9.10.2008

Christoph Daum ve Kaybolan Takım Kültürü


Fenerbahçe'nin son yıllardaki iyiye giden tüm hamleleri Aziz Yıldırım'ın on sene önce başkan olması ile başlıyor. Sportif başarı ise Christoph Daum'un teknik direktör olması ile. Başkanın doğruları yanlışları çok uzun ve ayrı bir yazının konusu. Ben ise sadece sportif açıdan Fenerbahçe'yi özetlemek istiyorum.

Christoph Daum ilk geldiğinde eğrisi dorusuna gelip bir takım kurulmuş, Beşiktaş'ın çokca başarılı 100. yılı ardından bu takım elinden geleni yapmaya çalışıyordu. O sene takım Daum'un getirdiği Nobre'nin takıma inanılmaz katkısı ve belki tarihin daha önce hiç yazmadığı ve de yazmayacağı bir bir lanetle boğuşan Beşiktaş sayesinde kuruluş senesinde şampiyon oldu.

Takımın güveni, neşesi, disiplini ve kondisyonu yerinde herşey yolundaydı. Güzel akılcı transferler Avrupa'da başarısızlık ama hep bir tırmalama oynamaya çalışma. İkinci sene de gelen şampiyonluk, Juventus'tan transfer edilen Appiah, Türkiye'ye gelen en kariyerli yabancı Anelka, satılan formalar, gülümseyen taraftar, muhteşem bir stadyum ve şov.

Fenerbahçe taraftarı hayatında olmadığı kadar mutlu ve huzur içindeyken üçüncü sezon yine aynı güzellikler ve son haftada kaybedilen şampiyonluk. (Şampiyonluğun kaybedilme nedenleri bence doğal değil ama onlarda çok ayrı bir yazının konusu ve ben her zaman karşında bir ittifak varsa onun her birimini yenme düşüncesini savunanlardanım)

Appiah'ın direğin yanından sıyrılan topuyla birden tepetaklak olan bir rüya, başkanın anlamsız istifası ve Daum'un gidişi... İşte bana göre zamanın Fenerbahçe taraftarı açısından kırıldığı an. Takım 3 sene kesintisiz yüksek bir başarı göstermiş, yapılan ve yapılacak transferler, hep iyiye giden bütçe ve yanında Appiah'ın direğin yanından sıyrılan şutu. Bu şutun bedeli bu kaybedilen zaman ve gönderilen Daum olmamalıydı.

Daum sonrası dönem bence çok kısa özetlenebilir;

Büyük isim Zico geldi birşeyler denedi, Daum'un takımı bu denemelere uyum sağlayamadı, bildiğine döndü. Zico zeki adamdı bunu gördü ve hakikaten büyük kalbiyle oyuncuların ihtiyacı olan morali ve sevgiyi verdi. Taktik acıdan bir şeye ihtiyaçları yoktu çünkü bünye ezberlemişti oyunu artık.

Fenerbahçe böylece yüzüncü yılında şampiyon UEFA'da kendince başarı elde etti ve...

Bu sefer de yaprak dökümü başladı, Daum'un takımının unsurları bir bir ayrılmaya başladı, her biriyle bir parçası koptu takımın. Belki gidenler tek tek bakınca önemsiz yeri kesinlikle dolabilecek adamlardı (ki ben buna katılıyorum) ama bu gidenler takımın taktik ve oyun ruhundan da bir parçayı yanında götürdü.

Zico yeni gelenlerde eksik olan sevgiyi arttırabilirdi ama takımı takım yapan Daum yoktu ve asıl çöküş o zaman başladı.

Yani Fenerbahçe'nin futbol takımsal çöküşü Aurelio yüzünden değil, belki de ve kuvvetle muhtemel Serkan Balcı, Servet gibi adamların gidişiyle başladı ve Aurelio ile bu süreç tamamlandı.

Peki ne olacak, Arogones'te bence Daum gibi kendi takımını kuracak ve sonunda onu başarıya götürecek bir adam, ama... Ama zaman var mı? Yetmiş yaş, yapılmayan transferler ve şanssızlık. Maalesef bunlar birleşince Fenerbahçe için gelecek karanlık.

Beş sezonluk Daum dönemi bu sene başında ayrılanlara asıl şimdi bitti ve Fenerbahçe şimdi doğruyu bulana kadar öksüz...

(Bir arkadaş sağolsun yazıyı antu.com da yayınlamış ilgisine teşekkür ediyoruz, ordaki yorumlar Serkan Balcı ve Servet'e gelene kadar Tuncay ve Ümit Kaptan var diyor. Haklılar ama ben Tuncay ve Ümit hep konuşulduğu için ve aslında hiç beğenmediğimizi söylediğimiz Serkan ve Servet'in bile o 'Takım' olma unsurunun güçlü birer parçaları olduğu için bahsettim kendilerinden. Bilinçli yapılmış bir tecihti yazıyı kuvvetlendirmek için)

1 yorum:

murat can dedi ki...

Sevgili Gökçe,
Daum'un gidişini(gönderilişini)tek başına Denizli faciasına bağlamak doğru olmaz sanırım... Henüz daha sezon ortasında alınan bir kararın kötü bir son ile vücut bulması ihtimali oldukça yüksek. Schalke maçı öncesi otelde yaşananlar, Daum'un sezon sonu bir tuhaf ameliyatı ve rehabilitasyon dönemi vs vs...
Çok bilinmeyenli bir denklem Fenerbahçe ve bilinmeyenler fazla olunca dedikodu da eksik olmuyor maalesef..