26.08.2009

Hakan'dan Milan'a


Hakan Şükür’ün oynadığı futbol hakkında çok fazla yazılır, çizilir, kendisi hakkında gerekli gereksiz yorumlar yapılır, ve çok fazla eleştirilirdi. Hatta morali bozulduğu dönemlerde gol atamamasından ve duygusallığından dolayı dalga geçildiği bile olurdu. Bunun yanında, Televole’nin ilk zamanlarında TV’de yaptığı fena espriler (köfte-möfte ikilemi), ilerleyen yıllarda ise siyasi bağlarıyla ilgili yorumlar sayesinde, her zaman medyada göz önünde kalmayı başardı. Ancak Hakan Şükür, bu artçı etkilerden çok, oynadığı ve oynattığı futbol sayesinde Hakan Şükür olmuş, 90’lar ve 2000’lerin başlarında Türkiye’nin en büyük futbol fenomeni haline gelmiştir.

Hakan’ın bitiriciliği ve ayaklarını kullanma yetisi tartışılır. Karakteri de tartışılabilir. Ancak onu onlarca defa stadda canlı izleme şerefine ulaşmış bir kişi olarak tartışılamayacak, hatta tartışılması teklif bile edilemeyecek tek maddenin Hakan’ın TSL’nin gördüğü en güçlü kadronun belki Hagi’den bile daha önemli bir yapı taşı olduğudur. Çift yarı forvet-yarı orta saha(Hagi ve Arif) destekli sistemde arkasındaki oyuncuların bu kadar gol atabilmesinin en büyük nedenidir. Dönemin futboluna uygun olarak, sağa sola deplase olur (çok sevdiğim klişe bir terim), çok iyi top saklar, Ümit Karan gibi sabah akşam ofsayta düşmez (futbolu hızlandırma ve pozisyon bolluğu yaratma açısından çok çok önemli bir nokta), hem hücumda hem savunmada 90 dakika boyunca oyunu takip eder, bu özelliği ile rakibin kaç stoperi varsa hepsini peşine takar, onları ceza sahasının muhtelif yerlerine çekerek hem Hagi, Arif, Ümit gibi oyunculara ceza sahası ve yakınından şut imkanı tanır, hem de kornerlerde Capone, Ümit, hatta Okan gibi oyuncuların kafa ile gol bulabilmesini sağlardı. 3 sezon arka arkaya gol kralı olmasını sadece kaliteli kadroya bağlayanlara, bir de diğer futbolcuların attığı gollerde Hakan’ın payını, ve kendine pozisyon yaratmadaki becerisini izlemelerini tavsiye ederim.

İhtimalleri artırmak... Kısaca Hakan’ın başarıyla yaptığı işe bu ismi koyabiliriz. Çok fazla kombinasyon-permütasyon bilgisine gerek yok. Bir forvet, yukarıda bahsettiğim nedenlerden dolayı hem kendisine, hem de destek güçlerine maç içinde onlarca pozisyon hazırlayabiliyor, ve bu pozisyonların 3’te 1’i bile golle sonuçlanabiliyorsa, o ‘kazma’ forvetin varlığı, tüm maç önüne top gelmesini bekleyen mükemmel bir son vuruşçudan daha değerlidir. (matematiksel bir açılımla, 10x/3 > x)

İşte Milan Baros’un son haftalardaki durumunu basitçe Hakan'ın genel ruh hali ile açıklayabiliriz. Kısa bir ‘moralsiz Hakan Şükür’ evresi geçiriyor. Son maç 2 gol atmasına rağmen çok fazla top ezdi. Ayakta durmakta zorlanıyor gibi gözüküyor, ancak bunun nedeni saha içinde sürekli koşması, rakiple didişmesi. Hakan ile benzerlikleri belki fiziksel olarak çok fazla yok, hatta oyun tarzı olarak çok farklı gözüküyorlar, ancak takım olma felsefesi içinde aldıkları rol, takımın oyununun yönlenmesindeki etkileri çok benzer. Evet, belki Hakan gibi rakiple olduğu kadar topla ve kendi ayaklarıyla da boğuşuyor (hatta hakeme de sıçrayan bir boğuşma süreci), bol gol kaçırıyor; ancak takıma en önemli katkıları, rakibi hırpalaması, pozisyonlar hazırlaması, baş döndüren hızı, rakibi sinirlendiren yapısı, top saklayabilmesi, dinamizmi, ve penaltı yaptırma potansiyeli.

Herkesin bir tercihi vardır; bazıları maçın her anında her yerden kaleyi yoklamayı seven Ümit Karan’ı, bazıları ayağına gelen her topu gole çeviren Jardel’i görmek ister takımında... Benim tercihim, kendisi oynamaya çalıştığı kadar takımını da oynatan bir forveti izlemek; her ne kadar topa basıp düşse, kaleciyle karşı karşıya gol kaçırsa bile. Bu kadar işi yaparken sezonda bir de 30 civarında gol atabiliyorsa ne ala. 2000 takımına yakın kalitede, belki daha bile üstün bir takım yaratılıyor, ve Milan Baros, şu anki takımın modern Hakan Şükür’ü olmuş durumda. İşin güzel yanı ise, tribünler de bu gerçeğin farkında, ve kötü gününde de arkasında durmayı biliyor. Belki o çok konuşulan “2000 ruhu”’ na göre çok daha yıldızlara dayalı ve kırılgan bir yapısı olabilir şu anki Galatasaray takımının, belki Milan’ın damarlarını kessen sarı-kırmızı kan akmaz, ancak bana formasını sarı-kırmızı terletmesi de yeter.

2 yorum:

Kieran dedi ki...

güzel yazı.eline sağlık.ben de baros'un hakkının yendiğini düşünüyorum.iki hafta gol atamadı hemen ardından ağır eleştirelere maruz kaldı.her şeye rağmen onu vazgeçilmez olarak görüyorum çünkü rakibi çok hırpalıyor ve bitiriciliği gerçekten çok iyi.

Juoppo dedi ki...

Geçen seneki performansından sonra Baros'u eleştirenlerin futbol bilgisinden şüphe edilir... Bu sene de benim izlediğim kadarıyla hala çok iyi. İlk sezonunda gol kralı olmus kaç futbolcu var bu ligin tarihinde..