31.07.2009

Elveda Sir Robson

İngilizler kendi oyuncularını ve teknik adamlarını abartmayı çok sever ama sen gerçekten de yaşayan bir efsaneydin, şimdi ise efsane oldun.




Devamı - Elveda Sir Robson

ÇK İstatistik Enstitüsü gururla sunar: 1. Ligde 50 yılın galibiyet oranları


Geçtigimiz sene baya yaygındı internet ortamlarında da "Süper ligde 50 yılın puan tablosu" başlığıyla çıkan istatistik. Bir sorunu ise takımların katılım sayılarının farklı olmasıydı, mesela Sivasspor sadece 3 defa 1. ligde oynayabildiği için aşağılarda görünüyordu. Biz ne yaptık, katılım sayılarına göre puan sayılarını böldük. Fakat burada da bu tablonun ikinci sorunu ortaya çıktı; 2 puanlık sistemden 3 puanlık sisteme geçiş! Sivas birinci, 4 kere katlımış, Ankaraspor altıncı! Sonuç olarak bu mantıkla düzenlenecek bir tablonun aslında 1981'den önce (82?) ve sonra olarak ayrılması gerekir.

Peki sonunda ne yaptık, 1. Futbol Liginde 59'dan 08'e katılım başına Toplam Galibiyetler tablosu. Peki böyle olunca ne oldu?

1- Sivas 5. büyük oldu (ama 3 senede büyük ölünmüyor tabi ki), demek ki 1. lige çıkmalarıyla çıkışları bir oldu.
2- Malatya'nın (ki 23.ydu puan tablosunda) 1. lig başarısı ortaya çıktı, 6.lar...
3- Antep, Kocaeli ve Sarıyer'in puan tablosunda üstlerinde bulunan Samsun, Bursa ve eski 5. Ankaragücünden aslında daha çok kazanan takımlar oldukları belli oldu (1. ligde oldukları sürece)
4- Genel olarak 1. ligde tutunmayı başaran "köklü takım" ile devamlı olarak 1. ligde olmasa da, olduğu sürelerde baya başarılı olan "renkli takım" ayrımı ortaya çıktı.
5- Bu yeni hesap en çok İzmir takımlarını vurdu; Altay ve Göztepe 8. ve 13.lerdi, indiler 22. ve 30.luğa...

(bu arada orijinal tabloda BJK'nin 2 maç eksiği var GS ve FB'te göre, neden ki?!?)

Not: Geçtigimiz sezon tabloya dahil degil...
Devamı - ÇK İstatistik Enstitüsü gururla sunar: 1. Ligde 50 yılın galibiyet oranları

30.07.2009

Elano da değil, UEFA ligi de: Günün diğer satır araları

  • Athletic Bilbao sahası San Mames'in çimlerini 24 saat gibi rekor bir sürede yeniledi.
  • Vieira Arsenal'a mı dönüyor???
  • Manchester City "hack" edilmiş sınırsız parasıyla nihayet forvet olmayan bir oyuncu aldı: Kolo Toure. artık 1-1-8 yerine 2-1-7 taktiğiyle oynayabilirler.
  • Beckhenbauer Ribery'i satılığa çıkardı: 81 milyon pounda!
  • İtalyan ekibi Bologna'yı Arnavut petrol milyoneri Rezart Taci'ye 20 milyon Euro (gibi düşük bi ücrete!) satın aldı. Geçen sene bir Amerikan konsorsiyumu kulübü satın almak istemiş, fakat anlaşma son anda suya düşmüştü. Bologna'nin daha önceki başkanı (Ingilizce Wikipedia'ya gore) İtalya'daki ikinci kadın kulüp başkanıydı. İlkini ben bulamadim, bulabilene aşkolsun.
  • Beykozspor'u Yılmaz Vural satın aldı mı, almadı mı? Geçen gün Ntvspor'da yorum yapıyordu kendisi?!?
  • Real Madrid Liverpoollu Arbeloa ile 5 milyon Euro'ya imzaladı. Milli takımda da banko oynayan bir arkadaş.
  • Morientes'ten sonra Heinze için de Marsilya yolları dar, daaar... 3 senelik kontrat, senede 1.5 milyon Euro. Biraz ucuz değil mı ?!?
  • Hleb Inter yerine Stuttgart'a bir sene kiralık gitmeyi seçti, Barça İnter'e 3 milyon Eurocuk daha verecek. İbrahimoviç her geçen gün daha da değer kazanıyor!
  • Xabi Alonso, kulübü Liverpool'a Real Madrid'e gitmek istediğini söyleyen yazılı dilekçe yazdı. Zorla güzellik olur mü?
  • Son 5 senede Villarreal'den sonra Atletico Madrid'de de gol kralı olan (ve ikisinde de son maçta goller dolusu atıp son anda Eto'o'yu geçen Forlan Atletico Madrid'de kalıyor. Barça ve RM dedikoduları uçuşuyordu son 2 aydır.
  • Veee, Liverpool taraftaki kulübü Amerikalılardan geri satın almak için parayı denkleştiriyorlar, yaşa ShareLiverpoolFC grubu !!
Devamı - Elano da değil, UEFA ligi de: Günün diğer satır araları

29.07.2009

Bloglarında Türkçe Karakter Sorunu Yaşayanlar!!

Yurtdışından İngilizce klavye ile yazan sevgili blogcular!! Bu siteye bir bakın pişman olmayacaksınız...


Devamı - Bloglarında Türkçe Karakter Sorunu Yaşayanlar!!

İbrahimovic Az Daha Arsenalli Oluyormuş!


Bu sefer yabancı bloglardan bir ilginç haberi paylaşalım sevgili okurlar. Arsenal Action adlı blog'da bugün ilginç bir fotoğraf gördük. Genç Zlatan, ki ben de pek benzetemedim nedense, aslında zamanında Arsenal'in kapısından dönmüş. Nasıl mı dersiniz?

Arsenal, 2001'de o zamanlar daha Malmö'de oynayan Zlatan için takımı ile her konuda anlaşmış. Hatta, Zlatan Arsenal gibi bir klübe gitmenin heyecanıyla haberi bütün arkadaşlarıyla paylaşmış. Fakat sonradan, nedendir bilinmez, Wenger Hoca, imzalar atılmadan önce Zlatan'ı bir süreliğine denemek istemiş. "Deneme süresine" çok bozulan Zlatan da görüşmelerden kızgın bir şekilde ayrılıp, kendisiyle ilgilenen bir başka büyük klüp, Ajax'ın yolunu tutmuş.

Wenger gerçekten deneme süresi istedi mi bilinmez ama Gunners o sene, 3 milyon pound'a Zlatan'ı almak yerine, 8 milyon pound'a Francis Jeffers ile anlaşmış. Yıl 2009, Zlatan'ın geldiği konum ve değeri ortada, Francis'in ise geldiği, ya da gelemediği konum ortada, ki kendisi de bir dönemin fazlaca abartılan Britanyalı yeteneklerindendir; Wenger Zlatan olayında baltayı taşa vurmuş gibi sanki...
Devamı - İbrahimovic Az Daha Arsenalli Oluyormuş!

Kahin

"Biz 5 yeriz, 7 yeriz, ama 6 yemeyiz!"

Haklı olduğunu tüm Türkiye'ye bir kez daha gösterdin Bülent Uygun, bundan sonraki demeçlerini kullanarak Sivas maçlarına İddaa oynayacağım.
Aman haftaya da BJK'ın ahını alma da...
Devamı - Kahin

Tek Sorumlu Sensin Bulent Uygun !



Dun Belcika'da alinan 5-0'lik tarihi yenilgi Sivas icin buyuk hayalkirikligi olsa da bence oynadiklari futbol skordan cok daha vahimdi. Evet bazen futbolda ilginc sonuclar olabilir (buyuk takimlarin da fark yedigine tanik oluyoruz zaman zaman. Ornegin Galatasaray Chelsea'den 5 yiyip Sampiyonlar Ligi'nden elenirken ayni sene UEFA kupasini almisti). Ama kac kisi dunku Sivas icin boyle bir isik gordu ilerisi icin? Ben bu kadar kisisel veya takim olarak, teknik ve taktik olarak, saha ici duzeni ve pas alisverisi olarak, defansta ve ofansta mucadele gucu olarak zayif bir takim seyrettigimi hatirlamiyorum yakin zamanda...

Oyle bir Sivas seyrettik ki, sahada ne yapacagini bilmeyen bir 11 vardi. Kaleci Petkovic ya hayatinin en kotu macini oynadi, ya da yetenenkleri sinirli ki, ben 2. ihtimalin daha gercekci oldugunu dusunuyorum. Yenilen gollere bakarsak zaten ilk gol tamamen kendi hatasi, kornerden gelen ortayi bos gecip takimi 1-0 yenik baslatti maca. Diger gollerde de zamanlama olarak, hamle yapma refleksi olarak hic guven vermedi. Zaten 33 yasina gelmis bir kaleci, bundan sonra da daha cevik hale gelecek degil. Sivas Avrupa'da kimle oynarsa oynasin, kalite farki nedeniyle kalesinde ciddi tehlikeler yasayacak. Kalecisi de en azindan 1-2 top cikarmali! Petkovic bunu yapacak duzeyde degil. Ustelik ben her zaman sinirli yabanci tercihinin kaleciden yana kullanilmasina karsiyim (Gerci dunku Sivas onbirinde de yabanci olarak 2 futbolcu goze carpiyor, o da ayri bir konu). Turkiye'de Petkovic'ten daha yetenkli, daha cevik yerli kaleciler var.

Bunun yaninda dunku Sivas defansi da tam bir rezaletti. Kademe anlayisi nerdeyse hic yoktu. Alan daraltamadilar. Daha ilk 10 dakikada 3 tane net gol pozisyonu kacirdi Anderlecht. Golun gelecegi belliydi ama ne kenar yonetim bir sekilde mudahele edebildi, ne de futbolcular oyunu okuyabilip gol tehlikelerine karsi onlem alabildi. Bilica'nin yerine gelen Yasin dun cok kotuydu ama biz bu Yasin'in gecen sene ornegin Besiktas'a karsi Inonu'de oynanan mactaki basarili oyununu da gorduk. Yasin'in bu kadar kotu olmasini saglayan etken de orta sahanin kendi yarisahalarinda alan daraltmamasi, Anderlecht'in yetenekli oyuncularina cok genis alan birakmasiydi. Ornegin gecen sene Chelsea, Barcelona'ya gore kalite bakimindan cok asagi kalsa da uyguladiklari stratejiyle Barcelona'dan daha etkili oldular oyandiklari Sampiyonlar Ligi Yari Finali maclarinda (gerci sonunda elendiler, o ayri). Chelsea oyunu geride kabul edip, gomulu savunma yaparak Barcelona'nin yetenekli ve hizli oyuncularina genis oynama alani birakmadi. Oyunu kilitledi ve ani kontra-ataklarla Barcelona kalesinde etkili oldu.

Biraz daha ileri gidiyorum. Dunku maci seyreden kac kisi Sivas orta sahasini sayabilir su anda? O kadar etkisizdiler ki butun mac boyunca 3 pas ust uste yapamadilar ve aklima takilan bir futbolcu olmadi. Yani ofansif bir orta saha olsa oyunu acar, kanatlara yikar, pas alisverisi yapar, mucadele eder vs. Defansif bir oyun anlayisi olsa alan daraltilir, rakip takimin oyun kurmasi engellenir, ordan avantajla ayrilacak bir beraberlik skoru icin mucadele edilir. Dunku Sivas orta sahasi bunlarin hangisini yapabildi? Ne defansta ne ofansta hicbir varlik gosteremediler.

Forvet desek tam evlere senlik. Ersen Martin'le basladi maca Bulent Uygun. Bu kadar agir bir futbolcu zaten bu maca ilk 11'de baslayacak bir oyuncu olamazdi. Koskoca bir ilkyari boyunca da tek bir olumlu hareketi olmadi. Ikinci yarida oyuna giren Kamanan da varlik gosteremedi.

Gecen seneki Sivas takimi bu Anderlecht'ten 5 yemezdi? Ne degisti de bu takim Avrupa'da nerdeyse amator takimlarla yapilan hazirlik maclarinda dahi fark yer duruma geldi? Burda da en buyuk sorumlu Bulent Uygun'dur. Iki sene Turkiye'de elde ettikleri basarilar, Bulent Uygun'un ayaklarinin yerden kesilmesine sebep olmus anlasilan. Birden bire kendine gelen bir asiri ozguven, gerekli gereksiz yaptigi konusmalar, buyuk kulupleri provoke eden demecler... Bir ara kendini Maurinho sanmaya basladi diye endiseye kapilmistim. Maurinho ortaligi karistirmak adina hep cok tartisilan, rakip kulupleri ve teknik direktorlerini tahrik edici sozler soyler ama adam en azindan kariyeri boyunca cok basarili olmus bir head-coach. Bulent Uygun daha kim ki, ne basari yakalamis ki kisa kariyerinde, 100 yillik camialara hakarete varan, asagilayici (kendi acisindan komik) sozler soyleyebiliyor? Bence Bulent Uygun'un bu tavri da Sivas'a karsi duyulan sempatiyi antipati'ye donusturmustur.

Sivas'in dunku yasadigi hezimetin temelinde de bence iste bu Bulen Uygun'un asiri ozguveni yatmakta. "Tek suclu benim" derken cok dogru soyluyor. Cunku neden? Gecen seneki takimin omurgasini olusturan onemli oyunculari gonderdi, Balili olsun Bilica olsun, Thun olsun, Silva olsun, Muhammed Ali olsun. Tum kontrol kendisinde ya, bir suru yeni oyuncu getirdi takimina. Alex Ferguson gibi de, sistemin bunca degisiklige ragmen sorunsuz isleyecegini sandi. Tek fark Ferguson bu kadar omurga oyunculari degistirmiyor, her sene 2-3 takviye yapiyor takima. Sivas tarihinin en onemli maclarina cikacak, Sampiyonlar Ligi'ne kalabilse kendi acisindan cok onemli miktarlarda gelir elde edecek. Ama Bulent Uygun butun bunlari riske atarak takimin onemli oyuncularini gonderip, bir suru yeni transferle maceraya atildi.

Bu kadar degisiklikle 1 aydan fazladir devam eden hazirlik kamplarinda ve hazirlik maclarinda goruldu ki bu takimda sistem sorunu yasaniyor. Avrupa'nin 2.Lig takimlarindan fark yeniyor. O zaman alirsin onlemini, takim oturana kadar defansif bir oyun planiyla Chelsea taktigini uygularsin Anderlecht'e, oyunu kilitler avantajli skorla donersin evine. Bunu yapamadigi icin Bulent Uygun'un daha yiyecek cok firin ekmegi var. Bir de mutevazi olup, kendi isine bakmali, Abdullah Avci'nin izinden gitmeli bence...

Bu arada sunu da unutmadan soylemek istiyorum. Anderlecht'te oynayan Arjantinli Suarez'i cok begendim. Bu adamin yasini bilmiyorum ama gencse kesinlikle gelecegin yildiz adaylarindan. Cok kivrak, teknik ve ayni zamanda suratli bir oyuncu. Adindan ilerde cok soz ettirecek...
Devamı - Tek Sorumlu Sensin Bulent Uygun !

28.07.2009

Sivas Ligden Dustu


Son iki senedir firtinalar estiren Sivas'in yerinde yeller esiyordu bu aksam ve sonucta resmen olmasa da seklen Sivas Sampiyonlar Ligi'nden Avrupa Ligine dustu. Yanlis hazirlik maci secimleri, gonderilmemesi gereken oyuncular, yeni transferlerin eskilerini aratmasi gibi bir cok sebebi var takimdaki bu dususun. Bir de tabiki teknik direktorun vizyonu. Bulent Uygun Turkiye'de cok basarili bir teknik direktor ama Avrupa arenasi icin biraz daha pismesi gerekecek. Takimini maca yeterince hazirlayamadigi asikar. Yasin icin de ayri bir parantez acmak lazim. Umarim kendini toparlar ve ilerde daha iyi olur. Ama bu mactaki hatalarini Sivas seyircileri uzun zaman unutamayacaktir.
Mac 5-0 bitti ama daha da farkli olabilirdi. Anderlecht ile Sivas'in tecrube farki skora da yansimis oldu. Tarihinin en onemli macinda bes yemeyi hic bir takim istemez. Bu yuzden
Sivasli sporseverlere ve maci seyretmeye gidenlere yazik oldu. Fakat bu skor cok sasirtici olmamali, basariya giden yol her zaman uzun ve cetrefillidir. Sahsi gorusum, bu maglubiyetin Sivas acisindan iyi bir sey oldugu. Sampiyonlar Ligi'nde Sivas'in sansi sifira yakindi, en azindan simdi daha ulasilabilir hedefleri olacak.

Devamı - Sivas Ligden Dustu

Özür dilerim Sivas



Herkes gibi biz de ilgi gostermedik bu tarihinin en önemli maçına. Demin Artemio Franchi 'ye bakarken arkadaşa hak verdim. Birkaç bloga daha bir göz attım, sonuç 0. Gazetelerde zaten topu topu ufacık bir köşe. Bütün sene şampiyonluğa oynadın, herkesi şaşırttın, kimse sana inanmadı, ama sonunda onurlu bir ikinciliği kaptın işte. Seni sevmem Sivas, antrönörünü de sevmem, oyuncularına da bayılmam. Ama yiğidi (yiğidoyu) öldür, hakkını ver, şunca senedir yakından takip ettiğim anamızın liginin gördüğüm en büyük sürprizini yaptın ve helal olsun sana. Geçen senenin sonundan beri çok önemli oyuncularını yolladın (neden ki?) ve gruplara kalma şansını iyice düşürdün. Sezon öncesi Türk takımları içinde en zor rakiplerle sen hazırlık maçları yaptın, hiç de iyi geçmedi, ve sonuçta artık kimse sana pek inanmıyor. Ama hadi be Sivas, yapabilir misin acaba bir numara daha? Türk futbolu için mi desem, mucizelere inanmak için mi desem, anti-Bizans için mi desem (ki ben de Bizanslıyım), güzel bir sonuçla eve taşı şu tur işini. Seni sevmem, babanı da hiç sevmezdim, ama yürü be Sivas...

Devamı - Özür dilerim Sivas

Bizim de bir zenginimiz var(dı)


Deloitte Spor Sektörü Grubu’nun her yıl gerçekleştirdiği “Futbol Para Ligi” araştırmasına göre geçtiğimiz yıl Fenerbahçe dünyanın en çok gelir elde eden klüpleri arasında 111.3 milyon Euro geliri ile 19. sırada yer aldı ve bu listedeki 20 takimdan Top 5 lig (İngiltere, İspanya, Fransa, Almanya ve İtalya) dışından giren tek takım oldu. Stuttgart ise
listeye ilk defa giren bir başka takım.
Rapora göre, 366 milyon Euro ile dünyanın en çok gelir elde eden futbol kulübü Real Madrid, ikinci 325 milyon Euro ile Manchester United, üçüncü ise 309 milyon Euro ile Barselona. 20. sırada ise Manchester City'nin olması listenin şimdiden değişmiş olduğunu göz önünde bulundurmaya başlamak için iyi bir nokta. RM dört yıldır bu listeyi birinci sırada tamamlıyor.
Gözüme çarpan bir başka nokta da ilk 8'de 4 İngiliz takiminin bulunması. (2 senedir Şampiyonlar Ligi'nin çeyrek finallerinde olduğu gibi). 8-12. sıralar ise tamamen İtalyan takımlarından oluşmakta. Raporda ana gelirler, genel olarak 3'e ayrılmiş: Maç günü gelirleri, Yayın gelirleri ve reklam gelirleri.
Listede 7 İngiliz, 4'er İtalyan ve Alman, 2'şer İspanyol ve Fransız, ve Fenerbahçe var. Aslında aşağıdaki toplam gelirlere göre dizilmiş dünya ligleri tablosu bize bunun sebebini biraz da olsa açıklıyor, (bu arada 9. sıraya dikkat):

1. Premier League 700 M
2. Serie A 490 M
3. Bundesliga 389 M
4. La Liga 275 M
5. Meksika 1. Ligi 160 M
6. Fransız Ligue 1 150 M
7. Japon J League 129 M
8. Hollanda Eredivisie 125 M
9. İngiliz 2. ligi 125 M
10.Brezilya Campeonato 124 M

Top 5 liglerin gelirlerinin kabaca yüzde 40'ının TV gelirleri olduğu belirtiliyor. Gişe gelirlerinin de en fazla olduğu lig ise İngiliz ligi, en fazla stadda izleyici Alman ligi maçlarina ilgi gösterse de... Birinci Borussia Dordmund ortalama 74bin seyirciye oynarken, 2. Barça, 3. RM ve 4. Man U.'nun maçlarına ortalama 70bin kişi geliyor. Bu arada B. Dordmund'un son 5 senede herhangi bir başarısını hatırlayan var mı, sanırım en cefakar seyirci onlarda... Ayrıca Man U. ve RM'in bu rakamlarla stadlarının yuzde 99 ve 90'ı dolarken, Barça'nın doluluk oranı yuzde 70; Camp Nou'yu büyütmek istediklerini düşününce biraz garip geliyor tabi, ama herşeyi kazanana kim ne diyebilir. Bu arada doluluk oranları ilk 20'sinde B. Münih, Schalke ve Chelsea ortalama yüzde yüz (!) doluluk oranıyla maçlarını oynuyorlar, Tottenham, Hamburg ve Arsenal da yüzde 99 iken ve bu ilk yirminin genel ortalaması yüzde 87 iken, Fenerbahçe yüzde 82 doluluk ortalamasıyla oynamış.
Man. U, maç günü gelirlerinde 140M Euro civarı gelir elde ederken RM ve Barça 80M civarlarında gelir elde ediyor. Şampiyonlar ligi TV anlaşmalarında ise raporda 06-08 sezonlarındaki anlaşmalar ile gelecek yıldan başlayarak yapılan yeni anlaşmalar karşılaştırılmış. İşin ilginç yanı, Fransızlar ve İtalyanların yeni ŞL yayın anlaşmaları yaklaşık yüzde 15 oranında ucuzlarken, İngilizlerde yüzde 67'lik, Almanya ve İspanya'da ise yüzde 30 dolaylarında bir pahalılaşma var. (Tabi Pound-Euro paritesinin değiştiğini de göz önünde bulundurmak lazım...)
Bir paragraf da forma reklamlarıyla ilgili yazayım. Ortalama 6 yıllık anlaşmalar yapmış bu 20 kulup, genel olarak da 3 ila 8 senelik anlaşmalar var; 2 takım dışında. Biri tabi ki 14 senelik yapılmış olan İnter Milan-Pirelli anlaşması (tabi buna anlaşma demek zor, parayı bir cepten alıp öbür cebe koymak demek daha doğru olur), diğeri ise 18 senelik bir Liverpool-Carlsberg evliliği. Bu arada Danimarkalı bira şirketi Anfield Stadı'nın adına da isimlerini iliştirmek istiyor.
Bir özet yapmak gerekirse, raporda da belirtildiği gibi ŞL gelirlerinden mahrum kalan Fenerbahçe'nin seneye bu listeye girmesi zor görünüyor. İngilizlerin ve Real Madrid'in de dominasyonu sürecek gibi. Peki ekonomik kriz bütün bunları nasıl etkiliyor, futbol sevgimiz kulüpleri ayakta tutmaya yeter de artar mı, bu da başka bir yazının konusu olsun.

Kaynaklar:
http://www.deloitte.com/dtt/cda/doc/content/Turkey-en_cb_FML2009_120209.pdf (Sayfa 27-Fenerbahçe)
http://www.deloitte.com/dtt/cda/doc/content/Turkey-tr_cb_Footballmoneyleague_140208.pdf
http://en.wikipedia.org/wiki/Deloitte_Football_Money_League
Devamı - Bizim de bir zenginimiz var(dı)

27.07.2009

RSS Feedleri

Okuyucularimizin talebi uzerine RSS Feed'leri tekrar eski sisteme cevirdik. Sitede yayinlanan yazilarin tamami yine eskisi gibi 'Reader' tarzi uygulamalarla okunabilecek. Ilginiz icin tesekkurler.
Devamı - RSS Feedleri

25.07.2009

Jamaika Nasıl Başardı?


"Yarışlarımda 80 metre sıkı koşup, kazanacağımı anlayınca hızımı kesiyorum. Kimileri bunun yanlış bir davranış olduğunu düşünüyor, ama bu kurallarımla ilgili..."

Usain Bolt

Jamaika, bizim için Bob Marley, Shaggy ve ot içip, reggea dinleyen tembel insanların ülkesiydi yıllar boyunca. Fakat şimdi Jamaika diyince, Asafa Powell, Usain Bolt gibi süper atletlerin başını çektiği, ABD'nin yıllar süren kısa mesafe hükümranlığına kafa tıtan, ufak ama kararlı bir ülke aklımıza geliyor. İnsana düşünmeden edemiyor ne oldu da, bundan 15-20 yıl öncesine kadar uluslararası spor camiasında adı bile anılmayan bu yoksul ülke bir anda özellikle sprint alanında dünyanın süpergücü haline geldi?

Aslında atletizmde esamesi okunmaması meselesi, bizim gibi, olaya uzaktan ve sadece üst düzey turnuvalar üzerinden bakanların yapabileceği bir tespit. Jamaika yıllardır, özellikle de 1950lerden sonra, çok iyi kısa mesafe koşucuları yetiştiren bir ülke, fakat fakirlik, politik belirsizliğin yarattığı umutsuzluk ve ülkenin yıllar boyunca milli bir spor politikasından yoksun olması gibi etkenlerden dolayı Jamaikalı genç sprinterler, üniversite çağına geldiklerinde, yanıbaşlarındaki sporun süpergücü ABD'ye kapağı atıyorlardı. ABD kolej sisteminin, sporcuya sağladığı kendini geliştirme şansından sonuna kadar yararlanan bu atletlerden bazı zamanla aradan sıyrılıp, zengin ülkeler tarafından kendi milli takımlarına devşirildiler. Bu devşirmelere örnek olarak Kanada için koşmuş olan Donovan Bailey ve Britanya adına madalyalar kazanan Linford Christie'yi sayabiliriz.

Böyle bir imkan farkı, Jamaika'nın gençlerde onlarca potansiyel dünya rekortmenine sahip bir ülkeyken, olimpiyatlarda koşacak doğru düzgün sprinteri olmaması gibi ironik bir durumu ortaya çıkartmaktaydı. 1970lere gelindiğinde bu düzeni değiştirmek için ilk adımlar atılmaya başlandı. İsyan bayrağını ilk açan Dennis Johnson belki Jamaika'nın en hızlı adamı değildi, fakat bundan yaklaşık 30 sene önce okumak ve koşmak için gittiği Birleşik Devletler'deki kolej sisteminin benzerini kendi vatanında kurmayı düşleyince, dünyanın gelmiş geçmiş en hızlı adamlarının da kendi anavatanlarının bayrağı altında koşmalarının önünü de açmış oldu.

Eski bir Britanya kolonisi olan Jamaika, pek çok eski kolonde olduğu gibi, en temel idari ve sosyal devlet mekanizmalarını Britanya'dan almıştı. Buna, spora akademik hayatın tatlı bir rahatlama aracından daha da fazla önem vermeyen, Britanya kolej sistemi de dahildi. Üniversite çağına gelen Jamaikalı atletlerin, spor kariyerlerine devam etmelerine destek olacak hiç bir yüksek eğitim kurumu kurulmamış, daha da kötüsü Johnson bu olaya el atmadan önce, bunun olabileceği düşünülmemişti bile...Johnson, yoksul ülkesinde ufak adımlarla işe başladı, önce iki-yıllık eğitim programı olan bir kolej kurdu. Atletlerin ABD'ye gitme trendini değiştirmese de, bu atılım zamanla ülke içinde kolej takımlarının kurulmasına ve birbirleriyle rekabet etmesine yol açtı. Zamanla artan ilgi ve gelmeye başlayan alt düzey başarılarla, kolej UTECH ismini alarak 4 yıllık bir yüksek öğretim kurumuna dönüştürüldü. Şu anda, UTECH, 280 kadar genç yeteneğe ev sahipliği yapıyor. Her ne kadar, ABD standartlarına göre tesisler ikinci sınıf sayılsa da, UTECH ülkenin en iyi imkanlarını, en iyi gençlerine sunmaya çalışıyor. Kurumun Johnson'dan sonra başına geçen Davis ellerindeki imkanların kıtlığından yakınmak yerine, daha yaratıcı çözümlere odaklanmaları gerektiğini söylüyor. Okulun, tartanları
haftada en az bir kez boyayacak kireç atma makinesi yok, o yüzden kulvar çizgileri, zemine dizel dökülüp sonrasında yakılarak elde ediliyor.

Ülkede bundan 30 yıl önce başlayan bu milli atletizm hamlesi, defalarca yaşanan imkansızlıklar, başarızlıklar ve hayalkırıklıklarından sonra, yavaş yavaş ürün vermeye başladı. UTECH'den çıkan ilk süper atlet Asafa Powell oldu, genç sprinter fakir bir aileden gelen, yetenekleri olan ve imkanları olmayacak bir gençti. Ondaki potansiyeli, ülkenin en büyük atletizm takımlarından Maximizing Velocity and Power (MVP) takımının koçu Stephen Francis farketmişti. Francis de Amerika'da üniversiteye gitmiş bir Jamaikalıydı, fakat diğerlerinden farklı olarak atletizm yerine, Michigan Üniversitesinde işletme ve ekonomi okumuştu. Powell'daki yeteneği açığa çıkaran Francis, ülkede kalarak da olimpiyat şampiyonu olunabildiğini herkese kanıtlamış oldu.

UTECH'in bir başka ünlü mezunu da Usain Bolt oldu. Kendisindeki müthiş potansiyeli farkedip, UTECH'e girmesini sağlayan kişi de eski başbakan P.J. Patterson olmuştur. Usain Bolt'un mezun olduğu lise, Michael Green gibi pek çok koşucuyu okutmuş ünlü bir spor geçmişi olan okuldu. Fakat ilginçtir, 1970 doğumlu Green, kariyerine devam etmek için Clemson Universitesinden burs alıp ABD yolunu tutarken, ondan 15 yıl sonra doğan Bolt'a, eski başbakanlar dahil olmak üzere, herkes ülkedeki en iyi imkanları yaratmak için adeta seferberlik ilan etmişti. Jamaika'nın 15 yılda elde ettiği bu fark gerçekten de kayda değer bir başarı hikayesidir. Bolt da kendisine verilen desteği haksız çıkarmamış, ülkesine altın madalyalar ve rekorlar kazandırmıştır.

Peki sistematik bir atletizm programı, başarıya giden garanti yol mudur? Kesinlikle hayır... Her ülkenin, gen ve doğa şartlarından gelen, uygun olduğu spor branşları olduğu kadar, uygun olmadığı spor branşları da vardır. Genetik bilimciler, Jamaikalılar üzerinde yaptıkları araştırmalarda, kasların yüksek hızda performans arttıran Aktinen A adlı bir maddeye, Jamaikalılarda %70 oranında rastlandığını bulmuşlar. Bu madde, niye bazı insanların daha hızlı koşmaya meyilli olduklarını açıkladığı düşünülen bir madde, bunun mesela Avustralyalılardaki oranı sadece %30. Daha da ilginci, Jamaikalıların hemen hemen hepsinin kökeni Batı Afrika kıyılarından getirilen kölelere dayanmakta, köklerinin geldiği bu ülkelerde yapılan araştırmalarda aynı maddenin insanlarda yine bol miktarda bulunduğu saptanmış. Şaşırdınız mı? Bence şaşıracak bir şey yok, futbol dünyasındaki en hızlı oyuncuları düşünün, aklınıza gelenlerin çoğu Gana, Fildişi Sahili, Kamerun gibi Jamaikalıların köklerinin yattığı ülkelerden gelen oyuncular. Aynı genetik, aynı beceri fakat farklı kullanım alanları... İnsanın, becerilerini çevreye göre adapte etme yeteneği gerçekten de inanılmaz!

Peki Ya Bizler?

İş sonunda dönüp dolaşıyor ve bizim ülkede son buluyor. Türkiye, Jamaika örneğinden neler öğrenebilir? Açıkçası işin genetik tarafında, Türklerin sprint tarzı kısa mesafe koşularına çok da yetenekli olduğunu düşünmüyorum. Kürtler bu konuda biraz daha avantajlı durumdalar, fakat yine de bu topraklarının genetiğinin ve ikliminin, sprintten çok uzun mesafe koşucularının yetişmesine uygun olduğunu düşünüyorum. İç bölgelerimiz, Etiyopya gibi, platolarla kaplı, yüksek rakımlı, az nemli ve nispeten düz alanlara sahipler. Zaten, Süreyya Ayhan gibi yeteneklerin de Çankırı'nın bozkırlarından çıkması bu tezi de güçlendirmekte. Fakat ne kadar yetenekli olursa olsun, ne kadar çalıştığı iklim yaptığı spora uygun olursa olsun, bütün bunlar son kertede ciddi bir eğitim programına bakıyor. Eriksson yazısında da bahsettiğim gibi, ülkedeki en sistematik hatamız, en alt kadrolara en yeteneklileri sokarken, üst kadrolara ise tamamen informal ilişkiler ağı üzerinden yetenekleri kendinden menkul insanların yerleştirilmesi. Spor yönetimini bilmeyen bir ülke olarak, yeteneklerimizi de ya yetiştiremiyoruz, ya da yetişmiş olanların profesyonel spor ömrünü uzatamıyoruz. Yetenek açığını devşirmelerle çözmeye çalışıyoruz fakat bu maya da uzun süre tutmuyor, zaten dünyada sadece devşirmelerle uzun süreli başarı yakalayan bir ülke de yok.

Çok klasik bir bitiriş olacak ama spor konusunda da herşey eninde sonunda eğitime bakıyor sevgili okuyucular. Gittiğimiz üniversitelerin, devlet ve özel sektörle işbirliği içinde bu tarz takımları kurması, okula girişlerde akademik başarı kadar, sporsal ve sanatsal başarının da eşdeğerde sayılması gerekmekte. Bu da köklü bir üniversiteler reformu demek, peki bunu kim yapacak derseniz?

..............


O boşluğu şu an dolduramıyorum fakat bildiğim bir şey varsa, şu anki YÖK yapısının bunun altından kalkamayacağı. Zaten derdi katsayı hesaplarına kalmış bir kurumun, geleceğin atlet ya da sanatçılarının düzgün eğitim almaları gibi ikinci derece konulara ayıracak bir zamanı da olduğunu sanmıyorum. Onların, Asafa ve Usain'leri rekorlara koşarken, bizim Asaf ve Hüseyinlerimiz de hayallerini başka bir hayatta yaşamak üzere bilinmezliğe gömerler. Süreyya'sına sahip çıkamayan bir toplumuz zaten bize koşmak çok bile...

Kaynaklar:
*Bolt'un giriş cümlesi, Newsweek Türkiye 26 Temmuz Sayısı sf. 90
*Genetik Araştırmalar için
http://www.dailymail.co.uk/sport/olympics/article-1041958/Its-genes-New-research-says-Jamaican-runners-born-Bolt.html

*Jamaika Nasıl Başardı
http://www.csmonitor.com/2008/0628/p01s01-woam.html

*Jamaikalı Atletlerin Listesi
http://en.wikipedia.org/wiki/Category:Jamaican_sprinters






Devamı - Jamaika Nasıl Başardı?

Gerrard Sucsuzmus. Peki Ya Juri Everton'lu Olsaydi?


Kameralarda bir barda Marcus MacGee adli sahsa yumruk attigi acikca gorulen Steven Gerrard dovus ve arbede cikarmak suclarindan aklanmis. Liverpool Kraliyet Mahkemesi'nde toplanan juri Gerard'in olayda mesru mudafaada bulunduguna ve kavgayi baslatan kisi olmadigina karar vermis.

Ingiltere'de juri sistemi var ve juriler halkin arasindan seciliyor. Liverpool halki arasindan secilmis bir jurinin Gerrard'a kiyak cekmis olabilecegi ihtimaller dahilinde bence. Gerrard gibi Liverpool'un efsanelerinden biri olmus bir isme ceza vermek her baba yigidin harci degil.

Savcilar ve avukatlar juri secerken kisilerin yeterince tarafsiz olup olamayacaklarina dair sorular sorarlar. Bu durusmada da herhalde ilk once tuttugunuz takim nedir diye sorulmasi gerekirdi. Liverpoolluysan 'hop gel juriye', Evertonluysan 'dur kardesim orada'.

Gerrard ucuz yirtti bu kavgadan ama sanirim butun sucu ustlenen arkadaslari o kadar sansli olmayacak. Unlu arkadasi olmanin cefasi da bu iste. Hep otlanmak olmuyo, arada kendini boyle feda etmen de beklenebilir. Yine de en kotu bir iki ay yatarlar sonra Gerrard onlara guzel bir parti verir cikista. Tabi Gerrard bu hareketleri saha icinde yapsaydi bu kadar kolay kurtulamazdi. Bakin Beckham taraftara gel gel yaptigi icin 1000 dolar ceza almis MLS'den.
Devamı - Gerrard Sucsuzmus. Peki Ya Juri Everton'lu Olsaydi?

24.07.2009

Karadeniz Kıyılarıdan Britanya Kıyılarına: Kıyıya Vuran Hayaller

Notts Co mu büyük takım, yoksa Trabzonspor mu? Peki dünyaca ünlü bir teknik direktörseniz, amacınız kendi liginde şampiyonluk kovalayan, en kötü derecesinde bile kıtasal turnuvalara gitme şansı bulunan, milyonlarca taraftara sahip bir takımı mı çalıştırmak istersiniz, yoksa kendi ülkesinin alt liglerinin ortalama bir takımının mı başına geçmek istersiniz? Tahmin ettiniz, meselemiz Eriksson ve Trabzonspor'a olmayan transferi...
Birkaç hafta önce, Trabzonlular hala teknik direktör ararken, taraftarı ve camiayı en çok heyecanladıran isim şüphesiz Eriksson olmuştu. Kendisiyle görüşülmeli, "ufak pürüzler dışında anlaşılması" haberleri bir dönem benim de dahil olduğum kalabalık bir güruhu heyecanlandırmıştı. Fakat her zamanki gibi, bize bahsedilen "ufak pürüzler"in o kadar da ufak olmadığı anlaşıldı, Trabzon yola Broos ile devam etmeye karar verdi. Eriksson ise, Katarlı Milyarder Sayid Al Tanee'nin başında olduğu Ortadoğu Konsorsiyumun yeni klübü Notts County'ye Futbol Direktörü olarak transfer oldu. (Basında bazı yerlerde çıkan haberlerde Eriksson'un teknik direktör olarak Notts'un başına geçtiği yazıyor, Notts Co'nun teknik direktörü işinin başında durmaktadır sevgili okurlar.)

Eriksson'un Ada futboluna dönmek istediği, bilinmeyen bir şey değildi daha önceki yazılarımızda bu konudan bahsetmiştik, fakat İngiltere'nin hiçbir büyük takımı Eriksson gibi artık zirvedeki dönemini geride bırakmış bir hocayı istemezdi, nitekim ciddi bir teklif gelmemesi, onu Trabzonspor gibi farklı arayışlara kadar götürdü. Bu süreçte, İngiltere'nin futbolda en gerileyen şehri olan Nottingham'ın ikinci planda kalan klübü Notts County, Eriksson'a yanaştı ve ona 10 yıllık bir gelişim programı ve dolgun maaşlı bir teklif sundu. Notts'un yeni sahipleri, 2. ligdeki ekiplerinin en iyimser tahminle 5 yıl içinde 2 lig yukardaki EPL'ye çıkacağını hesaplamışlar. Yani paraları bol ve planları uzun vadeli. Trabzonspor gibi anlık başarıya muhtaç bir klüpte, en riskli pozisyon olan teknik direktörlük yerine, parası, imkanı ve sabrı olan üstelik de bu sabrın sonunda dünyanın en büyük ligi olan EPL'ye çıkma şansı bulunan bir takımın, teknik direktörün de üstü bir konum olan, ve bütün uzun vadeli planları belirleyebileceği bir mevki olan Futbol Direktörlüğünü tercih etmesi aslında özelde Trabzon'un, genelde Türk Futbolu'nun kazanabileceği bir değeri kaybetmesiyle sonuçlandı.

Yıldızlara para saçan Real Madrid'de Perez'in yardımcıları iki efsane isim, Valdano ve Redondo, ikisi de Arjantinli ve Real için sembol olmuş oyuncular. Bugün oyuncu seçimlerinde ve uzun vadeli planlarda ikisinin sözü başkandan daha çok geçiyor çünkü klüp içinde saygın isimler ve herkes deneyimlerine güveniyor. Belki de o kadar güveniyorlar ki, Pellegrino gibi tam da rüştünü ispat etmemiş bir ismin Real'in başına geçmesinde herhangi bir problem görmüyorlar. Bizim takımların ise, teknik direktör kadar çok değişen isimleri futbol şube sorumluları ve tam da ne işe yaradığı anlaşılmayan, benim için sadece Sinan Engin özelinde cisimleşmiş bir hali bulunan "genel menejerler". Eriksson gibi, artık aktif teknik direktörlük hayatında zirveyi geçmiş ama ciddi birikimi, vizyonu ve en önemlisi takımdaki bütün isimler üzerinde ağırlığı olacak bir ismi olan futbol adamlarını, ülkemizde sadece klübeye hapsetmenin hesabı nedir? 4 büyüklerden hangisinde, şu an aktif olsun ya da geçmişte görev almış olsun, bahsettiğim genel menejer ve futbol şube sorumlusu görevindeki kişiler, Eriksson gibi adamları yönetme kapasitesine ve futbol bilgisine sahip insanlardır? Mesela Aykut Kocaman, ki kendisine teknik direktör olarak saygım vardır, Eriksson'u yönetecek beceriye sahip midir, ya da Sinan Engin, ya da Adnan Sezgin? Dünya çapında oyuncuları, ancak o kalibredeki teknik direktörler yönetebilir, "Arsenaldeki para bende olsa, ben daha başarılı olurum, gelsin Wenger Sivas'ı yönetsin" zihniyetindekiler yönetemez, onların vizyonu birazcık sivrilen oyuncusunu hemen büyük takıma kakalamakta son bulur. Wenger, Eriksson, Del Bosque ya da Hiddink gibi adamları da takımın başına getirirseniz, onları idare edecek, uzun vadeli planlar yapabilen ve takımın sezon sonu değil, 5 yıl sonra nerede olacabileceğine dair bir görüsü olan adamları da bu teknik adamların üzerine monte etmeniz gerekir. Bahsettiklerimden, Hiddink ve Del Bosque geldiler, türk futboluna kattıkları ciddi bir şey olmadan, arkalarına teneke bağlanarak kovuldular.

Egosentrik başkanlarımız, güçlü yönetim istemiyorlar, güçlü yönetimin olmadığı yerde de, Başkan ile teknik kadro arasında müthiş bir boşluk kalıveriyor. Bu boşlukta başkanın kendi egosu üzerinden yaptığı transfer ve hamleler ile, teknik direktörün kapris ve hırsı birbirlerini mahvetme uğruna fütursuzca at koşturuyor. Türk futbolu'nun dünyaya açılmaya başladığı 90lar sonrasındaki dönemden günümüze kadar gelen yabancı teknik direktörleri bir düşünün, çoğunun kariyerinin en dip noktası bu topraklardan geçmiştir, Löw Alman Milli Takımına kadar yükseldi, Hiddink dar kadrolu milli takımlar için efsane teknik direktör statüsüne ulaştı, Del Bosque İspanya'yı dünyanın en formda milli takımı olarak tutmaya devam ediyor... Bütün bu kıyım halan aynı şiddetiyle devam ediyor, Frank Rijkaard Türkiye'ye geldi arkadaşlar! Bu büyük bir futbol olayıdır! Peki, Galatasaray en azından onun saygı duyacağı bir ismi, danışman olarak da olsa, klübe kazandıramaz mıydı? Johan Cruyyf'a, gel bu takımın gelecek vizyonunu seninle belirleyelim, Rijkaard da emrinde demek çok mu zor? Avrupa'da 2 kupa kazanmış tek Türk takımı bile bunu yapmaktan aciz mi? Rijkaard'ın bitmeyen isteklerini zaptedebilmek için Galatasaray dert mi derman mı olduğu bilinmeyen Feldkamp'dan mı faydalanacak yine, yeni ve yeniden mi?

Eriksson ile Sadri Başkan'ın arasında neler konuşuldu bilinmez, ama bu bahsettiğim şeyler o zaman Sadri Başkan'ın da aklına gelseydi de, Eriksson'u Futbol Şube Sorumlusu olarak Trabzon'un başına getirseydi. O zaman eminim çok farklı bir Trabzonspor izlerdik, yaptığı tarihi hamle ile Trabzon da, yıllar sonra tekrar futbol tarihini yeniden yazmaya vakıf olurdu. Fakat Araplar bizden daha akıllı çıktı, kocamış bir teknik direktörden, yepyeni bir futbol yöneticisi yarattılar.

Bize kalansa, her zamanki gibi, Broos'un, Rijkaard'ın ya da Daum'un imzalı boş mektuplarını kasalarında tutan yönetemeyen yönetici şurekasıdır. Baştaki sorumuzu tekrarlarsak, hangi takım büyük? Tabii ki Trabzonspor, peki hangi takımın vizyonu daha büyük? İşte bu sorunun cevabı canları sıkar dostlar...



Devamı - Karadeniz Kıyılarıdan Britanya Kıyılarına: Kıyıya Vuran Hayaller

Bir Tobol Gördüm Sanki (T.Ö vs T.S.)


Bu sezon GS’ın hazırlık maçlarını izleme fırsatını bulamadım. Ancak Rijkaard’ın henüz futbolcuları tanıma ve kondisyon yükleme dönemi olarak gördüğü bu evrenin takım futbolu ve taktik adına gelecek adına belki de hiçbir fikir vermeyeceği ortada. Nedenleri ise,
1- Bizim çok geliştiğini iddia ettiğimiz ve dünyanın sayılı kaliteli liglerinden biri dediğimiz Türkiye Süper(?) Ligi, takımın ve kulübün iç yapısı hakkında doğal olarak bilgisi çok fazla olmaması
2- Uzun dönem yapılanmadan bahsediliyorsa, şu anki altyapının nasıl işlediğini, ne tarz oyuncular çıkardığını, gelecek senelerde belli bir ücret ödemeden kadrosuna katabileceği futbolcuların temelini görmek istemesi
3- Takımın vazgeçilmez yapıtaşları olan Balta, Kewell, Linderoth, Uğur, Topal, Ayhan gibi oyuncuların henüz hazır olmamaları.

Aslında hepimizin tahminin tersine, Rijkaard’ın şu anda uygulamak istediği uzun dönemli çalışmanın adımlarını tek tek atabilmek için çok faydalı bir tecrübe oldu GS’ın Avrupa Ligi’nin 2. turundan başlaması. Yeni bir TD transferi yapıldığında, sıcakkanlı ve sabırsız yapısından dolayı, takım üzerindeki etkisini ilk maçtan itibaren göremeyince ‘bir sezon daha heba oldu’, ‘o hoca gider bu gelir, bizim takım adam olmaz’, ‘Ahmet Mehmetoğlu’nun önlibero oynamayacağını görmek için kör olmak gerek’, ‘ben olsam takımı daha iyi yönetirim’ gibi fuzuli lafları telaffuz etmeyi çok seven bir milletin karşısında Rijkaard’ın daha güçlü durabilmek ve hazır bir takımla taraftarın karşısına çıkabilmesi için harika bir dönem geçiriyoruz diyebilirim. Futbolun, sadece Championship Manager’daki 20 üzerinden verilen istatistikler, ve rakamları iyi olan oyuncuların belli formasyonlara gelişigüzel oturtulması olmadığını göz önünde bulundurursak, futbolcuların (özellikle karakteri daha pişmemiş gençlerin) kişiliklerini, oyun tarzlarını ve potansiyellerini görme safhası olan ilk dönemi Tobol maçı ile birlikte hasarsız atlatmış bulunuyoruz.


2 Tobol maçını kapsayan süre içinde takımın kadro olarak faz değiştirdiğini görebiliriz. İlk maçta denenen genç oyunculardan kurulu takım prototipi, yerini; bu süreci başarılı geçiren gençler & teknik direktör tarafından oyun anlayışı anlaşılmaya başlanan yeni transferler & ve form tutması için hala hazırlık maçları maiyetinde oynayan, fiziksel ve mental olarak hazırlanmaya çalışan kaşarlanmışlara bıraktı. Kadro, Rijkaard’ın öncelikli olarak oturtmaya çalıştığı defans 4’lüsü dışında neredeyse tamamen değişti. Baki kalan tek şey vardı, o da hazırlık dönemi bir 3-4 ay daha sürecek olan saha içi dizilişi. Tobol Öncesi ve Tobol Sonrası olarak 2’ye ayırabileceğimiz bu hazırlık dönemini taktiksel olarak emekleme süreci olarak almamız gerektiği için, daha çok futbolcuların fiziksel durumunu ve sisteme potansiyel uyumunu görmek açısından incelemek daha iyi olacaktır.

Öncelikle dünkü maçta beni en çok sevindiren noktaya değineyim. Hakan Şükür, Capone, Ümit Davala (hatta zaman zaman Okan ve Suat) gibi oyuncularla sıkışan maçları çalışılmış duran toplarla açmayı başaran, kornerlerden gol atmayı alışkanlık etmiş 2000 takımından sonra bu tarz aşırı defansif takımları çözmeyi hiç başaramadık. Emre Aşık, Servet, Emre Güngör, Ümit Karan gibi hava hakimiyeti olan oyuncuların kafasına o topu bir türlü kaliteli bir şekilde konduramadık. Dünkü maçın sadece ilk golünü görmek benim için izlenebilecek güzel bir 90 dakikaya bedeldi. Rakibin tecrübesizliğini ve olası bir ölü top taktiğini sezememesini de hesaba katarak, -yanılmıyorsam- Baros’un rakip oyuncuyu baskı altına alması, Arda ve Kewell’ın yaptığı basit çapraz koşularla defansı biraz dağıtması sonucunda, Mustafa’nın boş durumda yaptığı kafa vuruşu bize ilk çalışılmış duran top golümüzü kazandırdı. Bunun üzerine şimdi hep beraber tekrarlıyoruz, ‘Sarbi Sarıoğlu gerektiğinde orta yapabiliyormuş’.


Futbolcuları tek tek ele almak gerekirse, ilk akla gelen ve alkışı hak eden tabii ki Arda Turan olacaktır. Geçtiğimiz senelere göre ilk kez farklı bir role soyunan, ve giydiği forma numarasının standart gerekliliklerini yapmaya çalışan bir Arda vardı sahada. Hala tam hazır olmadığı gerçeği var, ancak şu haliyle bile teknik kapasitesi ve müthiş futbol zekası ile rakibi allak bullak etme yeteneğine sahip. Ve potansiyelinin tümünü kullanmaya çalışması ise bir 10 numara olarak çok büyük artı.

Takımın en büyük eksiği, defansın gerektiğinde orta 3’lüyle bağını kurabilecek top tekniği yüksek bir oyuncu. Bu noktada Gökhan Zan sarı alarm vermeye başlıyor, top yapma becerisi 2 Emre’den bile daha zayıf olan bu oyuncunun hala neden takıma alındığını anlayabilmiş değilim.

Birçok forumda yer alan ‘Mustafa Sarp bu takımın oyuncusu değil’ fikrine karşıyım. 2 Tobol maçının ardından takımın en çalışkan ve kapasitesini zorlayan oyuncusu olarak gözüme batıyor. Şu anki durum itibariyle Topal’ı rahatça keser, çünkü Topal’a oranla hücumda daha çok görünüyor; ve takım taktiği, takoz tek ön libero yerine oyunu çift yönlü oynamayı beceren 3’lü orta saha üzerine kurulduğu için şansı Topal’a oranla daha yüksek.
Aynı bölgede Linderoth, dünkü 30 dakikalık performansıyla yıkılmadım ayaktayım mesajı verdi. İnsiyatif almaya çalışması, topsuz alanda oyunu takip edişi ve hücumda taktiğe bağlı kalarak akıllı hareketlerde bulunması açısından mükemmel bir oyuncu.
Baros hakkında diyebileceğim negatif hiçbirşey yok. Gol kaçırmasa daha iyi olurdu kesinlikle, ancak 90’lardaki Hakan Şükür takım için neyse, Milan Baros da şu anki futbolun gerekliliği için aynı anlama geliyor, takımın 2-3 incisinden biri.
Serdar Eyilik ise bir gazete deyimiyle ‘kumaşı iyi’. Dünkü maçta Kewell’dan daha etkili olduğunu söyleyebilirim. Kewell, Ayhan ve Balta ise henüz geçen seneki performansından uzaktalar. Onları toparlamak da 2. safhaya kalsın, daha zamanımız var.


Son olarak demek istediğim şu...
Her ne kadar kadro kalitesi olarak bizden birkaç gömlek aşağıda olsa bile, fiziksel açıdan mükemmele yakın bir durumda olan, 11 kişi topun arkasına saklanan bir rakibe karşı bulunan ve kaçırılan onca gol pozisyonuna rağmen, 20 senelik klasik 4-4-2 taktiğinin geride bırakılması konsepti altında gerçekleşen kabuk değişimiyle ilgili her geçen gün umudum artıyor. İlk safha geride kaldı, 2. adım olarak takıma 1 defans, ve Baros’un yedeği olabilecek hareketli bir merkez santrafor takviyesi gerekiyor. Onların da alınması, takımın kadrosunun tamamlanması demek olacak, ve 1 ay kadar sonra takım oyunu hakkında konuşmaya başlayabileceğiz. Ancak hazırlık maçlarımız 2010 başlarına kadar sürecek. Bu süreçte tek gereken öncelikle sabır, daha sonra ise Fanatik, Fotomaç gazetelerinden uzak durmak.
Devamı - Bir Tobol Gördüm Sanki (T.Ö vs T.S.)

RSS'den Blogumuzun Takibinden Şikayeti Olanlar?

SEVGİLİ OKUYUCULAR:

RSS'den takip edenler bir süredir yazılarımızın hepsinin RSS'lerde yayınlanmadığından yakınıyorlardı. Bizi RSS ve Blog Reader'lar üzerinden takip edenlerin kaç kişi olduğunu bilmiyorum fakat, bu konuda şikayetiniz varsa lütfen buraya yorumlarınızı yazın. Takipçilerimizin blog'a girmek yerine reader'dan bizi takip etmelerine de saygı duyarım, gelecek 5-10 tane fazladan ziyaretçi için bizi okuyanları üzmeye değmez.

Futbol Sizinle Olsun,
ÇK Ekibinden Volkan



Devamı - RSS'den Blogumuzun Takibinden Şikayeti Olanlar?

GALATASARAY-TOBOL




Devamı - GALATASARAY-TOBOL

23.07.2009

87 Milyon Avro + Bol Naz = İbrahimovic Transferi

Real Madrid babasından bayram harçlığı almış çocuk gibi, transfer lunaparkında parasını hemen bitiriverdi. Herkes Madrid'i konuştu sezon bittiğinden beri, Barcelona'nın başarısına iyi bir ket vurma taktiği oldu. Fakat Barça işini ağırdan aldı, iyi ki ağırdan aldı: Keirrison'dan sonra İbrahimovic de Barça'nın yolunu tuttu. Konuşulan rakamlara göre gelmiş geçmiş en büyük 2. transfer. 35 milyon avro değerindeki Etoo gitti, üzerine de 45 milyon avro para verildi. 10 milyon avroluk Hleb'de kiralık gitti, Barça onun yıllık 7 milyonluk maaşını da ödemeyi kabul etti. Bu haliyle biraz karışık kuruşuk da olsa nerden baksan 87 milyon avroluk bir dev transfer var. Ronaldo'nun 94 milyon avroluk transferinden sonraki şu ana kadar futbol dünyasında telaffuz edilen en büyük rakam. Sadece en büyük transferlerden biri olması değil, Serie A'nın düştüğü durumu anlatması açısından da bu transfer tam bir mihenk taşı. Çocukluğumuzun efsane takımları ve oyuncularının olduğu İtalya ligi artık son büyük yıldızını da İspanyollara göndererek zirveden Bundesliga ile 3. büyük lig olarak kalma savaşına kadar da perspektifini düşürdü. Zaten bu sene İtalya'ya gelen en büyük yıldız da Almanya patentli Diego oldu. EPL ve Liga'nın yıldızlarından hiçbiri, Etoo takası hariç, İtalya'yı oynadıkları ülkeye tercih etmedi.

İşin takımlar tarafına bakarsak, hangi takım daha karlı çıktı bu işten demek zor, İbrahimoviç en zorlu defansın oynatıldığı ligden, dünyanın en iyi hücum oyuncularının oynadığı liglerden birine geçti. Markasını orada da sürdürmesi için bu sefer rakipleri karşısında değil, aynı klübede beraber oturduğu takım arkadaşları olacak. Barça hücumda yüksek tempo ile oynayan bir takım, İbra için fazla hızlı olabilir, ayrıca İbrahimoviç yıldız oyuncuların arasında süperyıldız olduğu bir takımdan, süperyıldızların bol olduğu bir takıma geçiyor; golcülüğü kadar pozisyon yaratma becerisi ve assistlerini de geliştirmesi lazım. İnter tarafında ise, ticari olarak karlı bir iş yapılmış gibi gözüküyor fakat takımın baştacı olan bir oyuncunun gitmesi dengeleri daima değiştirir, eğer Mourinho yerinde başka bir teknik direktör olsaydı bu dengeyi tekrar kurması zor olurdu fakat Mourinho, takım kurma konusunda usta bir hoca, Etoo da tam bir takım oyuncusu, Hleb de iyi bir yedek olur. Bakalım bana göre "yılın transferinde" kim karlı çıkacak?

Devamı - 87 Milyon Avro + Bol Naz = İbrahimovic Transferi

Israil Filistin Duvar Ustu Maci Gercek Oldu

Israilli cep telefonu firmasi Cellcom'un yeni reklami bircok yerde gosterildi ve genelde hem Israil hem de Filistin tarafindan olumsuz elestiriler aldi. Bu reklamin olabilitesini test etmeye calisan bir gurup Filistinlinin basina gelenler ise oldukca ilginc. Once izlemeyenler icin reklamin gercegi


Reklamda ozellikle Filistinlilerin hic gozukmemesi ve sanki gizemli uzayli yaratiklar gibi gosterilmesi oldukca tepki almisti. Gecenlerde bir gurup 'gorunen' Filistinli, reklami gercek hayata gecirmek icin dikenli tellerin arkasindan Israilli askerlere futbol toplari gonderdiler. Geriye aldiklari tek sey ise gaz bombalari oldu.


Haber icin Emo'ya tesekkurler.
Devamı - Israil Filistin Duvar Ustu Maci Gercek Oldu

Barça Gururla Sunar: Keirrison de Souza Carneiro



15 milyon avroya, Avrupa'nın en formda takımına transfer oldu. Herkes Benzema, Ronaldo, Kaka transferlerine, Barça'nın İbra atağına takılmışken, Begiristain Brezilya'ya gitti, transferi halletti. Son 10 yıldır olduğu gibi, Real bugüne yatırım yaparken, Barcelonalılar yine geleceğe bir olta attılar; tutarsa gelecek balık çok büyük olacak gibi...


Devamı - Barça Gururla Sunar: Keirrison de Souza Carneiro

Vassell Yardimi Lutfen!!!


Arkadaslar, yaklasik son bir saattir Darius Vassell'e odenecek yillik paranin ne kadar oldugunu arastiriyorum ve anca havami aldim. Bir bilgisi olan, herhangi faydali bir linke ulasan lutfen bir yorum yazsin... Kenan Evren'e sorsak bilir mi acaba?

Devamı - Vassell Yardimi Lutfen!!!

Peace Cup Sitesindeki Beşiktaş Kadro Rezaleti

Kaiowas yazınca merak ettim, Peace Cup'ın sitesine girdim; Beşiktaşımızın kadrosuna bir bakayım dedim, demez olaydım! Ferrari'yi kaleye, Yusuf'u da defansa koymuşlar. Michael Kink diye bir oyuncu almışız haberim yok, Batuhan da yılların ortasaha oyuncusu olmuş. Nihat'a da kimse numara vermemiş, bu haliyle takımın yancısı gibi duruyor. Kupa organizatörlerine hakkaten tebrikler, daha websitesinden ne kadar ciddi ve kallavi bir turnuvaya katıldığımız belli oldu...
Devamı - Peace Cup Sitesindeki Beşiktaş Kadro Rezaleti

Süper Barış Kupası


A Grubu: Sevilla, Juventus, Seongnam
B Grubu: Real Madrid, Liga de Quito, Al-Ittihat
C Grubu: Malaga, Aston Villa, Celtic
D Grubu: Beşiktaş, Olympic Lyon, Porto

Bu Barış Kupası niye bu isimde onu bilmiyorum, bu takımların ya da ülkelerinin arasinda bir husumet mi vardı ki?
BJK de Fenerin kotasiyla mi gidiyor onu da bilmiyorum, Fenerliler BJK'ye rezervasyonlarını pas ettilerse gerçekten güzel hareketmiş, sağolsunlar.
Ama olayın en ilginç yanı bu degil, eğer Beşiktaş bu kupada finale çıkarsa, aynı gün Fenerbahçe'yle Süper Kupa finali oynaması gerekecek. Sanırım, mümkün mü bilmiyorum tabi ama -kişisel olarak- en çok istediğim şey bunun gerçekleşmesi, iki maçı da kaybetseler de olur ama aynı anda iki Beşiktaş takımı iki ayri ülkede maça çıksın, hem yedekleri hem asları izleyelim, ekranı ikiye bolelim, keyiften dört köşe olalım...

Yalnız keşke Beşiktaş RM'nin yerinde B grubunda olsaydı bari bu amaç uğruna...
Devamı - Süper Barış Kupası

22.07.2009

HaberTurk Kafası:

Habertürk'ün, sahibi, genel yayın yönetmeni, ekibi, binası, logusu kısacası herşeyi değişse de, değişmeyen bir habertürk kafası var. Sineğin yağından sansasyonel haber çıkartmada üzerlerine yok. Arada eğlence için açtığım habertürk web sitesinden işte bu sansasyon çılgınlığına bir örnek: ünlü sunucu altı ayda 1700 penis görmüş. Fotoğraftaki kadın sizi yanıltmasın, bu açıklamayı yapan spor dünyasının biricik sunucusu Ümit Aktan!
Elalemin pipisini bir kenara bırakın, detayları haberden okuyabilirsiniz ama şu Ümit Aktan ve Habertürk müthiş bir ikili olurdu değil mi? Sansasyon bağımlısı habertürk için, oturduğu yerden sansasyon yaratan Aktan, hatta konuştuğu yerden de diyebiliriz, Saba Tümer gittikten sonra ideal bir transfer olurdu. Aktan'ın bir efsane olan Manchester United - Galatasaray maçı sunumu dışında başka bomba icraatları da var, mesela İngiltere'deki Avrupa Futbol Şampiyonasını, İngiltere yerine, yazlığına gidip, oradan bize sunması, bizim ve kanal yönetiminin bunu yemesi, sonra da olayı çakan kanalın jet hızıyla Aktan'ın işine son vermesi... Ümit Aktan'dan en son bu olayla haberdar olmuştuk, şimdi anlaşılan Aktan spor sunuculuğu kulvarına geri dönüş peşinde, bu sefer konuyu spor'dan kadar erkeksi bir konudan seksten seçmiş. Tabii, sözü söyleyen Aktan olunca, insan ister istemez kıllanıyor, acaba abimiz bu 1700 penisi de yazlığındaki tv'den izlediği pornolarda görmüş olmasın?
Devamı - HaberTurk Kafası:

Fenerbahçe Diziliş

Football Fans Know Better
Bu sene sahada görmek istediğim kadro. Stoper transferi olmazsa da isteyen Bekir'i, Önder'i ya da Deniz'i koyabilir o noktaya. Tabi milyonlarca lira verilen Guiza ve Roberto Carlos'un yedekte oturması zor ama benim gönlümden geçen bu.
Yedekler:
Babacan
Roberto Carlos
Guiza
Abdülkadir
Selçuk
Bekir
Deniz
Deivid
Kazim
Önder
Vederson
Uğur Boral
Devamı - Fenerbahçe Diziliş

21.07.2009

Büyükler & Yabancı Transferleri


Fenerbahçe'nin yaptığı son paket transfer ile sanırım bu sezon büyük takımlarda yabancı transferde -şimdilik- defter kapandı. Acaba hangi takım doğru transferleri yaptı dersiniz?
Sondan başa doğru bir analiz yapalım isterseniz, Fenerbahçe açıkçası bu sezon yerli transferleri ile yabancı transferlerinden daha çok ses getirdi. Her sene, dünyada ismini duyurmuş bir oyuncuyu transfer etme politikasını gelenek haline getiren Fenerbahçe Yönetimi, anlaşılan bu sene, yabancı piyasalardaki belirsiz havadan ve iç transfer harcanan yüksek rakamlardan dolayı, tanıdık sularda yüzmeyi tercih etti. Gelen 2 Brezilyalı oyuncu hakkında herkesin bir fikri var, toplum olarak Brezilya Ligi'ni, hem eyalet şampiyonaları düzeyinde hem de ulusal ligleri düzeyinde takip eden amma çok futbolsever varmış, sağolsun Aziz Başkan'ın bu transferi sayesinde öğrendik. Ben Brezilya ligi uzmanı değilim, oyuncuların pozisyonlarına bakarak bir değerlendirme yapabilirim, ve gördüğüm kadarıyla sol kanat (bek ve açık dahil komplesi) ve ortasahanın defansif yanına oyuncu almak şu anki takım için gayet mantıklı hareketler. Özellikle, sol kanatta, çizgiyi komple kullanabilen bir oyuncu alınması, Carlos'un ilerleyen yaşı, Daum'un Almanya'dan miras kanadı komple kullanan oyunculara aşinalığı gibi faktörler düşünülünce akıllıca bir transfer. Bilgisayar oyuncularında DMC denilen defansif ortasaha mevkiine gelirsek, burada Fenerbahçe Appiah'dan sonra aradığı oyuncuyu bulamadı. Yeni gelen transfer buna çare midir? Appiah kalitesinde olmadığı kesin, zaten o kalitede oyuncuları bulmak ve transfer etmek Türk takımları için çok zor ve açıkçası transferde her zaman Appiah durumunda olduğu gibi şanslı olunmuyor. Son örnek, yine Juventus'tan alınması düşünülen Poulsen oldu. Sonuçta, bu son transferler Fenerbahçe tarafında iki şeyi net olarak ortaya koydu:

1. Alex bu takımın lideridir, takım onun etrafında kurulacaktır. Alınacak oyuncularda aranan temel kriter Alex ile uyum, onun oyununu tamamlamak olacaktır.

2. Guiza satılmadıkça, Avrupa'dan gelecek büyük bir transfer beklemeyin.

Bilica'nın da iyi bir transfer olduğunu belirtip hemen takımım Beşiktaş'a geçiyorum.

Beşiktaş'ta ise durum biraz daha karışık. Aslında gelen oyuncularla ilgili bir karışıklık yok, Zan gitti Ferrari geldi, ki bu kim ne derse desin iyi bir transferdir. Cisse gitti, Fink geldi; bu transfer de ortasahanın alman teknolojisine emanet edildiğini gösteriyor. Sivok, Zapo ve Seric transfer paketinden sonra, taraftarlar yeni transferlerden çok memnunlar. Fakat asıl sorun eldeki yabancılarda olacak gibi; Nobre'nin yeni sözleşmesi takımdaki dengeleri bozdu. Tello ve Holosko sözleşmelerinde iyileştirme istiyor, Bobo ise açıkça ayrılmak istiyor fakat transferi
bir türlü gerçekleşmiyor. Ernst dışında bütün eski kadro yabancılarda mutsuzluk var gibi, bu durumdan yeni gelenlerin performansı nasıl etkilenir, bunu sezon başladığı zmaan göreceğiz, fakat yönetimin burada hünerini gösterip, çuvalla para verdiği oyuncuları mental olarak da sezona hazır hale getirmesi lazım.

Galatasaray'a gelirsek, eğer kız olsaydım Haldun Üstünel gibi bir sevgilim olmasını isterdim. Her anı sürprizlerle dolu, ser verip sır vermeyen, bahamalara gideceğiz deyip, maldivlere götüren çılgın bir sevgili olurdu şüphesiz. Sanırım Galatasaray'ın transfer politikasının özeti böyle bir ilişki olurdu. Cimbom'da iki kronik problem var, ilk problem mangır problemi ve tranferde o yüzden nokta atışı yapmak zorundalar, 3 büyükler içinde hata lüksü en az olan klüp Galatasaray. İkinci problemleri bitmeyen kaleci dertleri. Leo Franco, kanayan yaraya, ancak geçici tampon olabilir, yaşı ve becerisi daha fazlasına izin vermez. Fakat bu süreyi Galatasaray yönetimi iyi değerlendirirse, gelecek sezon başına iyi bir genç kaleciyi bulabilirler, Dünya Kupası başlamadan Haldun Bey'in bu işi halledeceğini düşünüyorum. Diğer transfer Keita'ya gelirsek, yıllarca söyledik durduk, Türk takımları niye Fransa'dan oyuncu almaz, oradan uygun fiyata bir yığın oyuncu bulunabilir diye, Cisse örneğinde gördük, bütçe-beceri denklemine göre fena sonuçlar çıkmıyor, Keita'dan da bu konuda ümitliyim. Tekniği ve son vuruşları hızı kadar etkili değil bu doğru ama İbrahim Üzülmez ve Sabri örneklerini düşünürseniz, bunun TSL için çok da problem olmadığını göreceksiniz.

Trabzonspor'a gelince, dolu silah belden çıkmadan ateşlenirse olacak olanlar bu sene Trabzon'un başına gelenlerden çok da farklı olmaz. Yönetim ve uzayan teknik direktörlük arayışı Trabzon'un bütün oyuncu transfer sistemini iflas ettirdi. Lemi'nin transfer komitesinin başına geçip Brezilya'ya "oyuncu beğenmemeye" gitmesinden beri en kötü yabancı transferi sezonunu yaşadı. Alanzinho ve Yattara taraftarın bu sezonki gözbebekleri olacak gibi. Cale de bu sezon sonunda transfer olabilir, performansına dikkat. Yeni transfer Tjikuzu ise, olmasa da olurdu bence. Hatta İsaac Promise'nin verilmesi ve Tjikuzu'nun alınması toplamda Trabzon için çok da hayırlı olmamıştır.

Görünen o ki, Fenerbahçe her zaman olduğu gibi transfer sezonunun yine Şampiyonu oldu. Galatasaray sürpriz puanlar kazandı. Beşiktaş'ta giden ve gelen dengesi sağlanmaya çalışıldı. Trabzonspor ise transfer sezonunu eski tabirle "bay" geçti.





Devamı - Büyükler & Yabancı Transferleri

Fenerbahce'ye 2 SAMBACI daha!!!


Bugun cikan haberlere gore Fenerbahce Cristian Oliveira Baroni ve Andre Clarindo Dos Santos'u transfer etti. Ikisi de 26 yasinda olan oyunculardan Oliveira defansif orta saha, Dos Santos ise sol kanat oyuncusuymus. Daha once Avrupa deneyimi olmayan bu 2 oyuncu bakalim bu sene Fenerbahce'de nasil bir performans sergileyecekler... Her ne kadar 2 futbolcuyu da fazla tanimasam da eger hislerim beni yaniltmiyorsa Oliveira basarili olur. Zaten o bolgeye de transfer ihtiyaci vardi. Aurelio'nun ayrilisindan itibaren oradaki bosluk doldurulamadi bir turlu. Ben daha cok Dos Santos'un alinmasina sasirdim.

Evet transfer donemi basinda Roberto Carlos'un bu sezon Brezilya'ya donup futbol yasamini orda surdurecegine dair haberler cikmisti. Ama sonucta Carlos'un Fenerbahce'de devam edecegine karar verildi. Kadroda su anda sol kanat oyuncusu olarak R. Carlos, Vederson ve Ugur Boral bulunuyor. Ustelik gerekli gorulse Mehmet Topuz ve Deivid bile o bolgede oynayabilir. Bu mevki icin o kadar kadro zenginligine ragmen niye Dos Santos transfer edildi ben anlayamadim. Ya kulup icinde bizim bilmedigimiz biseyler var (acaba Carlos sene sonunda ayriliyor mu?) ya da Daum uzun maraton sirasinda bol alternatifli bir kadro yaratmaya calisiyor.

Gerci bol alternatifli bir kadro icin bence Bilica'nin yanina Lugano'nun eksikligini kapatacak iyi bir stoperle, forvete iyi bir oyuncu alinmaliydi. Ben acikcasi Semih-Guiza ikilisinin yeterli olucagina inanmiyorum. Dos Santos, hem Vederson hem Ugur Boral'dan iyi olabilir (seyretmedim bilmiyorum), fakat benim dusundugum bolgeler daha cok transfer gerektiren bolgeler degil miydi acaba???

Bir de ilginc bir detay. Bu 2 yeni transferle Fenerbahce kadrosunda yer alan Brezilyali sayisi da 8'e yukselmis oldu. Bundan sonra Fenerbahce de Premier League takimlari gibi Uzakdogu yerine, Brezilya turnesine cikarsa yaz sezonunda kimse sasirmasin...
Devamı - Fenerbahce'ye 2 SAMBACI daha!!!

20.07.2009

Balık Baştan Kokar...

Sivas-PSV maçından bir kare. Bu sezon Şampiyonlar Ligi'nde Türkiye'yi temsil edecek 2 takımdan biri.
Daha fazla yoruma gerek yok...
Devamı - Balık Baştan Kokar...

Sen Ne Güzel Beşiktaşlıydın Vedat Abi


Blog'a ufak bir aradan sonra geri döndüm. Döndüm de, döner dönmez Vedat Okyar'ın vefat haberini aldım. Taraftarın Vedat Abi'si, artık dillere pelesenk olsa da, gerçek Beşiktaşlı diyebileceğimiz adam gibi adamlardandı Vedat Okyar. Seni Beşiktaşlılar olarak özleyeceğiz, kendine has yazı tarzın ve ekrandaki daimi şık duruşunun yeri kolay kolay dolmayacak.

Tekstilin başkenti Bursa'da, tekstilci bir ailenin oğlu olarak dünyaya gelen Vedat Okyar, aslında genel futbolcu önyargılarının aksine, fakir ya da alt sosyal sınıflara ait bir aileden gelmiyor. Aslında, olabileceği, yapabileceği pek çok şey varken, genç Vedat biraz da, babasının Beşiktaş'ta yönetici olmasından dolayı, futbolcu olmaya, beşiktaşlı olmaya karar veriyor. Siyah Beyaza meyleden gönlü, hemen sevgilisine kavuşmuyor, Adalet, sonrasında yıldızlaşacağı memleket takımı Bursaspor. Nihayet, Bursa'dan, tekstilin başkentinden, futbolun başkentine transfer oluyor, babasının ismine, cismine takılmadan, bir yıldız olarak, sevgilisine kavuşmaya gidiyor. Beşiktaş'ta tam 8 sene aralıksız ter döküyor. Fakat aşk bu; her zaman güzel günlerin, tatlı baharın habercisi değil: Beşiktaş o dönemde en kötü sezonlarını geçiriyor, kadro yeterli değil, parasızlık almış başını gitmiş, büyüklük arenası Fener ve Cimbom'a bırakılmış. Olsun diyor Vedat Abi, ben senin düşmüş halini de, kaderin böylesini de severim diyor, gıkını çıkarmadan oynuyor, 250den fazla resmi maçında yer alıyor, sonrasında kariyerinin sonuna doğru Diyarbakır ve Karagümrük'te de forma giyiyor ama nerede olursa olsun, ne yaparsa yapsın,artık adı hep sevgilisi ile beraber anılıyor: Beşiktaşlı Vedat.

Bizim kuşak, Vedat Abi'yi spor yazarı ve televizyonda Beşiktaş maçlarının yorumcusu olarak tanıdı. Kuşağının sahip olduğu, artık pek de ortalarda göremediğimiz, adabına göre davranma, lafı gediğine koyma, soğukkanlı duruş ve kendine yaşı ne olursa olsun dikkat etme gibi davranışları onun diğer yorumculardan kısa sürede ayrışmasını sağladı. Hep şık giyindiğini hatırlarım, kendine has bir tarzı vardı, çoğu futbolcu eskisinin aksine, güzel de yaşlanan biriydi, karışık sakalları ve gözlükleri ile, tatlı dede ile şair eskisi arasında bir tipe sahipti. Yazarlığına gelirsek, onu ilk tanımam, "Recep de prezo gibi sıkıyor" lafı ile olmuştu. Uzun süre aynı yazıya baktığımı hatırlarım. Böyle bir yazıyı Hürriyet Spor'da adama nasıl yazdırırlar diye düşünmüştüm: sonuçta yazdırmadılar. Vedat Abi sonraki yazılarında tarzına bir rot-balans yaptı, yine onun yazıları birkaç kilometreden farkediliyordu, fakat Hürriyet'in sansürü belki de futbol sahalarından bir Bukowski'nin doğmasını engelledi, buradan sansür anlayışını ve onun yılmaz bekçilerini de tekrar tebrik ediyorum.

Okyar hastaneye ilk yattığında taraftarın yaptığı geçmiş olsun pankartı aslında yazının ana fikri gibi:

"BUGÜN DOST YARALANMIŞ, YİNE GÖNLÜM HOŞ DEĞİL."

Zarif bir adama, bundan daha zarif bir hoşçakal olmaz herhalde. Gittiğin yerde de siyah beyaz kalman dileği ile, nur içinde yat...
Devamı - Sen Ne Güzel Beşiktaşlıydın Vedat Abi

18.07.2009

Manchester'a Hosgeldin!!


Lisede Manchesterli bir Ingilizce ogretmeni vardi. Benim hocam degildi ama bizim asil ogretmen hastalaninca yerine bir kac ders 'yedek ogretmen' olarak gelmisti. O zamanlar Fenerbahce Manchester'i Old Trafford'da yeneli cok olmamisti ve dogal olarak biz de adama takilmaya basladik. Fakat nedense soylediklerimizden ve imalarimizdan pek alinmiyordu adam. Niye diye sorunca soyle cevap vermisti: 'Manchester'da bir takim vardir o da City!'. Manchester City'nin Tevez'in serefine sehrin ortasina yerlestirdigi bu esprili pano aklima bu hikayeyi getirdi.
Not: Tabi sevgili hocamiz City'liyim diyerek isin icinden kolay cikamadi, yuzyillar onceki efsanevi City galibiyetimizi de yeterince hatirlatmistik kendisine.


Devamı - Manchester'a Hosgeldin!!

15.07.2009

Formadaki Kene!


Geçen sezon formaların omuzdan kola doğru inen kısmında yer alan Ülker yazısı bu sezon sırtta, forma numarasının tam üzerinde yer alacak, futbolcuların ismi ise numaranın altına yerleştirilmiş durumda. Futbolcu kimliklerinin 2. plana atıldığı bu formadan sonra sanırım sırada kulüp isminin aynen basketbolda olduğu gibi modifiye edilmesi var. Merak ediyorum, seneye Ülker sembolü formanın neresine yerleştirilecek, ya da armanın içine entegre edilmesi kaç sezon içinde olacak… veya kaç sezon sonra sarı-kırmızılı renkler sadece nostaljik Metin Oktay, Georghe Hagi formalarında yer alıp, takımın ev sahibi forması kırmızı-beyaz renklere, armadaki G ve S harfleri de Ülker yazı fontlarına dönüşecek…

Şahsi tercihim… Yeşil saha üzerinde Jardel’li, Carrusca’lı, Keita’lı Ülkerspor’un yerine Arsenal veya Ajax modeli ile Uğur Uçar’lı, Arda Turan’lı, Aydın Yılmaz’lı, Emre Çolak’lı, Özgürcan Özcan’lı, Serdar Eyilik’li, Murat Akça’lı, Semih Kaya’lı Galatasaray Futbol Takımı’nı izlemek.

Binaenaleyh, artık bu sezon ‘Hepimiz Ülker’iz’…
Devamı - Formadaki Kene!

14.07.2009

Montreal'de Bir Sokak Sanatcisi

Devamı - Montreal'de Bir Sokak Sanatcisi

...ve Tevez City'de Ama...



...peki siz hiç Tevez'i Ingilizce konusurken duydunuz mu?



Devamı - ...ve Tevez City'de Ama...

Arda Turan ve Kaptanlik Meselesi

Su siralar 22 yasindaki Arda Turan'in Galatasaray futbol takiminda kaptanliga getirilmesi tartisiliyor. Kimileri Arda'nin genc yasina ve tecrubesizligine, kimileri ise gecen sene saha ici ve saha disindaki performansina bakarak bunun cok erken oldugunu savunuyor. Ben bir Fenerbahceli olarak diyebilirim ki Arda'nin kaptanliga getirilmesini Galatasary icin cok uygun buluyorum.

Arda genc yasina ragmen bence cok tecrubeli bir futbolcu. Turkiye Ligi'nin disinda Sampiyonlar Ligi, Euro 2008 gibi fubolun en ust duzeyde oynandigi karsilasmalarda forma giymis, ustelik performansiyla one cikmis bir oyuncu. Simdiden 30 kez Milli takima secilmis ki, bu gunumuz futbol dunyasinda tum bir kariyere sigdirabilecek kadar buyuk bir rakam.

Tabi Arda'nin bu yaz kaptanliga getirilmesinde, Arda'nin futbol yetenegi ve performansi disinda baska faktorler de rol oynadi. Aziz Yildirim'in 15 milyon Euro'luk transfer teklifi ve gecen seneki kaptanlik tartismalari sonucunda Galatasaray yonetimi Arda'yi kaptanliga simdi layik gordu. Bence en dogrusunu da yapti. Bir kere Arda'nin futbol tecrubesinin geldigi noktayi oynadigi yuksek seviyeli mac sayisi da ortaya koyuyor. Ama Arda'yi yasca genc bulanlara da sunu hatirlatmak istiyorum. John Terry 21 yasinda Chelsea'da kaptan olmus, Fernando Torres Atletico Madrid kaptanligina getirildiginde sadece 19 yasindaymis. Yine ayni sekilde Rustu Rencber 23 yasinda Fenerbahce'de, Tugay Kerimoglu da 22 yasinda Galatasaray'da kaptanliga getirilmis. Arda Turan da, Galatasaray icin, en az bu saydigimiz oyuncular kadar onemli bir futbolcu.

Artik endustriyelesen gunumuz futbolunda bir takimla anilan yildiz/sembol futbolcu yaratmak da oldukca zor oluyor. Eskiden Metin Oktay'lar, Lefter'ler, Baba Hakki'lar varmis. Biz Maldini'lere, Hierro'lara, Oguz Cetin'lere, Bulent Korkmaz'lara yetisebildik. Gunumuzde Steven Gerrard, John Terry, Del Pierro gibi futbolcular da bu yonde emin adimlarla ilerliyor, kendi camialarinin unutulmaz sembolleri haline geliyorlar. Arda Turan da eger futbol yasantisini Galatasaray'da surdurmeye devam ederse adi Galatasaray'in sembolleri arasina yazilir, zaten Galatasaray yonetimi de son karariyla Arda'yi bu yone tesvik etmistir. Basin toplantisinda soylendigi gibi Metin Oktay'in islattigi formayi Arda'ya emanet etmek yonetimin Arda'ya verdigi onemi gosteriyor. Bu tip ozel, yetenekli genc oyunculari boyle motive etmek, boyle onore etmek bence bir yonetim basarisidir.

Galatasaray'a bir zamanlar top toplayicilik yapacak kadar bagli olan bu genc insan umarim uzun yillar ligimize renk katmaya devam eder. Gerci benim gonlumden gecen onun ilerde Arsenal gibi bir takima transfer olup, orda gosterecegi basarilarla bizi gururlandirmasi...

Devamı - Arda Turan ve Kaptanlik Meselesi

11.07.2009

Irak Evinde Guzel


Irak futbol takimi dun Amerikan isgalinden sonra ilk kez kendi evinde bir maca cikti. Filistin milli takimiyla yapilan maci Irak 3-0 kazandi. Bir kac sene once medyada sadece isyancilar ve intihar bombacilari ile yer bulan bir ulke icin kucuk ama onemli bir gelisme. Irak futbolunun yakin zamanda cok daha ileriye gitmesi dilegiyle.


Devamı - Irak Evinde Guzel

9.07.2009

Gurbetci mi Kaldi Artik Denizli?


Mustafa Denizli sol kanada gurbetci oyuncu olacagiz demis. Yabanci kontenjaninin bir sorun olusturdugu bir donemde mantikli bir hareket. Transfer konusunu burada tartismayacagim, benim sorunum sadece 'gurbetci' kelimesiyle. Almanya'da, Fransa'da, Hollanda'da, Avusturya'da ve Belcika'da dogup buyuyen, bu ulkenin vatandaslari olan bu dorduncu jenerasyon 'Turk'lere hala gurbetci denmesi cok abes. Cunku bu adamlar icin artik gurbet Turkiye. Inanmayanlar Mesut Ozil'e baksin.



Amacim tabiki Denizli cok buyuk bir hata yapmis demek degil. 'Gurbetci' kelimesini ben de dahil herkes kullaniyor. Nostaljik ve huzunsel cagrisimi oldugundan dolayi medyada da hala yurt disindaki Turk asilli insanlara gurbetci deniyor. Kabul ediyorum, 'Alamanci'dan daha guzel bir laf gurbetci, ama artik tedavulden kalkmasi gerekiyor. Ayrica gurbetci diye tabir edilen insanlar da tek tip degil. Fransa'da yasayan Turklerle Almanya'da yasayanlar arasinda buyuk farklar var. Bu yuzden bu anlamini kaybetmis huzunlu kelimeyi kaybetmekte fayda var. Alternatifin ne derseniz, 'Turk Almani' ya da 'Turk Fransizi' demeyi onerebilirim. Begenmeyen varsa baska tekliflere de acigim.
Devamı - Gurbetci mi Kaldi Artik Denizli?

Sezonun Nefret Edilenleri Top 10


İşte size spor medyasından, arkadaşlardan, esnaftan ve futbol bloglarından derlediğim son nefret edilenler listem:

1. Cristiano Ronaldo
Yok efendim, çakma Ronaldo'ymuş, saçı öyleymiş, başı böyleymiş, adam çalışarak bugünlere geldi desek yeridir; bir Portekizli olarak da komşunun en büyük klübünde oynamak istemesi kadar doğal bir şey yok, ayrıca EPL'de bu kadar uzun süre üst düzey futbol oynayabilen tek Portekizli. Bakın Carvalho, Deco ondan sonra gelip çoktan ıskartaya çıkarıldılar. Dünyanın en pahalı transferi oldu çünkü Perez'in para verip alamayacağı bazı oyuncular var. (Bkz. Messi)

2. Mehmet Demirkol
Listenin sürpriz ismi, Sinan Engin'den boşalan futbolcu kalite matematiğini, yarattığı yeni "zan-ferrari denklemi" ile doldurdu.

Üzgünüm ama bu hareket direkt sana geldi Mehmetcigim...*

3. Mehmet Topuz
Sanırım Beşiktaşlılar'ın bu adama nefreti baki kalacak. O yüzden listede inse de, çıksa da daima kalacak gibi. "Nirvana-Nevermind" misali 25 yıl sonra hala listelerde olacağını düşünüyorum.

4. Samet Aybaba
Kendisi o kadar çok "seviliyor" ki, olası transferi Trabzon'da deprem yarattı, olağanüstü kongreye kadar varan bir süreci de tetikledi. Ne diyelim Allah insanı böyle sevgiden korusun!

5. Real Madrid
Zenginin malı züğürdün çenesi yorar derlerse inanın artık. Perez Başkan, ekonomik krizde yastık altı parasıyla transfer piyasasının afedersiniz ama içine etti. Bu da Real Madrid'i en sevilmeyen klüp yaptı. Daha ortada fol yok, yumurta yok, cümle alem Real bu kadroyla bir şey yapamaz diyor. Adam yapacağını yaptı işte, Barça'nın havasını PR hamleleri ile söndürdü.

6. Yıldırım Demirören
Perez'in Barça'ya yaptığını, Yıldırım Başkan kendi takımına yaptı. Sezonu iki kupayla kapatan takımı, ağırbaşlı ve "cool" bir duruş sergileyeceğine, her oyuncuya saldıran, yaptığı transferleri bile ağır aksak ve problemli yapan, elaleme ezik diyen garip bir hale soktu.. Kendisi icraatlarıyla listeye girdi, korkarım bu icraatlar devam ederse takımını da listenin gediklisi yapacak.

7. Aziz Yıldırım
O bir klasik.. 6 kıtada, 200 ülkede, bütün dinlerde ve dillerde, ondan nefret eden birini illa ki bulursunuz. Bilinçaltındaki fenerbahçe nefretinin, cisimleşmiş halidir kendileri. Sağolsun kendileri de, müthiş insan ilişkileri becerisi bu duruma destek çıkar. Topuz, genç ve patlamaya hazır Nirvana ise, Aziz Başkan da Pink Floyd-Dark Side of the Moon'dur bu liste için. Topuz'dan önce de vardır, sonra da kalacaktır.

8. Lincoln - Delgado - Guiza
Çünkü üçünü toplasan bir adam eder...

9. Sabri
Sabri Galatasaraylılar'ın bu listedeki "Yıldırım Demirören"idir. Allahtan, Sabriye sadece sağ kanatta bir yerler teslim edilir, Yıldırım Başkan gibi klübün bütün finansmanı ve transfer politikası emanet edilmez. Yoksa mazallah, ilk işi diğer kanada da İbrahim Üzülmez'i alırdı yetenekli oyuncumuz. Naparsın, reklam panolarının oralarda çok yalnızlık çekiyor bu adam, çoook!

10. Hıncal Uluç
Aslında kendisine sorsanız, "listeler üstüyüm" der kesin; fakat 90 dakika programının sona ermesi içimizdeki "Hıncal sevgisini" de tekrar su yüzüne çıkardı. Aslında, benim ona karşı hislerim bu kadar şiddetli değil, hatta bence çok güzel rakı sofrası arkadaşı olur: düşünsenize, efkarlısınız, rakılar ardı ardına devriliyor, kafanızı dağıtacak birini arıyorsunuz, hooop Hıncal Uluç geliyor... Adam herşeyden bahsediyor,aşk desen konuşur, futbol desen gırla, Süreyya de kopar gider, tenis de Federer adam değil der, Fatih Terim de, o sana sadece "Fatih" der; üstüne üstlük her tespitinden sonra onay almak için 2 dakika arkasına yaslanıp bekliyor,tam da rakı ve mezeye hücum zamanı. İki de güldü mü adamda ne dert bırakır ne de tasa... Bütün bunlar iyi güzel hoş da, Hıncal Abi var ya, ayık kafayla hiç çekilmiyorsun...

P.S. Bu liste çevremdeki eğilimlere göre hazırlanmıştır. Kendi kişisel, "shaq bence adam değil" tarzı listem değildir.

* Emre B.'nin basın tribünündeki M.D.'ye hareketini unutmuş olanlara gelsin bu dip not...





Devamı - Sezonun Nefret Edilenleri Top 10

8.07.2009

Guney Afrika'da Stadyum Iscileri Grevde- 2010 Tehlikede


Guney Afrika'nin 2010 Dunya Kupasina nasil bir evsahipligi yapacagi cok konusuldu. Fakat su anda sorulan soru: 'turnuva gercekten Guney Afrika'da oyananabilecek mi?' BBC'nin haberine gore Guney Afrika'yi 2010 Dunya Kupasi'na yetistirmek icin calisan 70.000 isci greve girdi. Sendikalar eger isci maaslarinda yuzde 13'luk bir artis olmazsa ise kesinlikle devam etmeyeceklerini soyluyorlar. Bu da buyuk ihtimalle 2010 Guney Afrika'nin sonunu getirecek. Organizatorler her ne kadar stadlarin yetisecegini soylese de, grevin birkac ay surmesi durumunda Dunya Kupasi'nin gelecegi gercekten tehlikeye girecek. Bu gidisle stadyumlar disinda turnuvanin baslamasina 2 hafta kala bitecegi planlanan ve havaalanini Johannesburg'a baglayan rayli sistemin insasi da zora girecek. Guney Afrika yargisi simdilik iscilerin yaninda gozukuyor, cunku bu Pazartesi bir mahkeme grevin yasalligini sorgulayan bir davayi gormeyi reddetmis. Stadyum yapiminda calisan isciler ayda 310 dolar gibi bir ucretle calisiyorlar.


Guney Afrika'nin 2010'a evsahipligi yapamamasi dunya futboluna cok sey kaybettirecektir, bu yuzden umarim en kisa zamanda bu sorun cozulur. Fakat iscilerin hakli isteklerine de saygi duymak lazim. Sonucta bu stadyum islerinde buyuk rantlar donuyor, ve genelde en agir isi yapmak zorunda kalan isciler asgari ucretle calisiyolar. Eminim iscilerin kendileri de turnuvanin iptal olmasini istemiyorlardir ama haklarini aramak konusunda kimse onlari suclayamaz. Vuvuzela filan gibi detaylara takilip Guney Afrika 2010 organizasyonunun genel sorunlarini kacirmayalim.
Devamı - Guney Afrika'da Stadyum Iscileri Grevde- 2010 Tehlikede

Kayserispor'dan Bir Transfer Bombası(!) Daha

Mehmet Topuz transferindeki dirayetli(!) duruşlarıyla spor ahlakı konusunda hepimizi aydınlatan Kayserispor klübü, bu sefer de Gençlerbirliği'nin sözleşmesi devam eden oyuncusu James Troisi'nin Kayseri'de tutulması ile gündemde.

NTVSpor'daki haberden, 2011'e kadar sözleşmesi bulunan ve şu anda takımı ile kampta olması gereken Avustralyalı oyuncunun, kampa gelmediğini ve Gençlerbirliği'nden hiç kimsenin, tercümanının bile, ona ulaşamadığını öğreniyoruz. Kayseri'de "tutulduğu" öğrenilen oyuncu ile ilgili olarak, Kayserispor da bir açıklama yapmıyor. Ülkenin değişen politik dengelerinde, şamar oğlanı haline gelen Gençlerbirliği, Eskişehir'den sonra Kayseri'den de bir kazık yemek üzere sanırım. Ee, sonuçta Kayseri ülkenin de facto başkentlerinden biri, istediğin oyuncuyu istediğin klübe sat, istediğin oyuncuyu da al, sana kim karışır ki! Birkaç güne kadar, Troisi'yi kafasında kayserispor kasketi ile imza töreninde görürseniz şaşırmayın. Hatta kimbilir, kasketin üzerinde "herkes bir gün kayserili olacak" yazısı da olabilir. Açıkçası, bu slogan fenerbahçelilik daha da çok tutabilir, sonuçta hepimiz kayserililiğe, istanbulluluktan; şark kurnazlığına da, prensipli yaşamaktan daha meyilli insanlarız.

Gençlerbirliği'ne de tavsiyem, bence durumu kabullenin, kayserililiği karşınıza almayın, sonra mazallah klübün bir yerlerden borçları çıkar, yönetimi ergenekondan hapse girer, antreman sahasından da silah falan çıkar. Siz uslu uslu, Afrikalı oyuncuları ucuza kapatıp, pahalıya satma yöntemine devam edin...






Devamı - Kayserispor'dan Bir Transfer Bombası(!) Daha

7.07.2009

Milan'da Post-Maldini Dönemi: Onyewu Transferi

Newyork Times Futbol Blog'u, AC Milan'ın resmi sitesine dayanarak geçtiği haberde, Fenerbahçe'nin de gündeminde olan Amerikan Milli Takım defans oyuncusu Onyewu'nun artık resmen AC Milanlı olduğunu duyurdu. Bu habere en çok sevinen herhalde yeni teknik direktör Leonardo olmuştur. Beraber oynadıkları kaptan Maldini'nin futbolu bırakması, Nesta ve Kaladze'nin de sakatlık problemleri, genç teknik direktörün bu sezonki en büyük başağrısının defansta olacağını gösteriyordu. Bir de üzerine Kaka'nın, Madrid'e göç etmesi, moralleri iyice bozmuştu. Jupiler Ligi'nde 4 yıl geçirip, Avrupa futboluna iyice alışan Onyewu, Leonardo için en azından defans bölgesinin kurtarılmasını sağladı. Şimdi elde, Nesta ve Kaladze'ye alternatif, Onyewu, Bonera ve bir başka transfer olan Thiago Silva ile Maldinisiz ilk sezona hazırlanıyor. Bu satırların yazarı için, futbolu anlamaya başladığı günden beri Maldinisiz düşünülmeyen bir takım olan Milan'da, bu transfer ile resmen yeni bir dönem başladı.
Kaka'nın gidişi ve Maldini'nin emekliye ayrılması belki de Milan'a yıllardır üzerinde durmadığı köklü bir kadro revizyonu fırsatı verdi. Sembol oyuncuların takımdan gidişi, genç oyunculara kendilerini gösterme imkanı tanıyabilir. Onyewu da bu süreçte, aslında hem bolca ilk 11 şansı bulacağı bir dönemde geldi. New York Times, belki de biraz milliyetçi bir tavırla, Onyewu'nun Maldini'nin yerini dolduracağını iddia ediyor. Tabi bu biraz fazla iyimser bir kanaat, zira Onyewu fiziken müthiş güçlü bir oyuncu olmasına rağmen, hala üst düzey bir ligin gerektireceği teknik ve fundemental gelişimini tamamlamış durumda değil. Bu meziyetlerini geliştirmezse, Milano'da uzun süre kalamaz, bir başka Seria A takımına kiralanır. Ayrıca, 27 yaşına gelip de, Standard Liege ile lig şampiyonluğu dışında ciddi bir başarısı olmayan bir oyuncuyu, Maldini ile kıyaslamak hem oyuncuda, hem de taraftar da gereksiz bir beklenti yaratır. Sonuçta Maldini olmak herkesin harcı değil; dile kolay aralıksız 23 yıl, aynı takımda aynı pozisyonda oynamak, kazanılacak bütün kupaları kazanmak, kimsenin yerinin kesin olmadığı bir takımda, 3 numaraya demir atmak, üzerine de kaptanlık pazu bandını takmak... Meğersem, Onyewu'da bu "efsane"nin yerini doldurmak için transfer edilmiş(!) Ulan New York Times, akşam akşam güldürdün beni, Jesus Christ da seni güldürsün...


Devamı - Milan'da Post-Maldini Dönemi: Onyewu Transferi

Valdez de Imzaladi


Barcelona'nin kimseye yaranamayan kalecisi Valdez AP'nin gectigi habere gore sonunda kontratini uzatmis. Katalan kaleci en azindan teoride 2014'e kadar Barcelona'nin kalesini koruyacak. Belki de Volkan'in dun gece Fenerbahce'yle imzalamasi etkili olmustur bu imzada. Volkan-Valdez takasi son yillarin en bomba transfer haberi olurdu, Fotomac'in bunu kacirdigina uzuldum. Bu arada gercekten Volkan'la Valdez arasinda secim yapmak zorunda olsaydiniz hangisini secerdiniz?
Devamı - Valdez de Imzaladi