Şampiyonlar Ligi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Şampiyonlar Ligi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5.05.2010

Johan Cruijff: Mourinho is a bad example


Barcelona's honorary president Johan Cruyff has blasted Internazionale boss Jose Mourinho. The Dutch legend said he would not have enjoyed playing for the Portuguese manager. "I would not have wanted him as my coach," said Cruyff. "He is a great coach but a bad example. "When you join a certain status, you have more responsibility to win games only. Football is more than the simple result, it is to teach young people behavior and respect." "I'm a bigger fan of coaches like (Frank) Riijkaard, (Barcelona's Pep) Guardiola -- gentlemen. I think this sport is about something more than just winning."
Devamı - Johan Cruijff: Mourinho is a bad example

29.04.2010

Muro di Gloria (Non-Epic Inter)

Oyuna 2 uç nokta yaklaşımın savaşı oldu; Hollanda imzalı ‘pas futbolu’, ve tabir-i caizse Italyan ‘watchball’u. Pilot kamera tüm ilk yarı boyunca 30 derece sağa, ikinci yarı boyunca 30 derece sola dönük bir şekilde pas tuttu. Futbol tarihinde bir takımın rakibini üst düzey bir mücadelede topa sahip olma konusunda bu kadar ezdiği bir maç pek az görülmüştür. 10 kişi kalınmasına rağmen maçı almasını, az once Inter’li bir arkadaşımın elime tutuşturduğu La Gazetta della Sport, 3. sayfasında ‘Epik Inter’ olarak ifade etmiş. Inter, değil 10;14-15 kişi oynasa bile maçın Barca’nın üçüncü, Inter’in 1. bölgesine sıkışarak geçeceği zaten bekleniyordu. O yüzden ‘epik’ ten çok, Plevne savunması kıvamında bir futbol vasıtası ile, manşetteki ‘Muro di Gloria’ (Zafer Duvarı) tamlamasını hakeden bir mücadele sergilediler. Yüzde yüz defansif mantalitenin, yüzde yüz hücuma kafa tuttuğu bir maç oldu. Interliler’in Barca’yı tuttuğunu iddia ettiği hakem son dakikada, ele çarpma pozisyonuna devam dese dün gece Milano sokaklarındaki klakson sesleri, yerini sessizliğe bırakacak, Barselona -kendi futbol zevkime gore- hakettiği yeri, finali bulacaktı. Bunun üzerine birçok skor yazarı, son dakikada yazdıklarını çöpe atacak, Barca’nın bir sağa bir sola yapılan, ancak dün itibariyle ceza sahasına giremediği için hiçbir anlam içermeyen paslaşmalarına methiyeler düzeceklerdi.


Dün ufak çaplı bir stratejist-sanatçı tartışması yaşamıştık. Mourinho, elinde dünyanın en iyi defansif oyuncularını içeren kadrosuna uygulatabileceği en başarılı strateji ile 2 maça çıktı. İlk maçta rakibin baş döndürücü paslaşmasını 2. bölgede keserken, Camp Nou’da hayata geçirilmesi imkansız olan bu ilk maç taktiğini, daha geride çakılı kalarak, kadrodaki uzun boylu ve yüksek kalitedeki defans oyuncularına ceza sahası içi ve önüne yığılmalarını emrederek 4-5-0 / 5-4-0 arası gidip gelen bir taktik ile uyguladı. Yine Inter’li bir arkadaşımın dediği gibi Barca, standart oyununu oynarken; Inter, kapasitesinin yüzde yüzellisini ortaya koyarak turu geçmeyi başardı. Inter’li taraftarların/teknik kadronun maça yaklaşımını, yaşadıkları haklı Barcelona korkusunu, ve rakibin gücünü kabullenmelerini herhalde en iyi şu 2 resim açıklar:

- Tüm maç çıt çıkarmadan izlenen, ancak Messi’nin ayağından her top alındığında ortalığı naralarla yıkan bir taraftar topluluğu.
- Çok daha zor mali koşullarda, Porto’yu Şampiyonlar Ligi Şampiyonu yaptığında bile yüzünden mutluluk ifadesi okunmayan Mourinho’nun, dün akşamki ‘Uçan Sabri Bey’ tarzındaki maç sonrası şovları

'Sabri' Mourinho

Dünkü mücadelenin Hollanda-İtalya 2000 Avrupa şampiyonası yarı final karşılaşmasını hatırlattığı kişiler olmuştur. 30. dakika civarlarında 10 kişi kalan İtalya, mucizevi şansının ve klasik muhteşem defans anlayışının sayesinde finale çıkan takım olmuştu. Başta bahsettiğim gibi, her ne kadar teknik direktörler ve oyuncular bahsedilen pasaportları taşımasa da, 2 ülkenin yerleşik olarak görüldüğü futbol kültürünün çatışmasında 'catenaccio', 'total''i yine yendi.

Tam istatistikleri bilmiyorum ancak matematiksel bir yaklaşımla bitirelim, topla oynama yüzdeleri üzerinden:

Barcelona - %80 --> 0.8 ≈ 1
Inter - %20 --> 0.2 ≈ 0

Ne diyelim, tarih, antipatik olsa da kazananları yazar...
Devamı - Muro di Gloria (Non-Epic Inter)

Barselona da Eziklik Yapar

Kendini tanrılarını yaratıp tapınanlar için olmasa da benim için çok güzel bir maçtı. Yazının başlığına değinmeden önce kısaca bir maça bakalım: Yarı Final serisinin ilk ayağında 3-1 galip gelmiş ve daha farklı bir skoru kaçırmış Inter Camp Nou'da sizin evinizdeyiz alın topla oynayın dedi Barselonalılara. Barça olayı yanlış anlamış olacak ki kendi kale önü ve orta sahada yaklaşık yüzde seksen bir topla oynama oranı tutturdu ve İnter de neredeyse güle oynaya turu atladı.

Uzun uzadıya yazılacak şeyleri bir çok arkadaş yazıyor zaten, benim için en büyük zevk Eto'o gibi bir adamın yaptığı savunma Milito gibi çoğumuzun burun kıvırabileceği bir adamın verdiği mücadeleyi izlemekti. Takım adeta birbirine bağlı gibi hareket etti sahada. Ha Barselona ne yaptı derseniz ben bir şey göremedim sahada, geçen seneki yarı final ikinci ayak mücadelesi gibi on iki kişi oynamaları dışında.

Gelelim yazının başlığına; maçın bitmesinin üstünden beş dakika geçmeden saha sulama sistemi fıskiyeleri açıldı otuz sekiz yıl sonra gelen finali kutlayan ve hakeden Interlilerin üzerine. Hadi biz de görmeye alışığız bu tip eziklikleri yok ışıkları söndürmeler, adam kovalamalar ama uzay takımına yakıştı mı bu eziklik. Bir de resmi siteden "çimlerin sulama zamanları çok hassas ve sistem otomatik çalışıyor"diye açıklama yaparlarsa tam bizden olurlar...


Devamı - Barselona da Eziklik Yapar

Barcelona - Inter Maçının Ardından: Galeri & Videolar

Tarihi zaferden bu akşamlık bulduğum fotoğraf ve videolardan oluşan ufak bir galeri hazırladım. Umarım bu sevinç, Barselona'dan sonra Madrid'de de devam eder. 

Sona eklediğim Mourinho sevinci bana bundan 13 yıl önce yine o statta yaşanan bir olayı hatırlattı. Onun da videosunu en sona koydum.

Fotoğraflar: BBC & Reuters









Devamı - Barcelona - Inter Maçının Ardından: Galeri & Videolar

Barcelona 1 - Inter 0 : 2. Şanlı Barselona Direnişi

İç savaştan beri Barselona kenti böyle bir direniş görmedi. 60 yıl önceki direnişten farklı olarak, bu sefer saldıranlar ile savunanların yer değiştirmişti. İç savaşa, Franco yanında giren, uçakları ile kentleri bombalayan İtalyanlar, bu sefer Katalanlara karşı kazandıkları mevzileri korumak zorundaydılar. Franco döneminin mazlumları, şimdinin ekonomik ve sportif süpergücü Katalanlar ise kendileri için ünvanlarını koruma maçına dönen bu mücadeleyi en az 2-0 ile kazanmak zorundaydılar. Bu şartlar altında herkes savunma ağırlıklı bir maç bekliyordu ama kimse 2. bir Barselona Direnişi'ni öngörmemişti. 

Sahada bugün futbol yoktu, onun yerine savaş vardı ve her savaş gibi bu da, sayısal üstünlük ya da teknikle değil, akılla ve psikolojik saldırılarla kazanıldı. Motta'nın oyundan atılması maçın kırılma noktasıydı. Her kırılma noktası aynı zamanda bir lidere kendini kanıtlama fırsatı verilen anlardandır. Mourinho takımı 10 kişi kalınca, gururu bir kenara bıraktı ve ölümüne bir savunmaya girişti. Görüntüde Barcelona'yı oyunun mutlak hakimi gibi gösterip, içten içe yaptığı direnişle morallerini ve inançlarını kırdı. Aslında bu strateji iki yönlü ve uzun vadeli bir plandı, zaten Mourinho'yu da deha yapan özellikleri bunlar. Birincisi, oyuna Barça hakimmiş gibi göstererek rakibinin psikolojik üstünlüğünü kırdı, Barça her an gol atabileceğini düşündü, maçın son 10 dakikasına kadar da bu ruh hali devam etti. İkincisi, Barça'nın bu üstün oyunu ile es kaza 2-0 yenilseler bile, özrü çoktan hazırdı: kendilerinden üstün bir takıma, hem de deplasmanda, 10 kişi ile aslanlar gibi mücadele etmişler ama işte birileri -hakem, UEFA, Katalan lobisi, siz seçin birini- Inter'in ipini maç başlamadan önce çekmişlerdi, zaten Barcelona dünyanın en iyi takımı değil miydi, ona kim 10 kişi 70 dakika dayanabilirdi ki? 



Mourinho'nun bu kazan-kazan stratejisi bugün işe yaradı. Sahadaki en ilginç an, iki takımın da aynı anda liberolu sisteme geçmesiydi. Yalnız ufak bir fark vardı; Inter'de Lucio dörtlü savunmanın arkasına geçerken, Barcelona'da kaleci Viktor Valdes liberoya geçmişti. Bu kadar ciddi baskıya rağmen, Barcelona'nın son dakikalara kadar uzaktan şut bulamaması, Inter'in kademe derinliğini nasıl başarılı yaptığının kanıtıdır. Barcelona golü ya uzak bir şuttan ya da sürpriz bir golcüden bulacaktı, Pique geldi. Pique, Beckanbauer'den beri gelişen topla ileri çıkabilen defans oyuncusu tipinin günümüzdeki bayraktarı. Barcelona'nın en etkili ismi, hatta kanımca Iniesta-Xavi'den bile daha fazla katkısı var takıma. Bu akşam da gemisini kurtaran kaptan olmasına az kalmıştı fakat yetmedi. Kendisi bu arada Manchester United'tan ayrılıp kariyeri daha iyi noktaya gelen çok az oyuncudan biri, bunu da bir kenara not etmekte fayda var. (Bir diğeri de Forlan)


Barselona takımına açıkçası üzülmüyorum. Açık alanda bozkır savaşçılarının hilal taktiği ile ilk defa karşılaşan Haçlı ordusu gibiydiler: ağır ağır İnter'in göbeğine kadar girdiler, bu arda Inter'in forvetleri bile onları arkadan sarmıştı. Guardiola herhalde forvetsiz bir oyun beklemiyordu Mourinho'dan, bu da onun ölümcül hatası oldu. 70 dakika boyunca Barcelonalılar orta saha çizgisi ile Inter ceza sahası arasında hiç bir şey yapamadan top çevirdiler. Bu arada topla oynama oranları %75'lere dayandı. Fakat Pique'de hedefi biraz ıskalamış olan Sir Ferguson istatistiklerde hiç yanılmamıştı: oranlara bakan sahadan tarihi farkla ayrılacak bir Barça beklerdi, fakat mini etek bu, her şeyi gösterip, asıl gözükmesi gerekeni göstermiyor yani Mourinho'nun deha planını...

Hem Barcelona'yı hem de Inter'i çalıştırmış olan Helenio Herrera bu akşamki maçı görse sanırım Inter'i tutardı.  Catenaccio'nun mucidi ve bir anlamda da İtalyan Futbolu'na ana karakterini veren Herrera'nın mirasını bugün Milanolılar taşıyordu. Sahada sadece catenaccio yoktu, çok farklı savunma taktikleri adeta bir satranç oyunu gibi iki hoca tarafından titizlikle uygulanmaya çalışıldı. Mesela, İlker Yasin-Hikmet Karaman ikilisinin ısrarla anlamak istemediği şey Toure'nin Barça adına ön savunma hattını nerdeyse tek başına kurmasıydı. Bu ikili tarafından oyunu yavaşlattığı söylenen Toure'nin bu konuda yapacağı bir şey yoktu aslında. Messi gibi oynadığı her maçta oyunun vitesini elinde tutan bir oyuncu bile peygamber vitesinden çıkamadı. Sahada Mourinho ve Guardiola gibi hocalar varken, kimse darılmasın ama insan TV'nin başında da kendi ülkesinin en bilgili spiker ve yorumcularını görmek istiyor. Star TV, rating'i garanti olan bu maçlar için tek maçlık Fatih Terim ya da Mustafa Denizli gibi hocalarla anlaşamaz mıydı?

Maçın adamı ise fıskiyelerdi... Kullanım zamanlarındaki fark bile iki takım ve iki hoca arasındaki farkı gösteriyordu: Eğer bu maç Milano'da olsaydı, gol yememek için her şeyi yapacak Mourinho fıskiyeleri maç sonunda değil, maç öncesinde açtırır, sahayı iyice ağırlaştırırdı. Fakat, Mourinho'nun hareketini hazmedemeyen  Barçalılar, sahadan Interlileri kovmak için fıskiyeleri açtılar. Mourinho'nun hareketine gelirsek, burada da Kurt Hoca istediğini aldı. Bizim spikerler olaya duygusal açıdan yaklaşmaya çalışsalar da burada iki mesaj vardı: sahadaki tek general benim ve Madrid'e gidişim kalıcı olabilir...

Fotoğraflar: The Guardian / Getty İmages
Devamı - Barcelona 1 - Inter 0 : 2. Şanlı Barselona Direnişi

28.04.2010

Mourinho'dan "Savaş Sanatı"

"Barcelona için Londra, Roma ya da Paris'te bir final oynamak gerçekleşebilen bir hayal olabilir. Ama konu Madrid'te final oynamaya gelince, Barcelonalılar bu konuda saplantılılar. Onlar için Bernabau'da Barcelona ve Katalan bayrakları açmak bir saplantı, bir anti-Madridlilik saplantısı, bunu başarmak için de herşeyi yapacaklardır. O yüzden de özellikle bu akşam hakemin son derece dikkatli olması lazım."
Jose Mourinho, 2010

"Bütün mücadeleler (savaşlar) aldatma üzerine kuruludur"
Sun Tzu, "Savaş Sanatı Bölüm 1"

Bu akşam bir sanatçı ile bir generalin mücadelesine tanık olacağız. Stratejik akıl mı, yoksa estetik akıl mı kazanacak hep beraber göreceğiz. Maçı StarTV'nin yayınlacağı söyleniyor. Umarım son dakika sürprizi olmaz da, yılın maçını rahatça seyredebiliriz. İlk maç için tahminim tutmuştu, umarım ikinci maç için de tahminim tutar da, bence yılın en başarılı takımı olan Inter, hakettiği finale çıkar. 


Devamı - Mourinho'dan "Savaş Sanatı"

8.04.2010

Adaletspor 2 - Manchester United 0


Beşiktaş taraftarının da kısacık göründüğü MasterCard reklamında, 1999 finalinde United'lı taraftar arasında kalıp da sevinemeyen Bayern'li taraftara çok üzülmüştüm. Hiçbir zaman Bayern Münih sempatizanı olmadım, hatta dönem dönem Bundesliga'yı Bayernliga'ya çevirdikleri için de kızarım onlara ama 1999'da başlarına gelen de insanı isyan ettirir de be arkadaş! O gün, 2,5 dakikada kıtanın en büyük kupası ellerinden kayıp gitti...


"Futbolun adaleti yoktur!" derler ya, aslında futbolla hayatın benzeştiği bir başka yön de bu adalet duygusu. Futbolda da, hayatta da adalet var, fakat kısasa kısas olarak işlemiyor ve hemen de tecelli etmiyor. Finalin üstünden 11 yıl geçti, dün akşam iki takım bu sefer yarı  finale çıkmak için karşılaştılar ve Bayern, hem de deplasmanda 3-2 yenildiği halde, 3-0 geriden gelerek Ferguson ve ekibini yarışın dışına attı. Maçın yorumunu yapmayacağım uzun uzadıya, sadece Robben'in attığı golün de "Adaletspor" adına atılan ikinci gol olduğunu söylemek istiyorum. Messi'nin parladığı dün akşamdan sonra, bugünün gölgede kalan karşılaşmasında, Hollandalı öyle bir gol attı ki, kendini ve takımını uzun süreden sonra yine gündemimize (ve gönlümüze) taşıdı.


Robben'i ilk kez, yıllar önce milli takım maçında görmüştüm. Açıkçası topa bu kadar hakim olan ve şaka gibi adam geçen bir Hollandalı oyuncuyu daha önce görmemiştim. Stili, oynadığı ekolün ürünü değildi; bunun farkında olan Robben de sanki bu kuzey takımına yabancılık çeken ve o yüzden kimseye pas veremeyen diğer mahalleden gelen yeni çocuk gibiydi. İlk başlarda topla yaptığı hareketler sevimli gelse de, bir süre sonra  topu çok sevdiğini o yüzden de kimseyle paylaşmak istemediğini fark ettim. Top tekniği ancak şu an oynayanlar arasından Messi ile karşılaştırılabilir, hatta bence adam geçmede daha da başarılıdır, fakat bencilliği ve sonrasında yaşadığı sakatlıklar bu yetenekli oyuncuya hep basiretsiz bir kariyer sundu. Real'de iken en büyük rakiplerinin yeniden doğuşuna şahit oldu, sonrasında Almanya'da bu sefer Bayern'in en kötü sezonlarından birinde takıma geldi. Bu gece kendisi ve takımı için bir süredir devam eden şanssızlık bulutları dağılmış gibi fakat finale ve kupaya uzanmaları için hala önlerinde maçlar, ciddi rakipler ve enselerinde gezen bir Barcelona var.

Fakat bu gece adaletin terazileri şimdilik dengelendi...

Devamı - Adaletspor 2 - Manchester United 0

7.04.2010

Kaçıranlar İçin Maçın Golleri



Maç hakkında söylenecek çok bir şey yok. Messi istedi ve maçı aldı...
Devamı - Kaçıranlar İçin Maçın Golleri

26.11.2009

Man Utd 0 - Beşiktaş 1 : Akıldışılığın Sırrı

Beşiktaş'ın Şampiyonlar Ligi kariyeri, Barcelona'yı burada 3-1 yendiğimiz günden beri hiç şaşırtmadı. Barcelona, Chelsea gibi devleri yenen Beşiktaş; Liverpool ve yine Barcelona karşısında da tarihi farklarla mağlup oldu. Bu mağlubiyetlerden daha acısı, favori ya da başa baş çıktığımız maçlarda kaybettiğimiz puanlar oldu ki, bu durum Beşiktaş'ı hep asgari 2 galibiyetle grubun sonunda tuttu.

Beşiktaş'ın bu seneki Şampiyonlar Ligi kariyeri de bundan farksız değil: elimizde deplasman alınan 4 puan (maks. 9 puandan) ve içerden alınan 0 puan (maks. 6 puandan)var. Zor olan deplasman puanları kısmen de olsa alınmış, evde ise iki maç kaybedilmiş.

"Denizli'nin Beşiktaş'ın ada hüsranlarını iyi incelemiş olduğu bugün çıkardığı takımın kurgusundan belliydi."

Puanlar grubun favori takımlarından alınmış, puan beklenen iki maçtan ise (Wolfsburg 2. maç ve CSKA) puan alınamamış. Mağlubiyet, hatta farklı mağlubiyet beklenen iki maçtan ise puan alınmış. Bütün bunlara ve daha fazla istatistiğe bakarak, Beşiktaş'ın bahisçinin zihin mastürbasyonu olduğunu söyleyebiliriz. Herhalde bu senenin Şampiyonlar Ligi'nde, Rubin Kazan ile birlikte üzerine yatırılan bahislerden en çok kazandıran (ve kaybettiren) takımlardan biridir Beşiktaş.

Maça gelirsek, öncelikle şu "Manchester B takımı ile çıktı" geyiğini bir kenara bırakmamız lazım. Obertan, bu senenin en önemli transferlerinden biriydi ve sahadaydı. Keza Wellebeck ve Macheda da öyle; bu oyuncular gençler ama paf değiller. Türkiye'de bu oyuncular ayarında genç oyuncuların sayısı birkaç tanedir. (Bir tanesi klübede oturuyordu) United'ın genç oyuncuları maç boyunca oyuna hakim olmak istediler, topla oynama istatistiklerine bu durum da %60'ın üzerinde bir rakamla yansıdı. Fakat tıpkı hocaları Sir Ferguson'un da dediği gibi, "minietek istatistikler" bizden asıl sonucu gizledi: Manchester hücumlarını organize edecek bir oyuncunun eksikliği sahada hissediliyordu. Obertan ve Macheda daha çok kendi yeteneklerini göstermek için oynadılar, Anderson'a pek top gelmedi için adını birkaç kez duyduk. Gary Neville kötü bir seçimdi, zaten Neville biraderlerde Sir'ün ne bulduğunu hiç bir zaman anlamamışımdır. Gary Neville de, tıpkı Scholes gibi sadece Alex Ferguson'un kurduğu takımda iyi futbol oynayabilecekmiş izlenimi veren bir oyuncu. Kariyerinin sonlarında, bizim tecrübeli futbolcumuz İbrahim Üzülmez ile karşı karşıya izledik.

"Beşiktaş'ın üst üste oynadığı Fenerbahçe ve Manchester United maçları, takımın toparlanmasında birer milattır."


Denizli'nin Beşiktaş'ın ada hüsranlarını iyi incelemiş olduğu bugün çıkardığı takımın kurgusundan belliydi. Manchester, günümüz futboluna göre ufak modifikasyonlar yapsa da Premier Lig'in hala en "Brit" büyük takımı. Kanat akınları ve yan toplar da en önemli silahları. Bunu bilen Mustafa Denizli, sağ ve sol koridorlara çifte tümsek koyarak Manchester'ın kanat oyuncularının oyununu bozdu. İbrahim Toraman'ın sakatlanmasına kadar bu taktik de fena gitmedi. Toraman yerine oyuna giren Erhan sağ beke, Kaş da stoper'e çekilince, topu oyuna sokmada ciddi problemleri olan Erhan'ın kanadı tıkandı. O bölümden Macheda ile gelişen ataklar (sonra Evra da dahil oldu) son yarım saatte çok sıkıntı yarattı. Sol kanatta ise, ilk yarının etkin ismi Obertan İbrahim Üzülmez tarafından oyundan gittikçe soğutuldu. Maçın sonlarına doğru Obertan ayaklarıyla geçemediği Beşiktaş sol kanadını hava topları ile geçmeyi denedi fakat Beşiktaş'ın en güçlü yeri olan stoper mevkii bugün yine formdaydı.

Beşiktaş'ın üst üste oynadığı Fenerbahçe ve Manchester United maçları, takımın toparlanmasında birer milattır. Bu iki dişli rakip takımın toparlanmasını sağladı, bazı pozisyonların oyuncuları artık kesinleşti, takımda taşlar da yerine oturmaya başladı. Fakat bu iki maçta da görülen iki önemli sorun hala takımın başını ağrıtmaya devam ediyor. Birincisi, takım baskılı temposunu en fazla 45 dakika sürdürüyor ve sonrasında fiziksel olarak ciddi anlamda yıpranıyor. Bugün pek çok oyuncu da sakatlıkların çıkması, iki tanesinin de oyunu bu yüzden terketmek zorunda kalması tesadüf değildi. Beşiktaş belli ki takım olarak son 5-6 günde çok yıpranmış. Özellikle yaşlı oyuncular bu tarz bir tempoyu üst üste kaç maç kaldırır bilemeyiz. Denizli de herhalde bunun farkındadır en ilk büyük arada takımına gerekli kondisyonu yükleyecektir.

"İlginç bir durum, Beşiktaş'ın formundaki yükselişte Nihat'ın sahip olduğu rol. Beşiktaş Nihat'sız daha iyi oynuyor gibi; acaba yıllar sonra yaşanan eve dönüş iki tarafa da hayırlı gelmedi mi? "


İkinci problem birincisi ile yakında alakalı bir durum, o da kadronun derinliği. Taşlar yerine oturuyor dedik; oturdukça görülüyor ki belirli pozisyonların adamları sadece bir kişi, alternatifi yok. Daha doğrusu alternatifi olsun diye alınan oyuncular daha bu seviyede değiller. En ciddi problem sağ bekte yaşanıyor: İbrahim Kaş günümüzün beklerinden beklenilen özelliklere sahip bir oyuncu değil, tek avantajı Türkiye'nin en hızlı stoperlerinden biri olması bu da onu bek için geçici çözüm yapıyor. Erhan ve Rıdvan bu pozisyon için alınan futbolcular fakat şu an için İbrahim Kaş'tan bile daha iyi durumda değiller ki yedek ya da kadro dışı kalıyorlar. Bir başka sorunlu bölüm, Ernst-Fink ikilisi'nin yerinde. Biliyorum şu an Beşiktaş'ın en iyi çalışan departmanı gibi görünen Bundesliga ürünü ikili her maçta takımın iki yönlü bütün yükünü çekiyor ve özellikle yüksek tempolu maçlarda çok yoruluyorlar. Burası için elimizdeki diğer alternatif -benim saçlarından dolayı David Ginola'ya benzettiğim- Uğur İnceman. Fakat Uğur bir ortasaha oyuncusunun sahip olması gereken insiyatif kullanma isteğine pek sahip değil. Mücadele ediyor fakat top dağıtımı ve pozisyon alması yeterli olmadığı için ortasahada çırpınan bir stoper izlenimi vermekten öteye gitmiyor oyunu. Denizli de durumun farkında olduğundan, Uğur'a göre topla arası daha iyi olan ve fizik gücü yerinde Ekrem Dag'dan bir defansif ortasaha oyuncusu yapmak istemişti. Fakat koridor tipi oynamaya alışmış Ekrem, bu pozisyonda kendisini dar alana sıkışmış hissettiğinden etkili olamadı. Nitekim, Denizli de ısrarından vazgeçip Ekrem'i kanatlarda kullanmaya başladı. Beşiktaş'ın yakaladığı bu formda Fink ve Ekrem'in doğru yerlerini bulmalarının payı yadsınamaz.

"Tello, çok yönlü bir oyuncu gibi gözüken fakat iddialı olduğu her pozisyona dair ciddi eksikleri olduğundan aslında pozisyonu olmayan, hatta net rolü bile olmayan bir futbolcu."

İlginç bir durum, Beşiktaş'ın formundaki yükselişte Nihat'ın sahip olduğu rol. Beşiktaş Nihat'sız daha iyi oynuyor gibi; acaba yıllar sonra yaşanan eve dönüş iki tarafa da hayırlı gelmedi mi? Beşiktaş'ın şu an kadro yapısı ile Nihat üzerinden bir oyun kurması zor, elimizde ne Nihat'ı besleyecek bir Valery Karpin - Xabi Alonso ikilimiz var, ne de ilerde Nihat ile beraber çalışacak Kovaçeviç tarzı bir kulemiz... Nihat'ın Beşiktaş'ta taşlar yerine oturdukça, kendine uygun bir rol kapması lazım, aksi halde ilk 11'ün bütün sandalyeleri çoktan kapılmış olacak.

Tello hakkında bir şeyler yazmak açıkçası içimden gelmiyor. Bu maçta bize galibiyeti getirdiği doğru fakat Tello'nun Beşiktaş'a vereceklerinin artık sonuna gelindiğine inanıyorum. Tello, çok yönlü bir oyuncu gibi gözüken fakat iddialı olduğu her pozisyona dair ciddi eksikleri olduğundan aslında pozisyonu olmayan, hatta net rolü bile olmayan bir futbolcu. O ve onun gibi futbolcular günümüz taktiklerinin bug'ları. Ne tam bir oyun kurucu, ne tam bir kanat oyuncusu, ne de tam bir ortasaha box-to-box oyuncu; Tello sadece Rodrigo Tello. Bir maç çıkar şutunu atar, maçı çevirir fakat bir dahaki maç ne yapacağını Tanrı bilir.

Maçın en güzel anı ise, Tello'nun golü değil, Batuhan'ın oyuna girdiği andı. Siyah-Beyaz forma ile kendisini görmeyeli uzun süre olmuş, çok özlemişiz. Batuhan, ikinci yarının en flaş oyuncusu olacak diye düşünüyorum. Siz bu maçtaki heyecanlı ve acemi hareketlerine bakmayın, Batuhan Türkiye'nin açık ara en yetenekli oyuncusu. Bizi de yanlış çıkaracağını sanmıyoruz.

Sonuç olarak, biz ne kadar rasyonel hale getirmeye çalışsak da, bu galibiyet akıldışılığa delalettir. Bu sonuçtan sonra CSKA maçı ile ilgili hiç bir yorum yapamıyorum...




Devamı - Man Utd 0 - Beşiktaş 1 : Akıldışılığın Sırrı