Galatasaray etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Galatasaray etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25.04.2010

Galatasaray-Bursaspor 0-0: Ruhumuz Yeşil, Bedenimiz Kırmızıydı



"İşte Süper Lig Bu!" tarzı spot bir maça tanıklık ettik bu akşam hep beraber. Ligimizin ortalamasının üzerinde bir tempo ve hücum anlayışı vardı sahada. İki takımın da en güçlü oldukları tarafları hücumdu ve ortada bir şampiyonluk artı şampiyonlar ligi pastası vardı. Bu şartlar, haliyle, ligin en güzel maçını bizlere sundu... Açıkçası, iki takımın da taraftarı olmayan biri için, maç ikilemlerle doluydu: bir tarafta İstanbul'a başkaldıran asi ruh yeşil-beyaz, diğer tarafta ise, düşmanımın düşmanı dostumdur şiarına karşı çıkan ve sahada son dakikaya kadar ölümüne mücadele eden sarı-kırmızı... Geçen hafta yaşananlardan sonra bu haftasonu önce Şerey Bey'de olanlar, sonra bugün sırasıyla Kasımpaşa ve Mecidiyeköy'deki maçlar, hepimizin ruhunu açtı.

Bu tarz maçların değişmeyen bir formülü vardır: ya hiç gol olmaz, ya da bir gol oldu mu, devamı gelir...  Bugün hiç gol olmadı ama her iki kalede de sürüsüne bereket pozisyon yaşandı. Sahadaki oyunculara baktığımızda, iki takımda da ligin en süratli ve en iyi top süren oyuncuları olduğundan bu kadar gol pozisyonuna denk gelmek  sürpriz sayılmaz. Bursaspor asla bir Şampiyonluğa-Koşan-Sivasspor değil; geçen sene aynı zamanlarda maçlarını izlediğim Sivasspor'a göre çok daha soğukkanlı ve akıllı oynuyorlar. Bir kere kadroları daha zengin ve kenardan da maça girip oyunu etkileyecek oyuncuları var. Misal, bugün Sercan çıktı, yerine giren Turgay ile yine tehlike yarattılar. Zapo kart görünce, yerine giren İbrahim de ligin kalburüstü stoplerlerinden biri. Bursaspor herşeyden önce tempolu ve açık oynamayı seven bir takım, oyuncularının çoğu çizgide etkin, süratli oyuncular, hatta en önemli forvet oyuncuları Sercan bile aslında salt golcünün ötesinde dikine oynayabilen ortasaha forvet arası boşlukta da etkin bir oyuncu. Zaten dikine oynayabilen yerli oyuncuların varlığı Bursayı ligin son düzlüğüne kadar şampiyonluk potası içinde tuttu. Şu an 4 büyükler arasında yerli oyuncu kalitesi Bursaspor kadar iyi olan bir takım yok. Bu da Bursa'nın başarısının tesadüf ya da büyüklerin başarısızlığından çok, kendi kadro yapılarının başarısı olduğunun en iyi kanıtı.

Bu akşamın en kahredici yanı, geçen hafta sözde şampiyonluk mücadelesi veren iki takımın olaylı maçından sonra, bu akşamki muazzam mücadelenin iki takımın da işine yaramamış olmasıydı. Geçen hafta, kötü bir maç ve sahada çukur kazan, saç çeken, adam döven oyuncular varken, bu hafta sahada canını dişine takarak mücadele eden ama yenişemeyen iki takım vardı. Sonuçta kazanan Fenerbahçe oldu, tıpkı filmlerdeki kötü adamlar gibi; hani şu hiç olumlu bir şey yapmayıp filmin sonunda iyi adamların çanına ot tıkayan kötü adamlar olur ya, aynen onlar gibi... Fakat hayatın adaleti de böyle bir şey işte, zaten Fenerbahçe'yi seven de nefret eden de bu özelliğinden dolayı bunları hissetmiyor mu? Fırsatçılık, "1-0 olsun bizim olsun"culuk, ne olursa olsun kazanmak mübahtır felsefesi işin sonunda kupayı da başarıyı da götürmez mi? Aziz Yıldırım'ın kupaların parlak metaline yansıyan gülümsemesi bize bunları öğretmedi mi? Öyle bir nefret ki o parlak metale aksaden gülücükte gizlenemeyenler: bu hafta düşen Anadolu'nun en düzgün camialarından Denizlispor'un ardından zafer naraları, ezeli rakibine daha oynanmamış maçı satmakla suçlayan ağızların köpük saçarcasına bir nefret saldıranlar...

Ama yine de milyonlar biliyor ki bu gece sahada boks maçı tabiriyle "şampiyonların maçı" vardı... Ve iki camia bugün kendilerini tanımayanlara sahadaki futbolları ile önemli bir ahlak dersi verdiler, sonuç ikisini de şampiyonluktan uzaklaştırsa bile...

Fotoğraf: NTVSpor.net
Devamı - Galatasaray-Bursaspor 0-0: Ruhumuz Yeşil, Bedenimiz Kırmızıydı

20.04.2010

Arda Turan'a Kaptanlık Yakışıyor Mu?

Bu sefer atan Arda Turan, yiyen Caner Erkin. Birisi kaptan, 23 yaşında; diğeri de 22 yaşında takımda kiralık oynayan bir oyuncu. Artık bu nasıl bir kaptanlıksa, otoriteyi şiddetle çözmeye çalışıyor. Caner Erkin de anlaşılan kaptanını pek takmıyor, artık bu takım genelinde bir sorun mu yoksa Erkin'in tıynetsizliği mi bilemeyiz. Fakat bu olay bana, geçen sezon Beşiktaş'ta yaşanan "terlik kavgasını" hatırlattı. Takımın iki kaptanı birbirine girmiş, teknik yönetim de iki oyuncunun kaptanlığını ellerinden almıştı. 

Bazı oyuncular sahada liderdir, saha dışında kaptanlığı beceremezler. Bunda gocunacak, bozulacak bir durum yok... Efsane Fransa Milli Takımı'nda iki lider vardı: Deschamps takımın saha dışı lideriydi ama sahanın içinde mutlak iktidar Zidane'nın ayaklarında olurdu. Sebebi de gayet basitti: Zidane saha dışında müthiş çekingen ve kendi halinde bir oyuncudur, kendisi gibi yıldızlardan oluşan Fransa'yı Deschamps gibi derleyip toparlaması beklenemez. Son zamanlarda olan olaylara bakıyorum da, belki Arda Turan da Zidane gibi saha içi liderdir, ondan sahanın dışında da benzer bir liderlik beklemek, genç oyuncuyu germekte ve sinirlerini yıpratmaktadır. Sert faul herkesin sigortalarını attıran bir olaydır, kabul ediyorum ama kaptanlık da işte bu sigortaları hep atmayacak kadar gevşek tutmaktan geçer, bir pazubandı takmaktan, maç öncesi "bu maçı alacaz, başka yolu yok" demekten çok daha ötesidir. Otorite denilen şey zaten, ne sözlerle ne de yumruklarla sağlanır. Bazen bir bakış, bir duruş, mesajı vermeye kafidir. Anlaşılan, Turan'ın kişiliği ve hayata bakışı bu tarz bir otoriteyi takımda kurmak için yeterli değil. Fakat hırslı yapısı olan oyuncu, kendisine verilen bu görevi de başarmak için müthiş bir çaba sarfediyor ve bence sahaya aktarması gereken enerjinin bir kısmını bu yüzden kaybediyor. Sonuç olarak,  Zor dönemden geçen Arda Turan'dan kaptanlığı almak belki oyuncunun üstündeki yükü hafifletir ve performansını arttırabilir. Tabii bunun, zarifçe yapılıp takımda hiç kimseyi küstürmemesi kaydıyla....

Devamı - Arda Turan'a Kaptanlık Yakışıyor Mu?

13.04.2010

Halen Kurtarılabilecek Birkaç Çuval İncir Var (Galatasaray - Leeds Utd Retrospektif & Outrospektif)


10 sene önce yaklaşık bugünler... Leeds United’ın 2 taraftarının (Chris Loftus ve Kevin Speight) yaptığı münferit provokasyonlar ile ilk adımı atılan bir olay, daha sonra çığ gibi büyüyen, camiaları, hatta halkları karşı karşıya getiren ithamlarla sonuçlanan yansımalar...


Olaydan 2 gün sonraki Galatasaray-Leeds United maçında, her hafta olduğu gibi, Kapalı tribünün Eski Açık tarafındaki, deplasman seyircisine yakın bölgesindeki yerimi almıştım. Galatasaray tarafında kafalar sadece maçtaydı, takım inanılmaz bir ivme ile daha önce gelinmemiş bir noktadaydı. Rakip de o sezonlarda Avrupa’nın takım oyununu en iyi oynayan kulüplerindendi. Buna rağmen maç öncesi Leeds tarafında matem havası vardı, siyah bayraklar, başları öne eğik seyirciler... Takımlarını desteklemek için İstanbul’a gelmişlerdi, daha sonrası ise bilindik hikaye. Maç öncesinde şaşırmıştım, hangi merciin kararıydı hatırlamıyorum, ancak saygı duruşu yapılmayacaktı. Beklentim, herkesin gözü önündeki olayı örtbas etmek değil; orada olacağı öngörülen, ama talihsiz bir olay sonucunda orada olamayan 2 taraftar için, sanki maç için İstanbul’a gelip bir trafik kazasında hayatını kaybetmiş gibi, kısa süreli bir saygı duruşunda bulunmaktı. İngilizler, bunu protesto amaçlı arkalarını döndüler ve bir süre maçı öyle takip ettiler.

Eski Açık'taki Leeds taraftarlarının protestosu

Son derece saf bir beklentiydi aslında benimkisi, o günkü maçla direkt ilgisi olan 2 kişi hayatını kaybetmişti. Hatta, Türk Lirası’nı yakıp bayrağı çeşitli yerlerine sürdüğü söylenen bu 2 yabancı için saygımı kaybetmiş bile olsam, kaybedilmiş 2 hayat ve arkasında kalan yüzlerce tanıdık/arkadaş/renkdaş olduğu gerçeğini değiştirmiyordu. Yapılması gereken arkada kalanlara empati göstermeye çalışmaktı belki de, medyamızda ‘Two size’ manşeti atanların varlığına rağmen.

Bıçaklama olaylarına karışanlara verilen cezalar şu şekildeydi: Ali Ümit Demir - 15 yıl hapis cezası (ağır provokasyondan ötürü 5 yıla indirildi) ve diğer 4 kişiye 4'er ay hapis. Zanlıların aileleri, kaba İngilizler'in davranışlarından ötürü kavganın parçası olan aile fertlerinin yaptıklarına destek çıktılar.

En yüksek cezayı alan şahıs Ali Ümit Demir

Olay üzerinden 10 sene geçti, bu olayı yaşamış olan Leeds United taraftarı, Elland Road önünde olayların 10. yıldönümünde saygı duruşunda bulunmuşlar. Başkan Bates ve Parlamento Üyesi Fabian Hamilton da hazır bulunmuş, ve bir konuşma yapmışlar. Hamilton’un konuşması, 10 sene önce gerçekleşen bu olayın faillerin hakettiği cezayı alması gerektiğini söyleyerek başlıyor, haklıdır. Ancak ayrıntılı bakacak olursanız, tartışma konunun kapsamını aşmış durumda. (Haber için) Fabian Hamilton’un açıklamalarına göre olması gereken, bu olayın faillerinin bulunmamasının, Türkiye’nin AB yolundaki engellerden biri görülmesi. Bir olayın üzerinden hukuk sisteminin kalitesi ve başarılı işleyip işlemediğine tümevarım ile ulaşabilirsiniz, o da doğru olabilir. Ancak burada konudan saptığı an, Türkiye’nin AB adaylığını bir koz olarak kullanması. Hamilton’ın, Türkiye’nin AB adaylık sürecinin doğruluğu hakkında her gün kafasını yorduğunu ve keşke Türkiye’nin hukuksal sorunları keşke bir çözülse de ben de kafamı yastığa rahatça koyabilsem dediğini sanmıyorum. Yapmaya çalıştığı, hem aba altından sopa göstermek, hem de kendi önyargılı tutumunu topluma yayabilmek için önüne açılan ortaya vole vurmaya çalışmak. Sonuç olarak, Hamilton’un yaklaşımı, ‘insanların desteğine sahip olmak için her yol mübahtır’ fikrini benimseyen ucuz, popülist lokal siyasetçi politikası.

Galatasaray tarafından ise hala geç olmadığını, özellikle böyle bir dönemde atılacak bir adımın çok büyük değerinin olacağını tahmin ediyorum. Belki yaralar tamamen sarılamayacak, ancak Leeds tarafından turun kaybedilmesinden daha önemli olarak hatırlanan bu olayın, en azından toplumlar arasını daha da açmasını engelleyecek, ve bundan sonraki muhtemel Türk-İngiliz takımlarının eşleşmesinde tansiyonu düşürecek bir girişim olacaktır.

Kulübü bağlayan bir olay olduğunu düşünmesem de, bir başsağlığı yazısı beklerdim Galatasaray kulübünden, bir özür yazısı değil, sadece zeytin dalı uzatma amaçlı, yaşamını kaybedenler kadar, onlar için arkalarından ağlayanlar için. Diğer tarafta, Leeds United başkanının sağduyulu bir konuşma yapmasını isterdim, kendi taraftarının hala burnundan soluyan halini yumuşatabilmek için. Nefreti kişilerden, kulüplerden daha da yüksek seviyeye, tüzel kişilikler üzerinden halkların arasında daha da aşılamamalarını beklerdim.


Olayın bir boyutu daha var... O günden sonra, Galatasaray kulübü (olay anıyla direkt ilgisi olmasa bile) ile Türkiye’nin adı maalesef ki lekelenmiştir. İngiliz basınının ve halkının diline düşmeyegörün, belki de dili en iyi kullanan, manipülatif yetenekleri en gelişmiş halktır dünya üzerinde. Futbolla yakından ilgilenen birçok kişinin izlediği ‘The Football Factory’deki Galatasaray taraftarı, Türk futbolu ile ilgili kısımdaki antagonist olmuştur, ki Galatasaray-Leeds maçına göndermeler yaparak maç öncesi filmi izleyenleri yönlendirmede son derece başarılıdır.

Bir elçi???

Bugün birkaç İngiliz taraftar forumuna girdim (en dikkat çekicisi West Ham forumu olmak üzere), ve yazıyı bu sayfalardan birkaç alıntı ile bitirmek istiyorum, kişilerin düşüncesi ne olursa olsun, münferit bir olaya kişilerin ne kadar farklı yaklaşımlarının varolduğunun anlaşılabilmesi açısından... Birçoğu, bizim forumlarımızı çağrıştıran, bazıları soğukkanlılığı koruyan, bazıları paranoyayı ve nefreti ön plana çıkaran, bazıları ise gereğinden saf cümleler.


“Sorry if that is harsh, but If i want to remember the dead I think I can think of people far more deserving of my time.”
(Biraz sert olabilir, üzgünüm, ancak ölmüş birilerini hatırlayacaksam, üzerinde zamanımı harcamaya daha çok değecek kişilerin ölümünü anarım.)


“If 2 Millwall fans had been on Green Street pissed up ripping into west ham and covered in colours before we played teh Pikeys, would you be saying RIP if they got killed and never going to West Ham again?”
(2 Millwall taraftarı Green Street’te tüm agresifliğiyle, kendi renkleriyle bezenmiş şekilde West Ham derbisi once buraya doğru gelse, ve birileri onları bıçaklamış olsa, ‘huzur içinde yatın’ diyebilir miydiniz?)


“It was a Muslim country. They must have done something extremely serious in order for the locals to stray from their peace loving tendencies.”
(Müslüman bir ülke orası. Bizimkilerin inanılmaz ciddi birşey yapmış olması gerek ki, oranın halkını barışçıl yapılarından uzaklaştırmış olsunlar.)


“DONT BE NAIVE MATE..they hate us..end of. any excuse..thats why if west ham ever get in europe again..1st rule is stick together..no matter what...thugs or not..if you stick together you will be alright”

(Saf olma dostum. Onlar bizden nefret ediyor. Bu yüzden West Ham bir gün tekrar Avrupa’ya giderse, ilk kural birbirinden ayrılmamaktır, ne olursa olsun, hırsız ya da değil. Birbirinize bağlı kalırsanız başınıza birşey gelmez)


“I doubt very much the Leeds fans were 'doing nothing.”

(Leeds taraftarının ‘hiçbirşey yapmadığı’ndan emin değilim.)


“I stopped eating kebabs in the wake of this.”

(Bu olaydan sonra kebap yemeyi bıraktım.)


“Not only are you defending the Turks stabbing English fans, you're slagging off fellow West Ham as well.”
(Sadece İngilizler’i bıçaklayan Türkler’i savunmuyorsunuz, West Ham taraftarlarını da aşağılamış oluyorsunuz.” )


“I see they don't mind us when we are shipping millions of pounds over for their earthquakes.”

(Biz onların depremleri için milyonlarca Pound’u onlara yollarken onların bizi hiç takmadığını farkettim.)

“Speak truth, if you went to Turkey and you were falling and you were saved from your death by a Turkish man, would you be so critical of Turkish people?”
(Doğruyu söyle, Türkiye’ye gitseydin, düşerken bir Türk sana yardım edip seni ölümden kurtarsaydı, Türkler hakkında bu kadar tenkitçi olabilir miydin?)


“I hate the Norwich scum, but I'd never kill anyone. Modern society sucks and this is proof why.”
(Norwich pisliğinden nefret ediyorum, ama hiçbir şekilde kimseyi öldürmem. Modern toplum aşağılık bir halde ve bu olay da bunun kanıtıdır.)

Ve yazıyı şu diyalogla sonlandırmanın en uygunu olacağına inanıyorum…

"- I cannot believe you're defending the actions of the Turks.
- I cannot believe you cannot understand English. I not defending the Turks, I'm saying they are scum as was the West Ham that stabbed the Wall fan. You seem to think that our fans stabbing people is ok.
"
(- Türkler’in bu davranışlarını savunduğuna inanamıyorum.

- Ben de senin İngilizce anlamadığına inanamıyorum. Türkler’i savunmuyorum, onu yapanın Milwall taraftarını bıçaklayan West Ham taraftarı kadar değersiz olduğunu söylüyorum. Sana gore bizim taraftarımızın başkalarını bıçaklaması normal.)
Devamı - Halen Kurtarılabilecek Birkaç Çuval İncir Var (Galatasaray - Leeds Utd Retrospektif & Outrospektif)

31.03.2010

Bülent Korkmaz'ın Beğenmediği Derbi

Bülent Korkmaz NTV'ye konuşmuş:

"Taraftar baskısı bile yoktu tribünlerden. Futbol kuralları içinde olan bir sertlik bile yoktu. Kınıyoruz ama sadece Alex'e atılan bir su şişesi vardı."

Değil mi be Bülent Kaptan eskiden ne güzeldi, biz size yumurta, mumurta elimize ne geçerse atardık, siz İstanbul'a bir yaz yetecek kadar suyu bize atardınız. Biz kafa atardık, vururduk, siz ısırır, saç çekerdiniz...

Eminim ki Bülent taraftarın etkisizliğini ve Galatasaray'ın beklenin çok altında olan hatta olmayan agresifliğini eleştirmek için söyledi bu lafı ama işte basının karşısında bu kadar çok yer alan bir zümre için dili kullanmayı bilmek böylesine önemli. Hadi Rijkaard'ın tercümanı anlatamıyor, senin de ana dilin be Kaptan...
Devamı - Bülent Korkmaz'ın Beğenmediği Derbi

30.03.2010

Panik Butonu Olarak Abdullah Avcı

Rijkaard'ın geldiği günden beri ayaklarının yere basmasına izin verilmedi. Yapılan transfer şovları ve getirilen "Dünya Yıldızları" da hep bu suni Barcelona halinin yaşatılması içindi. Hani Rijkaard çok iyi hoca da, acaba bizi beğenir mi kaygısı vardı bilinçaltında. Galatasaray da, Türkiye ligi de ona hep olduğundan farklı gösterildi. 4-3-3 gibi atağa çıkan beklerin, ters ayakla oynayan kanat oyuncuların, tek başına havadan ve yerden toplarla arkadaşlarına pozisyon açan golcülerin oynadığı bir taktiği Galatasaray'a uygulamaya çalıştı. Mustafa Sarp - Mehmet Topal'dan Viera, Guardiola ya da bu zamanların duosu Xavi-İniesta yaratmaya çalıştı. Arda'yı ters ayaklı açık oyuncu yapmaya çalıştı, zannetti ki Arda da Messi gibi açıkta oynamasına rağmen oyunu etkileyebilecek. Oyuncunun yeteneklerine güvenen, ona özgüven aşılayıp, özgür oynamasına fırsat veren bu oyun ilk başta oyuncular tarafından da çok sevildi. Ligimiz için fazla iddialı bu yönteme rakipleri ilk başta hemen alışamadı ama her sistem gibi onun da zayıf noktaları zamanla açığa çıktı. 

Bu sezon Galatasaraylı olmanın güzel olduğu tek yer herhalde Atatürk Hava Limanı Dış Hatlar Terminali'dir. Gelen oyuncuların hepsi iyi ama tutunamamış oyunculardı Avrupa'da. Fakat kaliteleri ligimiz için yeterli hatta fazla bile olabilirdi. Fakat bir şey unutuldu, bu oyuncuların bazıları ya kariyerlerinin sonuna gelmiş, ya da kiralık olarak gelerek kariyerlerinde yaşadıkları kötü dönemden kurtulmak için bu sıcakkanlı topraklara rehabilitasyon için gelmişlerdi. Rakiplerinin yabancı oyuncuları, artık saha içi ve saha dışında yerli bile sayılırken, Rijkaard ve lejyonerleri gerçekten de Cezayir kıyısına tutunmaya çalışan Lejyoner Birliği gibiydiler: parlak üniforma ve gösterişin arkasında, önlerinde uzanan çöl ummanına yabancı ve sanki ilk sert rüzgarla denize dökülebilecek kadar hassas... 

Türkiye'ye tarihi boyunca dünya çapında pek çok uzman geldi. Bazıları alanlarının en iyisi, hatta Nobel gibi ödüllerin sahibi olarak çeşitli görevlerde hizmet için bu topraklara geldiler. Hepsinin başarısızlığının formülü aslında aynı idi: ülkenin gerçekleri ile yüzleşmekten kaçınmak. Rijkaard için de başarısızlığın formülü aynı gibi; Barcelona'da başarılı olanın burada da başarılı olacağına dair naif inanç. Peki Rijkaard bunu göremeyecek kadar aptal mı, ya da kendisi 50'lerin saf modernist düşüncesinden ışınlanıp günümüze gelen bir yabancı mı? Yoksa, bu sanal ortam, futbolun matrix'i ona burada sağlandı ve artık ne yaparsa yapsın uyanamayan bahtsızın biri  mi? 

Rijkaard ile beraber akıl tutulması yaşayanlar da aynı matrix'e kapılmış durumdalar. Aslında savundukları Hollandalı'nın şahsı bile değil, kendilerinin de içine girdiği bu matrixvari alemi savunuyorlar. Aralarında Rijkaard'ı Türkiye'ye gelmiş en başarılı teknik direktör olarak gören (Del Bosque varken hele!) mi istersin, bizleri onun vizyonunu anlamamakla suçlayan mı istersin (Ben anlamadım tamam da, sanki Mustafa Sarp çok anlıyor!) ya da "onun zamana ihtiyacı var" diye naif düşüneni mi istersin... İyi takım için zaman elbette gerekir ama zamandan öte, önce doğru noktadan başlamak da gerekir, Rijkaard şu anki haliyle yanlış yerden başlamış ve o yanlışlar üzerinden bir takım ve bir hayal bina etmiştir. Fenerbahçe maçı ile de bu hayalin geldiği nokta görülmüştür. Kendi yöneticileri bile artık Rijkaard - Abdullah Avcı ikilemine girdilerse, takımı kurtarması için panik butonuna sarılıp taraftarı bile olmayan takımın askeri disiplinde futbol oynatan teknik direktörüne sarılıyorlarsa, Rijkaard burada bir parça bile başarılı olamamış demektir.

Devamı - Panik Butonu Olarak Abdullah Avcı

28.03.2010

Galatasaray'ı Bitirme Planı!*


Dün yapılan kongreden aklımda kalan iki kare: Galatasaray'ın "2 Hakanının" oy kullandığı anlar... Özellikle Hakan Şükür'ün sandık başında verdiği gururlu pozları görünce aklıma şu geldi: "İşte Galatasaray'ı yıkacak Truva Atı". Peki merak etmeden duramıyorum, Truva Atı kadar onu da içeri alanlar da suçlu sayılmaz mı? Açıkçası, kimliği ve ilişkileri çok tartışılan, ülkenin altını oyan bir yapılanma ile arasını daima sıcak tutmuş birinin en büyük spor camialarından birinin içine alınması büyük bir hataydı... Artık o, klübün içinde hiç bitmeyen enerjisi ile konuşmaya, sözleriyle insanları bölmeye, gereksiz polemikler yaratmaya devam edecek. Kendi kulisini yaratmaya çalışacak, her seçimde adı listelerden birinde geçecek, geçmezse de gerekirse o adaylardan fazla konuşup yine bütün ilgiyi üzerine çekecek. Adaşı ve kankası da, ona yazılarıyla destek çıkacak.

"Hakan Şükür Projesi" Türk futbol tarihindeki en kapsamlı siyasi projedir. Bütün hal, hareket ve tavırları aslında bu projenin bir parçasıdır, tıpkı verdiği zamanları çok iyi ayarlanmış "garip" demeçler gibi... Ve bu büyük proje artık oy hakkı kazandı! Fakat bu projenin oy verdiği her kongrede tek kaybeden olur: Galatasaray.

"...hepimizin telefonları dinleniyor olabilir düzgün bir duruşunuz ve yaşam biçiminiz varsa o telefon dinlenmesi sizi rahatsız etmez, beni etmiyor. ben mesela telefonda bütün şikayetlerimi, dertlerimi her şeyimi paylaştığım arkadaşlarım, eşim de dahil olmak üzere bunu açık yüreklilikle söylüyorum..."

Hakan Sukur ile yapılan bir röportajdan alıntıdır....

* Akıl tutulması yaşanan zamanlardayız. O yüzden bu başlığın gerçek haber niteliği taşımadığını ve "ironik" sebeplerden dolayı seçildiğini belirtmem lazım. 

Devamı - Galatasaray'ı Bitirme Planı!*

Beşinci lig şampiyonu hayalleri



Hadi bakalım, diyelim Bursaspor sezon sonunda ligi tepede bitirdi ve şampiyon oldu. Zaten Ertuğrul Sağlam Beşiktaş'ta rahat çalışma ortamı bulamadığı için başarısız olmuştu, şimdi de Türkiye'nin en iyi teknik direktörü olduğunu kanıtladı. Birden herkes Sercan Yıldırım 9 formaları aldı, caddelerde gezerken sağda solda önün yeşil-beyaz formalarını gururla taşıyan insanlar görüyoruz. Bursaspor, İstanbul Ankara ve İzmir'de şampiyonluk turları düzenledi, kutlamalara binlerce kişi katıldı. Şimdi de bir bırakalım hayal kurmayı: alım gücünün düşük, kapitalizm
mekanizmalarının pek fazla gelişmemiş olduğu bir ülkede, hem de tek memeden üç buçuk koca enik sürekli emerken Bursaspor gibi (çoğunlukla) yerel bir güç olan bir takıma kalır mi şampiyonluk? Öncelikle bir ayrım yapmalıyız ve Şampiyon Olabilecek Takımlar ile Yukarıyı Zorlayabilen Takımlar arasında bir çizgi çekmeliyiz.

Bursanın puan farkıyla lider olması yine bu sene de sürpriz bir takım biraz heyecan yaratsın, biraz dikkat çeksin gündem oluştursun numarasidir. Sonunda da Bursa çakılmaya başlar, ve ligi 2.-4.luk arasında bitirir. Bu kadar eşitliksiz bir ülkeden nasıl adaletli bir lig çıkar ki? Bursalılar darılmasın, Bursasporla alakadar değil bu tespit. 2 senedir gördüğümüz gibi ligimizdeki kadro-yönetim-taraftar uçlusu bakımından yeterince güçlü herhangi bir takımın (fakat örneğin Diyarbakır harıç) Yukarıyı Zorlayabilen Takımlar arasına girmesinin zamanı gelebilir.
Fakat bu tip takımların ilerideki 3-5 sene içerisinde bu etkilerini sürekli hale getirmeleri, bir yandan da modern kapitalist yöntemlerle büyüyen futbol şirketlerinden nasıl daha fazla yağ çıkarabileceklerini öğrenmeleri şart. Oyuncularının medyatik ve popüler olmalarıyla, forma satışlarından, havuzdan vs. aldıkları yüksek gelirleriyle, Avrupa Ligi'ne katılıp kadrolarına birkaç Avrupa tecrübeli oyuncu daha katarak oradan elde ettikleri paralarla, diğer hizmetleri (mesela banka kartları sponsorluğu, ülkemizde cips, su markalarına vs. sponsorluk gibi ilginç varyasyonlar da mevcut) iyi derecede şirketleşmiş, önemli büyük alışveriş merkezlerinde dükkanları olan, 3.5 büyüklerle birçok farklı alanlarda çekişebilecek bir marka olmaları gerekiyor bir yandan. Türkiyede anca o zaman lig şampiyonluğunu gerçekten zorlayabilirler.

Fakat söylenmesi gereken bir nokta daha var: örneğin bu hafta "Bizans" taraftarları ilk defa bir Belediye-Bursa maçını heyecanla takibettiler. Başarı, bu tip takımları önemli duruma getiriyor ve maçları izleniyor, göz aşinaliği sağlanıyor bu ekiple ve renkleriyle. Bursa bu iyi gidişatını
birkaç sezon koruyabilirse ancak (Sıvasın bütün oyuncularını bırakıp küme düşmemeye çalışma hezimeti gibi değil) büyükler gibi paraya ve güce sahip olabilme imkanı olabilir, bunlar tabi Bursaspor yönetiminin uzun sürede alacağı kararlara, ve öngörülerine direk olarak bağlı.

Yine de sonuç olarak Bursa veya başka bir 5. şampiyon olma potansiyeline sahip takım, sportif başarıdan bağımsız olarak, anca günün kapitalist düzeni içerisinde, forma satışlarıyla, reklamlar, sponsorluk anlaşmalarıyla en azından Trabzonspor kadar önemli bir güç olursa Şampiyon Olabilecek Takımlar arasına girebilir. Bursa ise önümüzdeki YILLARDA bu oyunu nasıl oynaması gerektiğini öğrenirse o zaman 5. şampiyonumuz 5. büyük ilden çıkar. Bize de sırf "oh be, yeni bir takım şampiyon oldu" diye şampiyonluk kutlamalarına katılmak düşer.

Devamı - Beşinci lig şampiyonu hayalleri

20.03.2010

Basında Yeni Bir Trend: Yönetici Transferleri



Adnan Öztürk'ün kendinden menkul hamlesi ile futbol basınımız yeni bir haber alanına sahip oldu, hayırlı uğurlu olsun. Artık yönetici transferleri ile ilgili asparagas haberleri basınımızda görmeye başlarız. Hem futbolcu transferlerine göre çok daha karlı bir alan; takdir edersiniz ki futbolcu transferleri sadece sınırlı zamanlarda yapılabiliyor, halbuki yönetici transferi 7-24 yapılabilir. Fanatik'in başlığı bile bu durumu anlatmaya yeter aslında. (Bkz. Yüzyılın Transferi)

Bu arada "Peter Kenyon transferi" ile ilgili ne İngiliz basınından ne de Dünya Futbol medyasından bir habere rastladım. Bütün linkler Türkçe web siteleri ve bloglardan çıkıyor. İlginç bir durum çünkü Kenyon İngiliz futbolunun yönetici olup da belli popülerliğe ulaşmış ender isimlerinden biri. Böylesine iddialı bir transferi, tabloid düzeyde bile olsa İngiliz basını kaçırmaz diye düşünüyorum.

Gerçi seçim öncesi bol keseden vaatler vermek bu ülkenin artık bir klasiği ama olsun Sayın Öztürk kendi alanında bu çıtayı biraz daha yükseltmiş oldu. Buradan Yıldırım Başkan'a da seslenmek isterim: Sayın Başkanım, bakın bu hamleye sessiz kalmayın, size de ex-fenerbahçe yöneticisini Beşiktaşımıza transfer etmek yakışır. Mesela Sadettin Saran'a ne dersiniz, hem Hülya Ablamızdan dolayı artık yarı Beşiktaşlı da sayılır...
Devamı - Basında Yeni Bir Trend: Yönetici Transferleri

21.02.2010

Taraftar desteği altında


Ntvspor.net'ten bir alıntı: "Bir maç eksiğiyle lider Galatasaray'ın 8 puan gerisinde 22. haftaya giren siyah-beyazlılar, taraftar desteği altında oynayacağı maçtan 3 puanla ayrılmanın
hesaplarını yapıyor."
Hey gidi hey, ne günlere geldik dostlar! Artık spor haberlerinde bir maçın
taraftar destegi altında oynanıp oynanmayacağını soyleme gereği hissediliyor.
Futbol elden giderken tıklım tıklım yarı-yarıya bolüşülmüş gündüz derbilerinin o eski fotograflardaki güzelliği bir daha asla yasanmayacak günlerin nostaljisiyle eriyip gider...
Ayrıca "taraftar desteği altında" ne yahu, ağır yağış altında gibi? Yoksa "taraftar kösteği" altında mı oynanacak derbimiz? Endişelenmelimiyiz?

Devamı - Taraftar desteği altında

13.02.2010

Bu blogda Beşiktaşlı yazarlar var


Ve bunlardan biri olarak bugünkü Antep maçından umutluyum. Takım kendini bulmaya başlıyor gibi, seçim gibi dertler de geride kaldı. Kadro belli, teknik heyet belli, tüpçu başkan.
Delgado gitti, Beşiktaşın elindeki malzeme belli, geçen seneki performansından
yapabilecekleri belli. Tabata formda, eski takımına karşı da iyi oynayacaktir
kanımca. Ayrıca Antep'e verilen 15 milyon euro 1-2 galibiyeti de içeriodur belki
de, tüpçunun işlerine şahsen benim aklım basmıyor...
Bu maçın gelecek haftaki derbiden önce iyi bir moral olacağını umuyorum ben,
Beşiktaş geçen sene GS'yi İnönü'de yenmeyi hatırlamıştı, bu sene de Baros dönmüş olsa bile unutmayabilir.

Devamı - Bu blogda Beşiktaşlı yazarlar var

28.01.2010

Sağ Gösterip Sol Vurdular: Nonda Gitti!



Az önce HaberTürk'te son dakika haberi olarak geçtiler. Nonda'nın sözleşmesi feshedilmiş. Galatasaray'da transfer dönemi ilginç geçiyor....
Devamı - Sağ Gösterip Sol Vurdular: Nonda Gitti!

22.01.2010

İngiltere'den Dönerken 2 Doktor da Getiriver



Haberin linkini sözlükte gördüm. Açıkçası suçlamalar son derece ağır ve ilginç. 2 futbolcu da resmen "futbol hayatımı sağlık ekibi bitirdi" tarzında serzenişte bulunmuşlar. Kaynak Hürriyet olduğu için ne kadar güvenilir bilemiyorum fakat Linderoth sayesinde Galatasaray sağlık ekibine hastabakıcı olarak girenin cerrah çıkacağına dair bir inancım var. Belki de adamlar Tobias'a ve Gökhan Zan'ın omzuna zaman ayırmaktan, bu gençlerle doğru dürüst ilgilenememişlerdir. 

Haberi okuyunca bir an için nostalji de yaptım. Hatırlarsınız, bir dönem Bayern Münih'in bir doktoru vardı (Wolfhart mı Wolfgang mı neydi), ülkede derman bulamayan futbolcu onun kapısını çalardı. Adamın da herhalde ek gelire ihtiyacı vardı çünkü geleni de reddetmezdi. Bizim kuşak sakatlanınca soluğu Münih'te alan futbolcularla büyüdü, Serkan'ın açıklamasında Almanya'ya gittiğini öğrendiğimde bir an için "efsane physio" geri mi döndü diye düşündüm...
Devamı - İngiltere'den Dönerken 2 Doktor da Getiriver

21.01.2010

Joao Alves De Assis Silva Galatasaray'da Basarili Olabilir mi?





Kafasini futbola verirse Turkiye'nin gelmis gecmis en iyi forvet oyuncularindan biri olur. Rusya'da cok sorun cikartmiyordu ama Ingiltere'de aradigi ortami bulamadigi icin bayagi bir disipsizlik yapti. Christmas'da kimseye haber vermeden ulkesine gitti ve bayagi uzun sure geri gelmedi.

20 yasinda Cska'da 50 macda 33 gol atarak kendini gosterdi. Boyu 1.90 olmasina ragmen gayet hizli ve iyi bir teknige sahip. Solak bir forvet oyuncusu olan Jo'nun sol ayagina top oturdu mu mermi gibi sutlari var. Attigi sert sutlardan dolayi serbest vuruslardan attigi gol sayisi hic de az degil.

Rusya'da patlama yapinca cok buyuk paraya (19 milyon sterlin) Manchester.City' e transfer oldu. Ilk aylarda gayet iyi oynadi goller atti daha sonra yedek kulubusine mahkum oldu. Man.City oynamasi icin onu Everton'a kiraladi. Ilk macinda hattrick yapti sonra sakatlandi ve takima giremedi.

Everton'da 27 macda 5 gol attigi yaniltmasin. Sonucda Baros'da EPL'de senede en fazla 10 gol atiyor idi.

Bizde yaptiklari ortada....




Devamı - Joao Alves De Assis Silva Galatasaray'da Basarili Olabilir mi?

14.01.2010

Lucas Neill ve Galatasaray??


Sezon başındaki yoğun transfer söylentileri sırasında, Lucas Neill'in Galatasaray'ın defanstaki oyuncu ihtiyacını ne kadar karşılayabileceği ve takıma nasıl bir hava getirebileceği ile ilgili bir yazı yazmıştım. (Link için tıklayın) Geçtiğimiz sezonlardan kalan hışımla Sabri’nin oyun zekasına biraz yüklenmişim. Bu sezon, takımın en iyilerinden biri olarak beni -birçoğumuzu olduğu gibi- utandırmaya devam ediyor.

Neill, kağıt üzerinde mükemmele yakın bir transfer. Ancak Meira hakkında da aynı şeyler düşünülüyordu. O yüzden biraz temkinli, hatta klasik Türk futbol seyircisi şüpheciliği ile yaklaşmak gerek.

Birçoğu şimdiden cevaplanması zor olsa da, aklıma gelen birkaç soru:

- Kendisi gibi savunmada liderliği eline almayı seven Servet ile karakter uyumu/uyumsuzluğu ne derece olur?
- Everton, sezon başında aldığı oyuncuyu, sadece 800bin Euro kazanabilmek için mi Galatasaray’a sattı; ki bu sezon bildiğim kadarıyla 11 maçta oynamış, yabana atılacak bir sayı değil? Belki İngiltere ligini takip eden Kieran bu konuda bizi aydınlatabilir.
- Eski yazıda bahsettiğim gibi Kewell, yeni ekürisininin varlığından ötürü performansını daha da yukarı taşıyabilecek mi? Hatta sözleşmesini uzatmak için bir neden olabilecek mi?
- Ön liberolar da dahil agresiflikten uzak GS defans kurgusunu Lugano misali sertleştirebilecek bir yapıda olmasına rağmen, topu oyuna sokmada sorun çeken savunmanın bu zaafını giderebilecek mi?

Bunun dışında takıma uyum sağlaması durumunda, taraftarla arasında özel bir bağ yaratabilecek tarzda bir oyuncu. Nitekim, Galatasaray seyircisi, 'cengaver' özellikleri bulunan oyuncuları her zaman sevmiştir (Bülent Korkmaz, Tomas, Servet, Batista...) Tabii, söylendiği gibi para sevdalısı bir yapısı yoksa; ve yıldızı barışmayan futbolcuları yerin dibine sokmaya meraklı medya ile arasını bozmazsa...
Devamı - Lucas Neill ve Galatasaray??

3.01.2010

Vicente Calderon´dan Atletico de Madrid-Sevilla Manzaraları & Galatasaray Için 'Scouting'


Dün Madrid'te Atletico de Madrid-Sevilla maçına gitme şansını yakaladım. El Clasico'nun bir gömlek altı sayabileceğim bu müdaledeyi izleyebilmek için Endülüs'ten orta İberya'ya yüzlerce kilometrelik bir yolculuk yapmayı göze aldım.


Öncelikle Vicente Calderon Stadı'ndan başlayalım. Madrid, uçaktan bakıldığında kurak görüntüsü ile Ankara'yı çağrıştırıyor. Vicente Calderon Stadı ise şehre hayat veren Manzanares Nehri'nin yanı başına kurulmuş. Hem şehrin içinde yer alması, hem de 57 bin kişilik kapasitesine rağmen, gecekondu görünümünden sıyrılamaması sebebiyle bana hormonlu bir Ali Sami Yen stadı havasını verdi. Galatasaray gibi, Atletico de Madrid de 1966 yılından beri kullandığı bu stadı yakında terkedecek.

Nehrin, sehir tarafinda kalan Piramides metro duragindan disari adim attiktan sonra, ´Puta Sevilla´ naralari atan kirmizi-beyaz-mavili guruhu takip ederek 5 dakika icinde stada variyorsunuz.

3 tarafi, 2 katli tribun ve localarla cevrili stadin, sadece ´numarali´ diye tabir edebilecegimiz kisminin ustu kapatilmis. Bilet fiyatlari fahis bir sekilde 200 Euro´ya kadar cikan ile bu kisim -adeta sosyal mesaj verircesine- fiziksel olarak diger 3 tribunden ayri insa edilmis, ve dikliginden oturu bir yaliyar havasi veriyor. Stadin harika lokasyonundan oturu muhtemelen kotu giden maclarda bu ´numarali´ kisminda arka tarafa yonelerek nehir manzarasina nazir bir efkar sigarasi tutturulebiliyor.


Stadin dogu tarafindaki kale arkasinin alt kismini ele gecirmis olan ´Ultras´ (Ispanyolca´da fanatikler anlamina geliyor), mac boyunca susmayan tek grup. Miktar olarak benzetme yapmak gerekirse, Ali Sami Yen´de konuk takim seyircilerine ayrilan yer kadar bir bolgeyi isgal etmisler, yani sayi olarak Ultraslan Uni kadar bile degiller.

Tribunlerin geri kalani mac boyunca genel olarak cekirdek citliyor, Ultras disinda proaktif bir grup yok. Ancak, hakem veya rakip takim, matadorluga soyunup tribunleri kizdiracak ufak bir davranista bulununca, tribunler burnundan soluyan binlerce Cabrón/Maricon (tam cevirilerine burada yer vermek istemedigim cinsel icerikli kelimeler) jeneratorune donusup sahadaki oyuncular uzerinde muthis baski olusturabiliyor. Sevilla macinda ozellikle 70. civarinda baslayan bu hareketlenme, once Sevilla´nin 10 kisi kalmasina, sonra da son saniye goluyle gelen Atletico galibiyeti olarak geri dondu. O yuzden GS´in taraftardan etkilenmemesi icin ne yapip edip erkenden 1-2 gol bulmasi gerekiyor. Bu durumda dun oldugu gibi, tum nefret oklarini ilk golde topa bakmakla yetinen Asenjo´nun uzerine yonlendirip, aynen Panathinaikos macinda Galinovic´in yasadiklarini yasattirabilmek sozkonusu.

Sonuc olarak, her yerde ´atesli´ olarak tabir edilse de, Atletico taraftari, uyarilmadigi surece maci sadece ´seyreden´, reaktif bir seyirci toplulugu. Turkiye´deki atesli seyirci gruplari kadar etkili degiller.

Atletico de Madrid´li oyuncular hakkinda az cok bilgimiz var. Hani Reyes, Aguero, Forlan, Simao, Maxi Rodriguez,... diye giden yildizlar toplulugu. O yuzden futbolcular hakkinda tek tek yorum yapmaya pek gerek yok, ancak ciplak gozle maci izlemenin artisi olarak gordugum birkac resmi paylasmakla yetiniyorum.


Ilk sok olarak Aguero´nun oynamayacagini ogrendigim macta forvet hattinin nasil olacagini merak ediyordum. Mac oncesi Atletico´nun web sayfasina girip forvet opsiyonu olarak Forlan ve Aguero disinda kimsenin olmadigini gordugumde, muhtemelen 4-2-3-1 gibi bir taktikle sahaya cikilacagini dusundum. Sahada Forlan´in yaninda daha once altyapidan gelen 1990 dogumlu Ibrahim´i gorunce tum stadda soru isaretleri vardi, ki skorbordda oyunculari tanitan resimler arasinda bir tek Ibrahim´in resminin olmamasi olayi aciklar sanirim. Forlan kadar pozisyona girmese de, Ibrahim´in de tarz olarak -tip olarak zaten andirdigi- Adebayor´a evrilmesi sozkonusu olabilir. Forlan, Galatasaray´in cok cok dikkat etmesi gereken bir oyuncu, kimsenin beklemedigi anlarda, akbaba misali, savunmanin hatalarini kullanarak pozisyona girebiliyor. Asagidaki fotolardan da gorulebilecegi uzere sadece ondeki 2´li ile surekli hucum pres uygulayarak savunmanin dengesini bozulmaya ve bu sekilde Forlan pozisyona sokulmaya calisiliyor.


Nitekim ilk golun boyle geldigini, ve Forlan tarafindan ayni tarzda 2 pozisyonun daha harcandigini soyleyebilirim. Galatasaray savunmasinin bu tarz hatalara gebe bir yapisi oldugu dusunulurse, defansa takviye yapilmamasi halinde Forlan´in her 2 macta da bir veya daha fazla gol atma ihtimali hic de az degil.


2. gol de aynen ilk gol gibi beni kara kara dusundurdu. Nitekim Galatasaray´in (hatta Turk futbolunun) en buyuk savunma zaaflarindan biri kornerlerde adam paylasim sorunudur. Antonio Lopez, tereyagindan kil ceker gibi kendini kaybettirip, bos durumda yaptigi kafa vurusuyla galibiyeti getirdi.


Sahaya dizilise gelirsek, Atletico sahaya klasik Ingiliz 4-4-2 si formatiyla cikti, aynen Sevilla gibi. Hucum yerlesiminde ise 4-4-2´yi, 4-2-4´e kaydirarak, savunmada ise ondeki 2 forvet disinda 8 kisiyle ´men behind ball´ oynuyorlar. Skorun degistigi anlarda bile ne Quique Sanchez Flores, ne de Manolo Jimenez 4-4-2 dizilisinden odun vermedi. (Rijkaard gibi onlarin da B Plani yokmus!!!


Hucumda cok organize ataklar yapan bir yapilari olmasa da, ozellikle orta saha savunmasinda savunma-orta saha arasinda alani daraltip tatli-sert oynayabiliyorlar. Orta sahada iyi top yapan, baski yediginde top kaybetmeyen 1 veya 2 oyuncuya ihtiyacimiz var. Bunlardan biri sezon sonuna kadar Isvec´e geri donmesi ihtimali dusuk olan Linderoth olabilir diye diye dilimizde tuy bitti, ama Tobi´nin sakatliklar bitmedi.

Defansif olarak kanatlardan sorun cekecegimizi sanmiyorum, ancak forvet hatti, Galatasaray savunmasini delik desik edebilir. Bir de Aguero´nun oynama ihtimali oldugunu dusunursek, Abramovic´in kesesine bereket diyesim geliyor.

Defanslari konusunda cok fazla yorum yapmaya gerek yok, nitekim ligdeki durumlari ve yedikleri gol sayisi her seyi net olarak ortaya koyuyor. Blog yazarlarimizdan, ve Ispanyolca cevirmenim Nehir´in bir konusmamizda bahsettigi gibi iki macin da 4-4 gibi abzurd skorlarla bitme ihtimali son derece yuksek. Tabi Avrupa Ligi mac gunune kadar koprunun altindan ne sular akar belli degil.

Devamı - Vicente Calderon´dan Atletico de Madrid-Sevilla Manzaraları & Galatasaray Için 'Scouting'

17.12.2009

Galatasaray'ın Avrupa'da Yenemediği Takımlar


İşim gücüm olmadığı bir zamanda, Graz şehrine karşı özel hayatında da değişik duygular besleyen bir Galatasaray taraftarı olarak, dünkü maç sonrası bir istatistik çıkarayım dedim. Galatasaray'ın şu ana kadar Avrupa Kupaları'nda hiç üstünlük sağlayamadığı takımların Wikipedia'da zaten var olan listesini amaca yönelik toparladım. Tur bazında1 kere karşılaştığımız rakipleri 2. bir listeye ayırdım, onlara karşı 'kaza kurşunu' yaftası yapıştırmayı tercih ediyorum..

Sonuç olarak, 'maç bazında' hiç üstünlük sağlayamadığımız 4 takıma karşı oynanan turların kısa özetleri, neden ve bahaneleri... Keza bahane bulmayı ve yavuz hırsız olarak ev sahibini bastırmayı sevenlerimiz olacaktır...

Steaua Bükreş - 4 maç
(2 beraberlik 2 mağlubiyet - 87/88 (Şampiyon Kulüpler Şampiyonu olduğu yıldan iki sezon sonrası, biri Çavuşesku imzalı 4-0 lık maç olmak üzere) ve 07/08)
Kızılyıldız - 4 maç
(2 beraberlik 2 mağlubiyet - 79/80 (Türk futbolunun yıldız gibi parladığı yıllar) ve 88/89 (Kızılyıldız'ın Şampiyon Kulüpler Kupası'nı almasından 2 sezon önce))
Manchester Utd - 4 maç
(3 beraberlik 1 mağlubiyet - bu takım karşısında bahaneye gerek yok, ama bir dip not girelim: Tur atlama konusunda diğer Türk takımlarıyla karşılaştırmak gibi olmasın ancak 1-1 eşitliğimiz vardır - futbol dünyasının istatistik bilimine error verdirttiği an... bir de 4-0 lık maçta David Beckham'ı futbol dünyasına tanıtmışlığımız)
Sturm Graz - 4 maç
(2 beraberlik 2 mağlubiyet - .......................... - bahaneleri bulan burayı doldursun)

3 Maç Yapılanlar
Magdeburg - (Aynı turda 3 beraberlik - Para atışıyla tur atlamışız)

2 Maç Yapılanlar:
Atletico Madrid
Bayer Leverkusen
Chelsea (3-2 lik Milan maçıyla beraber GS'ın Avrupa statüsünü değiştiren, ve burda yer bulduğundan dolayı Polyannalık yapabileceğim maç serisi)
Club Brugge
Cska Moskova
Bayern Münih (Avrupa'da GS tarihinin en ağır yenilgisini de barındırır)
Spartak Moskova (İlk Şampiyonlar Ligi golümüz, Cihat'a sevgilermizi yolluyoruz)
Torpedo Moskova
Hamburg
Göteborg (Dikkat: atılan korner sayısında fark atmışlığımız vardır)
Parma
Real Sociedad
Anderlecht
Werder Bremen (Unutulmaz Rotariu şutu)
Tromso (Bir efsane)
Villareal
West Bromwich

1 Maç Yapılanlar:
Metalist Kharkiv (Yapma Servet, yapma Servet...)
Helsinborg

(İlginç bir kontra not: Tarihte karşısında en başarılı olduğumuz takım Dinamo Bükreş (6 maçta 4 galibiyet, 1 beraberlik, 1 mağlubiyet))

Bunu yazarsam diğer renktaşlarım tepeme çıkabilir, o yüzden liste dışında tutmayı tercih ediyorum. İstatistik biliminin bir defosu daha diye açıklayalım, ancak Arsenal de 1 beraberlik ile bu listeye giriyor. Küçüldüm, küçüldüm, cebe giriyorum...

Karşılaştığı maçlar baz alındığında Juventus, Liverpool, Lazio, Roma ile aynı galibiyet sayılarına sahip olan, Real Madrid'e toplamda üstünlük sağlamış bir takımın Sturm Graz karşısındaki basiretsizliğini açıklamak için sizi şu arkadaşa yönlendiriyorum: Uçan Adam.

Türkiye Ligi'nde GS'ın bir D.Ç. Karabük ve Yimpaş Yozgat zaafı vardı zamanında, nedense onları çağrıştırıyor bu Sturm Graz bana. Ha bi de bu postta ismi lazım değil bir takım :)
Devamı - Galatasaray'ın Avrupa'da Yenemediği Takımlar

11.12.2009

Antalyaspor - Galatasaray : 2 - 3



Maç öncesi tahminim Galatasaray'ın devre arasına girmeden evvel oynayacağı son iki maçtan 4 puan çıkaracağı yönündeydi.Yani Antalya'yı yenip,Gençlerbirliği ile berabere kalacağını düşünüyordum.Şu an tahminim tutuyor gibi gözüküyor.Ancak Galatasaray'ın bu akşam gerçekleştirdiği geri dönüş Gençlerbirliği maçı öncesinde görüşümün değişmesine sebep oldu.Antalya'nın savunmadaki akıl almaz hatalarının ve boşluklarının bu geri dönüşte büyük payı olsa da,Galatasaray'ın tipik deplasman travmalarından birini daha yaşamaması açısından da ayrıca önemli bir maç oldu.

Maça gelirsek;maçın Galatasaray lehine dönmesinde kesin olarak iki faktörün önem taşıdığına inanıyorum:ilki,Antalya ekibinin skoru koruma ve oyunu kontrol altına almak konusundaki büyük basiretsizliği ve gol yollarındaki beceriksizliği.İkincisi ise Keita-Elano-Kewell üçlüsü ve oyuna olağanüstü etkileri.Bu maç hakkında bunların dışında yazılabilecek çok şey görmüyorum.Mesela bugün sahada Antalyaspor yerine Bursaspor olsaydı 2-1'den maçı verir miydi rakibine?Dediğim gibi,ilk olarak Antalya'nın basiretsizliği ve beraberlik sonrası oluşan şaşkınlığı,ardından da sırasıyla Elano'nın kadife ayağı,Keita'nın inatçılığı ve Kewell'ın Premier Lig ayarında şutu maçı Galatasaray'a getirmiştir.

Son olarak Yalçın Ayhan hakkında bir kaç söz etmek istiyorum.Aktif olarak futbol yaşantısını sürdüren futbolcular arasında çirkeflikte ilk sırayı almıştır gözümde.Görebildiğim kadarıyla Kewell hiçbir tahrik edici harekette bulunmazken,neden bu kadar üstüne gitti anlamak güç.
Devamı - Antalyaspor - Galatasaray : 2 - 3

4.12.2009

İçine fanatik.com.tr Kaçan uefa.com


Başlığa dikkat :)
Devamı - İçine fanatik.com.tr Kaçan uefa.com

18.11.2009

REZALET!!!!!!!



KAMUOYU AÇIKLAMASI

Galatasaray Spor Kulübü Erkek basketbol şubesinde yurtdışındaki hazırlık maçlarında maalesef spor ahlakı ve Galatasaraylılık Ruhu’yla taban tabana zıt bir olay meydana gelmiş, bir Galatasaray basketbolcusu başka bir kimlikle sahaya sürülmüş ve oynatılmıştır. Kulüpte çalışan bazı profesyonellerin isteği ve izniyle gerçekleştiğini yeni öğrendiğimiz bu olay Galatasaray Spor Kulübü, Galatasaray Camiası ve bütün Galatasaraylılar adına büyük bir utançtır. Bizlere bu utancı yaşatanlar adına Galatasaray Spor Kulübü olarak tüm spor kamuoyundan ve Türkiye’den özür diliyoruz.

Tüm camiamızı büyük bir üzüntüye boğan bu olaya neden olan ve Galatasaraylılık’tan nasibini alamamış sorumlu tüm idari ve teknik kadronun kulübümüzle ilişkisi hemen kesilmiştir.

Saygılarımızla

Galatasaray Spor Kulübü Yönetim Kurulu

detayli bilgi icin:
http://www.salsabasket.net/2009/11/sok-cemal-almanyada-tufann-formasyla.html


Devamı - REZALET!!!!!!!

4.11.2009

Bundan Sonra Yabancı Maddeyi Atacak Adam Bir Daha Düşünür mü?


Mosturoğlu'nun açıklamasına göre Fenerbahçe Galatasaray maçında sahaya yabancı madde atan 8 kişi görüntülerle saptandı. Açıklamada bir şey çok açık değil. Bu kişilerin isimleri biliniyor mu? Yani görüntülerle saptanan suratların kimlikleri belirlendi mi? Eğer böyle bir durum varsa futbol tarihimizin önemli anlarından birini yaşıyor olmalıyız.
Ben sahaya ıvır zıvır atmanın sadece sürü psikolojisi veya cemaat kültürü ile açıklanabileceğine inanmıyorum. Yaptığın şeyin cezasız kalacağı düşüncesi de insanları normalde yapmayacağı şeyleri yapmaya itebilir. Daha önce kaç tane taraftar sahaya bir madde attığı için bireysel olarak ceza aldı bilmiyorum, ama çok fazla olduğunu da zannetmiyorum. Fakat bireysel cezaların yaygınlaşması, bu insanlara sorumluluk bilinci yükleyecektir. Tabi kimlik belirleme işi ancak Şükrü Saracoğlu gibi taraftarların biletlerindeki numaraya göre oturduğu stadlarda işler. Bu sistem şu anda ne kadar yaygın emin değilim. Neymiş, Big Brother bazen işe de yarayabilirmiş...

Fotoğraf: NTVSpor


Devamı - Bundan Sonra Yabancı Maddeyi Atacak Adam Bir Daha Düşünür mü?