Güney Afrika'nın yeni Boer hareketi sayılan AWB'nin lideri Eugene Terreblanche önceki gün feci şekilde öldürüldü. Her ne kadar bizim basın, AWB'yi beyaz üstünlüğünü savunan bir grup olarak gösterse de, aslında kendileri, "Boer" ismiyle anılan Kuze Avrupa/Flaman kökenli atalarının 120 yıl önce başlattığı ve başarısız olduğu isyanı (Boer Savaşları olarak bilinir) politik seviyeye taşımayı düşünen bir azınlık şiddet grubu. Kendilerini "Boer Ulusunun" bağımsızlık adayan bu insanlar, genel olarak büyük tarım arazilerine sahipler ve buralarda siyahları düşük ücret ve kötü şartlar altında çalıştırıyorlar. Onlar için siyahlar kadar, uitlander'lar da (Boer kökenli olmayan ama Boer topraklarında yaşayan beyazlar) düşman sayılmakta.
Terreblanche cinayeti üzerine, AWB'nin yaptığı açıklamada ülkenin kan gölüne döneceğinden bahsedilirken, Dünya Kupasına katılacak takımlara da alenen "gelmeyin" uyarısı yaptılar. Fakat nüfusun yaklaşık %10'nunu oluşturan beyaz nüfus içinde bile azınlık olan AWB'nin Boer eyaletleri sayılan Transvaal ve Natal dışında çok da gücü yok. Fakat turnuva esnasında, gerek beyaz, gerek siyah kökenli aşırı gruplar sırf güç gösterisi yapmak için çılgınca bir şey yapabilir. Boer savaşları sırasında, kendilerinden sayıca ve askeri donanımca üstün olan Britanya ordusuna karşı uzun yıllar savaşmışlar, pek çoğu öleceğini bilse bile kesin mağlubiyet şartları altında bile gerilla savaşına devam etmişlerdi. Britanya, Boerleri 2. Boer savaşında kesin yenilgiye uğratmak için tam yarım milyonluk askeri Transvaal eyaletine göndermek zorunda kalmıştı.
Dünya kupasına geri sayım başlamışken umarız bizden binlerce kilometre uzaktaki bu sorunlu ülkede tansiyon daha da artmaz.
Togolu futbolcuların otobüsüne ateş açılmış; aslında haber değeri olmasının tek sebebi Adebayor'un da aynı araçta bulunması. Afrika ile ilgili haberler, belgeseller ya da filmler artık Batı'nın ekseninde çok da değer teşkil etmiyor: bir "Hotel Rwanda" ya da "Blood Diamond" çıkıyor arada o da politik doğruculuğundan yenmeyen Holywood'un vicdan hesabını, gişe hesabıyla denkleştirmeye çalışmasından beyhude bir çaba değil.
Angola, güvensiz bir ülke... Portekiz'den bağımsızlığı kazandığı günden beri aralıksız 25 yıl süren bir iç savaş savaş yaşadı. Ülkeyi mahveden bu savaşa, Varşova Paktı'nın ve kapitalist dünyanın bütün ordu ve istihbarat birimleri de katıldı. Batı, komünist hükümete karşı, bölgenin en "beyaz" ülkesi Güney Afrika'yı maşa olarak kullandı. O zamanlar apartheid rejimi ile yönetilen Güney Afrika da sağolsun, ordusunu ve özel kuvvetlerini Angola'nın üzerine saldı; topraklarını fiilen işgal etti, kalıcı garnizonlar kurdu.
Güney Afrika, Angola'dan 1984'te fiilen çekilse de, ülkeyi karıştırmaya devam etti. Apartheid rejiminin devamı için Angola ve devamındaki Namibya'da çıkan olaylar ciddi birer katalizör görevi gördüler. Sonrasındaki hikaye ise malumunuz: Soğuk Savaş sona erince, iki paktın dünyayı paylaşma savaşı da sona erdi. Angola meselesi hasır altı edildi, Angolalılar birbirlerini öldürmeye devam ettiler. Bu arada, Batı'nın işine artık yaramayan apartheid'in sonu geldi: Mandela hapisten çıkar çıkmaz devletin başına geçti. Beyazlar, zengin mahallerine geri döndüler, gel zaman git zaman bir zamanların "tu kaka" devleti Güney Afrika Dünya Kupası'nı düzenlemeye aday oldu. Fifa'nın nicedir devam eden futbol ekonomisini bütün kıtalara yayma planına uygun bir davranıştı bu, ödülü de 2010 Dünya Kupası oldu.
Zamanın işgalcisi, ırk ayrımcısı ülke, Soğuk Savaş sonrasında nasıl bir role büründüyse, geçmişini bir çırpıda temizleyip, uluslararası spor organizasyonlarına imza atmaya başladı. Komşusu sayılan, bir zamanlar topraklarını iğfal ettiği ülke hala 30 yıllık bunalımından kurtulabilmiş değil. Togolular, Angola topraklarında şut yerine kurşun yerken, birkaç yüz kilometre aşağıda, kanlı geçmişini bunlardan ayırmış bir ülke (ki Executive Outcomes* hala devam ediyor), barış şarkıları ve vuvuzelalar eşliğinde yazın gelecek misafirlerini beklemeye şimdiden başlamış bile...
* Executive Outcomes: Dünya'nın bir dönem en büyük paralı ordusuna sahip olan Güney Afrika kökenli güvenlik şirketi. Afrika'daki pek çok savaşta aktif rol alan, eski G.Afrika özel kuvvetleri askerlerinden oluşmuş bu organizasyon, devletin girmek istemidiği pek çok kirli işi üstlenmesiyle tanınmaktadır.
Yeni yıla girmemize saatler kala, yılın bilançosunu yapmak yerine gönlün bilançosunu yapıp gelecek seneye ruhen ferah girmeye karar verdim. Aşağıdaki teşekkür listesini yayınlamayı o yüzden borç bilirim:
* THE OGE BROS Bu blogu kuran ve bizim de yazmamız için bir yer açan arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Şu an ikisinin de yurtdışında olduğunu düşünüyorum (Gerçi Gökçe gelmiş de olabilir, takip edemiyorum) o yüzden onlara benden 2 ile 7 saat sonra girecekleri yeni yılda mutluluklar biliyorum.
* Blogda beraber yazdığım arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Aslında çoğu benim ortaokul ve liseden beri sınıf arkadaşım fakat yeni gelenler de yaptıkları katkılarla hiç yabancılık çekmediler. Özellikle Kieran yazdığı yazılarla özel bir teşekkürü hakediyor.
* Bir blog yorumsuz olmaz tabii ki... Bazen biz kendi aramızda yorumladık yazılanları, bazen de sizler katıldınız ve emin olun yazdığınız her yorum müthiş değerliydi. Blogger sayfamı her refresh ettiğimde "x sayıda yorumun kontrol edilmesi lazım" lafını duyduğumda müthiş heyecanlanıyordum. Blog'u izleyen ve yorum yazan herkese teşekkürü bir borç bilirim fakat aradan özellikle üç kişiyi de anmamam izin verin lütfen: SirEvo, Bolat ve Stalker... Gerek yorumlarınız gerekse duruşunuz bizim için çok değerli oldu. Yazılarımızın değerini bir parça da sizler arttırdınız, bu anlamda bütün ekip adına sizlere ve diğer yorumculara teşekkür etmeliyim.
* Ve tabii ki, artık kardeş olduğumuz bloglar... Bir Beşiktaş taraftarı olarak özellikle iki blogun adını buraya yazmak lazım: Gayin-Sin ve Ortega... Galatasaray ve Fenerbahçe hakkında hem doyurucu hem de keyifle takip edilen yazılar yazdılar. Özellikle Ortega benim için özel bir blog çünkü üzülerek söylüyorum Fenerbahçe bloglarında ne yazık ki yeterli tarafsızlığı bulduğumu söyleyemiyeceğim, Ortega bu bağlamda önemli bir blog, umarım her geçen gün yazılarını daha da iyi seviyeye getirir.
Bunun dışında özel teşekkürü borç bildiğim bloglar, Stalker'ın blogu ve Arsenal Turkiye. En deger verdigim iki takım hakkında yazı yazarken aynı zamanda sadece taraftarlığı değil öğrenmeye de devam ettiğim için bu iki blog kişisel övgümü hakediyor.
* Özel teşekkürler ise daha kurumsal bazda tanıştığım ya da uzakta oldukları için birebir teşekkür etme fırsatı duymadığım kişilere: öncelikle blogidmanyurdu ve futbloglar ekibine teşekkür etmeliyim, sayelerinde yazılarımız artık daha fazla insana ulaşmakta. Barış'a ayrıca özel bir teşekkürü borç bilirim, düzenlediği toplantı sayesinde tanımadığım pek çok blogger'ı tanımış oldum. Ayrıca özel olarak, Borges'e de teşekkür etmek lazım; her zaman bizim blogu destekledi ve daha da güzeli yazılarıyla geri döndü. Artık bundesliga yazarken referans alabileceğim bir blogum var...
* Borges gibi blog top 10'u yapmak istemiyorum çünkü haddime değil, fakat samimiyetle söylemem gerekirse 3 blogun takipçiyim: Stalker, Borges ve Arsenalturkiye... Uzgunum listede bilinen bloglar yok amam bunlar da cok güzel be abi....
Burada adı geçmemiş fakat yeri gönülde sağlam olan herkese de mutlu yıllar... Gelecek sene de bizleri ve diğer blogları izlemeye devam edin.
Arkadaşlar sonuçta bu blog bambaşka bir hikayeden başladı, o yüzden bizim için tabiri caizse dışardan yazan herkes o kadar ilgi odağı oldu ki bunu kelimelere dökmem mümkün değil. Sonuçta biz 3 farklı kıtaya dağılmış dostların birbirleri ile iletişim kurduğu bir organizasyon olarak başladık bu işe ve gariptir takip edilen spor bloglarından biri olduk. Bu bağlamda yorum yazan ve okuyan herkese teşekkürler...
Bu da 2010 için naçizane hediyem olsun, Tellier'den La Ritournelle.... Bırakalım aşk kazansın...
1. Milli Takıma Yerli Hoca mı Yabancı Hoca mı Gelsin? Bence hiç gelmesin, 70 milyon zaten gelecek olandan daha iyi biliyor bu işi!
2. Rijkaard'ı küçümsemek... Başarısız olabilir tamam da, küçümsemeyelim artık ya! Gören de, yan bakkalın futbol oynamamış çırağı Galatasaray'ın başına geçmiş sanır. Ben de koşulsuz fanatiği değilim adamın fakat gelişmeleri en az sizler kadar merak ediyorum. 3. Total Futbol mükemmel bir şey ya! Karşı tarafın da en çok tutunduğu argüman bu cümle aslında. Sanki bütün dünya total futbolla doğdu, onunla büyüdü; total futboldan önce futbol oynanmıyordu hiç, sonra dahi Hollandalılar geldi, herşeyi değiştirdi. Valla içimdeki Cruyff sevgisini tükenme noktasına getirdiniz, tebrikler. (Fakat avatarım değişmeyecek)
4. Alex katsayısı Sanırım bunu literatüre Sinan Engin soktu, fakat kuyuya atılan taş misali kimse çıkarmaya da vakıf olamadı. Adamın futbol kariyeri birkaç seneye sona erecek, hala gelen her yabancıyı Alex ile kıyaslıyoruz. Alex ile kıyaslananların toplam performansı da 1 Alex etmedi ya, o da ayrı bir konu...
5. Tangocular, Sambacılar... Ve spor basınının yüzyıllardır kullanmaktan sıkılmadığı bütün klişeler.