26.10.2009

Bu da Bizim Super Bowl'umuz: FB-GS Derbileri


Basınımız pek sever, bizdeki derbi maçları, dünyadaki derbi ya da benzeri büyük rekabetlerle kıyaslamayı. Halbuki, insanların %90'ının 3 takımdan birine sempati beslediği bir yerde, en büyük 2 camia arasındaki maç, derbi havasından öte, hayatı durduran, ülkenin gündemini saptıran, hemen hemen bütün ülkede tansiyonu yükselten bir spor olayı. Bu haliyle, Avrupalılar'ın derby maçı'ndan çok, Amerikalılar'ın Super Bowl adını verdikleri, NFL Final Maçı'na benziyor. Super Bowl günü de, Amerika'da her şey durur, bütün gün maç odaklı programlar yapılır, maç öncesi ve devre arası şovlar için aylar öncesinden çalışmalara başlanır. Ertesi gün ise, işyerlerinde, sokakta, okullarda bütün geyik Super Bowl etrafında döner. Tanıdık geldi değil mi? Zaten, bizim ezeli rekabetimiz artık spor olayından çok, tıpkı Super Bowl gibi, bir televizyon olayına döndü. Maç kadar, hatta daha çok, gerginlikler, kavgalar, fauller, otobüs taşlamalar, taraftar arası atışmalar, pankartlar, şeref tribündeki küfürler vb. konuşuluyor.


Bu maçlara, aynı şehrin rekabet halindeki iki takımı olduklarından derbi denilebilir fakat, işin acı tarafı, kent kadar bu kentin iki büyük camiasının da renkler dışında giderek kimliksizleşmesi. Bizden önceki kuşaklarda, ki bu aslında kabaca 12 Eylül öncesine denk gelir, iki takımın da İstanbul'un sosyo-kültürel yapısında kendilerine has yansımaları vardı. 12 Eylül, özgürlüklerimiz kadar, kimliklerimizin de üzerinden geçtikçe, futbol da gittikçe aidiyet mücadelesinden, fiziksel iktidar mücadelesine döndü. Kentin sosyo-ekonomik yapısı, göçler ve askeri darbe yüzünden ters yüz olunca, zaten politik bir aidiyeti olmayan camialar iyice kimliksiz kaldı. İşte yıllar içinde, biraz da medyanın pompalaması ile, bugüne kadar gelen "ezeli rekabetin" birincil güdüsü olarak geriye sadece nefret kaldı. Her ne kadar, sağduyulu mesajlar verilmeye çalışılsa da, biliyoruz ki iki camia bu maçta, birbirlerine olan nefretlerini kutsuyor aslında. Pek çoğunun, GS ya da FB formasını giymesi, tamamen denk gelmesi ile ilgili, formanın üstünde ne sosyal statü, ne etnik kimlik, ne dini tercih, ne de politik bir ideoloji var, sadece rakibine geçirmek, koymak, dağıtmak, parçalamak, vurup, kırıp, bu maçı kazanmak var. Hal böyle olunca da, dün akşamki derbiye bakınca, ne Arda'nın "maç öncesi şovu", ne Baros sakatlandığı anda tribünlerden yükselen "0hh-0hhhh" sesleri, ne Keita-Carlos güreşi anlamsız kalıyor, bilakis hepsi bu nefret ritüelinin vazgeçilmezleri haline dönüşüyor. Dün akşamdan aklımda sadece, Keita'nın suratına gelen su şişesi ile beraber, sahanın yarısını turlayıp, raportörlere elindeki kanıtı vermesi kalıyor. Tabii ki, idealizmi ve naifliği cezasız kalmıyor, hakem sarı kartı basıyor. Allahtan Keita akıllı bir futbolcu, yaptığı enayiliğin farkına varıyor da, diyetini de Carlos'un surata yapıştırıveriyor. Keita'yı şimdiden ideal GS futbolcusu ilan eden taraftarlar ile karşılaştım, eskiden garipserdim halbuki yaşadığımız şey, 90 dakika süren bir akıl tutulması, mantık ve vicdanımızı evde bırakıp maça gidiyoruz. Bize benzemeyenleri de bize benzetiyoruz.

Hürriyet Gazetesi, sabah sabah beni güldürdü yine, ManU-Liverpool ve Superclassico maçları ile bizim ezeli rekabeti karşılaştırmışlar, sonra da diğerlerini niye milyarlar izlerken, bizimkilerin sadece bizde ve birkaç ülke de seyredildiğini sebepleri ile açıklamaya çalışmışlar. Aslında büyük analizlere, futbol tarihinden dersler çıkarmaya gerek yok, cevap basit: kimse sadece nefrete dayalı bir futbol rekabeti izlemek istemiyor. Taraf olabileceği, bir tarafa geçmişlerinden, duruşlarından, hikayelerinden ötürü sempati duyacakları, belki kendi kimlikleriyle ezilenler üzerinden empati kurabilecekleri bir derbi maçı izlemek istiyor. İşte o yüzden, katolik olmadığı halde dünyada pek çok futbolsever Celtic hayranı, liman işçisi olmadığı halde Liverpool'u seviyor, modern resimden hazzetmese bile, iş futbola gelince Guernica'nın ressamı Pablo Picasso ile aynı saflarda duruyor. Biz ise, bir pazar günü, bütün ülkeyi bir nefret arenasına çevirip, yabancıların da sadece bizim cinnetimize ortak oldukları sürece içimize girmesine izin veriyoruz, kendimiz çalıp kendimiz oynuyoruz, dünyanın başka yerlerinde gerçekten büyük maçlar oynanırken, biz de elimizdeki en global spor müsabakasını kendi küçük hesaplarımıza harcıyoruz.


"Cehenneme hoşgeldiniz!" *
"Kardeş, biz hiç cehennemden çıkmadık ki... Cennete en yakın kelimemiz bile cinnet oldu..."

Dağılabilirsiniz arkadaşlar, şimdi herkes "Fw: Nasıl Geçirdik" temalı maillerinin başına!



* Acı Not: Artık "Cehenneme hoşgeldiniz sözleri eskidi, dün akşam NO WAY OUT ve HERKES HADDİNİ BİLECEK pankartları vardı.

7 yorum:

spotless mind dedi ki...

güzel yazı olmuş. gerçi şimdi fenerlisi galatasaraylısı el ele tutuşup, buraya doluşup "eheh ezik beşiktaşlılar kıskanmayın olm dünya derbisini" geyiği yaparlar ama kısfmet artık. akıl kaybına karşı bağışıklık kazanalı çok oldu.

Volkan dedi ki...

Belki de besiktasli olmak, bu duruma disardan bakma sansi sagladigi icin, eziklik degil avantaj bile olabilir.

Ama haklısın, akıl tutulması yasandıkça bize kalan da böyle naif sözler işte..

SirEvo dedi ki...

" cevap basit: kimse sadece nefrete dayalı bir futbol rekabeti izlemek istemiyor."
Gerisi tamam da buna katılmıyorum.
Liverpool ve Man UTD arasında buradakinden çok daha fazla bir nefret var. Adamlar birbirlerine kız vermiyor, 40 yıldır birbirlerine transfer yapmıyorlar. Nefretin kralı diğer taraflarda da var yani...
Ama futbolun da kralı onlarda ne yazık ki. Bütün sezon bekleyip böyle dandik maç izleyince insan da üzülüyor tabii. Dünkü liv-man ve fb-gs maçlarını kıyasla, birinin 5 dakikası diğerinin 90dksından aldığın zevkten fazlasını veriyor..

Volkan dedi ki...

Sir Evo,
Mesele nefretin olmaması değil, sadece nefretin olması. Daha doğrusu artık bir dayanağı olmayan bir nefretin oluşması.

Manchester ve Liverpool Sanayi Devrimi'nden beri birbiri ile rekabet eden kentler, sadece ekonomide değil, kültürde bile bu rekabet var,Liverpool Beatles'ı çıkarırken, Manchester ise Rave kültürünü ortaya çıkardı. Onların rekabeti, Londra dışındaki İngiltere'nin en büyüğü olma kavgası, benzer özellikteki iki kentin kavgası denilebilir. Ama sorsan taraflardan birine, karşı tarafı o kadar ötekileştirir ki, zannerdersin rakipleri ingilterede değil, başka bir ülkede yaşıyor.

Bizde bu tarz bir rekabet olmadığı için tam olarak anlayamayız, elimizdeki tek benzer rekabet, Trabzon ile ona rakip olmaya çalışan iller (sivas, antep vs.) arasındaki rekabet olabilir. Ne yazık ki, bizim futbolumuz sadece onlardan kalite anlamında kötü değil, kendi aramızda da takımlar ve şehirler arasında futbol kalitesi açısından büyük farklar var.

Ayrıca Liverpool, Premier Lig öncesi en büyük klübü iken, Premier Lig'de yeri, en iyi ihtimalle o da, ManU ve Arsenal sonrası 3.lüktür. Orada da Chelsea gibi bir sağlam bir rakibi var 3. sıra için... Bu gerçek bile, tek başına Liverpool taraftarının içindeki ManU antipatisini anlatmaya yeter sanırım.

SirEvo dedi ki...

Benim yorumum yine değişmiyor, diğerlerinin yanında bizimkilerin nefreti 0 bana göre, sorry. :P

Kerem dedi ki...

"Adamlar birbirlerine kiz vermiyor" cok iyi bu arada...

Steven: Kizim senin o Manchesterliyla evlenmeni uygun gormuyorum. Ben sana burada Liverpoollu iyi bir aile cocugu buldum.

Diana: Tabi baba sen ne istersen o olur. Ben koyde tavuklari yemlemeye devam edeyim.

SirEvo dedi ki...

Öyleymiş vallaha benim kabahatim yok.