19.11.2009

Forvetsiz Bir Dünya Mümkün - 01 : Yasak Avcıların Son Günleri


"Poacher" kelimesinin sözlükteki Türkçe karşılığı "yasak bölgeye giren kişi / avcı "; futboldaki karşılığı ise biraz karışık: mahalle aralarında futbol oynamaya başladığımız günlerden beri "beleşçi" diye adlandırdığımız oyuncular, basının deyişiyle "golü koklayan oyuncular", ama genel olarak hızıyla ya da önsezileriyle doğru zamanda yasak bölgede olan oyuncular diyebiliriz. Bu tip forvetlerin sayısı günden güne azalmakta, üst düzey bir takımda oynayan son örnekleri İnzaghi ve Owen.



Filippo İnzaghi özellikle üzerinden dikkatle durulması gereken bir örnek. Kariyerinin artık son sezonlarını yaşasa da, gerek Juventus gerekse Milan yıllarındad İnzaghi Serie A'nın en tehlikeli forvetlerinden biri olmayı başardı. Aslında oyununu yücelten İtalyanların katı defans anlayışı oldu: İnzaghi fizik gücü yüksek ama hataya meyilli bu oyuncuların arasında hayalet gibi dolaşır, çoğu zaman doğru dürüst top alışverişine bile girmezdi, hatta dikkatli bir seyirci değilseniz bazen onun adını gollük vuruşu yapana kadar bile duymazdınız. Hatta bazen maça sonradan girer, topla ilk buluşması da gol olurdu. İsterse takımı 5-0 öndeyken 6. golü atsın, yine dünya kupasını kazanmış kadar da sevinirdi. İnzaghi ilginç bir adamdı, geç ünlü olmasıyla bana hep İlhan Mansız'ı hatırlatırdı. Fakat geç parlayan kariyerini 35-36 yaşlarına kadar da -İlhan'ın aksine- sürdürmeyi başardı.



İnzaghi'nin İtalya'daki antitezi Christian Vieri idi. Vieri, iki ayağını da iyi kullanabilen, güçlü fiziği olan, hava toplarında da etkili ve top saklamayı iyi beceren tam bir "target man" özellikli forvet idi. Luca Toni tipindeki forvetlerin de İtalya'da babası sayılabilir. Çok yetenekli, çok yönlü bir oyuncu olmasına, İnzaghi'nin aksine hep gözönünde oynamasına rağmen (Juventus, Lazio, Atletico Madrid, Milan, İnter Milan), İnter ve Atletico dönemleri dışında futbol kariyerini zirvede sürdüremedi. İnter sonrası dönemi Vieri için tam bir başarısızlık oldu, son zamanlarda aldığı kilolarla ve futbolu önce bırakması sonrasında da Brezilya'da tekrar ortaya çıkmasıyla anılır oldu ve yakın zamanda futbolun radarından çıktı.

İnzaghi - Vieri karşılaştırması bu yüzden hep ilgimi çeker. Açıkçası hangisinin daha iyi olduğuna bir türlü karar veremem: İnzaghi bana hep maraton koşucusu gibi gelir: kısıtlı enerjisini uzun süreye dağıtarak kullanır, temkinlidir ve sadece kendisine tek bir hedef seçer: gol atmak. Vieri tipindeki oyuncular ise modern futbolun şu an baştacı ettiği forvet tipinin ilk örneklerindendir: defansı dağıtır, rakiplerini boğar, top alır, top dağıtır, havadan da, yerden de oynar, gol atana kadar da takımın diğer oyuncuları kadar çalışır didinir. Fakat bu tarz oyuncular, mücadele gücü yüksek oyunlarını yıllar boyunca aynı seviyede devam ettiremezler. Günümüzdeki çoğu forvetin kariyerlerinin, eski örneklere göre daha kısa süre zirvede kalmasının sebebi de bu yüzden. Yüksek fizik gücü yanında her zaman fiziksel olarak erken tükenme riskini de taşıyor. Ayrıca sporla uğraşmış herkesin başına gelen durum futbolcular için de söz konusu: fiziksel güçlenme - tekniğin zayıflaması ikilemi. Ronaldo gibi bir oyuncudan Drogba yaratamazsın, fakat Ronaldo'yu aynı maç temposuna sokarsan, sakatlanır ve kariyeri erkenden düşüşe geçer. (Bkz. Ronaldo'nun İnter'de geçirdiği sakatlıklar) Drogba'dan da Ronaldo kadar golcü bir adam çıkmaz, zira oyunundaki fizik gücü, bazen tekniğinin de önüne geçebilir. Tabii, Didier Drogba gibi oyuncular yine de bir forvetin ulaşabileceği en üst noktaları temsil etmekte, fakat artık şöyle bir gerçek var ki, zaman İnzaghi, Tanju, Okan Yılmaz gibi her sezon en az 20-25 gol atabilen oyuncuların dönemi değil.



Tabii kendi ligimizde son günlerde yaşanan iki ilginç olay bizim liglerde de durumun çok farklı olmadığını gösteriyor. Geçen sezon sonunda sakatlanan Mehmet Yıldız'ın hala sakatlığı üzerinden tamamen atamadı, iyileşse bile büyük olasılıkla bir daha asla eskisi kadar golcü olamayacak. Mehmet, takımında fizik gücüne dayalı oynayan, bitirici vuruşları yeterince iyi olmasa da, defansla korakor mücadele edip, pozisyonunu taştan çıkaran bir oyuncuydu. Bu tarz oyuncuların fiziksel gücündeki en ufak düşüş, kariyerlerini tepetaklak edebilmekte. Zaten, fiziğiyle oynayan oyuncuların kariyerlerinin zirvesi de en fazla 2-3 sezon sürer, o da aynı takımda kalabilirlerse. Köller ve Crouch'un kariyerleri de buna örnek teşkil edebilir.



Poacher tipi forvetlerin ülkemizdeki son örneklerinden Okan Yılmaz'ın durumu da en az Mehmet Yıldız kadar trajik. Bursaspor'da iken üst üste gol krallıkları kazanan, sezonluk gol ortalamasını daima +20 seviyesinde tutan, hatta Şenol Güneş döneminde Milli takıma da yükselen oyuncu, Marsilya krizi sonrasında tepetaklak giden bir kariyer yaşadı. Kendi hataları kadar, Okan'ın başına gelenlerde bu ligin artık böyle oyunculara ihtiyaç duymamasının da payı var. Gol kralı olup Fenerbahçe'ye gelen Zafer Biryol'un da başına benzer olaylar gelmedi mi?

Ofsayt taktiği artık üst düzey futbol oynayan hiçbir takım tarafından tercih edilmiyor. Defans kurgularında 3lü diziliş de bırakıldı. Yeni kuşak defans oyuncuları ayrıca gerek fizik olarak, gerekse oyunu okuma olarak çok üst düzeydeler. Bütün bunlar, poacher tipi forvetlerin dünyanın en iyi liglerinden ve en üst düzeydeki turnuvalarından çekilmesindeki temel etkenler. Fakat yaratılan modern forvet olgusu da kumdan kale gibi, zira bu forvet tipinin bazı özellikleri modern futbolun kendi direttikleri ile çelişiyor. Post-modern, hatta forvetsiz bir futbol bizi bekliyor.

Yarın da biraz forvetsiz futboldan ve türkiyenin ilk post-modern forveti Alex'den bahsedelim.

2 yorum:

onur dedi ki...

Pippo sakarlığıyla bile gol atabilen bir adam, sanırım Ferguson söylemişti, onun hakkında duyduğum en güzel laf:
-Inzaghi doğuştan ofsayt" gibi bir şeydi.

íí dedi ki...

abi beni unutmussun modern futboldaki poacher'lari sayarken. hatta juventus bir gun bubble'a geldiydi beni izlemeye de o ogleden sonra sinav vardi, kendimi maca veremediydim. hey gidi gunler.