4.04.2009

Azalarak Bitsin : Ronaldo Beşiktaş'ta


Artık bıktıran bir dedikodu daha, yurtdışı transfer haberleri arasında, türkiye medyası (bak sen!) referans gösterilerek Ronaldo dedikodusu yine alevlendi. Corinthians'da oynayan ex-süperyıldız, alınan duyumlara göre (türk spor medyası kaynak da, hani her sene figoyu, batistutatayı getiren spor medyası) aralık ayındandan sonra sözleşmesi bitip gelecekmiş. (33 yaşında olacak o zaman)

Bir şeyi merak ediyorum sevgili okurlar, özellikle beşiktaşlı olanlar, sizce Ronaldo gelip ikinci bir "Ailton Vakası" olmaktan ziyade bir şeyler yapabilir mi?
Devamı - Azalarak Bitsin : Ronaldo Beşiktaş'ta

Gerard Kaldı


Bugün yazılarda hep liverpool ağırlığı var ama ne yapalım, demek ki özlemişiz. Bu haber benim gibi hem liverpool hem de özelde gerard hayranları için önemli. "Büyük Kaptan" sözleşme yeniledi ve 2013'e kadar anfieldda ikamet etmeyi seçti.

Merak ediyorum acaba bizim "Büyük Kaptan"lar gibi boş mukaveleye mi imza atmıştır?
Devamı - Gerard Kaldı

Efsane Kayıt THE ANFIELD RAP


1988 yılında, Liverpool klübü'ndekilerin aklına süper bir fikir gelir. Zaten İngiltere'nin en başarılı takımıdırlar, şampiyonluklar, kupalar, Avrupa'da kupalar kazanmaktadırlar; artık tek bir amaçları kalmıştır: bundan sonraki kuşaklara başarılarını anlatacak bir şarkı... "Anfield Rap" şarkısı işte böyle doğar. Şarkının melodisi LL Cool J'in bir şarkısından alınmış, üzerine içinde "I come from Jamaica, my name is John Barnes / When I do my thing the crowd go bananas" ve "They've won the league, bigger stars than Dallas /They got more silver than Buckingham Palace" gibi akla zarar laflar bulunan sözler de dönemin oyuncularından John Barnes, Grobbelaar, Mcmahon gibi oyunlara söyletilmiş.

Youtube'da videosu var, bağlanma problemi olanlara aşağıdaki uzun linki veriyorum:
http://ktunnel.com/index.php/1010110A/200447f5122f5525d4c9a98d569337c8fc44f9f42c60a91db1e1c28dc392c815c59f124fd316908415558

Şarkının akla zarar sözleri için de:
http://liverpoolsongs.blogspot.com/2006/11/anfield-rap.html


Fazla söze gerek yok gidin kendiniz izleyin şarkının klibini, liverpool karizmayı fena çizdirmiş.

P.S. İlk çıktığında single'ı İngiltere'de 3. sıraya kadar çıkmış. Shame on you, mate!
Devamı - Efsane Kayıt THE ANFIELD RAP

Kitap Kolu : "The Balls"

The Balls - Tales From Football's Nether Regions
Paul Brown
237 Sayfa
Mainstream Publishing
ISBN 1 84018 930 4

"Çivili Krampon Kitap Köşesi" artık her hafta futbol başta olmak üzere spor ile ilgili bir yayını size tanıtacak. Futbol kitapları deyince aklımıza sadece Simon Kuper külliyatı ya da Futbolcu Dilenciliği gibi kitaplar gelmesinden sıkılan biriyseniz kitap köşemize hoşgeldiniz.

Bu hafta yabancı bir yayın tanıtıyoruz. Kitabın adı pek manidar, "BALLS: Tales From Football's Nether Regions". Tabii fotoğraftaki zavallı David Beckham'ı görünce Balls'un diğer anlamı aklımıza geliyor. İnşallah kendisine bir şey olmamıştır, gerçi dedikodulara göre çapkınlıktan da geri durmuyormuş, neyse konumuzu dağıtmayalım. Kitap, futbolun kendisinden çok, futbol, futbolcular, camialar ve taraftarlar etrafında dönen, komik, ilginç hatta saçma sapan olayları ele alıyor. Kitap, şiddet, seks, alkol, music, film, hakemler, taraftar gibi tematik başlıklara ayrılmış her başlıkta konuyla ilgili ağırlığı ada futbolu üzerinden olsa da -yazarın Britanyalı olduğu düşünülürse gayet normal- Türkiye'de dahil olmak üzere dünyanın her yerinden ilginç olaylara yer veriyor. Türkiye ile ilgili 2 olaydan bahsediyor, ne yazık ki bunlar pek de iç açıcı olaylar değil: "şiddet" adlı bölümünde Ahmet Çakar'ın vurulma olayından bahsediyorken, "skandallar" bölümünde de Emre Belözoğlu'nun gece yarısı arabasıyla bir yayaya çarpıp öldürmesinden bahsediyor. (Hatırlarsanız, Emre Belözoğlu öldürmekle kalmamış, hapisten de yırtmıştı...) Ayrıca şahsen en ilginç hikaye veteran oyuncu Roger Milla'nın (Kamerun), nerden aklına estiyse ülkesinde pigmeler arasında futbol turnuvası düzenlemeye çalışması ve bunun ülke çapında bir skandala dönüşmesiydi. İlerleyen zamanlarda, ilgili konulardaki bölümleri vakit buldukça Türkçeye çevirip burada yayınlayacağım.

Son olarak, kitabın bitirdiğinizde şu ünlü "futbol asla sadece futbol değildir" sözünün tebessüm ettiren yanı aklınızda kalıyor, hatta şunu diyorsunuz kendi kendinize:
"Ne olur futbol sadece futbol, futbolcu da sadece futbolcu olarak kalsın, bir daha da "Anfield Rap" vakası olmasın..."
Devamı - Kitap Kolu : "The Balls"

Eriksson Ada'ya mı dönüyor




Dün yazdığımız Eriksson yazısına müteakip yeni haberler geldi İsveçli'den. Kendisi, daha doğrusu menejeri, Eriksson'un Premier Lig'de bir takım çalıştırmak istediğini belirtti. Sanırım, İngiltere macerası Eriksson'un aklında kalmış, belki de orada da Seria A'da olduğu gibi uzun süre tutunmak istiyor.

Bu arada asıl ilginç olan nokta, yaklaşık 10 ay takımın başında kalan İsveçli'nin bu sürede yaklaşık 7 milyon dolar para kazanması. (Aylık 700 bin dolar maaş!) Bu maaşın tam olarak dünya piyasa standartlarında neye denk geldiğini görmek için şu eski yazıma bakmanızı tavsiye ederim.

http://civilikrampon.blogspot.com/2008/10/gnde-10-bin-ekmek-yiyen-adam.html

Son olarak, Meksika'da eski teknik direktörlerinden Javier Aguirre ile anlaşmış.
Devamı - Eriksson Ada'ya mı dönüyor

3.04.2009

Marcelo Salas Profesyonel Futbolu Bıraktı


Evet acımız büyük, Marcelo Salas futbolu bıraktığı için değil sadece, hiç bir zaman yerini bulamadan, kendini tam anlamıyla gösteremeden, hep süper bir ikili olacaklarına inanılan Zamorano ile beraber bir uluslararası başarı elde edemeden futbolu bıraktığı için acımız büyük.

Bugün Güney ve Orta Amerika taraflarından hiç hayırlı haberler vermiyoruz; hezimetler, kovulmalar, futbolu bırakmalar...
Devamı - Marcelo Salas Profesyonel Futbolu Bıraktı

Muslimovic Galatasaray ya da Kayseri'ye mi Geliyor?


Valla hangisi alırsa alsın gidip tebrik ederim, sayelerinde biz CM yıldızı daha ülkemize gelir, hele aghahowa ile beraber oynarsa iyice nostalji yapabiliriz.

Haber linki aşağıda lütfen önden siz buyurun,
http://www.transfermarketweb.com/?action=read&idsel=33533
Devamı - Muslimovic Galatasaray ya da Kayseri'ye mi Geliyor?

Hadi Eyvallah



Günün şanssızı sanırım Sven Goran Eriksson; İsveçli teknik adam Honduras mağlubiyetinden sonra Meksika Milli Takımındaki görevinden apar topar alındı. Eriksson böylece İngiltere ile başlayan milli takım kariyerinde yine istediği başarıyı yakalayamadı.

İlginçtir, milli takımlarda ne kadar başarısızsa, klüp takımlarında da o kadar başarılı bir teknik adam Eriksson. 70lerin sonunda başlayan kariyerinde ilk parlamasını IFK Göteborg'u önce İsveç Ligi Şampiyonu, sonra tekrar şampiyonu sonra da UEFA kupası şampiyonu yaptı. Portekiz'e geçti, Benfica'ya kupa ve şampiyonluk kazandırdı. Sonra da uzun Seria A kariyeri başladı. İtalyan teknik direktörlerin bitmeyen rotasyonu olan Seria A, şampiyon olmadan dayanabilen yegane yabancı teknik direktör oldu, Roma, Sampdoria ve en sonunda İtalya kariyerinin sonunda yakalayacağı (2000 yılında) Seria A şampiyonluğunu yaşadığı S.S. Lazio. Yaşı da ilerleyen hocanın, nispeten sakin (Seria A standartlarında sakinlikten bahsediyorum, Fatih Terim'in kaç ay dayanabildiğini düşünün) kariyeri sonrasında inişli çıkışlı ama istenen performanstan uzak bir hal aldı, Ada pek iyi gelmedi, ne milli takım, ne de Manchester City istediği gibi bir ortam yarattı Eriksson'a; hatta milli takım'ın başına geçmesi majestelerinin adasında infial yarattı, Ada futbolunun çöküşü olarak algılandı. (Ne alakaysa!) Zaten o da ingiltereye pek ısınamadı - kadınlar hariç o da ayrı bi yazının konusu olur- ve sonunda Meksika Milli Takımı...

İşsiz kalan Eriksson için seçenekler çok da fazla değil, yaşından dolayı emekli de olabilir, mutlu olduğu İtalya'ya dönüp, Seria A, belki de Seria B'den bir takımı çalıştırabilir, ya da milli takım kariyerini canlandırmak için daha az iddialı bir takımı alıp herhangi bir uluslararası turnuvaya taşıyabilir. (Hiddink'e saygılar...)

Ben ise onu ait olduğu yerde Lazio'nun başında görmek isterim, her ne kadar meselese Roma ise AS ROMA'dan gerisi teferruattır desem de...
Devamı - Hadi Eyvallah

Vertigo



Fotoğraf geçen seneden, Fifa'nın 2500 metreden yukarı rakımlarda uluslararası resmi maçlar yapılmamasına dair kararını protesto etmek ve Bolivya lideri Evo Morales'e morales vermek için La Paz'a giden Maradona ile Başkan Morales'in sıkı fıkı anlarından biri. Tarihi hezimetten sonra Maradona bu fotoğraflara bakıp desteğinden pişman olmuş mudur acaba?
Devamı - Vertigo

Yassah Kardeşim!


Her gün evinizden antreman sahasına 250 km yol katetmek ve akşamına geri dönmek sporcular için haliyle angaryaya dönüşebiliyor. Ex-arsenalli yeni VFB Stuttgart'lı Jens Lehmann da yol çilesine basit bi çözüm bulmuş: antremanlara helikopterlerle gidip gelmek! Bir seferi yaklaşık 1000 euro malolan ve kalecinin kendi cebinden karşıladığı bu alternatif ulaşım yöntemi ne yazık ki Lehmann'ın komşuları tarafından pek tutulmamış olsak gerek ki bölgenin belediyesine şikayette bulunmuşlar. Komşular, günde en az 2 kez helikopter inip kalkmasından rahatsız olduklarını belirtmiş ve belediye başkanından konuyla ilgili bir şeyler yapmasını istemişler. Lehmann'a sanırım "autobahn" günleri gözüktü...

Gerçi Lehmann ona da pratik bir çözüm getirir, kimbilir belki özel demiryolu hattını çeker evine kadar, fakat sonuç ne olursa olsun bir şey değişmiyor: kaleci milleti formayı giyen zevat içindeki tartışmasız en orijinal, hatta en arızalı güruh...

Haberin detayları için, lütfen önden siz buyurun:

http://www.bild.de/BILD/news/bild-english/sport-news/football/bundesliga/2008/09/19/stuttgart-and-ex-german-goalkeeper-jens-lehmann/in-trouble-with-new-neighbours-over-helicopter-trips.html
Devamı - Yassah Kardeşim!

Yorumsuz

http://nisanyan1.blogspot.com/2009/02/turkiyeye-ordu-lazm-m.html

Sevan Nisanyan'ın yazısı. İlginç noktalar var, bazı yargıları da fazla taraflı ama artık bu konuların konuşulabilmesi bence çok önemli. Özellikle şu nokta gözden kaçmamalı:


".......

Konuyu perspektife koymak için hatırlatalım. Burada bahis konusu olan, son 250 yıldır girdiği her savaşı kaybetmiş bir ordu, Yunanistan ve Kıbrıs Rumlarıyla yaptığı üç savaş (1897, 1919-1922, 1974) hariç. Rusya’yla yedi kere savaşıp yedi kere yenilmek gibi dünya tarihinde eşi olmayan bir rekora imza atmış. Daha dün kurulmuş Bulgaristan’la Yunanistan ve Sırbistan karşısında iki ayda darmadağın olmuş. Güneydoğu’da üç-beş bin isyancıyla bunca senede başa çıkamamış, onları yeneceğim diye sivil halkı kırmış, işi büsbütün çıkmaza sokmaktan başka sonuç alamamış.

Modernmiş şuymuş buymuş. Türkiye’de üç gün askerlik yapmış biri bu iddiayı ciddiye alamaz. Mıntıka temizliği yaptırmayı Aziz Nesin komedisine dönüştürmeyi başaran, bir cemseyi tamir etmek için yüzlerce tutanak, emir, fırça, izin, ceza, dayak ve yalan üreten bir mekanizma mı modern?

........ "


Hep bildiğimiz şeyler bu açıdan önümüze sunulunca insan bir garip oluyor değil mi? Pilav aynı pilav, et de öyle, sebzede, ama tabağın sunumu değişmiş gibi...




P.S. Anlaşılan halen daha konuşulamıyormuş, adamı dövmekten beter ettiler...
P.S. Başlığı değiştirdim.
Devamı - Yorumsuz

2.04.2009

Milli Takım Bosna Hersek Lehine Gruptan Cekilsin

Normalde böyle bir arzuyu dile getirmek cesaret ister, hele türk milli takımının başında Terim gibi fazla "milliyetçi" bir zat varken. (Kendisinin Orhan Pamuk ile atışması hala zihinlerde.) Fakat dün akşamki maçlar silsilesinin bize gösterdiği bir gerçek var ki o da İspanya gidiyor kardeşim! Çoşarak, oynayarak ve gol atarak gidiyor hem de... Son iki maçta da gördük ki türkler ispanyollara kafa tutacak ne tekniğe ne de fiziksel kondisyona sahipler, euro 2008'deki talihleri demek ki bu sefer işe yaramayacak gibi görünüyor. Ayrıca türk oyuncular arasında rüştünü ispat için büyük bir turnuva bekleyen bir genç yetenek de yok. Arda, nihat, hamit vb. zaten avrupada tanınan türk oyuncular, batuhan, gökhan ünal, sabri gibi oyuncualar da ya bu kapasitede değiller ya da şu an için o yıldız oyuncu ışığını bünyelerinde taşıyamıyorlar. Neyse niyet türkleri yermek, ispanyolları övmek değil, yazarın niyeti ve aradığı kısmet başka bir yerlerde, bizim rakibimiz olan, aynı zamanda da kardeş ülkemiz bosna (ve her zaman unutulan hersek).

Boşnakların yaşadığı büyük yıkım ve kayıplar, onların komşuları hırvatistan ve sırbistana göre geç toparlanamasınaki en büyük etken. Hatırlarsınız hırvatistan yeni kurulduğunda dünya kupasında yarı finale kalarak ülkelerinin dünyada -en azından futbol topu ve kalenin olduğu yerlerde- saygı görmesine vesile olmuşlardı. Benzer bir başarıyı, sırbistan-karadağ da basketbolda yakalamıştı. (Slovenler bu arada ne yapıyor diye sorarsanız sporda çok iyi değiller belki ama tasarım gibi başka alanlarda hiç de fena işler yapmıyorlar) Sonuçta, öyle ya böyle yıllar geçti yugoslavyanın komün grisi bulutu tamamen dağıldı ve ab mavisi gökyüzünde yakında hırvatların da bir yıldızı olacak, zaten montenegro, croatia temalı reklamlardan cnn geçilmiyor. Belli ki siyasi istikrarı oturtur ise sırplar da bu yükselen trendin bir yerinden yakalayacaklar. Bu resimde en zayıf halka her zaman olduğu gibi yine boşnaklar, en heterojen toplum yapısına sahip bosna-hersek'in bu turnuva (2010 finalleri) bir dönüm noktası olabilir. Gidelecek bir uluslarası turnuva, hele alınacak bir kaç iyi sonuç, kimbilir belki de tur atlanması... işte Bosna-Hersek o zaman gerçekten dünya tarafından kabul edilecek. Artık ülkelerin tanınması BM'den değil yeşil sahalardan geçiyor biliyorsunuz, Liberya bizim için Weah, Ukrayna Şevçenko'dur. Onlar gol atmaz sadece, ülkelerinin birer elçisi gibi de attıkları her güzel pasla birkaç kişiye de gönül pası atarlar. Son 15 yılda Hırvatistan Boban, Suker, Prosinecki; Sırplar Savicevic (Karadaglı aslen), Mihalijovic, Mijatovic ve onlarcasını çıkardılar, avrupaya gönderdiler, dünya bu oyuncuları alkışladı, onların formalarını sırtlarına geçirdi, sırplara hırvatlara ne kadar da kızılsa bosnaklara yapılanlardan dolayı, bu oyuncular yüzünden tam da nefret edemedik, iyi ki etmedik, cünkü herkes aynı degildir toplumlarda, bir millet ne tamamen iyidir ne de kötü, fakat bir millet sanssız olabilir, yıpranmıs, tökezlemis olabilir ama umutludur. Bir grup insanın zaten birlesip bir millet olmasında daima umuda dair bir seyler saklıdır, en kötü zamanlarında bile. Bosnaklar bu en kötü zamanları geride bıraktılar coktan, artık katliamlarla anılmak istemiyorlar, dünyaya bir kac isim ve güzel hatıralar bırakmak istiyorlar artık. Bosnakların elinde çünkü sadece rahmetli İzzetbegoviç var, bolca da katliam, kötü anı.

Bosna-Hersek Futbol Milli Takımı bu aralar hiç olmadığı kadar güçlü, dün akşam da Belçika'yı yendiler. Belli ki istekliler, bir ateş çoktan içlerini yakmaya başlamış, yaklaştıklarını hissediyorlar, grupta belki de -ispanya'dan bile fazla- en çok finallere kalma arzusundaki takım... Açıkçası bunu da hakediyorlar, tabir-i caizse taş gibi futbol oynuyorlar, pes etmiyorlar, çünkü pes etselerdi ne Tuzla'dan ne de Saraybosna kuşatmasından çıkabilirlerdi. Mazlum olan, katliama uğramış olan, öldürülen, iğfal edilen sıfatlarıyla değil; kazanan, istediğini alan, amaçları olan bir millet olarak anılmak istiyorlar. Sahada sadece futbol oynanmıyor, atılan her gol ile bir millet özgüvenini kazanıyor, hem de müslümanı, katoliği, protestanı ve ortodoksuyla. Bosna giderse, 4 büyük dini hareket, 3 ayrı millet aynı takımda gidecek. Milyonlar bayrağı ve marşı önünde saygıyla duracak, ve inanıyorum ki çok da başarılı olacak. Çünkü onlarda bir zamanlar bizde olan heyecanı görüyorum, "acaba olur mu" diye düsünenleri görüyorum. Hatırlayın bu millet 1999-2008 arasında ne kadar da sevindi futbolda, 10 yılda türkiye bir marka haline geldi. Belki de 2018'de bosna da su an türkiyenin bulunduğu yerde olacak, belki daha da üzerinde. Hersey belki de bu turnuva ile baslayacak...

Hadi Türkiye, abiliğini göster, eğer gidemiyorsan, kendi küçük kardeşinin gitmesine izin ver. Çünkü ne diyorlardı afişlerde "Sen Türkiyesin Büyük Düşün" ve öyle davran...
Devamı - Milli Takım Bosna Hersek Lehine Gruptan Cekilsin