5.06.2009

Türkiye, Total Futbol, Rijkaard ve Galatasaray


Bugün itibariyle küçüklüğümün futbol efsanelerinden, Dünya Kupası hariç tüm kupaların tadına futbolcu veya teknik direktör sıfatıyla varmış Frank Rijkaard Galatasaray’ın başına geldi. Sezonun erken başlayacak olması nedeniyle, zaten erken havlu atılan ligin son haftaları yönetim iyi değerlendirilmiş demek ki. Bu kadar kısa süre içerisinde Berndt Schuster, Gerard Houllier, Paul Le Guen gibi büyük isimli yemleri yapışkan medyanın önüne atıp, sağ gösterip sol vurmak her babayiğidin harcı değildir. Daha önceki yazılarımda da belirttiğim gibi genelde yönetimsel olarak toy gözükse de, son 10 senede alışık olunmadığı şekilde, transfer konusunda hem zamanlama, hem de nokta atışları olarak başarılı bir yönetim var Galatasaray’da.

Peki Frank Rijkaard, takıma neler katabilir? 70’lerin başındaki Ajax takımının saha dışındaki beyni Rinus Michels ile saha içi beyni Johann Cruyff’un dünyaya tanıttığı, daha sonra Johann Cruyff tarafından Barcelona’ya empoze edilen ‘total futbol’dan Galatasaray ve Türk futbolu olarak ne kadar nemalanabiliriz? Öncelikle bir konseptin ne olduğundan başlasak...

Total futbol nedir? Kabaca, futbolun takım oyunu olduğu hesaba katılarak yapılan, bireysel olarak en basit, takım olarak en efektif yaklaşımdır.

Total futbol günümüzde nasıl tanımlanmalıdır?
- Total futbol, takımın defans bloğunun tek bir kişiymiş gibi mükemmel zamanlamayla ileri-geri hareket edebilmesi, gerektiğinde rakibin 5-6 hücumcusunun bir anda ofsayta yakalanmasını sağlamaktır.
- Bir oyuncu sıkıştığı anda, çalım atmak yerine, sahadaki diğer 9 (hatta 10) takım arkadaşının kısa koşularla boş alanlara kaçması, böylece hem kendisini, hem de diğer renktaşlarının gereksiz efor sarfetmesini engellemektir. Topu alıp 50 metre sürdükten sonra topu kaybetme riskine girmemektir.
- Topu gerekli yerlere doğru zamanda ulaştırarak, rakibi ordan oraya savurup, bir yandan yorulmasını sağlayıp, diğer yandan uyutulmasına, ve moralman çökmesine neden olmaktır.
- Topu kaptırdığında, topun arkasında birikip, alanı daraltabilmek, topu aldığında ise şemsiye gibi açılabilmek; mantaliteyi oyun içinde hücum-savunma arasında çevik bir şekilde değiştirebilmektir.
- Sahadaki 10 takım arkadaşının aynen bir satranç oyunundaki gibi, bir sonraki hamlesine göre kendini hazırlamasıdır.
- Gerektiğinde alan boşaltmak, gerektiğinde boş kalmış alanları doldurmaktır.
- Hem hücumda, hem savunmada 11 kişi oynamaktır; fırsatları olabildiğince, 11 kişinin emeğiyle yaratmaktır; egodan arınabilmektir.
- Daha makro bi açılımla, günü, sisteme bağlı olarak gelecek ile beraber kurtarabilmektir.
Sonuç olarak, total futbol, bir nevi saha içindeki komün hayatıdır, kollektif uyumdur. Basit bir fikirdir, ancak uygulanması için saha içinde kaslar kadar beynin de çalıştırılması, konsantrasyonun her an en yüksek seviyede olması gerekir.


İngiltere’deyken parklarda mahalle maçı gördüğümde dikkatimi çekerdi, çocukların kanatlardan ortalarla forvetleri topla buluşturmaya çalışması komiğime giderdi, bu İngilizler anasının karnından böyle mi doğuyor diye içimden geçirirdim. Sonra aklıma bizim mahalle maçları gelirdi, hani mahallenin ayaklarına en hakim adamının topu alıp kendi kalesinden karşı kaleye kadar herkesi çalımlayıp gol atmaya çalışması... Anlayacağınız milletler arasındaki futbol mantalitesi farkı sokaklara bile yansıyor, o felsefelerle büyüyen çocukların da kanına işliyor.
Takımdan çok seyirciye oynayan, topu arkadaşına verdikten sonra olduğu yerde ne olacağını izlemeyi, top sadece kendi ayağında iken aktif rol almayı seven Türk futbolcusu yaklaşımı ile total futbola en uzak ülkelerden biri olduğumuz son derece aşikar. Tabi daha derinlere, çocukluğumuza inebiliriz, sosyoekonomik açılımlarla toplumun köklerine varabiliriz, ancak eldeki verilere göre retrospektif analizler yapıp neden-sonuç ilişkisindeki nedeni bulmaya çalışmaktansa, olası sonuçlara odaklanmak şu yazı için daha anlamlı olacak.

Total futbolu oynayabilmek için ne tarz oyuncular gerekir?
Tek boyutlu düşünce tarzından olabildiğince uzak durmak gerekir. Hem hücumda hem savunmada olmak, kafayı kaldırıp diğer arkadaşlarının nerede olduğunu görebilmek gerekir. Bu felsefede tabii ki herşey pas yapmak değildir, sonuçta hiçbir futbolcu fabrikasyon robot değil. O yüzden futbolcuların yeteneklerinin sınırının farkında olması, haddini bilerek, sadece gerektiği yerde çalım atması mübahtır. Eğer Cruyff gibi, Maradona gibi, Hagi gibi, Messi gibi, beynin ayaklarına diğerlerinden daha çok hükmeden 9 kaplan gücünde bir futbolcuysan, kendine bahşedilen yetenekleri kullanman ise her futbol felsefesinde farzdır.


Total futbol, Sabri Sarıoğlu, Barış Özbek, Ümit Karan, Hasan Şaş, Serkan Çalık, Aydın Yılmaz gibi tek boyutlu oyuncularla oynanmaz. Total futbolu uygulamak için Hakan Balta, Uğur Uçar, Ayhan Akman, Mehmet Topal, Arda Turan, Milan Baros, Harry Kewell gibi hem hücumda hem savunmada aklını ve ayaklarını efektif olarak kullanabilen oyunculara ihtiyaç vardır.

Galatasaray’ın gelecek yıllardaki başarılarının altyapısına imza atan bir Derwall vardı 80’lerde, takımın 20 senelik futbol felsefesini oturtan. Bunun meyvelerini (ne kadar sevmesem de bu noktada Sezar’ın hakkını Sezar’a vermek gerek) Fatih Terim, Faruk Süren’in maddi ve manevi desteğiyle, 90’ların sonunda almıştı. Öte yandan, bu sezon herkesin futbolunu ağzı açık şekilde izlediği Barcelona takımının felsefesini oturtan bir Cruyff vardı, total futbolun köklerinden gelme. Onun öğrencilerinden Rijkaard’la ise bu felsefe kulübe, Laporta ve kaliteli futbolcuları sayesinde 2 La Liga ve 1 Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu olarak geri döndü. 2 kulübün zaman içinde 2’şer farklı teknik direktörle yaşadığı benzer paternleri görmek mümkün. Sonuç olarak, Cruyff ve Derwall için birer düşünce adamı, Rijkaard ve Terim için ise belli bir felsefeye bağlı iyi birer uygulayıcı demek mümkün.


Bu fikirleri bir araya toplarsak Rijkaard’ın Galatasaray’da bir reform yaratacağını söylemek Polyannacılık olur. Total futbolu da ne kadar empoze edebileceği de bir muamma. Hollandalı futbolcular ile Türk futbolcuların çocukluktan kafasına yerleşmiş mantalite farkını, özellikle 30’lu yaşlara merdiven dayamış ve Türkiye dışında hiç oynamamış futbolcularla aşması zor. Bu yüzden, eğer uzun dönemde başarı amaçlanıyorsa, yapılması gereken sadece Ayhan Akman, Emre Aşık gibi 1-2 tecrübeli Türk futbolcunun yanına hevesli, mental ve teknik kapasitesi yüksek 2-3 genç takviyesi; ve Baros, Kewell, Van Hooijdonk tarzı tecrübeli (yaşlı bile olabilir) futbolcu serpiştirilmesi gerekir. Tabi tamamen reform olmasa bile Rijkaard’ın burada geçirdiği süre boyunca ağzımıza bir kaşık total futbol balı çalması bile yeter de artar.

Tabii peşinen konuşmak, teknik direktörü (aynen futbolcularda olduğu gibi) ismi büyük diye omuzlara almak kolay. Bence hayalperestliğin, gereksiz sıcakkanlılığın ve bir bakıma yalakalığın göstergesi, ve bence artık kabak tadı vermiş bir durum. Bu ülke ne Hiddink’ler, ne Del Bosque’ler gördü... Ülke insanının düşünce tarzını hesaba katarsak, sonucu görmeden peşinen başarıya inanmanın beklentiyi çok yukarda tutmak olduğu ortada. Rijkaard’la gelebilecek başarının ilk şartı ise bu sezon Skibbe’ye tanınmayan şansı ona tanımak. Düşünsenize Barcelona’daki ilk sezonunun ilk yarısını yaşayan Rijkaard’ı... Sonunu şimdiden Pendik faciası sonrası Rüştü Rençber’in düştüğü hal gibi görebiliyorum. Nedeni Rijkaard değil tabi ki...
Biraz pesimist biten bu yazının, sezon sonlarında metamorfoz geçirmesi dileğiyle...

6 yorum:

FATİH dedi ki...

kim bu yazıyı yazan gerçekten çok merak ettim. transferin bomba olmasından değil gerçeklerden bahsetmiş. ayrıca futbolu teknik olarak ele almış. futbolun saha içinde ki güzellikleriyle ilgilenip amatör bi futbol seyircisi için yani benim için mükemmel bir yazı.

Mu dedi ki...

Selam Fatih,
Teşekkürler yorum için.
Biraz şüpheci bir yazı oldu, ancak bence önemli olan mantalite olarak entegrasyonun ne kadar sağlanabileceği.
Daha romantik bir yazı olmasını isterdim tabi. Artık birkaç sene sonra efsane olmuş olarak Türkiye'den ayrılırken yazarız.

Koray dedi ki...

Total futbol denilen ve yukarıda analizi başarılı şekilde yapılan dinamik yapının en net halini bugün Barcelona'da görebiliriz. Bunun temelini atanın Rijkaard mı olduğu, yoksa Katalan ekibinin zaten klup olarak hem teknik hem de yönetim bakımından bu konsepte meyilli olmasından dolayı mı olduğu sorusunun cevabını sezon sonunda alabiliriz. Önceden bir sorgu yapmak sağlıklı gibi görünmüyor. Keza her ne kadar Barcelona'daki oyuncu seçimlerini iyi yapan ve uzun vadede başarıyı elde eden Rijkaard'ın neden bu başarısının 10'da 1'ini Sparta Rotterdam'ı çalıştırırken gösteremedi? Hemen ufak ama rahatsız edici bir anektod; Sparta Rotterdam, o dönemde klup tarihinde ilk kez küme düşmüştür.

Volkan dedi ki...

Koray doğru bir noktaya parmak bastın bence.
Aslında bütün bunların temelindeki olay Cruyyf'un Ajax'tan Barcelona'ya transferidir. Cruyf, Barca'nın belki katalan pek çok oyuncudan daha çok benimsenen sembol oyuncusu olmuştur. Yıllar sonra teknik direktör olarak geri döndüğünde futbolculuğunda öncülerinden biri olduğu Hollanda tarzı sahayı dikine ve yatay yönde hızlı paslarla kateden bol hücum varyasyonu ve top hakimiyetine dayalı futbolu 90ların futboluna Barça modeliyle başarılı şekilde monte etti.

Bu anlayışın en önemli özelliği olan iyi paslaşma ve saha hakimiyeti ancak birbiri ile oynamaya alışmış oyuncular ile tam anlamıyla mümkün olduğundan, Barça'nın altyapısına da el atmış ve bugün avrupanın en takımın ilk 11'inde en az 5-6 altyapı oyuncusu oynar duruma gelmiştir.

Aslında bütün bunlar 90lardan beri devam eden bir sürecin kaçınılmaz sonucudur. Barça son yıllarda transfere en az para harcayan klüplerden birine doğru evrilmektedir. Ajaxtaki sistemin bir üst seviyesini Katalan Bölgesinde kurmayı başarmıştır.

thn dedi ki...

"kendi kalesi"nden itibaren rakip kaleciyi de calimlayan, gozunu de toptan hic ayirmadan bunu yapan [ aferin :) ] bir cocuktum bir zamanlar ... o nedenle bazen gülümseyerek, zevkle okudum yaziyi.

"300" filminde, herkesin asil isinin sadece savasci olmasini ve birarada kollektif savasan bir mekanizmaya donusmelerini ilk gordugumde, bu filmi butun takim sporlariyla ilgilenenler izlemeli diye dusunmustum. Total futbol, oradaki ruhu yansitiyor ve dahasi, "3-5-2" v.b. dizilimlerin statik kisirligi yerine dinamik bir sistem sunuyor.

Uzun zamandan beri futbolla ilgilenmiyorum (ve anlamam da) ama Rijkaard beni de heyecanlandirdi. Elbette, psikolojik olarak insanlar bir dusunceye kolayca inanma ve bu dusunceye uygun verileri yakalayip kolayca cikarimda bulunmaya egilimlidir. Yani Rijkaard'i simdiden basarili olacagina hemen inandik ve bu gorusu desteklemeyen verileri GS'lilar olarak es geciyoruz. Bu yazi o nedenle pessimist degil daha cok kritik dusunce(critical thinking) urunu olmus. Bu nedenle de ayrica yaziniz icin tesekkur ederim...

joe kleine dedi ki...

Bu yazdıklarınıza tamaman katılıyorum ki buna benzer bir yazıyı antu.com forumunda yazmıştım, ama mesela mehmet demirkol rijkaardla ilgili yazdığı yazıda onun bir kurucu teknik direktör olduğunu yazdı bunu neye dayanarak söyledi anlamadım.

Bir de genel olarak rijkaard tartışılıken total futbol de tartışılıyor ki rijkaardın total futbolla alakası Skibbe nin ki kadardır.
Barcada pasa ve hücuma dayalı barca futbolunu oynattı, yani o barcada ronaldinho'nun savunma, zambrotta'nın da hücum yaptığına tanık olmadık, milli takım dışında da kendisi pek total oynamadı kısacası total mi değil mi göreceğimiz gibi, başarılı olup olmayacağını da görecez ama kimse ondan bir derwallvari sistem kurmasını beklemesin.