24.07.2009

Bir Tobol Gördüm Sanki (T.Ö vs T.S.)


Bu sezon GS’ın hazırlık maçlarını izleme fırsatını bulamadım. Ancak Rijkaard’ın henüz futbolcuları tanıma ve kondisyon yükleme dönemi olarak gördüğü bu evrenin takım futbolu ve taktik adına gelecek adına belki de hiçbir fikir vermeyeceği ortada. Nedenleri ise,
1- Bizim çok geliştiğini iddia ettiğimiz ve dünyanın sayılı kaliteli liglerinden biri dediğimiz Türkiye Süper(?) Ligi, takımın ve kulübün iç yapısı hakkında doğal olarak bilgisi çok fazla olmaması
2- Uzun dönem yapılanmadan bahsediliyorsa, şu anki altyapının nasıl işlediğini, ne tarz oyuncular çıkardığını, gelecek senelerde belli bir ücret ödemeden kadrosuna katabileceği futbolcuların temelini görmek istemesi
3- Takımın vazgeçilmez yapıtaşları olan Balta, Kewell, Linderoth, Uğur, Topal, Ayhan gibi oyuncuların henüz hazır olmamaları.

Aslında hepimizin tahminin tersine, Rijkaard’ın şu anda uygulamak istediği uzun dönemli çalışmanın adımlarını tek tek atabilmek için çok faydalı bir tecrübe oldu GS’ın Avrupa Ligi’nin 2. turundan başlaması. Yeni bir TD transferi yapıldığında, sıcakkanlı ve sabırsız yapısından dolayı, takım üzerindeki etkisini ilk maçtan itibaren göremeyince ‘bir sezon daha heba oldu’, ‘o hoca gider bu gelir, bizim takım adam olmaz’, ‘Ahmet Mehmetoğlu’nun önlibero oynamayacağını görmek için kör olmak gerek’, ‘ben olsam takımı daha iyi yönetirim’ gibi fuzuli lafları telaffuz etmeyi çok seven bir milletin karşısında Rijkaard’ın daha güçlü durabilmek ve hazır bir takımla taraftarın karşısına çıkabilmesi için harika bir dönem geçiriyoruz diyebilirim. Futbolun, sadece Championship Manager’daki 20 üzerinden verilen istatistikler, ve rakamları iyi olan oyuncuların belli formasyonlara gelişigüzel oturtulması olmadığını göz önünde bulundurursak, futbolcuların (özellikle karakteri daha pişmemiş gençlerin) kişiliklerini, oyun tarzlarını ve potansiyellerini görme safhası olan ilk dönemi Tobol maçı ile birlikte hasarsız atlatmış bulunuyoruz.


2 Tobol maçını kapsayan süre içinde takımın kadro olarak faz değiştirdiğini görebiliriz. İlk maçta denenen genç oyunculardan kurulu takım prototipi, yerini; bu süreci başarılı geçiren gençler & teknik direktör tarafından oyun anlayışı anlaşılmaya başlanan yeni transferler & ve form tutması için hala hazırlık maçları maiyetinde oynayan, fiziksel ve mental olarak hazırlanmaya çalışan kaşarlanmışlara bıraktı. Kadro, Rijkaard’ın öncelikli olarak oturtmaya çalıştığı defans 4’lüsü dışında neredeyse tamamen değişti. Baki kalan tek şey vardı, o da hazırlık dönemi bir 3-4 ay daha sürecek olan saha içi dizilişi. Tobol Öncesi ve Tobol Sonrası olarak 2’ye ayırabileceğimiz bu hazırlık dönemini taktiksel olarak emekleme süreci olarak almamız gerektiği için, daha çok futbolcuların fiziksel durumunu ve sisteme potansiyel uyumunu görmek açısından incelemek daha iyi olacaktır.

Öncelikle dünkü maçta beni en çok sevindiren noktaya değineyim. Hakan Şükür, Capone, Ümit Davala (hatta zaman zaman Okan ve Suat) gibi oyuncularla sıkışan maçları çalışılmış duran toplarla açmayı başaran, kornerlerden gol atmayı alışkanlık etmiş 2000 takımından sonra bu tarz aşırı defansif takımları çözmeyi hiç başaramadık. Emre Aşık, Servet, Emre Güngör, Ümit Karan gibi hava hakimiyeti olan oyuncuların kafasına o topu bir türlü kaliteli bir şekilde konduramadık. Dünkü maçın sadece ilk golünü görmek benim için izlenebilecek güzel bir 90 dakikaya bedeldi. Rakibin tecrübesizliğini ve olası bir ölü top taktiğini sezememesini de hesaba katarak, -yanılmıyorsam- Baros’un rakip oyuncuyu baskı altına alması, Arda ve Kewell’ın yaptığı basit çapraz koşularla defansı biraz dağıtması sonucunda, Mustafa’nın boş durumda yaptığı kafa vuruşu bize ilk çalışılmış duran top golümüzü kazandırdı. Bunun üzerine şimdi hep beraber tekrarlıyoruz, ‘Sarbi Sarıoğlu gerektiğinde orta yapabiliyormuş’.


Futbolcuları tek tek ele almak gerekirse, ilk akla gelen ve alkışı hak eden tabii ki Arda Turan olacaktır. Geçtiğimiz senelere göre ilk kez farklı bir role soyunan, ve giydiği forma numarasının standart gerekliliklerini yapmaya çalışan bir Arda vardı sahada. Hala tam hazır olmadığı gerçeği var, ancak şu haliyle bile teknik kapasitesi ve müthiş futbol zekası ile rakibi allak bullak etme yeteneğine sahip. Ve potansiyelinin tümünü kullanmaya çalışması ise bir 10 numara olarak çok büyük artı.

Takımın en büyük eksiği, defansın gerektiğinde orta 3’lüyle bağını kurabilecek top tekniği yüksek bir oyuncu. Bu noktada Gökhan Zan sarı alarm vermeye başlıyor, top yapma becerisi 2 Emre’den bile daha zayıf olan bu oyuncunun hala neden takıma alındığını anlayabilmiş değilim.

Birçok forumda yer alan ‘Mustafa Sarp bu takımın oyuncusu değil’ fikrine karşıyım. 2 Tobol maçının ardından takımın en çalışkan ve kapasitesini zorlayan oyuncusu olarak gözüme batıyor. Şu anki durum itibariyle Topal’ı rahatça keser, çünkü Topal’a oranla hücumda daha çok görünüyor; ve takım taktiği, takoz tek ön libero yerine oyunu çift yönlü oynamayı beceren 3’lü orta saha üzerine kurulduğu için şansı Topal’a oranla daha yüksek.
Aynı bölgede Linderoth, dünkü 30 dakikalık performansıyla yıkılmadım ayaktayım mesajı verdi. İnsiyatif almaya çalışması, topsuz alanda oyunu takip edişi ve hücumda taktiğe bağlı kalarak akıllı hareketlerde bulunması açısından mükemmel bir oyuncu.
Baros hakkında diyebileceğim negatif hiçbirşey yok. Gol kaçırmasa daha iyi olurdu kesinlikle, ancak 90’lardaki Hakan Şükür takım için neyse, Milan Baros da şu anki futbolun gerekliliği için aynı anlama geliyor, takımın 2-3 incisinden biri.
Serdar Eyilik ise bir gazete deyimiyle ‘kumaşı iyi’. Dünkü maçta Kewell’dan daha etkili olduğunu söyleyebilirim. Kewell, Ayhan ve Balta ise henüz geçen seneki performansından uzaktalar. Onları toparlamak da 2. safhaya kalsın, daha zamanımız var.


Son olarak demek istediğim şu...
Her ne kadar kadro kalitesi olarak bizden birkaç gömlek aşağıda olsa bile, fiziksel açıdan mükemmele yakın bir durumda olan, 11 kişi topun arkasına saklanan bir rakibe karşı bulunan ve kaçırılan onca gol pozisyonuna rağmen, 20 senelik klasik 4-4-2 taktiğinin geride bırakılması konsepti altında gerçekleşen kabuk değişimiyle ilgili her geçen gün umudum artıyor. İlk safha geride kaldı, 2. adım olarak takıma 1 defans, ve Baros’un yedeği olabilecek hareketli bir merkez santrafor takviyesi gerekiyor. Onların da alınması, takımın kadrosunun tamamlanması demek olacak, ve 1 ay kadar sonra takım oyunu hakkında konuşmaya başlayabileceğiz. Ancak hazırlık maçlarımız 2010 başlarına kadar sürecek. Bu süreçte tek gereken öncelikle sabır, daha sonra ise Fanatik, Fotomaç gazetelerinden uzak durmak.

4 yorum:

Cansu dedi ki...

hehe. ben isteizle.com da seyrettim maçı. Bizim kadro kötü ama tobol kadrodan da kötüydü:))

Cansu dedi ki...

Sıradaki maç;
MACCABI NETANYA - GALATASARAY
30 Temmuz 19:30'da...
Başarılar dileriz.

Mu dedi ki...

Evet Cansu, heyecanla bekliyoruz, ancak umarım takımı mor forma ile görmeyiz.

Cansu dedi ki...

:) o da olabilir. bizden her şey beklenir. :)