Mustafa Denizli'nin bir bahtsızlığı vardır. Ne yapsa, ne etse "Ballı" olmaktan kurtulamaz. Risk almayı seven bir yapısı olduğundan, pek de ezber takım kuran hocalardan olmadığı için, çoğu zaman yaptığı başarılı taktiksel manevralar, bu "bal" efsanesinin altında kalır. Futbolumuzun yaklaşık 20 yıldır süregelen geyiklerinden olan bu ballı olma durumuna geçen akşam Kasımpaşa-Beşiktaş maçında tekrar şahit olduk.
Takımı 1-0 mağlup ve ilk değişikliğini sakatlık yüzünden (Sivok-Kaş) zorla yapmış olan Denizli, maçı çevirmek için büyük risk alır ve Ernst'i oyundan alır. Necip'i adeta idare eden Ernst çıkınca aslında tek başına kalan Necip için kabus, baskıdan kanatlara kaçan Kasımpaşa ortasahası için de rüya dolu dakikalar başlamıştır. Fakat Beşiktaş oyunu ilerde kurunca, kolay iki gol buldu ve maçı çevirecek gibi oldu. İşte o anda, Denizli'nin oynadığı kumarda ters zarlar gelmeye başladı. Yılmaz Vural gibi motivasyon ustası birinin başında olduğu Kasımpaşa oyunu Beşiktaş'ın sahasına yıktı ve 2. gole cevabını hemen verdi. Oyuncu değiştirme hakkını yitirmiş ve dirençli ortasahasını kaybetmiş Beşiktaş'ın da çılgıncasına hücum etmekten başka çaresi kalmadı. Sonuçta, seyir anlamında çok zevkli, özellikle de son yarım saati çok heyecanlı bir maç izledik. Denizli'nin kumarı tutsaydı, yine ballı denecekti, bir şey değişmeyecekti.
Aslında maç sonrası çevrilen muhabbetlerden anlıyoruz hala futbolun ne düzeyde tartışıldığını. Birkaç yıl önce İnönü'de oynanan Tottenham maçında, Beşiktaş'ın yediği goller İngiliz televizyonunda uzun uzun incelenmişti, atak organizasyonu ile defans bloğunun nasıl etki ve tepkilerde bulunduğu an be an diagramlarla gösteriliyordu. Aynı saatte bizim kanallarda dönen geyiklerin ise şu ankilerden bir farkı yoktu: "Bu takımla bu iş olmaz", "Tottenham bize bir gömlek fazla geldi" vs...
Bence bu ülkede, Mustafa Denizli'nin kariyeri boyunca aldığı taktiksel riskleri ve sonuçlarını inceleyen bir yazı yazılsa aslında futbolumuzda arkada kalan ve pek konuşmadığımız taktiksel süreklilik ve değişimler konusunda ciddi bir analiz çıkar. Mustafa Denizli, tıpkı Terim gibi büyük bir hocadır, fakat Terim'den farklı olarak rakibe ve maç içindeki duruma göre müdahaleleri daha can alıcıdır. Sürprizi sever ve risk alır. Aslında başarısızlığı da çok olmuştur o yüzden, hatta Terim gibi bir "takım kurucu" özelliği olmadığından da aldığı başarılar hep kısa soluklu olmuştur. Fakat Terim'in maraton taktiğinin yanında, Denizli'nin sprint taktiğinden geleceğin hocalarının öğreneceği çok şey var.
Tabii ki merak edene ve bakmasını bilene...

