3.07.2010

En Sonunda Birileri Gana'ya Dur Dedi...



Bir ahlaksızlığı başka bir ahlaksızlık ile engellemek mübah mıdır? Tartışılacak bir soru, ama bu gece Uruguay buna kendince bir cevap verdi. Gana, her ne kadar yetenekli oyunculardan kurulu bir kadroya sahip olsa da, ortalamanın altında futbolu ile beklenenin ötesinde bir yere gelmişti bu turnuvada... Doğru düzgün ortasaha organizasyonu olmayan, kalecisi amatör takım kalecisinden hallice, hücüm becerisi bireysel yeteneklere ve şansa bağlı Gana takımı, beyaz adamın vicdan muhabesi yüzünden turnuva boyunca hep kayırılmıştı. Allahtan karşılarına  , Latin Amerika'nın en sert takımı Uruguay çıktı da, bu rezilliğe bir son verdiler. 

Doğrudur, Uruguay bu işten temiz sıyrılmadı ama, post-kolonyal sendromdan müzdarip olmayan bizlerin de bir sakin kafayla düşünmesi lazım: takım bile olamayan Gana, yarıfinali hakediyor muydu? 
Devamı - En Sonunda Birileri Gana'ya Dur Dedi...

Artık Dünya Kupasından Konuşabiliriz



Yüzyılın overrated iki takımı, İngiltere ve Brezilya artık -ve en sonunda- elendikleri için artık gerçek futboldan konuşabiliriz. 

Yıldızı olmadan kendini favori gören Brezilya, bugün gerçek futbolcular karşısında teknik olmasa bile taktiksel üstünlüğünü koruyamadı ve beklenen sonuçla kupadan elendi. 

Brezilyasız bir dünya kupası izlemek, en azından çeyrek finalden sonra, geç de olsa hakettiğimiz bir keyif. Bunu bize sağlayan Hollanda'ya teşekkürü borç biliriz. 

Darısı, Brezilya'nın elemelerden çıkamadığı bir Dünya kupası.... Biliyorum çok şey istiyorum, ama ben futbola inanıyorum.... 


Devamı - Artık Dünya Kupasından Konuşabiliriz

30.06.2010

Cernat Karabük'de....



Dünya Kupası'nın tozu dumanı altında kalsa da gerçekten önemli bir transfer, hatta Bursaspor'un Insua transferinden sonra yapılan en önemli transfer hamlelerinden biri Florin Cernat. Kendisini pek çok futbolsever gibi Dinamo Kiev'de oynadığı dönemde tanıyıp sevmiştik. Uzun süre, Kiev'in ve Romen futbolunun bel bağladığı isimler arasında gösteriliyordu, özellikle top tekniği ve gole yatkınlığı yüzünden kariyerinin en azından vatandaşları Mutu ya da İlie düzeyinde seyretmesi bekleniliyordu, fakat olmadı... 30 yaşındaki Cernat şimdi Karabük'te ve Süperlig'de eski günlerinden bir demet bize sergiler mi bilinmez, fakat bilinen bir şey var ki  o da Karabük'ün, en azından kağıt üzerinde, sezonun en önemli transferlerinden birine imza attı. 
Devamı - Cernat Karabük'de....

Dünya Kupası 2010 Beyazperdede

Devamı - Dünya Kupası 2010 Beyazperdede

İnananlar İnanmayanları İnandırsın


İki uğuru Türkiye'den
Arjantin futbolunun önemli ismi Noray Nakis, Güney Afrika'da SABAH'a konuştu.
Maradona'yı maçlarda tespih ile görüyoruz. Bu onun uğuru mu, başka uğurları var mı? Maradona'nın Dünya Kupası'nda 4 tane uğuru var. Bunlardan biri elinden bırakmadığı tesbihi, diğeri torunu Benjamin ve sürekli yanında taşıdığı Ertuğrul Sağlam'ın imzalayıp gönderdiği özel kaşkol.. Bir de dördüncü bir uğuru var. Fakat onu size şu an açıklayamam. Finali oynadıktan sonra söyleyeceğim. “Tesbih hediye olarak geldi. Çok hoşuna gitti. Biraz da benden kaynaklanarak tesbih taşıma alışkanlığının kendisine uğur getireceğine inanmaya başladı. Ertuğrul Sağlam'ın Maradona ya gönderdiği 'Dünya'nın en büyük futbolcusuna sevgilerle' imzalı kaşkolu Maradona'yı çok etkiledi. İnanın Maradona, bir Bursaspor ve Ertuğrul Sağlam fanatiği oldu.”
Süleyman Gültekin/Sabah
Devamı - İnananlar İnanmayanları İnandırsın

29.06.2010

Dünya Kupası Unplugged

Devamı - Dünya Kupası Unplugged

28.06.2010

Heinze'nin Kafası

Kafa sonrası yüz ifadesinin dramatik değişimi harika...

Devamı - Heinze'nin Kafası

22.06.2010

Sylvester Stallone da Dunya Kupasında!!!


Devamı - Sylvester Stallone da Dunya Kupasında!!!

16.06.2010

Dünya Kupası Notları #6 : Isla-Sanchez, Hittzfeld ve Forlan


Dünya kupasının 6. gününe geldiğimizde, seyir zevkinin yavaş yavaş da olsa belli standartların üstüne çıktığını görüyoruz. Honduras-Şili karşılaşması bu açıdan önemli idi. Maç Şili'nin 0-1 üstünlüğüyle sona erdi ancak maçın temposunu düşündüğümüzde yalnızca 1 golün vuku bulması izleyenleri pek de rahatsız etmedi sanıyorum.

Şili hakkında herkesin ezber ettiği ilk ve en önemli bilgi Güney Amerika eleme gruplarından Brezilya'nın ardından ikinci çıkmış olduğu gerçeğiydi. Benimse, Şili ile ilgili hatırladığım ilk sahne Fransa 98'e dayanıyor. Grup maçlarında kimseye yenilmeyerek dikkat çeken bu "uzun ince" ülke, topladığı 3 puanla B Grubu'nu İtalya'nın ardından ikinci olarak bitirmiş, ikinci tur mücadelelerinde Brezilya'nın rakibi olmuştu. O zaman, daha ikinci turda Brezilya ile eşleşmeleri talihsizlik olarak nitelendirilmişti. Yine aynı tablo gerçekleşebilir. Dilerim Şili aynı talihsizliği bir kez daha yaşamaz ve çeyrek finale ulaşabilir. Bunu hakediyorlar zira... Alexis Sanchez- Mauricio Isla ikilisi, Lahm-Müller ikilisiyle birlikte turnuvada izlediğim en iyi arkalı-önlü hücum organizasyonlarını oluşturdular. Şili'nin çok teknik ismi var fakat İspanya'nın başına gelen onların da başına gelebilir, İsviçre savunmasını açmakta zorlanacakları açık. Öte yandan, Honduras'ın ciddi tecrübe eksikliği göze çarpıyor. Böylesi büyük turnuvalara pek sık katılamıyor oluşları, hücumlarının cılız kalmasına, son vuruşlarda beceriksizliklere yol açıyor. Buna karşın mücadeleci bir takım. Oynayacakları hiç bir maçta rakiplerine ezilmezler.

İspanya-İsviçre karşılaşmasında beklediğim sürpriz gerçekleşti. İsviçre'nin bu turnuvada bir umudu varsa tamamını Hittzfeld'e borçludur. Bir teknik direktör takımının başarısında ne kadar etkilidir sorusunun cevabını en iyi Hittzfeld'e bakarak cevaplayabiliriz. Eğer Hittzfeld gibi bir teknik adamınız varsa, rakibiniz ne kadar iyi paslaşırsa paslaşsın istediği pozisyonları yaratamayabilir ve siz gol bulmak için rakibinizin savunmada bıraktığı boşluklardan faydalanabilirsiniz. Sanıyorum iki ya da üç pozisyon buldu İsviçre. Biri gol oldu. İspanya, turnuvanın ilk günü Meksika'nın yakalandığı tuzakla karşı karşıya kaldı. Topa hakim olmak bir süre sonra beyhude top çevirişlere, açık arama oyununa dönüştü. Dediğim gibi, Hittzfeld İsviçre'ye ikinci tur umudu getirdi. Bakalım Şili karşısında ne yapacaklar?

Günün son maçında sürpriz olmadı. Uruguay'ın G.Afrika'yı zorlanmadan yenebileceği belliydi fakat ev sahibinin turnuvanın açılış maçında Meksika karşısında gösterdiği direnç ve disiplin çoğumuzu şaşırtmıştı. İlk maçın yıldızlarından Tshabalala bu akşam ortada yoktu. Zaten Pienaar turnuvanın başından beri "yok". Bir tek poisyon dahi üretemedi G.Afrika. Bu anlamda, şimdiye kadar oynanan maçlar arasında bir tek pozisyon dahi yakalayamayan bir takım yoktur sanıyorum. O kadar kötüydüler. İlk maçın ardından Khune hakkında çok iddialı sözler sarfetmiştim. Kırmızı kart gördü. Yüksek ihtimalle turnuvayı kapattı. Onun gibi bir kaleciyi daha fazla izleme imkanına sahip olmak isterdim. Uruguay'da ilk maç hayal kırıklığı yaratan hücum ayakları Forlan ve Suarez bu akşam yanlarına Palermolu Cavani'yi de almışlardı. İlk dakikadan itibaren ölçülü de olsa pozisyon üretmeye, rakip kaleyi yoklamaya başladılar. Nhayetinde, Forlan rakibin sırtına çarpmış olsa da çok şık bir gole imza attı. İkinci yarı, maçın en hareketli ismi Suarez, Khune tarafından düşürüldü. Forlan riskli olsa da penaltının nasıl atılacağını gösterdi adeta. Öylesi bir vuruşun kaleciler tarafından kurtarılmasının imkanı yoktur. Maçın son dakikasında, düdük yerine, Suarez'in zarif ortasında Pereira'nın golü geldi. Forlan'ın kaydettiği iki gol ona gol krallığı yarışında çok büyük bir avantaj sağlayacaktır. En büyük rakipleri ise Podolski ve Klose olacaktır diye düşünüyorum.
Devamı - Dünya Kupası Notları #6 : Isla-Sanchez, Hittzfeld ve Forlan

15.06.2010

Baros Dunya Kupasi'nda




Gormemis olanlara: Tunus asilli Alman futbolcu Khedira ve Milan Baros
(Biraz daha ugrasirsak Hollanda'dan da birini ekleyebiliriz buraya gibi geliyor ama kimdi bu benzer insan tam hatirlayamadim)

Not: Real Sociedad tekrar La Liga'da. Oh be....
Devamı - Baros Dunya Kupasi'nda

13.06.2010

Dünya Kupası Notları #3 : Futbol Almanlarla Güzel


Cezayir-Slovenya maçı o kadar can sıkıcıydı ki iki takıma da ayrı bir bölüm açacak kadar takip edemedim bile. Oyuncular kendilerini ne kadar zorlarsa zorlasın, paslar istenen yere gitmiyor, basit hatalar yapılıyordu. Yani, beceriksizliğin hüküm sürdüğü bir maç idi. Galibiyeti getiren golün de Cezayir'in kalecisi Chaouchi'nin beceriksizliğinin ardından gelmesi manidar oldu. Cezayir'in bundan sonra işi zor. İngilizler karşılarına öfkeyle çıkacaklardır. A.B.D ise umutla...Dilerim Cezayir kupaya puansız ve golsüz veda etmez. Belhadj dışında hiçbir futbolcuyu beğenemedim. Wolfsburg'lu Ziani ve oyuna sonradan girip, 15 dakika içerisinde iki sarı kartla oyundan atılan Ghezzal ise açık ara sahanın en kötüleriydi. Slovenya'da şimdilik havalar güneşli. Çok büyük bir avantaj elde ettiler. Ancak, yapılabileceklerin en iyisini onlar değil, İngiltere'den puan almayı başaran A.B.d gerçekleştirdi. Kimi araştırma şirketleri Slovenya'yı yarı finale kadar göndermişti kupa öncesinde. Böyle bir futbolla gol atmaları dahi mucizeydi, mucize gerçekleşti. Bundesliga'nın önemli isimleri Novakovic ve Dedic hareket etmekte zorlandılar ki takımlarının en önemli kozlarını oluşturuyorlar. Slovenya'nın vasata ulaşabilen bölgeleri Koren-Birsa orta alanı ve Suler-Cesar tandemiydi. Maçı Slovenya lehine çevirebilecek tüm aksiyonlar Birsa-Koren ikilisi tarafından gerçekleştirildi. Ne var ki, içlerinden en kötü top gol oldu. Öyle ki Koren'İn vuruşunda top falso dahi almamıştı.

Sırbistan-Gana... Büyük bir sürpriz gerçekleşti. Sırbistan 4-5-1'den bozma 4-4-2 oynuyordu. Savunma hattında hemen hiç sorun yoktu aslında. Kolarov-Vidic-Lukovic-Ivanovic dörtlüsünün hepsi iyiydi. Özellikle kırmızı kart görmesine rağmen Lukovic'i çok beğendim. Orta sahada ise aynı uyum yoktu. Öncelikli sorun ise Krasic'in silikliği ve Milijas-Stankovic ikilisinin ağırlığıydı. Gana orta alanına göre çok daha zayıf kaldılar. İki beyin yanyana oynuyordu sanki. Duran toplar, defans arkasına şişirilen toplar, düşük tempoda top çevirişler tamam ancak iş mücadele etmeye geldi mi Milijas-Stankovic ikilisinin ne yaşı ne de gücü Gana orta sahasıyla mücadele etmeye yeter. Sırbistan'ın en iyisi Jovanovic idi. Tekniğinin iyi olduğunu biliyorduk da bu kadar üst düzey mücadele verebileceğini hiç beklemiyordum. Sırbistan'ın her pozisyonunda o vardı adeta. Zigic'i çok başarılı buldum. Capello'nun Heskey'e yüklediği görevin bir benzerini Antic de Zigic'e yüklemişti. Pantelic'in önünde konumlanacak, topla birlikte orta alana kadar gerileyecek ve rakip savunmada gedikler yaratacaktı. Çabaladı ama Pantelic ile iyi bir iletişim kuramadı. Kısacası, Sırbistan umut vermiyor. İkinci maçları da Almanya'yla. 2006'da da onlardan çok şey bekleyenler vardı fakat "0" puanla dönmüşlerdi. Almanya maçında mucize yaratamazlarsa 2006 kabusu yeniden gerçekleşebilir.

Gana'nın Ömer Üründül ırkçılığına bulaşmadan, şimdiye kadar turnuvadaki en iyi Afrika takımı olduğunu söyleyelim. Mücadele güçleri en iyi takımlarla dahi baş etmeye yetecek seviyede. Ayrıca, Ayew ve Tagoe çok etkili kanat oyuncuları. Top taşıyabiliyorlar, takımı ileri taşıyabiliyorlar. Haliyle Asamoah Gyan da vasat üstü bir forvet. Önümüzdeki maç Avustralya ile karşılaşacaklar ve Kangurular'ın en büyük gol ümidi Cahill sahada olmayacak. Ne diyelim, talih belki de hiç bir zaman bu kadar yanlarından olmamıştı. 2006'daki ikinci tur sürprizini gerçekleştirebilirler.

Söz Avustralya'ya gelmişken; sadece Türkiye'deki değil tüm dünyadaki hayranlarını hayal kırıklığına uğrattıklarını belirtmek gerekir. Dilerim ikinci maça toparlanmış bir şekilde çıkarlar. Yine de, Cahill'siz işleri çok zor. Kewell dönerse, yeniden umutlanabilirler.

Futbolun Almanlarla daha bir güzel olduğu kesin. Şimdiye kadar izlediğimiz en iyi takımdı. Kesin. Daha önce hiç bir takımda izleyemediğimiz çeşitlilikte ataklar izledik. Futbolseverlerin bu akşamki en önemli görevleri Almanlar'a şükretmek olmalıdır. Zira hepimizi bir kısırlığın içinden çekip almış olabilirler. 4-2-3-1 oynadılar. Savunma hatasız idi. Schweinsteiger için ayrı bir cümle yazmak lazım. Yüksek top tekniği ve soğukkanlı yapısı onu şu an için Almanlar'ın en kritik futbolcusu yapıyor. Khedira ile de iyi anlaştıklarını gördük. Müller-Mesut-Podolski üçlüsü doğrudan sonuca gitmek istiyorsanız çok doğru bir seçim. Zira Podolski'nin her şutu gol tehlikesi yaratabiliyor. Klose de çok değerli bir golcü. İkinci maçlarını da kazanırlarsa, çok rahatlayacaklar. Gol kralı Panzerler'den çıkabilir. Almanya'yı biraz fazla övmüş olabilirim fakat futbolsuz geçen 3 günün ardından böyle bir tabloyla karşılaşınca soğukkanlılığımı kaybetmiş sayılırım. Tahminimi yineleyerek bitireyim yazıyı: Almanya final, hiç değilse yarı final oynayacaktır G.Afrika'da...
Devamı - Dünya Kupası Notları #3 : Futbol Almanlarla Güzel

Dünya Kupası sahtekarlığı ve Afrika

dünya kupası

"2010 Dünya Futbol Kupası denen sahtekarlığın foyası ortaya çıkar
ılmalı. Zabalaza Anarşist Komünist Cephesi, organizasyonu Güney Afrika Cumhuriyeti’nin ve kıtanın geri kalanında yaşayanların ekonomik ve sosyal durumunun iyileştirilmesi için hayatta bir kez denk gelinen bir fırsat olarak sunan devletin cüretini ve riyakarlığını kınamaktadır. “Fırsat” denilen şeyin Güney Afrika’nın hakim zümrelerini, küresel ve yerel sermayeyi semirtmek manasına geldiği apaçıktır. Hatta, organizasyonun Güney Afrika’nın fakir ve çalışan kesmi için yıkıcı sonuçları olacaktır ve olmaktadır.

Dünya Kupası’na hazırlanırken devlet 800 milyar rand harcamıştır (altyapı gelişimi için 757 milyar rand, bir daha hiçbir zaman dolmayacak stadyumlar için 30 milyar rand). Bu, umutsuz bir sefalet ve yüzde 40’a yakın işsizlik oranıyla boğuşan bir ülkede yaşayanların yüzüne vurulmuş bir tokattır. Geçtiğimiz beş sene içerisinde, çalışan fakir kesim temel hizmetlerin ve iskanın sağlanmasına dair 8 binden fazla eylem yapmış, devletin devasa sosyal eşitsizliği ortadan kaldırmaktaki başarısızlığına dair hissettiği öfke ve hayal kırıklığını yansıtmıştır. Bu harcama döngüsü, kifayetsizliği ortaya çıkmış neoliberal kapitalist modelin ve küresel çaptaki eşitsizlikler ve yoksulluğu derinleştiren “saraydan zekat” ekonominin sürdürülebilmesine yöneliktir. Devlet, daha önce aksini iddia etmesine rağmen, şu an projenin hiçbir zaman kar amaçlı bir girişim olmadığı numarasını yapmaktadır.

Güney Afrika’nın, özellikle Johannesburg dahil olmak üzere birçok şehirde hiç olmayan toplu taşıma alanında, büyük ölçekte bir kamusal altyapıya vahim bir şekilde ihtiyacı vardır. Organizasyon için tam zamanında, 8 Haziran’da, çalışmaya başlayan Gautrain bu konuda acı bir alaydır: büyük çoğunluğun güvensiz özel minibüslerle günlük bazda uzun mesafeler kat ettiği bir ülkede, Gautrain Johannesburg ve Pretoria arasında tek bir sefer için 100 rand ödeyebilecek turistler ve zenginlere hızlı ve lüks bir ulaşım imkanı sunmaktadır. Bu resim kendini her yerde belli etmektedir: Güney Afrika havayolları şirketi havaalanlarını iyileştirmek için 16 milyar rand harcamış, Karayolları İdaresi yeni paralı yollar yapmak için 23 milyar rand dökmüştür – harcanan bu parayı geri döndürmek için sert maliyet düşürme önlemleri getirilecek, bu da yeni imkanlardan yararlanamayacak fakir kesimlerin sırtından yürütülecektir. Belediyeler ülkenin dört bir köşesinde kentsel dönüşüm ve “ıslah” girişimlerinde bulunmuş, bu sayede katı Güney Afrika gerçeğini gizlemeye kalkışmıştır. Sadece Johannesburg’da 15.000’den fazla evsiz insan ve sokak çocuğu toplanıp barınaklara tıkılmış, Cape Town’da fakir bölgelerde ve gecekondu kamplarında yaşayan binlerce kişi evlerinden edilmiştir. Cape Town şehri, başarısız da olsa, N2 karayolunda seyahat eden turistlerin görmemesi için Joe Slovo’da ikamet eden 10.000 insanı yaşadıkları yerden atmaya kalkışmış, bu insanlar başka şehirlerde stadyumlar, taraftar parkları ve tren istasyonları inşası için sokağa atılmıştır. Soweto’da ana turist ve FIFA güzergahları üzerindeki yollar iyileştirilirken hemen yakındaki okullar yıkılmak üzere olan binalar ve kırık camlarla eğitime devam etmektedir.

dünya kupası

Bir kısım Güney Afrikalı ikna olmamış olsa da, Dünya Kupası denen sirkten dikkati uzaklaştırmak için dayatılan milliyetçi propagandayla birçoğunun gözleri boyanmaktadır. Her Cuma günü “futbol Cuma’sı” ilan edilmiş, “millet” Bafana-Bafana tişörtleri giymeye teşvik edilmiş, hatta okul çocukları bunu yapmaya zorlanmıştır. Arabalar bayraklarla donatılmakta, halk turist restoranlarında düzenli olarak sergilenen Diski dansını öğrenmeye ve maskot oyuncaklar almaya itilmektedir. Bu heyecan dalgasına şüpheci bir şekilde yaklaşanlar vatan düşmanı olarak etiketlenmekte, örneğin greve gitmek isteyen Güney Afrika Birleşik Ulaşım İşçileri Sendikası “milli çıkar”lar uğruna engellenmektedir. Geçtiğimiz yıl 1 milyondan fazla işin buharlaştığı bir ülkede, devletin Dünya Kupası sayesinde yaratılan 400 bin iş üzerinden dayattığı coşku boş ve aşağılayıcıdır. Yaratılan iş imkanları sınırlı süreler için geçerli, geçici kontratlar üzerinden yürütülmekte, bu işlerde sendikasız ve asgari ücretin son derece altında miktarlar kazanan işçiler çalışmaktadır.

Sendikal baskının yanısıra, Dünya Kupası esnasında tüm faaliyetleri yasaklanan tüm sosyal hareketler devletin nefretini çekmektedir. Hatta bu baskıların Mart’tan beri sürdüğüne dair kanıtlar bulunmaktadır. Dünya Kupası maçlarının gerçekleşeceği belediyelere dair yapılan araştırmalar organizasyon esnasında genel bir toplantı ve gösteri yasağı olduğunu ortaya koymaktadır. Rustenberg, kupa boyunca toplantılara kapalıdır. Mbombela belediyesi de kupa boyunca toplantıları yasaklamıştır. Cape Town şehir kurulu yürüyüşler için başvuru almaya devam etse de, bunun kupa boyunca problem olacağını bildirmiştir. Nelson Mandela Bay ve Ethekwini belediyelerine göre, polis Dünya Kupası boyunca toplantı ve yürüyüşlere izin vermeyecektir. Bu baskı metodları, her ne kadar ilerici mahiyeti övülse de devletin iddia ettiği şekilde özgürlük ve eşitliğin sigortası olmaktan uzakta olan anayasadaki ifade ve toplantı haklarıyla bile çelişmektedir. Bütün bunlara rağmen Özelleştirme Karşıtı Forum ve başka birkaç sosyal hareket dahil olmak üzere Johannesburg’daki bazı örgütler kolay kolay pes etmemiş, İfade Özgürlüğü Enstitüsü’nün desteğiyle açılış gününde bir protesto yürüyüşü yapmak için izin koparmıştır. Ancak yürüyüş stadyumdan üç kilometre ötede gerçekleşecek, bu sayede devletin çekindiği medya ilgisine mazhar olmayacaktır.

Güney Afrika kendisini pahalı otelleri, yatak-kahvaltı pansiyonları ve kokteyl barlarını dolduracaklara kollarını misafirperver bir şekilde açan bir devlet olarak sunma çabası içerisinde fakir kesime baskıcı politikalar uygulamakla kalmamış, bütün bunları Sepp Blatter ve arkadaşlarının FIFA isimli (Durban Sosyal Forumu’nun deyimiyle THIEFA) yasal suç örgütünün rehberliği altında yapmıştır. FIFA neredeyse 1.2 milyar euro’luk kar pastasının en kalın dilimini yemeyecektir sadece, şimdiden 1 milyar euro’yu aşan yayın haklarını cebe atmıştır. Stadyumlar ve stadyum çevresindeki alanlar turnuva boyunca FIFA’ya verilmiş, bu sayede FIFA’nın kontrol edip gözetlediği, devlet yasalarından ve normal vergi kanunlarından muaf kozalara dönüştürülmüş, stadyumlara giden bütün yollar FIFA ürünleri satan esnaftan temizlenmiş, havaalanlarına giden yollardaki gecekondular yıkılmıştır. Bu sebeple, Dünya Kupası’nı fırsat bilip hayatta kalmak için ihtiyaç duydukları gelirlerini arttırmak isteyen sıradan insanlar yine saraydan zekat sisteminin pençesine düşmüştür. Dünya Kupası markasının ve alakalı ürün haklarının tek sahibi olan FIFA, 100 kadar avukattan oluşan ekibini ülkenin içine salmış, markaya dair ürünleri izinsiz bir şekilde satan kişileri tek tek yakalatmaktadır. Ülkede ve kıta genelinde çoğu insanın ihtiyaç duydukları ürünleri gayrıresmi ticari yollardan tedarik etmesine ve bir tişörte 400 rand verecek durumda olmamasına rağmen, FIFA ürünleri satıcılardan gasp edilmekte ve söz konusu esnaf tutuklanmaktadır. FIFA akreditasyon tehditini kullanarak organizasyonu eleştiren yazılar yazma niyetindeki gazetecilerin boğazına basmakta, açık bir şekilde basın özgürlüğünü ihlal etmektedir.

dünya kupası

Bütün bunların en garip yönü futbolun bir zamanlar gerçekten emekçi kesimin oyunu olmasıdır. Eskiden stada gidip canlı maç izlemek, devlet baskısını ve günlük hayatın acımasızlığını unutmak için 90 dakikalarını futbol izleyere geçirmek isteyen insanlar için ucuz ve ulaşılabilir bir eğlence aracıydı. Bugün ise küresel kapitalist bir krizin yaşandığı bir dönemde gereksiz paralar harcanmakta, profesyonel futbol ve Dünya Kupası olguları zengin zümrelere fahiş karlar getirmekte, cilalı sahalarda en ufak bir darbede yerlerde sürünen ve parazit menajerleri vasıtasıyla mide bulandırıcı derecede yüksek ücretler alan futbolcuları izlemek isteyenlerin ceplerinden binlerce rand, pound ve euro sülük misali emilmektedir. Birçok yönden estetik güzelliğini sürdüren bir oyun emekçi kesimin ruhunu kaybetmiş ve sömürülmeyi bekleyen ürünlere indirgenmiştir.

Bakunin bir zamanlar şöyle demişti: “İnsanlar kiliseye de tavernaya da aynı sebepten gidiyorlar: Kendilerini aptallaştırmak, ızdıraplarını unutmak, birkaç dakika için bile olsa kendilerini özgür ve mutlu bir şekilde hayal etmek için.” Kör bayrak sallamalar ve vuvuzela üflemeleri arasında, sporu da bu denklemin içine yerleştirebilir, unutma eyleminin aktif bir şekilde adaletsizlik ve eşitsizlikle savaşmaktan daha kolay olduğunu söyleyebiliriz. Yine de savaşmayı tercih edenler var; emekçi kesim, fakirler ve ilişkili örgütler yanılsamalara karşı devletin inanmak istediği kadar edilgen ve çaresiz değil. Tehditlere, etiketlemelere ve ifade özgürlüğüne engellere rağmen, stadyum kapılarındaki gecekondulardan kitlesel protesto, gösteriler ve grevlere, ne şekilde olursa olsun, toplumu eline geçiren korkunç eşitsizliklere karşı sesimizi yılmadan duyuracak, başkalarının hayatları üzerinden inşa edilen imparatorlukların küresel oyunlarını bozacağız.

Dünya Kupası’na hayır!
Devlet baskısı ve bölücü milliyetçiliğin canı cehenneme!
Yaşasın insanların sömürüye ve vurgunculuğa karşı mücadelesi!"

anarkismo.net'ten


Neden Güney Afrika? [sol.org]
Devamı - Dünya Kupası sahtekarlığı ve Afrika