13.11.2009

Vassell Üzerinden İktidar Savaşları


Darious Vasell'in otelinden ayrılırken yanında taşıdığı Atatürk portresi bir çok haber portalının ve blogların ilgisini çekmiş. Gün boyunca bu konuyla ilgili bir kaç yorum okudum. Çoğu yazar haklı olarak Ankaragücü'nü eleştirmiş Vassell ise elindeki portrenin de yardımıyla bir çok sempati puanı toplamış gözüküyor.

Son "bayaa" senedir olduğu gibi bu konu da Türkiye'yi ikiye bölüyor. Bir tarafta Melih Gökçek ve oğlunun temsil ettiği eski mümin yeni burjuva değerler karmaşası, öbür tarafta elinde Atatürk tablosuyla absürtlüğün kitabını yazarak otelden ayrılan mağdur ama gururlu Vassell. Türkiye siyasetinde yaşadığımız devir teslim sürecini belkide bu kadar basıt ve net bir şekilde sembolize eden bir olay hatırlamıyorum. Biraz gazete okuyan herkes Ankaragücü yönetimi ve Vassell'in yerlerine kafalarında canlandırdıkları aktörleri ve kurumları yerleştirebilirler.

Bunun dışında bir kaç sözü de Vassell'in elindeki tablo hakediyor. Eğer insanlara genelde güvenen bir insansanız, Vassell'in Türkiye tarihini okuyup öğrendiğini, Atatürk'ü çok sevdiğini, hatta Turgut Özakman'ın son romanını İngilizce'ye çevireceğini filan düşünebilirsiniz. Okuduğum kadarıyla bu tarzda düşünen insanlar çok. Belki de böyle düşünmek istiyorlardır. Sonuçta ortada bir gurur okşanması durumu var. Bizim için bu kadar önemli bir değeri kimsenin umursamaması yazık olurdu. 'İngiliz olsa da helal olsun bizim Darious'a' diye başlayan yazılar okudum bloglarda. İngiliz olmasına rağmen (bilirsiniz bütün İngilizler emperyalisttir) Atatürk portesine bu kadar bağlı olması, Çılgın Türklerin çok hoşuna gidiyor.

Fakat şüpheci bir insansanız, aklınıza şöyle bir senaryo gelebilir. Vassell Türkiye'ye geldiği gün çevirmeni ona şöyle diyor: "Darious abi gel sana bir Atatürk portesi alalım. Sende bu varken buralarda sırtın yere değmez." (Aynı, birinin Daum'a Türkler çok milliyetçidir sen de sürekli Türkiye propagandası yap, kral olursun demesi gibi) Neyse, garibim Vassell'de buna kanıp portreyi alıyor. Fakat bilmiyor ki takımı Ankaragücü'nü Gökçek Ailesi satın alacak!! Bilmiyor ki Türkiye'de sermaye, elitler, burjuvazi hep yer değiştiriyor. Bilmiyor ki hiç anlamadığı bir iktidar kavgasının ortasında kalacak...Bilmiyor ki kış ortasında Ankara'da sokakta kalacak!

Devamı - Vassell Üzerinden İktidar Savaşları

12.11.2009

Bu Hafta Hepimiz Şizofreniz


Bu hafta Türkiye futbolu adına ne yapıyoruz?
Herkes açıyor PES'i; kendi takımı olarak, uğruna 70 milyon (yeri gelir 75 olur) çarpan yürek barındıran Türkiye'yi alıyor. Rakip olarak ise Avrupa'dan rastgele bir ülke takımı seçiliyor. Önce deplasman (işimize gelir), sonra içeride olmak üzere 2 karşılaşma yapılıyor. Sonuca göre çarşamba gecesi arkadaşlara webcam üzerinden maç sonu demeçleri veriliyor. Elenme durumunda rakip ülkeden bir veya birkaç futbolcu dövülüyor, galip çıkma durumunda ise balkonda meşale yakılıp maytap fırlatılıyor, ve futbol dolu bir haftanın daha sonuna geliyoruz.

Evet, bu hafta hepimiz şizofreniz.

PES'i olmayanlar için FIFA, CM/FM, hatta veritabanı güncellenmiş Sensible Soccer da mübahtır. (Müftülük onayıyla TFF kararı)
Devamı - Bu Hafta Hepimiz Şizofreniz

"Bursaspor'da Ama Lamborghini'si Var"



Star isimli gazeten ikinci bir başlık. Bursasporlu Sercan Yıldırım, fırsat buldukça lamborghinisi ile İstanbul gecelerinde tur atıyormuş. Ne kadar tepeden bakan bir bakış açısı, başlık bile insanın midesini bulandırıyor.

"Bu pahalı araç Fenerbahçe’de Volkan Demirel ve Roberto Carlos ile Beşiktaş’ta Matias Delgado’da bulunuyor."

Sen ki, sadece Bursasporlusun nasıl olur ki Fenerbahçeli ve Beşiktaşlı futbolcuların kullandığı arabayı kullanırsın değil mi?

3 büyükler dışında bir takımdaysan, yeme içme, gezme, lüks araba alma, hatta aldığın araba büyük takım topçularının arabasından silindir olarak 2, hacim olarak en az 1000 cc altta olsun, maçta büyüklerden biri sana kasti faul yapınca sesini çıkarma, hakem hakkını yiyebilir, sus otur yerine konuşma!

Şuna bak, hem Bursaspor'da, hem de Lamborghini'si var!



Devamı - "Bursaspor'da Ama Lamborghini'si Var"

"Vassell, the Homeless Striker"


"Ankaragücü'nün dünyaca ünlü İngiliz golcüsü Darius Vassell, otelinin parası ödenmediği için gece yarısında kapının önüne kondu. Darius Vassell, yaşanan gelişmeler karşısında şok oldu."
Haberin başlığı Star isimli bir gazeteden, zannımca kimse bu konuya şaşırmadı.
Önce Hikmet Karaman, sonra Vassell...
Herhalde "Büyük Ankaragücü" hayali "küçükleri" ezmekle başlayacak.

(Başlık, rudolph the red nosed reindeer şarkısına göndermedir. Sabahtan beridir vassell versiyonunu söylüyorum, dilime dolandı.)

Devamı - "Vassell, the Homeless Striker"

9.11.2009

Toraman mı Yusuf mu, Ekrem mı? Beşiktaş'ta neler oluyor


Çeşitli medyadan görmüş olabileceğiniz üzre Trabzon'daki bu haftasonu yapılan müsabakanın 47. dakikasında Beşiktaş'ın bulduğu golle birden olan oldu ve gol sevinci sırasında Beşiktaşlı bir takım arkadaşı golü atan Ernst'i laf yerindeyse kıçını sıkarak taciz etti. Daha önce de Veysel ve Necati arasında yaşanan (ve halen de eşi benzeri olmayan) olayı hatırlatan bu durum kafalarda ilginç sorulara yol açıyor.

Baştaki fotoda Yusuf'tan kolayca şuphelenilebilse de, buradaki fotoda ise oklar fena halde Toraman'ı gösteriyor.


Peki gerçekten neler oluyor, yoksa bunlar sahamızda görmek istemediğimiz türden hareketler mi?
bunu sokakta birine yapmak suçtur, ama takım arkadaşları arasında şakacık oyuncuk diye düşünebiliriz. E herhalde bütün günü fiziksel ve birbirleriyle içiçe geçirdikleri için futbolcular arasında normal şeylerdir bunlar.

Ama başka bir ihtimal ise Ernst'in gerçekten "milyonların gözü önünde" tacize uğramış olması, aynen memleketimizde sokakta her gün tacize uğrayan binlerce kadın gibi ve bu durumda da büyük ihtimalle utancından sessiz kalacaktir, suçlu da aklanacaktir. Eh biraz da bu yüzden sanırım futbolculuk zor meslek, sen milyonları kazan, yine de tacize uğra...

Bir diğer ihtimal de tabi bu oyuncuların aralarında bir ilişki olması, ki sanırım genelde bu da sahalarda görülmek istenmiyor. Eh peki bu duruma sarı kart mı çıkmalıydı acaba "toplum ahlakını bozmaya" kasıttan?

Tabi çıkışa ihtiyacı olan bi takımın içinde böyle sevgi istek ve şehvet duygularının olması takımın performansını ciddi bir şekilde artırabilir. Darısı Yıldırım Demirören'in başına...
Devamı - Toraman mı Yusuf mu, Ekrem mı? Beşiktaş'ta neler oluyor

8.11.2009

Futbol Bunun İçin Var... Lyon-Marsilya


Maçı izleyemiyorum ama sanırım son yılların en güzel karşılaşması az önce sona erdi. Flaş haber olarak skor geçelim...
Olympique Lyon: 5 Olympique de Marseille: 5

Futbol, bazen Chelsea-Man U maçı gibi pozisyonsuz ama muhteşem mücadeleli maçlarla, bazen de böyle enteresan skorlarla heyecan veriyor.
Devamı - Futbol Bunun İçin Var... Lyon-Marsilya

6.11.2009

Üniversite Kadınlar Liginde Dehşet - Elizabeth Lambert


Vidyodaki 20 yaşindaki kadının adı Elizabeth Lambert. New Mexico Universitesi'nde iş terapisi bölümünde okuyor. Lugano'ya sert oyuncu diyenler hemen özür dilesin.

VIDEO: Watch Elizabeth Lambert, The Dirtiest Player In Women's Soccer | RadarOnline.com



Devamı - Üniversite Kadınlar Liginde Dehşet - Elizabeth Lambert

4.11.2009

Bundan Sonra Yabancı Maddeyi Atacak Adam Bir Daha Düşünür mü?


Mosturoğlu'nun açıklamasına göre Fenerbahçe Galatasaray maçında sahaya yabancı madde atan 8 kişi görüntülerle saptandı. Açıklamada bir şey çok açık değil. Bu kişilerin isimleri biliniyor mu? Yani görüntülerle saptanan suratların kimlikleri belirlendi mi? Eğer böyle bir durum varsa futbol tarihimizin önemli anlarından birini yaşıyor olmalıyız.
Ben sahaya ıvır zıvır atmanın sadece sürü psikolojisi veya cemaat kültürü ile açıklanabileceğine inanmıyorum. Yaptığın şeyin cezasız kalacağı düşüncesi de insanları normalde yapmayacağı şeyleri yapmaya itebilir. Daha önce kaç tane taraftar sahaya bir madde attığı için bireysel olarak ceza aldı bilmiyorum, ama çok fazla olduğunu da zannetmiyorum. Fakat bireysel cezaların yaygınlaşması, bu insanlara sorumluluk bilinci yükleyecektir. Tabi kimlik belirleme işi ancak Şükrü Saracoğlu gibi taraftarların biletlerindeki numaraya göre oturduğu stadlarda işler. Bu sistem şu anda ne kadar yaygın emin değilim. Neymiş, Big Brother bazen işe de yarayabilirmiş...

Fotoğraf: NTVSpor


Devamı - Bundan Sonra Yabancı Maddeyi Atacak Adam Bir Daha Düşünür mü?

The Importance of Being Ernst


Beşiktaş = Ernst?


Devamı - The Importance of Being Ernst

2.11.2009

Protesto ile Oyun Bozanlık Arasındaki Fark

Ankaraspor olayını yeni yeni atlatmaya başlamışken, şimdi de Diyarbakır'dan "futbol kapanımı" geldi. Şu ana kadar pek çok kez arka çıktığımız Diyarbakırspor camiası bu sefer sabır sınırını aştı. Haberleri yeni duydum, şaşırmadım ama hayalkırıklığına uğradım. Açılım derken, bir şeyler değişecek diye umutlanırken, tarafların aslında çözümden çok dayatmaya ne kadar razı olduklarını -ne yazık ki- bir kez daha görmüş oldum.
Üşenmedim, NTVSpor'daki haberi tekrar tekrar okudum, mantıklı bir şeyler bulurum diye, fakat açıkçası bütün iyi niyetime rağmen bir şey bulamadım. Buyrun buradan yakın:

* "Hakem hatalarından bezdik"
Bu lafı Türkiye liglerinde ağzına almaması gereken 4 takım vardır: 3 büyükler ve Diyarbakırspor. Bütün ülke, rahmetli Gaffar Okan'ın desteklediği dönemlerden beri, bütün siyasi erkin Diyarbakır süperlige çıksın nasıl çabaladığını izledi. Bölgenin bir takımının temsili için pek çok köklü camia harcandı. Diyarbakırspor'a yapılan bu "yardım" zamanında hakemler acaba kasıtlı olarak aleyhte karar veriyorlar mıydı, merak ediyorum...

* "PKK Yakıştırması ve Olumsuz Tezahürat"
Burada haklısınız, hatta sizi bu konuda destekleyen yazılar da yazdık burada. Fakat bu konunun protestosunun da çeşitli yolları var. Giyin siyah formayı isimsiz olarak, "seyirci için zaten hepimiz pkk'yız, ne zaman bizim onlardan ayrı birer birey olduğumuzu anlar ve saygı duyarlar o zaman kendi formamızla tekrar oynarız" diyiverin, bu ülkede iyi şeylerin olacağına inanan güruha biraz umut verin... Siz ligden çekilince, tezahüratlar bitecek mi sanıyorsunuz?

* "Türk futbolu zedelenecekse, maça çıkmamayı tercih ederiz."
İşte asıl bomba cümle! Ankaraspor olayı yüzünden 1 ayağı çukura olan 2009-10 sezonuna bir çelme de siz takın, futbolumuz toptan göçsün. Süper Ligindeki 2 takımdan biri düşürülmüş, diğeri de katılmaktan vazgeçmiş bir Türk Futbolu nasıl zedelenmeyecek birisi lütfen bana açıklasın.

* "Maçın başında Bursaspor bayrakları açıldı"
Gören de Bursaspor bunları Ercan Saatçi yaptı sanır. Bu ülkede "İstanbul since 1453" pankartları açıldı, en medyatik insanlar rakip takım için "s...k, soktuk, geçirdik" edebiyatı yapıyor, siz de Bursaspor bayrağından alınıyorsunuz. Tebrik ederim!

Diyarbakırspor Başkanı Çetin Sümer Bey'in açıklamalarındaki spot cümlelerdi seçtiğim başlıklar. Açıkçası "Kürt Açılımı" siyasi olarak nasıl sonuçlanır, topluma etkileri nasıl olur bilmem ama, Diyarbakırspor'un bugünden itibaren bu konuda ne bize, ne de devlete yardımı dokunmayacaktır. Türkiye bugün, en azından futbol anlamında, Antep Kamil Ocak stadında bölünmüştür.

Pozitif ayrımcılık futbolda uygulanabilir mi diye sormuştum geçen hafta, cevabının ne bu kadar çabuk, ne de bu kadar karamsar olacağını düşünmemiştim.

P.S. Çıkmama kararı aldıkları maçın da Galatasaray maçı olması da herşeyin tuzu biberi oldu. Başlasın komplo teorileri!

Fotoğraf: NTVSpor

Devamı - Protesto ile Oyun Bozanlık Arasındaki Fark

1.11.2009

Beşiktaş 1 - MKE Ankaragücü 0


Uzun süredir maç yazısı yayınlamamıştık. Bunda biraz da Beşiktaş'ın formsuzluğu etkiliydi, açıkçası içimden yazmak gelmiyordu. Dün akşam oynanan maç da, taraftarı sonucu dışında memnun etmekten uzaktı fakat alınan 3 puan Kartal için yeterliydi.

Maçın ilk 15 dakikasını saymazsak, kora kor bir mücadele oldu. Hatta ikinci yarının bazı bölümlerinde, Ankaragücü Beşiktaş kalesini ablukaya aldı. Fakat Beşiktaş'ın stoper ikilisi tecrübesi ve iyi pozisyon almaları ile takımlarını ipten aldılar. Ferrari için artık belirli bir beklenti oluştu taraftarda, tıpkı Ronaldo gibi, onun da Beşiktaş macerasında performansının çok inişli çıkışlı olmayacağını, fakat sahada da ortalamanın üzerinde bir performans çıkaracağını biliyoruz. Sivok da, Ferrari'ye uyum sağlamış durumda, maçta adı en az geçen oyuncu genelde Sivok oluyor ama topsuz oyunda, rakibi marke etmede çok başarılı bir oyuncu. Kalede bu oyunculara destek verecek formda bir kaleci olsa, bu ekip Avrupa düzeyinde bir savunma bloğu oluşturabilir.

Bekler için aynı sözleri söylemek mümkün değil. İsmail Köybaşı geldiğinden beridir en iyi oyununu oynadı ve beklentilerimi haklı çıkarmaya başladı. Daha önce de söyledim, yaş ve tecrübe önemli faktörler fakat İsmail kendini bulduğunda, Milli Takımdaki yeri garanti, ne Hakan Balta ne Ferhat Öztorun ne Hayrettin, milli takımda onun kadar etkili olamaz. Ülkemizde modern bek anlayışına en yakın iki oyuncudan biri Köybaşı, diğeri zaten malumunuz Gökhan Gönül. İkisinin birlikte oynadığı bir Milli takım uzun yıllar beklerde sıkıntı çekmez.

Peki beklerdeki problem ne? Sağ taraf sol kanat kadar şanslı değil. Elimizdeki alternatiflere bakalım: Erhan savunması iyi ama hücumu hiç olmayan bir oyuncu. İbrahim Kaş, süratinden dolayı bekte oynuyor, başka hiç bir özelliği modern bek tipine uygun değil. Toraman, Antep ve Ümit Milli takım zamanlarında zorunluluktan dolayı sol ve sağ bekte oynamış bir oyuncu, dün akşam da zorunluluktan dolayı burada oynadı, elinden geleni yapmaya çalıştı fakat yeterli olmadı. Bütün bu problemleri çözecek bir oyuncu var: Rıdvan Şimşek, fakat Rıdvan da günümüzdeki mevkidaşlarına göre çok ufak tefek bir oyuncu, belki ilerleyen yıllarda fiziği güçlenirse Milli takım çapında bir bek olabilir.

Beşiktaş'ta oyuncu profili olarak en büyük problem, birden çok mevkinin adamı olan oyuncuların sayısının azlığı ya da yokluğu. Eğer 11 as - 11 yedek formatında maça çıkılsa ve oyuncu değiştirme hakkı sınırsız olsa, Beşiktaş ligin açık ara lideri olmuştu fakat şu anki haliyle, birkaç oyuncunun bile formsuzluğu takımın performansını baltalar nitelikte. Çağdaş futbolcu profiline uyan oyuncuların azlığı, Denizli'yi zorlama çözümler yapmaya itiyor. Bu sezon Ekrem Dağ'dan bir ortasaha oyuncusu çıkartma süreci bu probleme bulunan derme çatma bir çözüm. Birkaç farklı pozisyonda oynadığı düşünülen Tello, aslında bu pozisyonların hiçbirinde iyi performans gösterecek kalibrede bir futbolcu değil. Tello çok iyi özelliklerin (orta, duran top, uzaktan şut, uzun pas), çok kötü özelliklerle (adam geçememe, defans zaafiyeti, disiplinsizlik, düşük tempo) harmanlandığı enteresan bir oyuncu; kesinlikle kötü değil, fakat takımın etrafına inşa edilebileceği özellikte bir oyuncu da değil. Yedekte yerli bir alternatifi olduğu zaman Tello'dan verim alınabilir fakat işin acısı da sol iç ve sol açık pozisyonları sadece Beşiktaş'ın değil, Türk futbolunun oyuncu yetiştirmedeki en çorak toprakları, bu da hem Tello'yu o bölge için "zorlama yıldız" yapmakta, bu da oyuncunun motivasyonunu olumsuz etkilemekte. Yaşının da 30'a yaklaştığı düşünüldüğünde, Tello takımdan ayrılması gereken oyunculardan biri, kötü olduğu için değil sadece daha iyi ve genç alternatiflerinin Güney Amerika'da bulunması yüksek bir ihtimal olduğu için...

Rakibe Gelirsek...

Ankaragücü şu anki haliyle, menejerlik oyununda hile yapmış takımlara benziyor. "Ankara Karması" olması için Gençler'den birkaç oyuncu alması yeterli. Takıma entegre olan isimlerden Weeks ve Hürriyet beğendiğim oyuncular. Hürriyet her ne kadar "düz oyuncu" tabir edilen oyuncu tipinde olsa da, hırslı ve istekli, Mustafa Sarp kalibresinde bir oyuncu olabilir ilerde ama daha fazlası olur mu? Sanmıyorum...
Vassell'i saymazsak, Ankaragücü'nün yeni halinde ortasaha forvete göre dengesiz şekilde güçlü olmuş. Dün akşamki maçta da gördüğümüz gibi rakip kaleye gelmede bir problem yaşamıyorlar fakat ceza yayından sonrası Ankaragücü için tam bir kabus. Ankaragücü bu haliye ligin en golcü ortasahasına sahip olur ancak, bu da onları ligde istedikleri sıralara çıkartamaz büyük ihtimalle.

Son sözüm Ceyhun'a... Ligin ilk maçında attığı 2 frikik golüyle takımını ipten alan Ceyhun için yolun sonu sanırım Ankaragücü olacak. Yetenekleri ile ters doğrultuda olan mental özellikleri Ceyhun'un şu tecrübeli döneminde bile en büyük eksiği. Bu bağlamda, dün akşam diğer takımda oynayan Yusuf Şimşek ile zıt özellikler gösteriyor. Ankaraspor ile Ankaragücü'nün de facto birleşmesi bu sezon değil, arzu edildiği gibi geçen sezon yapılsaydı, büyük olasılıkla kendisinin rolünü Özer üstlenir, Ceyhun'a da yedek klübesi ya da transfer gözükürdü. Bencilliği, arkadaşlarını azarlar tavrı, takıma katkısı olmayan agresifliği ile Ceyhun ligin kayıp yıldızlar listesine çoktan girmiş durumda.










Devamı - Beşiktaş 1 - MKE Ankaragücü 0

Ercan Saatçi'yi Seven Fenerli Var mı? ya da Hürriyet Okuyorsan Zaten Adam Olmazsın


Ercan Saatçi'nin Hürriyet Spor Servisinin başına geçmesiyle ilgili bir çok ilginç gelişme yaşanıyor. Fanatik Fenerbahçeli olduğu aşikar olan bir insanı çok satan bir gazetenin spor müdürü yapmak pek mantıklı değil ve doğal olarak, Galatasaray ve Beşiktaş taraftarları bu duruma büyük tepki gösteriyorlar. Hürriyet'i boykot kampanyalarından tutun da Ercan Saatçi'nin Galatasaray'a küfür ettiği vidyoların ortaya çıkmasına kadar varan geniş bir Anti-Ercan mobilizasyonu var.

Açıkçası Hürriyet'i çok takip etmiyorum, hatta Ercan Saatçi gerçekten spor müdürü oldu mu haberim bile yok. Bunu öğrenmek için Hürriyet'in sitesine girmek gibi bir niyetim de... Sadece GS ve BJK bloglarından gördüğüm kadarını biliyorum. Fakat ne olursa olsun başlıkta kısaca bahsettiğim iki tane düşüncem var. Ercan Saatçi futboldan çok anlayan bir adam değil. Aslında yaptığı şarkılara bakınca müzikten de çok anladığını söyleyemeyiz. Şu anda bulunduğu yere nasıl geldiğini de artık herkes biliyor. Çevremden gördüğüm kadarıyla söyleyeyim, Ercan Saatçi'yi seven takip eden bir Fenerbahçeli yok. Eminim birçok Fenerli bu haberleri utanarak okuyordur. Sonuçta başında Ercan Saatçi'nın bulunduğu bir spor servisi Fenerbahçe'ye ne kadar faydalı olabilir? Bu yüzden lütfen anti-Ercan'ı anti-Fener'le karıştırmayalım. Biz de sizin kadar karşıyız Ercan'a...

Gazetecilikten ve spordan bu kadar bihaber olan, fakat bir o kadar da taraflı olan bir insanın Hürriyet'in başına geçmesi insanları şaşırtıyor. Peki gerçekten şaşırtmalı mı? Hürriyet'ten ne bekliyordunuz ki? Ertuğrul Özkök veya Fatih Çekirge gibi insanların yönettiği bir gazeteden bahsediyoruz. Her zaman şovenist, milliyetçi, populist, cinselliği istismar eden, fakat gerektiğinde muhafazarlığından da ödün vermeyen, geniş bir kitleyi kucaklayayım diye seviyeyi hep düşük tutan, bütün ülkeleri bize düşman ilan eden, belli iktidar odaklarının sözünden çıkmayan bir saçmalıklar yumağıdır Hürriyet. Hürriyet almayın kampanyası yapmanın bir alemi var mı? Zaten Hürriyet okuyan adam Ercan Saatçiyi çok sever. Galatasaraylı olsa da sever. Hürriyet bu!! Bu yüzden Hürriyet almama kampanyasının da mantıksal çerçeve içersinde kendisini lav etmesini bekliyorum. Öyle işte.

Devamı - Ercan Saatçi'yi Seven Fenerli Var mı? ya da Hürriyet Okuyorsan Zaten Adam Olmazsın