9.01.2010

Fenerbahçe Stadı'nın Üzerindeki Soru İşareti


“Biz Türk’üz, Türkçü’yüz ve daima Türkçü kalacağız. Bizim için Türkçülük bir KAN MESELESİ olduğu kadar ve laakal ve o kadar da bir vicdan ve kültür meselesidir.”
S. Saraçoğlu'nun Meclis'teki konuşmalarından


Bürokrasinin geleneğinde mekana ismini dikte etme nicedir var olan bir durum. Bunu sadece bizim ülkemizle sınırlayamayız, keza bürokrasiyi de sadece devlet mekanizmaları ile de tanımlayamayız. Zira, zaten 3 kişiden fazlasının bulunduğu bir sosyal ortam kendiliğinden bürokrasisini yaratmakta. İşte, mekanlara isim verme geleneği de bürokrasinin fiziksel çevreyi yaratmak istediği mitle (devlet, ulus, yüce değerler, şehitlik, güzellik vs.) yeniden tanımlamasının en "baba" aracı herhalde. Etrafımıza bakarsak, sokaklardan meydanlara, vapurlardan uçaklara, kültür merkezlerinden hava alanlarına kadar hemen her kamusal alan ve aygıtın coğrafi adı dışında bir de "ideolojik adı" var. Bu trend, diğer kamusal alanlar gibi spor tesislerini de etkiliyor. Stadyum isimlerinin bu süreçte başı çektiği aşikar. Ülkedeki bütün üst düzey stadyumların adı ya bir politik şahsiyetle, ya da bulunduğu şehrin kurtuluş tarihi ile ilişkilendirilmiş durumda. Özellikle yaşadığım kent olan İstanbul'da bu durum kendini çok net göstermekte. İstanbul'un Süperlig'de oynayan takımları ve evsahipliğini yapan stadları şöyle sıralayabiliriz:

Kasımpaşa - Recep Tayyip Erdoğan Stadı
İ.B.B. Spor - Atatürk Olimpiyat Stadı
Fenerbahçe - Şükrü Saraçoğlu Stadı
Galatasaray - Ali Sami Yen Stadı
Beşiktaş - İnönü Stadı / Mithatpaşa ya da Dolmabahçe Stadı isimlerini de zamanında almıştır.

R.T.E ve Olimpiyat stadyumlarının isimlerinin hikayesi çok bariz ve ülkemize ait bazı özel durumları net olarak ortaya koyuyor. Galatasaray'ın seçtiği isim ise, Akdeniz futbol geleneğinin bir parçası olan "sembol kişi/kurucu kişi" isminin yüceltilmesi hareketi olarak özetlenebilecek bir davranış. Beşiktaş'ın stadı, zaten diğer takımlarınkinden eski ve tarihi Beşiktaş'ın tarihinden bağımsız gelişmiş bir yapı. O yüzden İnönü isminin orada durmasının da ideolojik sebepleri gayet net açıklanabilir.

Yalnız, iş Fenerbahçe'ye gelince kafalar biraz karışıyor. Zira, ismi verilerek onore edilen kişi hem Fenerbahçe'de hem de devlette başkanlık yapmış bir kişi. Siyasi kimliğini var -tıpkı İnönü gibi-, fakat aynı zamanda Fenerbahçe özelinde daha da güçlü bir spor yöneticiliği kimliği de var: tıpkı Ali Sami Yen gibi. Fenerbahçe klübü, isim seçimini şahsın klübün tarihindeki yerine bağlasa da, Saraçoğlu ismi Türkiye'nin tarihindeki en bunalımlı dönemlerden biri olan 1940-45 arasında alınan ve sonuçları hala toplumumuzu etkileyen bazı tartışmalı kararların imzasında geçmektedir. Toplumu bırakın, tarihin bile üzerinde net bir karara hala varamadığı, belirli kesimler tarafından yüceltilirken, diğerleri tarafından da -son derece makul sebeplerden dolayı- nefret edilen bir şahsın isminin, belki iki tarafın da ortak değeri olan "Fenerbahçeliliğe" adanmış bir mekana verilmesini, vicdanen kabul edememekteyim.



Saraçoğlu ismine niye karşı çıkıyorsun diye sorarsanız aşağıdaki birkaç sebebi hemen sıralayabilirim:

* Varlık vergisi'nin çıkarılması. Saraçoğlu kararı onaylamakla kalmamış, zaten politik konumundan bağımsız olarak "türk burjuvazisinin desteklenmesi" savını pek çok yerde dile getirmiştir.

* Azınlıklara olan tahammülsüzlüğünün benzerini sol üzerinde de uygulamıştır. Yapılan baskı ve yıldırma politikalarına cevaben, dönemin baskı gören gençleri tarafından (aralarında Mihri Belli'nin de olduğu rivayet ediliyor) "Saraçoğlu Faşisttir" mahyası Süleymaniye Camii'ne asılmak istenmiştir. Sonucun pek de olumlu olmadığını söylememe sanırım gerek yok.

* Almanya'ya savaş boyunca krom satılmasına da destek verenlerden biri yine dönemin Başbakanı Saraçoğlu'dur. Kendisinin zaten daha önceden "Hariciye Vekili ve İzmir Mebusu" sıfatlarıyla Alman-Türk dostluk antlaşmasına imza atmışlığı da vardır. Sonuçta, Nazi hükümeti, Türkiye'den aldığı kromları çelik ve silah sanayisinde ziyadesiyle kullanmış ve 3. Reich'ın ölüm makinalarının çalışmasında bizim de dolaylı yoldan desteğimiz olmuştur.

Bütün bunlar ve daha fazlası, "Türkiye'nin savaşa girmemesi" ambalajıyla devletin kendisine muhalif gördüğü her odağı ve bireyi korku politikası ile yıldırması geleneğinin bu topraklarda derinlere kök salarcasına yeşermesine yadsınamaz katkıları olmuştur. Bu korku politikalarının devamını günümüz Türkiye'sinde hala görmekteyiz. Fakat, Saraçoğlu'nun yaptıklarının burada afişe edilmesinin sebebi, şahsının yargısız infazı değildir. Tarih ve toplumsal vicdan zaten kendisinin ve çalışma arkadaşlarının yaptıklarını bizden daha doğru bir yere yerleştirecektir. Buradaki asıl problem ve karşı duruş gösterilmesi gereken nokta, zamanında kendi yönettiği toplumu "Türkler ve diğerleri" olarak ikiye ayırmış ve diğerleri denilen kısmın sosyal ve ekonomik haklarını "Türklerin faydasına" gaspetmekte çekince görmeyen bir siyasi duruşun belki de en kült figürlerinden birisinin adını, Fenerbahçe gibi her türlü toplumsal sınıf, etnik ya da dinsel farkın üzerinde, tamamen taraftarlık gibi gönül aidiyetine dayanan bir topluluğun mabedine yakıştırmaktadır.



Fenerbahçe tarihi, değil Saraçoğlu, sadece bir kaç isimle ipotek altına alınamayacak kadar zenginlik ve çeşitlilik içeren bir tarihe sahiptir. Sormadan duramıyorum; illa ki, politik geçmişi olan bir şahsın mı seçilmesi gerekliydi? Mesela, Milli Takımımız'ın ilk golünü atan efsanevi forvet Zeki Rıza Sporel'in adı verilemez miydi? Ya da 6-7 Eylül Olayları'nı çıkaranların bile adadaki evine gelince saldırmaktan vazgeçtiği Lefter'in ismi, futbolumuza emek vermiş fakat artık ismi unutulmuş yüzlerce Ermeni, Yahudi, Levanten ve Rum kökenli vatandaşımızın ruhlarına ithafen verilemez miydi? Hani Fenerbahçe, aynı stadın duvarlarında yazdığı gibi "kupalarla anlatılamaz bir büyüklüğe sahipti"? Büyüklüğü göstermenin yolu, devletin bürokrasinin devam mı ettirmek ve bir kamusal alana toplumun her kesimi tarafından kabul görmemiş birinin ismini zorla vermekten mi geçmektedir?

Burada aslında karar toplumun, toplum özelinde de Fenerbahçeliler'in. Bir taraftan, her türlü dini, vicdani ve düşünce bazındaki baskıya karşı çıkıp, haftasonları da görev yaptığı dönemde bu tarz baskılarla özdeşleşmiş birinin adının verildiği bir statta maç izlemek, vicdanınızda bulantı yaratmıyorsa, o zaman sizleri de takiye denilen dipsiz kuyuda kaybetmişiz demektir.

7 yorum:

sukullaci dedi ki...

değişik bi yazı olmuş gerçekten. bunlar pek sık değinilmeyen konular,önemsiz görülüyo olabilir ama önemli aslında. aslında en iyi sponsor ismi vermek stada (tabi iyi bi para kaarşılığı) ama taraftarlar bu duruma hazırmı bilemem

sanut dedi ki...

Şükrü Saraçoğlu, İsmet İnönü hükümeti sırasında ve kendi başbakanlığı dönemindeki zor şartlar altında bile Fenerbahçe'ye vakit bulmuş, hatta kulübe başkanlık dahi etmiştir. Fenerbahçe'ye ilk hizmeti statla alakalıdır. Kadıköy'deki stat, o dönemlerde aslında amatör bir kulüp olan İttihatspor'un kullanım hakkına sahip olduğu bir stattır. Fenerbahçe bu stadı satın almak istese de İttihatspor yöneticileri buna izin vermezler. Bunun üzerine Şükrü Saracoğlu da meclisten tek maddelik bir kanun geçmesini sağlayarak "semtlerdeki spor tesislerinin, o semtte en fazla üyesi olan kulübe kullandırılmasının" önünü açar. böylece İttihatspor, ayıptır söylemesi dımdızlak ortada kalır, Fenerbahçe de bu şekilde stadı ele geçirir. Bu sebepten dolayı Fenerbahçe yönetiminin o stada Şükrü Saracoğlu Stadyumu ismini vermesi de son derece manidar ve kendi açılarından doğrudur.

Ayrıca araştırıldığı takdirde, Fenerbahçe ve Fenerbahçeli sporcular için Şükrü Saraçoğlu tarafından kanunların delindiğine veya yeni kanunlar "icat" edildiğine sıklıkla rastlanabilir.

Volkan dedi ki...

@ Sukullaci,
Bu konulara her zaman değinilmiyor çünkü klüpler böyle kararları alırken taraftarına hiç danışmıyor. Klüp başkanların bu tavrını en sorumsuz CEO'larda bile bulamazsın...

@ Sanut,
Söylediklerin çok ciddi iddialar. Ben de benzer şeyler duymuştum stadın fenerbahçeye 1 lira gibi bir miktara satılması hakkında fakat bir kanıt ya da somut bir açıklama bulamamıştım. Eğer dediğin gibiyse, söylediklerimin ötesinde senin de belirttiğin gibi daha "derin ve manidar" bir ilişki olabilir.

Kerem dedi ki...

Ben de dominant politik kisilerin stadlara isim olarak verilmesini dogru bulmuyorum. Ulkedeki egemen ideolojiye rusvet vermek gibi birsey ve sporla ve taraftarlikla hic alakasi yok.
Yazida katilmadigim tek nokta, Almanya'ya krom satilmasinin Saracoglunun negatif hatta fasizan bir ozelligi gibi yansitilmasi. Turkiye savas sirasinda (her ne kaadar Ingiltere ile gizli muzakereler yurutse de) tarafsizdi. Almanya'ya krom satmama karari
Turkiye'nin isgaliyle bile sonuclanabilirdi. Ayrica Almanya'ya krom satilmasi demek bu savasta yapilan butun barbarliklara ortak olmak demek de degildir. Eminim Turkiye baska bir cok savas ulkesiyle ticaret yapiyorudu. Savas sartlarinda ulkenin cikarini dusunen bir politikacinin kararlarini gunumuz kosullariyla elestirirsek biraz yanilgiya dusebiliriz.

Volkan dedi ki...

Krom ve devleti yönetme meselesi döneminde alınmış bir karardır fakat sonuçları ile biz de dahil olmak üzere bütün kuşaklar ilgilenecektir.
Krom satılmasa Almanlar bize mi saldırırdı? Belki evet, belki de hayır... Alternatif tarih senaryolarına hiç bir zaman sıcak bakamadım.

Dönem şartları vs. Günümüzden Bakış... Bu konuda zaten kimse bir karara varamıyor, misal Ermeni Tehciri...

inanc dedi ki...

Şükrü Saraçoğlu bu ülkenin belkide en zor döneminde başbakanlık yapmış bir politikacıydı.
Sovyet,Alman ve İngiliz baskılarına rağmen yeni kurulmuş,fakir ve güçsüz bir ülkeyi bütün dünyanın parçalandıp yeniden yapıldığı,günümüzde birçok ülkenin ordusunun olmamasına,kalkınmasına,fakir kalmasına sebep olan, milyonlarca kitaba,yüzlerce filme,yüzlerce oyuna kısacası dünyanın gelmiş geçmiş en çok konuşulan ve üzerinde durulan savaşına böyle kritik bir noktada olan bir ülkeyi sokmayarak en büyük hizmeti vermiş bir kişidir.

Faşistlikle suçlanan politikacı o dönemde, sovyetlere almanlara ve ingilizlere karşı türkiye'yi türklüğü ön plana koyarak savunmuştur. Stalin'in boğazları istemesine karşılık : "bu ulke her seyden evvel onurlu bir milletin ulkesidir, onursuzluk bu milletin kabul edebilecegi bir sey degildir" demiştir.

İsmet İnönü ve Şükrü Saraçoğlu bu ülkede halkı fakir bıraktıkları için eleştirilirler. Ancak o dönemdeki olayı İsmet İnönü'nün bir anısı tüm gerçekliğiyle anlatmaktadır.

"Bir gün İsmet İnönü halkı selamlarken, küçük bir kız çocuğu kalabalığın arasından fırlar ve İsmet İnönü'ye kadar ulaşır. Kız: "Bizi ekmeksiz bıraktın" der. İsmet İnönü'nün cevabıysa gerçekten anlamlıdır. "Seni ekmeksiz bıraktığım doğrudur. Ancak seni babasız bırakmadım."

Adolf Hitler'in Yunanistan'ı alıp Edirne'ye kadar gelip durmasında, Stalin'in Münih'i alıp, Türkiye'ye girmemesinde Şükrü Saraçoğlu'nun ve İsmet İnönü'nün büyük başarısı vardır. Sadece bu neden den ötürüdür ki bu iki büyük politikacıya ülkeye hizmetlerinden ötürü saygı duymak lazımdır.

Volkan dedi ki...

İnanc,

Bazı kaynaklarda Saracoglu'nun Bogazlar ile ilgili Sovyet İsteklerini uydurduğuna dair argümanlar da mevcuttur. Açıkçası eldeki kanıtları tatmin edici bulmadığım için bu yazıda yer vermedim.

Söylediklerinin hepsini doğru olarak kabul etsek de, bunlar yine de benim savunduğum konuları değitirmemektedir. Varlık Vergisi faciasına sebep olmuştur. Açıkça tek parti yönetimini desteklemiş ve farklılıklara imkan vermemiştir. Bugün sol kavramını daha global ölçekte düşünen kimselere göre, CHP hala o dönemin sevimsiz, uzlaşmacı olmayan, oligarşik yapısının bir bölümünü taşımaktadır. Saraçoğlu'nun da dahil olduğu bu ekip bunun baş sorumluları arasındadır.

Ayrıca "ülke zor günler geçirdi" de bence bunlar için bir bahane olamaz, kimse 2. dünya savaşı sırasında Churcill'den, ya da 1923-30 arası Kemal Atatürk'den zor günler geçirmesin...

Meseleye daha insani boyuttan bakma tarafttarıyım. Aileden fenerbahçeli olup da dedesi aşkaleye sürgün giden birisinin o stattan içeri girdiğinde hissettiği duygu acaba nedir?