggs ve Berbatov'un sahada olmayışıydı. Sahayı, maçtan önce sulayan United, Rooney Tevez ve Ronaldo üçlüsü ile kısa paslar ve hızlı sirkülasyonlarla Arsenal defansını çözmek istiyordu. Maçın ilk 10 dakikasında Arsenal defansında alarm sinyalleri verilmişti çoktan. Fakat ilk ciddi pozisyon dk. 16'da Tevez ile geldi. Arsenal, United'ın 3 forvet + Anderson Flatcher Carrick destekli ekibinden ürktü, Adebayor'a destek vermesi gereken Wallcott ve Nasri kanatlarından pek de çıkamadı. Fabregas da ortasahada kendi yarısahasına yakın oynamayı tercih etti. Açıkçası bu taktik, kendisinden üstün bir takım olan United'a karşı yaradı. Fakat golün erken gelişi ile, Fabregas hücumda daha çok yük almaya çalıştı. Kaleye çekilen ilk Arsenal şutu 26. dakikadaydı, golden 10 dakika sonra. İlk yarım saate bakınca zaten maç çoktan bitmiş gibiydi, Arsenal 1-0 geride olmasına rağmen sadece bir cılız şut atmış, kalecisi ise 4. kurtarışını yapmıştı. United'da ilk yarı çok öne çıkan bir oyuncu olmadı, taktiksel olarak kurulan üstünlük ilk yarı boyunca devam etti, bir tek Evra etkili değildi, Carrick ve Fletcher iyi oynadılar. Vidic ve Ferdinand ikilisi yine adam geçirmedi.

İkinci yarı da, ilkinden çok farklı başlamadı, Arsenal biraz daha istekli gibiydi, Fabregas ve Nasri Adebayor'a yardımcı olmaya çalışıyorlardı. Fakat Adebayor'un aldığı topları dikine atacağı bir oyuncu bulunamaması ve Nasri'nin ağırkanlılığı, Arsenal'in istediği etkinlikte oynamasını engelledi. Nasri müthiş yetenekli bir oyuncu olmasına rağmen, benzetildiği Zidane'a göre çok ciddi bir kusuru var; Zizou'ya top geldiği zaman, Zizou tempoyu arttırarak oynardı, Nasri ise top ayağına gelince tempoyu yavaşlatıyor. Zidane'a benzetilmek kolay sanırım, fakat onun gibi olmak bambaşka bir olay.

"Futbol, hayattır diyoruz ya, belki de bazen, futbol hayatın da üstüne çıkabiliyor. Bir zamanlar savaşan iki ulustan birisi kendi evinde oynayan diğerinin bir evladı için, düşman ülkenin adıyla tezahürat yapabiliyor. Büyüklük her zaman kupayla olmuyor işte, zarafetin yoksa büyüklük sadece hantallıktır tek başına."

Nasri ve Walcott kaçamazlarken, United tarafında da sıkıntılı olan hücum hattına takviye 67. dakikada çifte değişiklik ile geldi; beklediğim adamlar Giggs ve Berbatov oyuna girdi. Giggs, yılların getirdiği memuriyet refleksi ile sol kanatı kaparken, Berbatov içeriye, Rooney sağ kanata, Ronaldo da Berbatov arkası "serbest takılma" görevlerinin başına geçti. 1-0 öyle bir skordu ki, ne United'a ne de Arsenal'e yarıyordu, Arsenal de Walcott'u oyundan alıp Berndner'i soktu karşılık olarak. 82. dakikada Adebayor da oyundan çıktı; yorulup aslında hiçbir yapamamıştı. Oyunun son dakikaları ve uzatmalar yüksek tempo ile geçti fakat pek pozisyon çıkmadı.

Sonuçta maç tam da Alex Ferguson'un dediği gibi defans oyuncularının belirlediği bir maç oldu. Fakat benim aklımda kalan detay, kaleci Almunia ile çarpışıp yere yığılan Tevez'e United seyircisinin "Argentina!" diye tezahüratı oldu. Futbol, hayattır diyoruz ya, belki de bazen, futbol hayatın da üstüne çıkabiliyor. Bir zamanlar savaşan iki ulustan birisi kendi evinde oynayan diğeri için, düşman ülkenin adıyla tezahürat yapabiliyor. Büyüklük her zaman kupayla olmuyor işte, zarafetin yoksa büyüklük sadece hantallıktır tek başına.

Maçın olmazsa olmazı : Rio Ferdinand
Maçın olmazsa da oluru : Patrice Evra
Maçın olamaz böylesi: United Taraftarı'nın Argentina tezahüratı
Devamı - Manchester United 1 Arsenal 0 / Herşey Emirates'e Kaldı

Alex Deivid Kavgasi


NTV Spor'dan Loran Vayloyan'in haberine gore Alex ile Deivid'in arasi 3 aydir oldukca bozukmus ve hatta son zamanlarda kopma noktasina gelmis. Sebebi eslerinin arasinda cikan bir kavgaymis ama bunun detaylarini henuz bilmiyoruz (aslinda bilmemize pek gerek yok sonuclarina bakalim). Ilginc olan, bu haberin Fenerbahce sampiyonluk yarisindan tamamen koptuktan sonra ortaya cikmasi. Buyuk ihtimalle yonetim bu soguklugu once takim icinde halletmeye calisti ve basin mensuplarindan ozenle sakladi. Fakat Fenerbahce icin lig bitince, alin ne haliniz varsa gorun diyerek bu bilgiler bir sekilde basina sizdirildi. Deivid'in son zamanlarda hem yonetimin hem de seyircilerin gozunde hic bir kredisinin kalmadigi biliniyor. Alex'ten vazgecilemiyecegi icin, kim bilir belki de bu kavga Deivid'e yolun gozuktugu anlamina geliyor.
Bu olay ister istemez aklima Sergen-Tumer sorunsalini getirdi. Birbirleriyle ve hocalariyla genelde problemli iliskileri olan bu ikili en sonunda Besiktas'tan beraber gitmislerdi. Alex ve Deivid'in kontratlari daha yeni yenilendi, ama eger bu kuskunluk surerse en az birinin seneye Fenerbahce kadrosunda yer alamayacagi asikar. Bir alternatif de abi faktorunun (Roberto Carlos) araya girip isi tatliya baglamasi.


Devamı - Alex Deivid Kavgasi

Garrincha - Estrela Solitária


Dünya üzerinde adına film yapılmış çok az sayıda futbolcu var bunlardan biri de benim kendimce hayatımda izlediğim en büyük futbolcu olan Garrincha...

Garrincha adına tam iki film çıkardı Brezilya. İlki 1962 yapımı "Garrincha, Alegria do Povo (Ormanın Kahramanı)" diğeri ise günümüze daha yakın 2003 yılında Ruy Castro'nun kitabından uyarlanan "Garrincha - Estrela Solitária (Yalnız Yıldız)"

Ayrıca burada da Garrincha'nın güzel bir videosunu da izleyebilirsiniz...


Devamı - Garrincha - Estrela Solitária

Utanç Duvarı - Bloglarda İzinsiz İçeriğe Son

Blog dünyası Türkiye'de ciddi bir yere çoktan geldi. Artık blog içerik ve yazarları için kurumsal temelli ya da kişisel çabayla kurulan muhtelif plartformlar oluşmaya başladı. Utanç Duvarı da bu çabalardan birini, hatta blog yazarlığının en önemli sorunu olan içerik kopyacılığını, hedef alan bir site. Lütfen orada bu siteye uğrayıp destek olalım, şikayetlerimizi de oraya gönderelim.
Devamı - Utanç Duvarı - Bloglarda İzinsiz İçeriğe Son

Geliyoruz ama...


Yine bir İnönü deplasmanı yaklaşırken içimizde en ufak bir heyecan olmaması ne kötüdür.


Yine geliyoruz ve hatta yine kazanmak için geliyoruz ama şu vidyodaki takım için hissettiklerimiz ve şimdiki zaman...

Yine geliyoruz ama biliyoruz ki ne kazanmak bir şey katacak bize ne de kaybetmek gidenlerden daha fazlasını götürecek...

Yine geliyoruz ama maçta 5-0 yenilsek te güne hiçbirşey olmamış gibi devam edeceğimizi bilerek...

Yine geliyoruz ama hayallerimizde sağda Serhat solda Tuncay'ı da taşıyoruz yanımızda olmadıklarını bile bile...

Yine geliyoruz ama güzelim İstanbul'un o güzelim yerinden manzara seyretmekten daha iyisini düşünemeden..

Devamı - Geliyoruz ama...

İran Milli Takımı'nda 1 Ayda 2. Teknik Direktör Değişikliği

İran Milli Takımı'nda şimdilik teknik direktörlük krizi aşılmış gözüküyor. Nisan başında göreve gelen Muhammed Mayelikohan'ın sadece 2 hafta süren teknik direktörlüğünden sonra, takımın başına Afşin Kutbi geldi.

Kutbi ismi bize tanıdık bir isim, kendisi Mustafa Denizli'den boşalan Persopolis teknik direktörlüğüne getirilmiş, Denizli'nin %47'lik galibiyet ortalamasını %50'nin üzerine çekerek takımın 2007-08 yılında şampiyon olmasını sağlamıştı. Persopolis, İran'ın en büyük takımlarından biri ve ilginçtir başına geçen teknik direktör her zaman İran Milli Takımı'nın potansiyel teknik direktör adayı olarak görülüyor. Mustafa Denizli de Persopolis'in başındayken benzer bir teklif almış, fakat o ülkesine dönüp Beşiktaş'ı çalıştırmayı tercih etmişti. Bu teklif meselesini de ilk defa Tahranlı bir dostumdan duymuştum o zamanlar. Bakalım İran Milli Takımı için Kutbi bir süredir devam eden teknik direktör krizine merhem olacak mı?
Devamı - İran Milli Takımı'nda 1 Ayda 2. Teknik Direktör Değişikliği

Manchester United Arsenal Maçı


"Bu maçın kaderini defans oyuncuların performansı belirleyecek" demiş Sir Ferguson. Eğer Sir böyle buyurdu ise, bize de onaylamak düşer.
Kısaca takımlara bakarsak,Adebayor Arsenal tarafında en etkili gol silahı olarak öne çıkıyor, şampiyonlar liginde 5 gol atmış. Karşı tarafın turnuva gol kralı Berbatov. Yalnız unutulmamalı ki, Giggs bu maçta özel ilgili hakediyor. Yılın oyuncusu seçildiği haberini daha önce sizinle paylaşmıştık. Giggs'in ben bu moralle, bu maçta çok etkili olacağını düşünüyorum. Diğer kanatta da Ronaldo'nun gününde olması demek, Arsenal'in, Sir Ferguson'un buyurduğu gibi, defans oyuncularının özellikle de Arsenal beklerinin performanslarının bu akşamın belirleyicisi olacağını gösteriyor.

ManU defansında ise ortadaki ikili Vidic ve Ferdinand için 2ye 1 bir avantaj gibi görünse de Adebayor'un hızı ve gücü orayı bayağı bir zorlar, fakat benim tahminim Arsenal'in olası bir golü Adebayor'dan değil, ortasahadaki bir isimden gelir, favorim Nasri bu konuda da...

Son Olarak;

ArsenalTürkiye bloguunda maç ilgili detaylı bir ön inceleme yapmışlar. Yazıya buradan ulaşabilirsiniz.
Dün akşamki maçın değerlendirmesini ise Juoppo yaptı, yazısı burada.
Yarın maçın detaylı bir incelemesi ile buluşacağız.
Devamı - Manchester United Arsenal Maçı

Fenerbahçe Spor Kulübü


Fenerbahçe mücadele ettiği bilinen amatör branşların tümünde şampiyonluğa oynuyor ve en son olarak ta Fenerbahçe Bayan Voleybol takımı bu sezonu şampiyonlukla tamamladı.

Bu basit bir şampiyonluk değil açıkçası..

Benim doğduğum 1976 senesinden beri müessese kulüplerinin boy gösterdiği ve aralıksız şampiyon olduğu bu branşta ilk defa bir Spor Kulübü şampiyon oldu. Türkiye de sporun dolu dolu yaşandığı eski tek kanallı günlerden hatırladığımız müessese takımlarının mutlak hakimiyeti. Ama halkın bir spora ilgi duymasını sağlamak gerçek ve taraftarı olan spor kulüplerinin yapabileceği bir şey. (burada istisna olarak Efes Pilsen erkek basket takımı var ki, onların istisna olmasının sebebi Avrupa başarıları sonrası gelen yoğun milliyetçilik soslu destek)

Fenerbahçe Aziz Yıldırım ve yönetimleri sonrası dönemde hem futbolda hem diğer tüm amatör branşlarda takdire şayan bir atılım gösterdi. Futbolda bir sene topallanması bu başarıların önünü kapatmamalı. Futbol takımı bu seneki haliyle perdenin arkasına çekilip başrolleri basket ve voleybol takımlarımıza bırakmalı.

Tebrikler Şampiyon Fenerbahçe...
Devamı - Fenerbahçe Spor Kulübü

28.04.2009

Barcelona - Chelsea Mac Sonu


Buyuk beklentilerim vardi bu mactan. Herseyden once Hiddink'in sozu vardi bize, vallahi de billahi de hucum futbolu oynatacam demisti. Iki takimda da cok muhim eksik yoktu, Barcelona son Sampiyonlar Ligi serisinde dokturmustu, Chelsea Hiddink ile cok formdaydi vesaire vesaire... Ama sonuc malesef futbolun guzelliklerini bekleyen seyirciler icin husran oldu. Herhalde bu kadar tek tarafli bir Sampiyonlar Ligi yari finali hic seyretmemisimdir. Zaten Chelsea'nin sahaya cikan onbirinden belliydi 'Ingiliz Kanali Gecilmez' oynayacagi ve mac boyunca da boyle oldu. Barcelona defansinin hatasindan bir iki pozisyon yakaladilar fakat onlari da beceriksizce harcadilar. Barcelona bu macta top kullanma yuzdesiyle bu seviyede bir rekor kirmis olabilir arastirmak lazim. Fakat iyi top cevirene maci hediye etmiyorlar, Iniesta ve Toure disinda Barcelona'da bugun cok iyi oynayan bir futbolcu yoktu. Messi, Henry, ve Eto'o Chelsea'nin guclu defansinin arasinda eriyip gittiler. Tam da benim seyredecegim maca denk geldi sendromunu yasadim bu SIKICI oyun karsisinda. Guardiola ne demisti: "Macin dugumu Londra'da cozulecek". Eh, en azindan bir teknik adam yalan soylememis oldu bize mactan once. Benim yanima kar kalan ise ucuz Amerikan birasi, barbeku soslu tavuk kanadi ve kosedeki barda Meksikali ahciyla mac oncesi paylastigimiz Messi hayranligiydi.

Devamı - Barcelona - Chelsea Mac Sonu

Barcelona-Chelsea: Beklentiler Umutlar


Futbolun belki de en ust seviyede oynandigi ligde bu gun yari final maclari basliyor. Barcelona ve Chelsea arasinda oynanacak ilk mac, eslesmelerin daha cekismeli olani denebilir. Peki bu buyuk mac oncesi iki tarafin beklentileri neler? Eger futbolda lanet veya istatistik diye bir sey gecerliyse (hayata bakisiniza gore ikisinden birine inanabilirsiniz), Barcelona'nin isi zor. Barcelona son iki Sampiyonlar Ligi Ceyrek Finalinde Manchester ve Liverpool gibi Ingiliz takimlarina elendi. Bunun yaninda Ingiliz takimlarina karsi evlerinde oynadiklari son 4 maci da kazanamadilar. Ve son olarak Chelsea ile oynadiklari son 6 macta sadece bir kere kazandilar. O macta da Chelsea'nin on kisi kalmis oldugunu unutmamak lazim. Bu yuzden su anda her ne kadar bir Barcelona-Man U finali kacinilmaz gorulse de biraz ihtiyatli olmakta fayda var.

Teknik direktorler acisindan bakarsak ikisi de kendinden emin gorunuyor. 38 yasindaki Guardiola'nin mac oncesi aciklamasi soyle: "Bilmiyorum bu an tekrarlanabilir mi? Butun dunya seyrediyor olacak. Bana zevk ve gurur veren bir futbol oynuyoruz ve oyuncularima guvenim yuzde yuz. Turun dugumu Londra'da cozulecek ama biz en ust seviyede hizli ve guclu bir oyunla ve de kararli paslarla oynamaya calisip basaracagiz." Guardiola'nin sakatliklar konusunda sansi yerinde, cunku takimda mac oncesi hic bir eksik yok.

Chelsea tarafina bakarsak, Hiddink mactan once soyle buyurmus: "Tabi ki Barca'nin ceyrek final ilk macinda Bayern'in defansini nasil parcaladigini ve sahanin her yerinde onlara ustunluk kurdugunu gordum. Takimim tam konsantrasyon saglamali, Barca'nin bize bunlari yapmasina izin vermeyecegiz." Chelsea'de Deco, Carvalho, Joe Cole, Ferreira gibi onemli sakatliklar var ama kadro genisligi konusunda bir sorunlari oldugunu sahsen zannetmiyorum. Hiddink'in elinde Barcelona'da oynarken 2006 finalinde gol atmis Belletti de var. Hiddink basin toplantisini Belletti'yi kastederek su sozlerle bitirmis: "Belki bize ufak da olsa avantaj saglayabilecek bir sir biliyordur."
Devamı - Barcelona-Chelsea: Beklentiler Umutlar

Sivasspor ve Şampiyonlar Ligi


Bu haftaki sonuçlardan sonra Sivasspor ve Beşiktaş şampiyonlar ligine bir adım daha yaklaştılar. Bu senenin farkı ise herkesin bildiği gibi şampiyon olan takım direk olarak Şampiyonlar Ligi (ŞL) grup maçlarına kalacak. Bunun da iki önemli anlamı var; altı tane ŞL maçının garantilenmesi ve bol sıfırlı ŞL katılım payı. Sivasspor için bunların dışında da yine büyük bir artısı olacak, tabi ki gruplara kalabilirse. Bunu da yazının ilerleyen bölümlerine bırakalım.

Türkiye Ligi'nde şampiyon olmuş takımlar medya'da ve spor kamuoyunda hep dört büyükler diye geçer. Küçüklükten beri Trabzonspor'un bu gruba dahil olmasını zorlama, popülist ve Trabzonu küstürmemeye yönelik bir eylem olarak görürüm. Ha bu demek midir Trabzonspor üç büyükler harici gruba dahildir. Çok açık bir hayırdır bu sorunun cevabı. Trabzon şehrine sahip olmanın avantajı, tüm Karadeniz bölgesi futbolcu adaylarının öncelikli hedefi olması ve şampiyon olamasa da üst sıraları zorlaması Büyük ile küçük takımlar arası Üst/Orta bir takım yapmıştır Trabzonspor'u.



Bu noktada önem kazanan nokta ŞL katılım payı ve gruplarda alınacak puanlar sonrası gelecek kallavi para. Bu para tahmin edersiniz ki Sivasspor bilançolarında diğer büyüklere oranla çok daha fazla bir etki yapacaktır.

Bu para girişi gerçekleşirse, ortaya bu paranın nasıl değerlendireleceği sorusu çıkacak. Yönetim olarak, teknik direktör olarak beğenmesekte son iki buçuk sezonun en iyi takımıdır Sivasspor. Saha dışı ilişkileri bir kenara bırakıp salt futbol ekseninde bakarsak yabancı oyuncu fayda/performans oranı en yüksek takım diyebiliriz. Buradan bağlantı ile ŞL'den gelecek para aynı fiyat/performans oranı korunarak daha da üst seviye oyunculara yatırılırsa işte o zaman Türk Futbolunda Devrim denilen şeyin temelleri sağlam olarak atılacak.

Günümüzün klasik laflamalarından biri olan sanayileşmiş futbolda bu gelecek paranın Sivasspor tarafından iyi değerlendirmesi her ne kadar onları mali olarak onları üç büyükler ayarına getirmeyecek olsa da çok açıkça Trabzonspor'un önüne itecektir. Gelecek sene ligde iddalı ve Şampiyonlar Liginde savaşan bir Sivasspor çok ta süpriz olmaz ki ben Sivasspor'un gelişimini Ukrayna takımlarınının gelişimine benzetiyorum. Oyun anlayışları bence ŞL sonrası bir UEFA mücadelesinde önemli dereceler getirebilir eğer ki bu para geçmişteki gibi değerlendirilirse.

Tabi burada diğer bir önemli nokta ortaya çıkıyor. Ne dedik daha iyi oyuncular, özellikle yabancı. Genç veya piyasa yapmaya çalışan isimsiz ama gelecek vaadeden oyunculara çok cazip gelecektir ŞL'de oynayan bir Sivasspor. Ta ki oyuncularını dövmekle tehdit eden Bülent Uygun'la ilk antremana çıkana kadar. Bunları konuşmak için erken ama bu aynı zamanda önemli bir sınav olacak Sivasspor için...

Bakalım Türkiye'de bir Futbol Devrimi başlayabilecek mi?


Devamı - Sivasspor ve Şampiyonlar Ligi

27.04.2009

hola

Bloga merhaba derken son birkac senedir bu kadar heyecanli bir futbol ayi yasamamistim demek istiyorum. Bu kadar cok onemli mac bu kadar mi biraraya gelebilir?



Barcelona'nin ve Madrid'in takvimleri Sampiyonlar ligi yarifinalleri ve Turk ligindeki heyecanla da birlesince ortaya 2 gunde bir onemli ve cekismeli bir mac cikiyor. Herkese cumlemize afiyet seker olsun bence...

Hosbulduk,
-Kaiowas
Devamı - hola

Ersun Yanal İstifa Etti


Sabah, Klinsmann kovuldu; şaşırmadık. Akşam ise Ersun Yanal istifa etti; şaşırdık. Açıkçası, sezon başı alınan kararlar, yapılan transferler, iyi futbol oynama iştahı hep doğru kararlardı. Yıllar sonra Trabzonspor transfer piyasasını sirküle ediyor, ligde de artık iddialı olacağını ufaktan belli ediyordu. Fakat olmadı işte, Ersun Yanal'ın artık tipikleşmiş, "iyi başlama-kötü bitirme" grafiği Sivas hezimeti ile trabzonda dibe çakıldı.

Korkarım, bazı şeyler Trabzon şehrinde hiç değişmeyecek. Sabırsızlık, yerel medya baskısı, hizipçilik ve camia olamama handikapı. Trabzonspor, Trabzon şehrinin, Cumhuriyet tarihinde yarattığı yegane marka idi. Ne zaman umut vadeden bir şeyler olsa, hep Trabzon'da işlerin iyiye gideceğini sandık, inandık, en kötüsü de inanmak istedik. Karadenizliler olarak Trabzon'u hep başa güreşen halde görmek istedik. Sanırım bir ömre vakıf olmayacak bir istekmiş bu. Sakın ha Sadri Başkan'ı ya da Ersun Hoca'yı suçlamayın Trabzonspor taraftarları, biz yıllardık aynı oyunu görmedik mi, farklı isimlerce icra edilmiş halleriyle?
Devamı - Ersun Yanal İstifa Etti

Herr Klinsmann vs. Herr Skibbe


Bayern Münih, Klinsmann'ı bugün itibariyle kovdu, hem de Bundesliga'da son 5 haftaya girilmiş, hem de liderden sadece 3 puan gerideyken.
Önündeki fikstür -son maç olması dolayısıyla çok zorlanacaklarını sanmadığım- Stuttgart ve deplasmandaki düşme korkusu yaşayan Energie Cottbus dışında imkansız gözükmüyor. 3 hafta önceki utanç verici Wolfsburg mağlubiyeti ve kaçınılmaz Barcelona hezimeti sonucunda bir Türk yönetici yaklaşımıyla, kredisini tamamen tüketmiş olan zamanının en iyi golcülerinden Jürgen Klinsmann'ın patronu, bir Bayern Münih efsanesi Rumennigge, bir Schalke mağlubiyetini daha kaldıramadı sanırım.



Demek ki bu sadece ülkemizin bir sorunu değil, Alman milli takımını bir şekilde çalıştırmış (veya ilerde çalıştıracak olan) stajyer teknik direktörlerin genel kaderi; büyük takımlarda kredilerinin çabuk tükenmesi.
Bir ortak nokta da Bayern Münih'in de aynen memleketimizde olduğu gibi ex-lerinden biri olan bir başka Bayern Münih efsanesi, Jupp Heynckes'e sarılmış olması. Her ne kadar zamanında Bayern'e başarılar yaşatmış olsa da son 5 haftada bir teknik direktör ne kadar mucize yarabilir ki? Cevap çok uzak değil, ama aynı büyük takımımızda kontra-örnek de gün itibariyle gözlerimizin önünde sanki...


Devamı - Herr Klinsmann vs. Herr Skibbe

Ryan Giggs ve Nicolas Anelka PFA Yılın 11'inde


Premier Lig'de oyunculara verilen en prestijli ödül olan PFA'nın en değerli oyuncu ödülünü bu sene Ryan Giggs kazandı.

Ryan Giggs'in de dahil olduğu en iyi 11 ise şöyle sıralandı

Edwin van der Sar
Glen Johnson
Rio Ferdinand,
Nemanja Vidic
Patrice Evra
Ashley Young
Steven Gerrard
Ryan Giggs
Cristiano Ronaldo
Nicolas Anelka
Fernando Torres

Yılın genç oyuncusu ödülü ise Ashley Young kazandı.

Anelka da gördüğünüz üzere yılın 11'ine Torres ile beraber forvet kontenjanından girdi. Guiza'da İspanya'ya dönerse yarın öbür gün, o da La Liga yılın 11'ine seçilir mi acaba?

(Kaynak: the Guardian web sayfası)
Devamı - Ryan Giggs ve Nicolas Anelka PFA Yılın 11'inde

Ata Demirer - Fenerbahçe

Bu sezon içinde yine bu muhteşem vidyoyu kullanmıştım, yine aklıma geldi. Gülmek için birebir...

Devamı - Ata Demirer - Fenerbahçe

El Clasico'ya Dogru



Buyuk mac yaklasiyor ve aradaki puan farki sadece dort. Real Madrid'in El Clasico'yu kazanmasi durumunda yaris buyuk ihtimalle son haftalara kadar surecek. Tersi bir durumda Barcelona 15 hafta once biraz da premature ilan ettigi sampiyonlugunu tekrar tescilleyecek. Barcelona'da bir gerginlik, Madrid'de bir umut var. Bende de futbola olan buyuk bir tutku... Herkes derbiden ne bekliyor diye anket yapistirdim yukari. Dogru bilenlerden bir kisiye Madrid seyahati...
Devamı - El Clasico'ya Dogru

Bahar Sonunda Geldi...

Arnold Arboratum, Boston
Devamı - Bahar Sonunda Geldi...

Bu Hikaye Nasıl Biter?


"Gariptir, aynı takıma birkaç yıl önce kurtarıcı olarak alınan adam, kenarda oturmaktadır, aldığı para da bizim yerli yeteneğin birkaç katı, kaprisi ise misli tanımaz durumdadır. Fakat bizimki oynar, "kurtarıcı" seyreder, zaten hep sakattır, hem kafadan hem de yürekten."
Son derece yetenekli bir futbolcudur o, fakat bunu bir türlü bunu tam olarak sahaya yansıtamaz. Beraber aynı ligde oynadığı oyuncuların çoğundan, Brezilya menşeili olanlardan bile daha çok hakimsidir ayaklarına, adam geçmek onun için nefes almak kadar kolay, hem kafası ile oynayan, hem de ayağına bunu yansıyan ligin üç beş adamından biridir. Fakat biraz istikrarsızdır, hani sınıfın zeki ama haylaz öğrencisi vardır ya, sınavlara sadece son anda çalışır, o yüzden hep geçer not alır ama asla potansiyeli değildir, bir kariyerin de böyle son gece ineklemeleri tadında geçen bir kariyeri vardır. Hem de zamanında büyük bir klüp onu transfer etmiş, İstanbul'un tadını almış, fakat yasak meyveyi yemekten birkaç sezon sonra menedilmiştir. Anadolu takımlarına tekrar dönüp, küçük olsun ama en azından benim için olsunlar ile avutmuştur kendini. Sonra da artık kariyerin sonunda, kader bu ya, iki büyük takım aynı anda transfer teklifi yapmış, biri Anadolu'nun tek büyük camiası, diğeri de unutulmayan aşk İstanbul'un bir başka büyük klübü. Söz önce Anadolu takımına verilmiştir ama eski aşk depreşir, İstanbul'a gidilir. Ne olursa o zaman olur işte, reddedilen takım şampiyonluğa giderken teklemeye başlar, haftalar geçtikçe yarıştan düşer, kısa sürede gözden kaybolur. Gidilen yeni takım ise, bazen teklese de, onun liderliğinden yavaş yavaş ligin zirvesine ortak olur, yıllardır unutulan şampiyonluk sözcüğü utanılarak da olsa ağza alınmaya başlanır. Gariptir, aynı takıma birkaç yıl önce kurtarıcı olarak alınan adam, kenarda oturmaktadır, aldığı para da bizim yerli yeteneğin birkaç katı, kaprisi ise misli tanımaz durumdadır. Fakat bizimki oynar, "kurtarıcı" seyreder, zaten hep sakattır, hem kafadan hem de yürekten.

Neyse, dün akşama kadar izlediğimiz Yusuf Şimşek'in hikayesi işte böyle bir şey. Film senaryosu olsa iş yapar değil mi?

Senaryo ile ilgili tek bir problemimiz kaldı, o da bu filmin nasıl bir sonla biteceği.
Devamı - Bu Hikaye Nasıl Biter?

26.04.2009

Nasıl Tottenhamlı Olunur? (Futbol ve Ying-Yang Meselesi)


Taraftarların klasik bir deyişi vardır, ‘aşık olduk renklerine’ diye. Futbol gibi göze hitap eden dinamik bir sporda aşık olunan şey renklerin güzelliği olduğu kadar, içinize işleyen keyif veren görüntülerdir. Bu görüntülerin başında da futbolun meyvesi diye tabir edilen ‘gol’, ve aynı katkı payı ile o golün hazırlanışı gelmektedir. Gözünüzü bu spora aşina etmeye başladığınızda karşılaştığınız ilk goller beyninize kazınır ve bu hazzı yaşatan futbolcular hayatınız boyunca ‘başarı’ tanımı için referans noktası olur. Transformers, Uykudan Önce, He-Man ve Uzaylı Zekiye jenerasyonu olan 26-30 yaş arası futbol meraklılarından, aile veya mahalle baskısı olmadan belli bir takımı seçen kişilerin çoğunun o takımı tutmasının nedeni Metin-Ali-Feyyaz, Uğur-Prekazi-Tanju veya Rıdvan-Oğuz-Aykut 3lüleri olmuş ve her zaman gönüllerinin tahtına bu futbolcular oturmuştur.




Aynı dönemlerden, Perşembe akşamlarımı domine eden, ders çalışmam gerekirken konsantre olmamı engelleyen bir TRT2 programı olan ‘Avupa’dan Futbol’, İngiltere ligi için benim için böyle bir ortamı hazırlamış, birbirinden kaliteli ve birbirinden çok farklı kişilik sahibi 2 oyuncuyu kafama kazımıştır; Paul ‘Gazza’ Gascoigne ve Gary Lineker. Sonuç ise, yıllar boyunca takip ettiğim İngiliz liginde bana hiçbir zaman yol-su-elektrik olarak geri dönmeyen bir hüsran olmuştur; Tottenham Hotspur sempatizanlığı.

80’lerde varolan Liverpool hegemonyasını aşmaya çalışan Arsenal’in yükselişinin yarattığı korkudan mıdır bilinmez, ezeli rakibi Tottenham, bu dönemde arka arkaya yaptığı 2 müthiş transferle çok kısa bir süre ve kısıtlı başarılarla adından söz ettiriyor. Bu 2 transfer ise 1988 yılında İngilizler’in Maradona’sı kabul edebileceğimiz, saha içi ve dışında her türlü hareketiyle bir yıldız olduğunu belli eden dahi çocuk Gazza (yıldız tanımı için bkz. Deszen’in yazdığı ‘Messi neden messih olamaz’ yazısı), ve Terry Venables’ın Barcelona’dan 1 sezon sonra, kendisiyle beraber getirdiği, daha önce Leicester City ve Everton ile First Division (eskinin Premiership’i) gol krallığı yaşamış, leblebi fıstık gibi gol atan Gary Lineker.

Topa her hareketiyle hükmettiğini bağıran Gazza, driplingleriyle, attığı kritik goller, topla rakipler arası yaptığı slalomları ve asistleriyle; Lineker ise ayağına top geldiği anda, aynen Gerd Müller’de olduğu gibi tüm taraftarların ‘haydi rakip takım santraya!!’ dedirten hücumdaki müthiş yer tutuculuğu ve bitiriciliği ile aklıma kazınmıştır. Sadece Tottenham’daki kaliteli futbolları değil, İngiliz futbolunun bu karanlık, ve revize olmaya başladığı dönemde milli takımlarını hücumda taşıyan oyuncular olmuş, Gazza’nın 1990 dünya kupasında İngiltere-Almanya milli maçı sırasında sarı kart görüp, -penaltılar sonrası çıkamayacaklarını henüz bilmedikleri- finalde cezalı duruma düştüğü pozisyon sonrası ağlaması, ülkesi için sembol görüntülerden biri haline gelmiştir. Aynı şekilde Lineker ise İngiliz milli takım tarihinin en golcü 2. futbolcusu (bu noktada kaşlar çatılır, ve gözler zamane İngiltere milli takım teknik direktörü Graham Taylor’a çevrilir) olmayı başarmıştır.

İlginç bir nokta ise bana İngiliz futbolu deyince öncelikle aklıma gelen bu 2 futbolcunun karakter farklılıkları... Gazza, hepimizin bildiği gibi haşarı çocuktur; saha içindeki komik mimikleri, pub’da ale’i fazla kaçırmış sarhoş İngiliz kıvamı davranışları ve saha dışında sivillerle olan diyalogları ile her zaman medyaya oyuncak olmuştur (ki muhtemelen bundan dolayı bir memnuniyetsizliği yoktur). Öte yandan Gary Lineker ise uzun kariyeri boyunca bir tek sarı/kırmızı kart görmemiş, adeta bir Fair Play abidesidir. Sonuç olarak günümüzde de Gazza, elinde bira kutusu, yüzünde muzur bir gülümseme, Lineker ise takım elbisesi ve kravatı ile BBC logosunu anımsatan 2 karakterdir.

Bu iki üstad’ın etkileşimi Tottenham Hotspur’a sadece bir FA kupası ve Community Shield (i.e. Cumhurbaşkanlığı kupası) olarak dönmüştür, ancak belki de benim yaşlarımdaki birçok futbolsever için futbolu sevdiren sihirbazlar olarak akıllara kazınmıştır.
Kaliteleri bir yana, kim bilir, belki de karakterlerindeki ying-yang meselesidir, bu iki futbolcunun müthiş uyumu, ve birçoğumuzda bıraktığı etkinin nedeni...


Devamı - Nasıl Tottenhamlı Olunur? (Futbol ve Ying-Yang Meselesi)

Bilica


Civili krampon formasini ustume gecirip ilk maca cikmaya hazirlanirken, dun Sabah’in internet sayfasinda Fabio Bilica’nin Fenerbahce’ye transfer olacagi haberini gordum. Sivas’in baskani Mecnun Odyakmaz’la Aziz Yildirim’in 2 milyon Euro’ya anlastigi yazilmisti.

Once sisirmece bir haber olarak da gozukse, Mecnun Odyakmaz’in Fenerbahce’ye kulup uyesi olmasi bu olayi inanilir kildi benim icin (Zaten Fenerbahce’nin iyi bir defans oyuncusu almasi gerektigini tum Turkiye biliyor. Edu uzun sure sahalardan uzak kalacak, yerine oynayan oyunculardan da fazla verim alinamiyor).

Bence Bilica bu sezon geldigi Turkcell Super Lig’in en degerli oyuncusu olmustur simdiden. Sivas’in en az gol yiyen (19 gol) takim unvanini korumasinda bence en buyuk pay Bilica’nindir.

Gecen sezon bu oyuncudan yoksun Sivas ozellikle 3 buyuklerle oynadigi maclarda kolay gol yeme hastaligi yuzunden cok puan kaybetmisti. Bilica tam da bu soruna care oldu. Takimin defansini toparladi, kritik maclarda onemli yerlerde kademeye girerek takimina guven asiladi. Oyunu iyi suzmesi, ustun top teknigiyle geriden oyunu iyi kurmasi… Bilica sayesinde Sedat Bayrak gibi futbol olarak vasat bir stoper bile Milli Takim icin dusunulur hale geldi.

Bilica fiziki gucuyle ve gosterissiz ama teknik futboluyla bence gunumuzun modern defans oyuncusu profiline bire bir uyuyor. Fenerbance bu transferi gerceklestirirse Bilica-Lugano ikilisi, Hogh-Uche’den sonra Fenerbahce’ye gelen en iyi defansif ikiliyi olusturur. Hatta iddia ediyorum geri dortlusu solda Roberto Carlos, sagda Gokhan Gonul ve gobekte Bilica-Lugano’dan olusan Fenerbahce bence bu alanda Avrupa’nin en onemli takimlarini geride birakabilir. Evet Bilica-Lugano ikilisini ben ManU’daki Rio Ferdinand-Vidic veya Chelsea’deki Terry-Alex ikilisiyle ayni kefede goruyorum.

Futbolda ve bence butun diger spor dallarinda maclari defans kazanir, ofans degil. 2006 Dunya Kupasinda Italyan Fabio Cannavaro ‘nun MVP secilmesi da gunumuz futbolunda defansin tasidigi onemi gostermistir. Uruguay’in kaptani Lugano zaten Juventus’un takibinde. Eger Lugano takimda tutulur yanina da Bilica transferi yapilirsa (ki Bilica en az diger Brezilyali meslektaslari Lucio veya Alex’ten asagi kalmaz) Fenerbahce Avrupa kupalari icin onemli bir adim atmis olur.

Devamı - Bilica

Pazar Nesesi - Pizarro Fenere Dogru


Sanirim Turkiye'ye daha ulasmamis bir dedikodu bu. Perulu dostum Kike, ulkesinin basininda bu gunlerde Claudio Pizarro'nun Fenerbahce'ye transferinin konusuldugunu bana iletti. Basarili golcu Pizarro bu sene Werder Bremen'de kiralik oynuyor, ama bonservisi hala Chelsea'de. Maliyeti oldukca yuksek oldugu icin (aman Guiza'dan yuksek olmasin) Fenerbahce'nin de Pizarro'yu kiralamak istedigi soyleniyormus... Futbol hayatina Peru'da yerel bir takim olan Deportivo Pesquero'da baslayan Pizarro, daha sonra Alianza Lima'ya transfer olarak Peru'da buyuk bir sohret haline geldi. Kariyerinin dorugunu Almanya'da yasayan 30 yasindaki futbolcu, Werder Bremen ve Bayern Munich'de neredeyse 2 macta bir gol gibi Bundesliga icin oldukca basarili bir gol ortalamasi tuttturmustu. 2007'de Chelsea'ye transfer oldugunda bunun yanlis bir hareket olacagini sanki herkes onceden biliyor gibiydi (Bu Chelsea ki Shevchenko'nun kariyerini bitirdi). Nitekim hemen bir sene sonra Pizarro kiralik olarak Bremen'e dondu ve oynadigi 20 macta 16 kere aglarla bulusarak kendini Perulu ve Alman futbolseverlere bir kere daha kanitladi. Pizarro'nun Almanya'daki lakablari 'bombaci' ve 'inka tanrisi'. Sonuc olarak Fenerbahce Pizarro'yu alabilirse almali ve hatta uzerine bedavadan Guiza'yi da vermeli.
Devamı - Pazar Nesesi - Pizarro Fenere Dogru

Leo Franco Galatasaray'a Gelecek mi?

Galatasaray'ın De Sanctis ile yollarını sezon sonunda ayıracağı biliniyordu. İspanya'daki transfer dedikodularına göre, Atletico'nun kalecisi Leo Franco'nun Galatasaray ile gelecek sezon anlaştığı söyleniyormuş. Transferin detayları hakkında başka bir şey bulamadık, Betis ile kapıştığını yazmış bizim basın, genelde bu durumlarda ne yazık ki bizim takımlar Betis gibi takımlarla kapışmazlar, oyuncular başka ülkeye taşınmak yerine, oynadıkları ligin başka takımına gitmeyi tercih ederler.

Sonuç ne olursa olsun, De Sanctis bazen insanı çıldırtacak hareketler yapsa da, gitmesi durumunda Galatasaray'ın uygun fiyata bir kaleci transfer etmesi çok zor. Belki de uygun fiyata yaşlı ama uluslarası tecrübesi olan bir kaleciyi getirtip, hem birkaç sezonu garantiye alabilir, hem de getirteceği kalecinin tecrübesi sayesinde gençlerden birkaç kalecinin de pişmesi sağlanabilir.

Benim bu konudaki favorim Lehmann, adamcağızın başı zaten antremana giderken kullandığı helikopterden dolayı yeterince ağrıyor, GS yönetimi ona Floryanın yanında güzel bir ev bulursa, belki de Alman Milli Kaleci kariyerinin sonunu türkiye'de getirir.
Devamı - Leo Franco Galatasaray'a Gelecek mi?

25.04.2009

Civili Krampon'da Transfer Bitmez

Sevgili arkadasimiz REM de bundan sonra engin futbol bilgisi ve derin analiz yetenegiyle aramizda olacak. Hosgeldin REM!!!
Devamı - Civili Krampon'da Transfer Bitmez

Imzayi Fink Atti

Bizim takimlarin Bundesliga'dan transfer ettigi oyuncular cogunlukla Turk asilli oluyor. Hemen her takimda -malesef hala 'gurbetci' diye adlandirilan- Turk-Almani futbolculari gormek mumkun. Aralarinda benim de oldugum bir cok futbolsevere gore bu statudeki oyuncular Turkiye liginin kalitesini oldukca arttiriyor. Cunku asiri gelismis teknik becerileri olmasa da, Turk-Almani futbolcular genelde Alman takimlarinin alt yapilarindan yetistikleri icin futbolu iyi biliyorlar. Bu futbolcu akisinin gelecegi konusunda bir seyler soylemek zor ama, kusaklar ilerledikce Turkiye'ye daha az oyuncu gelecegini tahmin etmek pek de ucuk olmaz.


Turk-Almanlarinin yanisira Bundesliga'dan ulkemize etnik-olarak-da-Alman-kokenli futbolcular da geldi. Fakat bu oyuncularin sayisi nispeten oldukca az. Bunun sebebi sadece yabanci statusu degil, Almanya'nin genelde zaten pek de futbolcu ihrac eden bir ulke olmamasi. Fenerbahce'de yillar once oynayan Schumacher, Wagenhaus daha sonrasinda Enke; Galatasaray'da Gotz ve Stumpf; Besiktas'ta Munch aklima gelen bu tarz istisnai futbolcular. Bu gunlerde Besiktas once Ernst, ve sonra da Fink ile yeni bir Alman trendi yakalamisa benziyor. Daha degerlendirmek icin erken, ama bence Ernst ve Fink kendilerinden bekleneni verecektir. Tabi beklentileri fazla abartmamak lazim.
Devamı - Imzayi Fink Atti

24.04.2009

Cin Isi

Iki hafta once, Uluslararasi Okul Spor Federasyonu'nun duzenledigi kadinlar futbol turnuvasini Cin'in guneydogusundan gelen Daping adli bir lise kazandi. Finalde guclu Almanya'yi deviren Cin kafilesi mutlu bir sekide evine dondu fakat bugun ortaya cikan haber sevinclerini kursaklarinda birakmis olmali. Habere gore sampiyon olan takimda oynayan futbolcularin cogunun Daping Lisesi ile uzaktan yakindan alakasi yok. Hatta cogu daha once defalarca Cin'in genc milli takimlarinda ve ust duzey liglerinde yer almis oyuncular. Skandalin patlamasi uzerine Daping'in muduru Zhang Jianling herkesden ozur dilemis ve kupayi UOSF'ye iade edeceklerini bildirmis. Benim de buradan teklifim okulun isminin Daping yerine Doping olarak degistirilmesi.


Cin'in bu tarz vukuatlari son donemde bir cok kere haber konusu oldu. En cok rastlanan aldatmaca -sporuna gore- atletlerin yaslarini kucuk veya buyuk gostermek. Turkiye'de amator olarak sporla ugrasan insanlara bu yazdigim pek de garip gelmemistir. Bizim orta okul takimiyla ciktigim maclari hatirliyorum da, 14-15 yasinda diye karsimiza izbandut gibi adamlari getirirlerdi maarif turnuvalarinda. Umarim artik boyle tatsiz surprizler yasanmiyodur.
Devamı - Cin Isi

Transfer Sezonunu Erken Başlattık.

Aramıza Önal'dan sonra Mu da katıldı... Brüksel şubemiz de böylece açılmış oldu.

Transfer sezonunu erken başlattık, darısı bizim takımların başına...

Hoşgeldin Mu...
Devamı - Transfer Sezonunu Erken Başlattık.

Krampon Giyenler Çoğalıyor...

Civili Krampon olarak futbolun Mekke'sine şube açtık. Brezilya futbolu hakkında Onal arkadaşımız haftalık yazıları ile bizimle birlikte olacak.

Böylece çivili kramponumuz, Avrupa ve Kuzey Amerika'dan sonra Latin Amerika'nın da çimlerine basacak.

Hoşgeldin Onal...
Devamı - Krampon Giyenler Çoğalıyor...

"You cannot do things like he did when you are wearing a Real Madrid shirt"


Real Madrid kaptanı Casillas dün bir takım açıklamalarda bulunmuş kendisine sorulan Pepe soruları üzerine:

"You cannot do things like he did when you are wearing a Real Madrid shirt"

"We could play better or worse, but Madrid will always have something great; the badge. That always provokes pride in every Madrid fan"


Açıkçası meşhur sözde büyüklerin maçından sonra ölesiye sevdiğim Fenerbahçe'nin yönetiminden veya oyuncularından benzer bir tepki beklerdim bazı "arkadaşları" için. Yıllardır bazı kulüplerin yaptıklarını yapmadığı için daha da fazla bağlandık Fenerbahçe'ye ama hayal kırıklığı devam ediyor...
Devamı - "You cannot do things like he did when you are wearing a Real Madrid shirt"

Braga'nın Taşocağı




Ne zamandır aklımdaydı, meslek kazası olarak, stadyum projeleri benim özel ilgi alanıma giriyor. Ne yazık ki çoğu stadyum tasarımı çok iddialı olmasına rağmen, genel olarak aynı sıradanlıkta yapılıyor. Son yıllarda, Allianz Arena modası başladı stadlarda, cephenin renk değiştiren ışıklı bir cepheye sahip olması artık kanıksanan bir hal aldı. Renderlardan taze çıkmış gibi duran, aerodinamik tasarımlı, binadan çok yere inmiş uzay gemisine benzeyen tasarımlar açıkçası benim çok da tercih ettiğim yapılar değil. Favori mimarlarımdan, Portekizli Eduardo Souto De Moura'nın Braga kentinde yaptığı stad, bu trend stad tasarımlarının arasından sıyrılıp kendini belli ediyor. Eski bir taşocağının yerine kurulan bu stad, tepenin eğiminin içinde başarıyla kaybolmuş duruyor. Hatta o kadar başarılı ki bu konuda, Sadece 2 ana tribünü olan yapı (kale arkası tribünler yok), uzaktan bakılınca ufak ölçekli bir kent stadı gibi görünse de 30binin üzerinde seyirciyi ağırlayabiliyor. Zaten Portekiz Ligi'nin bilinen ekiplerinden SC Braga'nın stadı, Braga burasının kirası için belediyeye inanılmaz yüksek bir ücret olan(!) aylık 500 (yazıyla Beş Yüz) avro veriyor. Fakat stad, ünlü mimarı ve farklı tasarımı ile klübün Portekiz dışında da pek çok mimarlık hacısı tarafından da tanınmasına vesile olmuş durumda. Stadın bence bir başka önemli özelliği, çıplak bırakılan betonarme görünümü ile, stadyum bize futbolun endüstrileşmeden önceki daha masum, daha çıplak ve sade haline götüren bir zaman makinası olması. Geç zamanda yapılan stadlar arasında Bari Stadyumu ve Braga Stadyumu, çıplak betonu başarıyla kullanan 2 örnek ve bu his her iki stadda da geçerli.

Yapının, hemen farkedilen dezavantajı, sadece 2 tribüne sahip olması, Kale arkasında da ise devasa istinat duvarları stadı toprağın içine gömüyor. Tribün eksikliğinden çıkacak akustik problemler, bir nebze de olsa, bu istinat duvarları ile sağlanan toprağa gömülü olma durumu ile bertaraf edilebiliyor fakat, görsel olarak tabii ki dört bir tarafı sarmayan tribünler, önemli bir psikolojik eksiklik. Braga Stadı bu haliyle, bizim semt stadlarının, o stadlardaki amatör ruhun, profesyonel futbola zarif bir tezahürü olarak, çağdaşları olan uzay gemisi stadların yanında, o sessizce ait olduğu tepede, sadece futbolu izlemeye gelecekleri bekliyor.

ESTADIO MUNICIPAL DE BRAGA

Yer : Monte Castro, Braga, Portugal
Müşteri : Braga Yerel Yönetimi
Kapasite : 30,150 kişi
Kullanım Durumu : SC Braga'nın Stadı - Portekiz 1. Ligi / Euro 2004 / UEFA Uluslararası Maç Yapılacak Stadyumlar Listesinde
Maliyet : 80.3 Milyon Avro (2004 için yapılan en pahalı stadyum)
Mimari Tasarım : Eduardo Souto de Moura
Devamı - Braga'nın Taşocağı

Yüzmedeki Rekormania


Sabahın köründe biraz çalışayım derken, kafam üst üste gelen 2 ayrı rekor haberi ile karıştı. Öncce Açık Radyo'da Fransa'da Erkeklerde 2 dünya rekorunun, "yarıfinalde" kırıldığına dair haber geldi. Ne oluyor yahu? diye NTVspor'un sitesine girdiğimde bu sefer de Hollanda'da bayanlar 50 m serbest ve kelebekte de 2 dünya rekorunun kırıldığı haberi ile karşılaştım. Olimpiyat ya da Dünya Şampiyonasının olmadığı bir dönemde bir günde 3 dünya rekoru haberi yüzmenin belki de gelecekteki 5 yıldaki halini bize gösteriyor.

2003 yıllarıydı sanırım, yeni mayoların özellikleri ve performansa etkisi hakkında bir yazı okumuştum. Akıllı malzemelerle yapılan yeni kuşak mayoların özelliği, giysiden çok vücudu saran bir üst deri gibi çalışmaları: sürtünmeyi azaltan, vücuda ek ağırlık yapmayan yeni kuşak mayoların gelecek yıllarda leblebi gibi dünya rekoru kırılmasına sebep olacağı söyleniyordu. Nitekim, yazıdaki kehanet tuttu: olimpiyatlarda rekor ve madalyaya doyduk derken, görülen o ki, insan vücudunun sınırları yüzmede test yeniden teste tabi tutuldu.

Peki bu durum yüzme sporunu nasıl etkiler, eğer atletizmde de yeni bir kıyafet devrimi olmazsa, ufak tefek farklar dışında, rekorlar şu an için insani sınırlara ulaşmaya başladı. Yüzmede ise, atletizmin aksine en büyük etken olan su sürtünmesini çözen kıyafet ve antreman programları (sadece mayo değil, Doğu Bloku'ndan ithal edilen direnç havuzu sistemi de yüzücülerin dayanıklılığını arttırıyor.) gelişmesi, yüzmeyi en azından olimpiyat oyunları bazında daha heyecanlı kılacak gibi gözüküyor. Atletizmde, Afrika ülkelerinin hegemonyasının artması, Jamaika'nın milli atlet programı ile sporcularını Amerikaya kaptırmamaya başlaması gibi faktörler yüzünden, gelişmiş ülkelerin yavaş yavaş olimpiyatlardaki madalya ağırlıklarını yüzme ve su sporlarına kaydırması beklenebilir. Zaten yüzmede 3 ülke, ABD, Avusturalya ve Fransa son yıllarda öne çıkıyor. Michael Phelps, Otis Thorpe gibi yüzücüler dünya starı kategorisindeler, ülkelerinde de milli kahraman gibi bakılıyorlar. Sonuçta, Olimpiyatların güçlü ülkeleri eğer bu trendi devam ettirirlerse, yüzmede ek alanlar açılması (daha uzun mesafeler, karma branşlar vb.) böylece madalya sayısının arttırılması durumu da ortaya çıkar mı zaman gösterecek.

Peki Türkiye ne yapıyor derseniz, geçen yıllarda Juoppo ile beraber Ataköy'de düzenlenen Dünya Şampiyonasına gitmiştik ayaküstü. İlgi yüksekti, fakat durum trajikti, kalabalık türk seyirci ağırlıklı iken, seyirciyi heyecanlandıracak bir tane bile yüzücümüzü göremedim bütün gün boyunca. Fazla söze gerek yok, bugün cuma, keyfinize bakın...

P.S. Fotoğraftaki yüzücü yeni rekortmen Alain Bernard.
Devamı - Yüzmedeki Rekormania

23.04.2009

Pepe Olayi


Real Madrid'in muhtesem isler yaptigi bir maca damgayi malesef Pepe vurdu. Arkadan itip dusurdugu Getafe'li futbolcuya savurdugu tekme sanirim futbolla alakali alakasiz herkesin migdesini bulandirmistir. Iki hafta once Lugano'nun Emre Asik'a attigi kafa da benzer bir his uyandirmisti bende. Fazla testosteron, hirs, ve basarisizlik korkusu ne derseniz diyin futbolcularin boyle insanlik disi hareketler yapmaya hic haklari yok. AS gazetesine gore Ispanya Futbol Federasyonu Pepe'ye 6 ile 8 mac arasinda bir ceza vereceklermis. Mac cezasi vermenin yanisira Pepe'ye 'eski' vatandasi Paulo Coelho'un yazdigi 'Simyaci'yi da okutsunlar da biraz insanlik ogrensin.
Devamı - Pepe Olayi

Transfer Dedikodusuymus Ablam - 2

Gecen haftanin bomba dedikodulari simdilik fos cikti ama daha sezon sonuna cok var. Iste taze gelen yeni transfer dedikodulari:


Once en sicagiyla baslayalim. PSG'nin 84 dogumlu Beninli futbolcusu Stephane Sessegonon'un Chelsea'ye gidecegi yolunda spekulasyonlar basladi. Daha once Premier Liginden Arsenal ve Newcastle gibi takimlarin kendisiyle ilgilendigi bilinen Sessegonon bu tarz haberlerden gurur duydugunu ve emeginin karsiligini aldigini hissettigini soylemis. Sessegonon'un sozlesmesi devam ediyor, bonservisi icin ise 10 milyon Eurodan baslar diyorlar...



Barcelona'nin skorer hucum oyuncusu Samuel Eto'o Manchester City'nin 35 milyon poundluk tekligini reddettigini aciklamis. Inter'in de ilgi gosterdigi yetenekli futbolcu, benim icin oncelik Barca demis... Bayan Eto'o ne ister onu da sormak lazim tabi.


Arsenal, Real Madrid, ve Barcelona CSKA Moscow'un 19'luk Cek golcusu Tomas Necid'i kadrolarina katmak icin kapisiyorlarmis. Fiyati da sudan ucuz: 3 milyon pound.

Kurt Alex Ferguson genc Brezilyali yildiz 17 lik "Jose Rodolfo Pires Ribeiro Dodo"nun isini baglamis. Corinthians'da yetisen Dodo kizil seytanlara 5 milyon pounda mal olacak. Dodo 17 alti Brezilya takiminda oynadigi icin calisma izini konusunda bir sorun cikacagini dusunmuyorum. Bu arada haberi milli mactan hemen once alan Dodo, gozlerine inanamayip onlari kapatmis olmali.
Devamı - Transfer Dedikodusuymus Ablam - 2

Altı Yabancı


16 Eylül 2000 tarihindeki Fenerbahçe Beşiktaş maçında 64. dakika oynanırken Türk vatandaşı Baliç'in yerine Hırvat Rapaic girmiş ve Fenerbahçe sahada Lazetiç, Andersson, Revivo, Moshoeu ve Zoran Mirkoviç ile beraber 6. yabancı oyuncu olmuştu. O sezonki kurallar 6 yabancının maç kadrosuna alınabilmesine izin verirken ancak 5 tanesinin aynı anda sahada olmasını istiyordu. Ligin 5. haftasındaki maç zaten 3-0 Beşiktaş'ın galibiyeti ile bitmiş daha sonra Futbol Federasyonu maçın aynı skorla teciline ancak Fenerbahçe'nin hükmen mağlubiyetine karar vermişti. Maçın skorunun yarattığı ortamla bu olay haklı olarak yıllarca Fenerbahçe ile dalga geçmek ile kullanılmış ve şampiyonluk mücadelesine veya lig sıralamasına tesir etmemişti.

Fenerbahçe yine bu sezon bu hatanın eşiğindenbiraz da futbolcuların uyanması ile döndü.

Bu hafta Karadeniz'in diğer kıyısından benzer bir haber düştü manşetlere, Zenit Petersburg 81. dakikası oynanan maçta Rus Pogrebnyak'ın yerine Türk Fatih Tekke'yi alarak benzer bir kuralı ihlal etti ve maç 1-1 bitti. Bugün ajanslara düşen haber ise Rus Futbol Federasyonu'nun bu ihlali yaklaşık 14 bin Amerikan Doları ile geçiştirdiği yönünde.

Böyle olunca ister istemez düşünüyor insan. 6+2 kuralının uygulandığı Turkcell Muhteşem Ligi'nde böyle bir olayın tekrar etmesi çok uzak bir ihtimal değil. Acaba cezası ne olmalı böyle bir ihlalin Türkiye'deki gibi hükmen mağlubiyet mi yoksa para cezası mı?

Ben düşünüp düşünüp içinden çıkamadım. Bir yönden bakınca hükmen mağlubiyet çok ağır gözükürken diğer yandan bir kurar ihlali var.

Burada bu kuralın amacının ne olduğuna inmek gerekiyor ki cezayı daha mantıklı tartışalım. Temelde bu kural yerel futbolcuların, başka ekonomilerden gelen yabancı futbolculara karşı dezavantajını korumak, Ulusal Takım'ın seçim havuzunun daralmasını engellemek. Öte yandan bu yabancı oyuncular etten kemikten oyuncular aynı bizimkiler gibi. Yabancı futbolcu zaten Messi ayarındaysa sahada olur. Sonradan oyuna girecek yedek yabancı tıpkı diğer yabancılar gibi insan üstü bir yaratık değil. Bunlardan yola çıkınca aslında futbol oyunu açısından bir eşitsizlik yok. Bu sebeple hükmen mağlubiyet çok ağır bir ceza gibi geliyor. Ancak bir de ortada emsal karar varken bundan sonraki vakalara nasıl yaklaşılır açıkçası hukuken çok bilmediğim bir konu.

Sizin de yorumlarınızı bekliyorum...

Devamı - Altı Yabancı

22.04.2009

Rengini Birak Isine Bak!

Bir suredir futbolda irkcilik uzerine yazmamistim. Bu konudaki bir onceki yazi Balili'ye yapilan irkci tezahuratlar uzerineydi. Orada, Turkiye ile karsilastirildiginda Avrupa'da bir cok kulup ve federasyonun irkcilik karsisinda tutundugu tavri ovmustum dogal olarak. Fakat malesef, bu tarz duruslar toplumlari her zaman istenilen duzeye getirmiyor. Ozellikle de futbol seyircisi gibi toplumun sosyo-ekonomik degisiminden belki de en yakindan etkilenen kesimi soz konusu olunca, yukaridan dayatma gibi gorunen irkcilik karsiti duzenlemeler bir kulaktan girip oburunden cikabiliyor. Iste son gunlerde karsimiza cikan iki ornek:


Birincisi Inter'in Gana asilli oyuncusu Mario Balotelli ile ilgili. Italya'da gecen gunlerde tezahuratlarin kendisiyle degil Moratti'nin aciklamalariyla gundeme geldi. Moratti, o aksam stadda olsaydim takimi sahadan cekerdim demis. Ayni sekilde Juventus baskani Gigli de en azindan medeni bir sekilde Inter'den ozur diledi. Federasyon da konuyla ilgili sorusturma baslatti.


Ikinci vukuat, belirli bir olay degil ama bir durum analizi. Sevilla'nin yildizi Kanoute gecenlerde Ispanya'da maruz kaldigi irkci soylemlerden yakindi. Kanoute bir cok macta taraftarlardan irkci sozler duydugunu, ve bu tur olaylarin Ispanya'da Ingiltere'de oldugundan cok daha fazla yasandigini anlatmis.

Bu tarz olaylar neden en cok Italya ve Ispanya gibi ulkelerde oluyor? Bunu tartismak tarihsel, sosyo-kulturel ve ekonomi-politik (baska bir sey kaldi mi?) bir tartisma gerektirir, o da baska sefere...
Devamı - Rengini Birak Isine Bak!

Rubio NBA Draftinde...


Avrupa'da doğup, oranın basketbol ortamında yetişmişseniz, 18 yaşında "aga ben sıkıldım buradan, kesmiyor beni Eurolig falan, ben NBA'ye doğru bir hava alıp gelecem" derseniz size deli gözüyle bakarlar. Benim en iyisi diyen Amerikalı oyuncuların bile çoğunun kolej liginde pişip geldiğini düşünürseniz, Avrupa'da doğru dürüst profesyonel basketbol hayatı oturmamış birinin NBA'e gitmesi imkansızdır. Tabii ki bu durumun dışında pek çok oyuncu var. Fakat Ricky Rubio'nun durumunda olay istisna bile değil, olayların doğal akışı olarak değerlendiriliyor. Profesyonel hayata 15, (kimilerine göre 14) yaşında giren Rubio u16 turnuvalarındaki performansı ile (quadraple double performanslar gibi) zaten geleceğin potansiyel NBA oyuncusu gibi görülüyordu. Şimdi 18 yaşını doldururken NBA 2009 draftına girmeye karar verdi. Kendisinin 14 yaşlarındaki halini izlemiştim, gerçekten o zamanlar bile 18-19 yaşında birinin soğukkanlılığı ve tecrübesi ile oynuyordu. Bunun ötesinde, çok az özel oyuncuda görülen pozisyonsuzluk durumu onda da var; sadece bir guard ya da forvet olarak göremiyorsunuz, sayı atıyor, uzun kolları sayesinde top çalmada usta (bu konuda NBA'de zirveyi zorlayabilir yeterince zaman alırsa - avrupa ortalaması sadece 20 dakikada 3ün üzerinde top çalma), topla süratli, ribaunt alabiliyor, bir de içerde takılıp arasıra blok yapabilse tek başına takım olacak. Tabi NBA, her ne kadar farklar artık azalsa da, Avrupa'ya benzemiyor, oyuncular ne kadar yetenekli olursa olsun, çoğu zaman tek tip göreve, oyun stiline bağlanıyorlar, Rubio NBA'e giderse büyük olasıkla guard mevkilerinden birinde oynayacak, bu da onun top çalma ve şut becerine odaklanmasına sebep olacak. Fakat, eğer kendini kanıtlar, NBA'in oyun temposuna uyarsa, fiziğini de geliştirmek kaydıyla, Le Bron gibi, Jordan gibi pozisyonlar üstü bir oyuncu olabilir.

Görünen o ki, gelecek 5 yılda, Rubio ve Mychel Reese karşılaştırmaları daha sık yapılacak.

Son olarak, gönül ister ki, Rubio NBA'e gitsin, Steve Nash'ın yanında stajını tamamlasın eşsiz fundemental becerilerine, oyun nasıl okunur ve manipüle edilir bilgisini de bu işin ustasından kaparak eklesin, gözümüz, gönlümüz de şenlensin.

Ve de...
Gasol sözüm sana, Katalanların yeni idolü Rubio olabilir, tahtın sallantıda!!

P.S. NTVspor'un haberine göre Badalona ile sözleşmesi devam ettiğinden dolayı, yüksek bonservis bedeli yüzünden, draft'ta seçilse bile, bir sezon daha Avrupa'da takılma durumu olabilirmiş.
Devamı - Rubio NBA Draftinde...