Ankaragucu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ankaragucu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31.01.2010

Geç De Olsa Doğru Tutturduk: Rothen Transferi


Aylar önce, transfer döneminde ligimize gelmesini bekledigimiz iki oyuncudan biriydi Jerome Rothen. "Çivili Krampon SüperLig'e Önerir" serisinde ele aldığımız Rothen beğenerek izlediğim bir oyuncu ve bence kısa sürede takıma faydası olacaktır. Aynı yazıda bahsettiğim noktalardan biri de Rothen'in Fransa dışı tecrübesinin nerdeyse hiç olmamasıydı. (Yazıdan sonra Rangers'a kiralık gitti) Fakat Roger Lemerre gibi milli takımdan da tanıdığı bir teknik direktörün takımın başında olması herhalde Rothen'in Ankaragücü'nü tercih etmesinde en büyük etken.

Geremi ve Vassell biraz mesafeli yaklaştığım transferleri Ankaragücü'nün. Fakat gerek Jerome Rothen, gerekse Marek Sapara'nın Ankara'ya yeni bir hava getireceğini düşünüyorum. Sert Norveç liginde hücuma yönelik ortasaha oynayan Sapara ve kanattan etkili bindirmeler yapabilen Rothen ile Ankaragücü'nün ortasahası hücum organizasyonlarında Ceyhun'a bağımlılıktan kurtulacak. Kısa sürede, eldeki sınırlı şartlarda yapılabilecek iki iyi transfer olarak nitelendiriyorum. Umarım beni yanıltmazlar...




Devamı - Geç De Olsa Doğru Tutturduk: Rothen Transferi

7.01.2010

Yüzde 95 ve Gönül Rahatlığı ??


"Şu anda görünürde hiçbir sıkıntı yok ve Geremi transferi yüzde 95 bitti. Yani gönül rahatlığıyla Geremi'nin bonservisiyle birlikte bizim oyuncumuz olduğunu söylüyorum"
Ahmet Gokcek


Devamı - Yüzde 95 ve Gönül Rahatlığı ??

22.12.2009

Roger Lemerre Ankaragücü'nde Ne Yapabilir


Ankaragücü'nde yönetimin Hikmet Karaman ile yolları ayırmasından sonra, takımın başına yabancı kariyerli bir teknik direktörü getireceği konuşuluyordu. Kerem, geçen ay blogda yazdığı bir yazıda, Trond Sollied'in geleceğini söylemişti. Fakat Sollied ile anlaşamayan Ankaragücü Yönetimi, onun yerine çok daha kariyerli birini; Roger Lemerre'i takımın başına getirdi. Lemerre bugün itibarı ile artık Ankaragücü'nün başında, kendisine başarılar diliyoruz. İyi niyetimizi bir kenara koyup, yine de sormadan duramıyoruz: Ankaragücü, klüpler bazında hiç başarısı olmayan Lemerre'i takımının başına getirerek doğru bir iş mi yaptı?


Açıkçası, Lemerre için kariyerinde iki önemli kişi olduğunu söyleyebiliriz. Birincisi, Aimé Jacquet. Jacquet, 1993 yılında Houllier'den aldığı vasat ve sorunlu Fransa Milli Takımını, 5 yıl içinde Zidane önderliğinde yenilmez armadaya dönüştürdü. Kurt teknik direktör bunu başarmak için kuşağının en yetenekli fakat sorunlu oyuncularını -Cantona, Papin ve Ginola- milli takımdan kesti ve yerlerine Zidane, Deschamps başta olmak üzere daha genç ve yetenekli oyuncuları erken yaşta A takıma monte etti. Sonra bu oyunculara, Thuram, Lizarazu, Petit, Trezequet ve Henry de eklenince Fransa'nın "mükemmel oynamasa da yenilmez" takımı ortaya çıktı. İşte, Jacquet'in 1998 yılında, Dünya kupasını kaldıran bu takımında Lemerre de yardımcı teknik direktör görevindeydi. 10 yıllık Ordu Milli Takımı teknik direktörlüğü tecrübesinden sonra Jacquet ile bu turnuva öncesinde çalışmaya başlamış ve Fransa'nın futbol tarihindeki en büyük başarısının altına imzayı atanlar arasında yer almıştı.


Bazen başarının belgelendiği bir fotoğraf karesinin içinde bulunmak insanlara hiç düşünmedikleri fırsatların yolunu açar. Lemerre'in de başına bu geldi: fotoğraf karesinden Jacquet çıkınca, yerine turnuvadaki performansı da göz önüne alınarak, Lemerre'in geçmesine karar verildi. Lemerre'in milli takım kariyeri zirvede başlamıştı. Herkes, özellikle de Fransa spor basını, takımlarının en iyi olduğunu düşünüyordu. Gerçek ise, Fransa'nın en iyi olmaktan çok en zor yenilen takım olmasıydı. Doğru dürüst forvetleri olmadan (Henry ve Trezequet Fransa 98'de hala çok gençtiler) müthiş defansları ve Zidane gibi bir özel yetenek sayesinde kupaya ulaşmışlardı. Fakat, yenilmez kabul edilen takımın önünde bir başka büyük sınav daha vardı: Euro 2000.

Bazı Avrupa merkezli futbol otoritelerine göre Avrupa Futbol Şampiyonaları, Dünya Kupası'ndan bile zorlu turnuvalardır. Geçmişte yaşanan sürprizler ve zor rakiplerle karşılaşma olasılığının daha yüksek olması göz önüne alındığında, aslında bu yargı çok da uçuk bir fikir sayılmaz. Fransa bu turnuvaya 2000 yılında, Dünyanın şampiyonu sıfatıyla giriyordu. Blanc, Djorkaeff, Lama ve Lebeouf gibi oyuncular için Euro 2000 son büyük turnuvaydı. Zidane, Viera, Petit, Wiltord gibi oyuncular ise kariyerlerinin en verimli dönemlerindeydiler. Bunlara, Fransa 98'e göre kendini geliştirmiş Henry ve kuşağının en büyük yeteneği -hatta Henry'den bile yetenekli görülen- Anelka da eklenince Fransa'nın turnuvayı zorlanmadan kazanması bekleniyordu; olmadı... Fransa, finale kadar düşe kalka geldi. Grubu, Hollanda'nın arkasında 2. sırada bitirdi. Nefes kesen maçta Hollanda, Fransa'yı 3-2 yendi. Oynadığı futbol ile Hollanda bir anda favoriler arasına girmişti. Fransa ise kendisinden beklenen performansı gösterememişti.

Çeyrek Finalde, Fransa İspanya ile karşılaştı. Zor maçı 2-1 kazanmayı başardı. Hollanda ise gruplar sonrası çıktığı ilk maçta Yugoslavya'yı 6-1 ile perişan etmişti. Fransa basını, özellikle Hollanda'nın spektaküler futbolunu görüp Lemerre'e sıkı eleştiriler getiriyordu. Takım galip geliyordu belki ama bunda Lemerre'den çok yıldızların payı büyüktü Fransa basınına göre. Kritik anlarda, Zidane, Djorkaeff gibi oyuncuların attığı goller sayesinde Fransa zar zor ilerliyor gibiydi. Fransa, İspanya'dan sonra yarıfinalde bir başka İberyalı ile karşılaştı. Portekiz'i 117. dakikada Zidane'ın attığı altın gol (penaltıydı) ile geçen Horozlar, adını üst üste ikinci kez büyük bir turnuvanın finaline yazdırmıştı. Turnuvanın göz bebeği Hollanda ise penaltılar sonucunda, bir başka makine takıma -İtalya'ya- elenmişti.


Meşhur finali hatırlayanlar, bir tarafta Fransa'nın başarısını diğer tarafta da İtalya'nın şanssızlığını anımsayacaktır. 90+4 ve sonra uzatmada gelen altın gol ile Fransa, bu sefer de Avrupa'nın en büyüğü olmuştu. İşte burada da, Lemerre'in hayatındaki ikinci kritik şahıs, Zidane devreye girmişti. Yıldız oyuncu, turnuva boyunca takımın sahadaki gizli lideri olmuş, zor zamanlarda attığı goller ve paslarıyla yarattığı pozisyonlarla, takımının ve Lemerre'in vasat performansını kupaya kadar taşımıştı.

Euro 2000'in üzerine gelen konfederasyon kupası (2001), Fransa'yı ve haliyle Lemerre'in kariyerini sarsılmaz bir noktaya getirmişti; ya da en azından öyle düşünülüyordu... Fakat Lemerre, bütün iyi özelliklerine rağmen basınla daima kavga eden bir yapıya sahipti. Oyuncularının bile basına konuşmasından hazzetmeyen, eleştiri ve sorulara ters cevaplar veren biriydi. Onun döneminde, Fransa basını ile milli takımın arası bayağı açılmıştı. Kazanılan başarılar karşısında, basın şimdilik pusuya yatmış beklerken bir başka dünya kupasına Lemerre bu sefer takımın patronu olarak gitti.


Kore-Japonya 2002'de, Fransa son şampiyon olarak favoriler arasındaydı. Fakat eleme turu oynamadan gelen Fransa Milli Takımı, berbat 3 maç sonrası, daha gruplarda turnuvaya veda etti. Fransa, üç maçta da gol atamamış, sadece 1 puanla grubun son sırasında kalmıştı. Eski sömürgesi, hatta Fransa'ya pek çok oyuncu kazandırmış, Senegal ise aynı gruptan 2. sırada çıkmıştı. Fransızlara, özellikle de basına göre, Fransa sadece elenmemişti; Fransa aşağılanmıştı. Tam da kendilerini futbol devlerinden biri olarak görmeye başladıkları bir anda, bütün özgüvenleri tepe taklak olmuştu ve bunun tek bir sorumlusu vardı: Roger Lemerre.


Lemerre bu hezimet sonrası Milli takıma hatta ülkesine veda etmek zorunda kaldı. Basın kazanmış, Lemerre kaybetmişti. İlk durak, Tunus Milli Takımı oldu. Buradaki ilk zamanları parlak geçti. Tunus, ev sahipliğini de üstlendiği 2004 Afrika Uluslar Kupası'nı kazandı. Sonra, Dünya kupasına gitti. (2006) Fakat Tunus 2008 Afrika Uluslar Kupası'ndan çeyrek finalde elenince, Lemerre buradan da ayrılmak zorunda kaldı.


Sonraki durak Fas Milli Takımıydı. Atlas Dağlarının Aslanları olarak bilinen Fas Milli Takımı'nda, Lemerre yaptıklarından çok yapamadıkları ve yasakları ile anıldı. Basınla kavgası yüzünden, Fas basını onu pek çok kez protesto etti, toplantılarına katılmadı. Fransa'da kampa giren takımı izlemek isteyen Faslı taraftarların tesislere girişini yasaklayan Lemerre, durumu protesto eden yazı Fas Futbol Federasyonuna ulaştığı gün işini kaybetti.

Ankaragücü'ne kadar geçen kariyeri Lemerre'in kısaca böyle. En son 1986 yılında Fransız Kızılyıldız takımını çalıştıran Lemerre için Ankaragücü, yaklaşık 24 yıl sonra çalıştıracağı ilk klüp olacak. Klüpler bazında kayda değer başarısı olmayan Lemerre, tam bir milli takım hocası. O yüzden, Ankaragücü gibi bir klüpte nasıl bir yönetim anlayışı sergiler, ne kadar özgürlüğe sahip olur, nasıl bir kadro yapılanması çıkarır, bu konuda şimdiden bir şeyler söylemek spekülasyondan öteye gitmez.

Halkla ilişkiler konusunda tam bir yürüyen felaket olan Lemerre'in, en büyük şansı Ankaragücü gibi ulusal spor basınında sınırlı yere sahip bir spor klübüne gelmesi. Bu da onu, özellikle ilk başlarda, basın ve ilgiden biraz da olsa muaf tutar. Fakat, takım başarıya yaklaştıkça, Lemerre'in basınla daha sıkı fıkı olması gerekecektir. En az Fransa basını kadar saldırgan olan Türk basını, eğer kurt hocanın bir açığını bulursa affetmez. Bu konuda da en büyük destek herhalde, yardımcılığını yapacak olan ve hem Ankarayı hem de Türk futbolunu iyi bilen Ümit Özat'tan gelecektir.

Lemerre, kişiliği ve kariyeri ile Aragones'le benzerlikler göstermekte. Kendisi, Aragones'ten sonra gelen ikinci Avrupa Şampiyonluğu yaşamış teknik direktör. Böyle kariyerli bir hocanın, Türkiye'ye gelmesi gerçekten önemli bir olay. Fakat kariyerin herşeye yetmediğini, futbolumuz Hiddink, Del Bosque ve Aragones örneklerinde yeterince gördü, umarım Lemerre'in buradaki macerası seleflerinden daha iyi geçer.

Devamı - Roger Lemerre Ankaragücü'nde Ne Yapabilir

16.11.2009

Trond Sollied Ankaragücü İçin Doğru Tercih


Ankaragücü yönetimi takımı Türkiye'deki turnike teknik direktörlerden birine emanet etmek yerine, kariyeri Ankaragücü'nde çalışmak için oldukça parlak olan bir hocayla anlaştı. Belkide yeni yönetimin aldığı ilk doğru karar bu oldu.
2006'da Olimpiyakos'dayken Avrupa'nın en iyi 9. teknik direktörü seçilen biri için Ankaragücü'nü yönetmek belki bir düşüş. Ama Ankaragücü için Sollied büyük bir şans. Sollied şu anda hala elit teknik direktörler arasında gösteriliyor. Trond Sollied Avrupa'da bir çok farklı ülkede menejerlik yapmasına rağmen neredeyse gittiği her takımda başarı yakalamış ve kupa almış. Oynatmayı sevdiği atak futboluyla Ankaragücü'nde de başarılı olacaktır. Tabi kendisine yeterince zaman verilirse.
Devamı - Trond Sollied Ankaragücü İçin Doğru Tercih

13.11.2009

Vassell Üzerinden İktidar Savaşları


Darious Vasell'in otelinden ayrılırken yanında taşıdığı Atatürk portresi bir çok haber portalının ve blogların ilgisini çekmiş. Gün boyunca bu konuyla ilgili bir kaç yorum okudum. Çoğu yazar haklı olarak Ankaragücü'nü eleştirmiş Vassell ise elindeki portrenin de yardımıyla bir çok sempati puanı toplamış gözüküyor.

Son "bayaa" senedir olduğu gibi bu konu da Türkiye'yi ikiye bölüyor. Bir tarafta Melih Gökçek ve oğlunun temsil ettiği eski mümin yeni burjuva değerler karmaşası, öbür tarafta elinde Atatürk tablosuyla absürtlüğün kitabını yazarak otelden ayrılan mağdur ama gururlu Vassell. Türkiye siyasetinde yaşadığımız devir teslim sürecini belkide bu kadar basıt ve net bir şekilde sembolize eden bir olay hatırlamıyorum. Biraz gazete okuyan herkes Ankaragücü yönetimi ve Vassell'in yerlerine kafalarında canlandırdıkları aktörleri ve kurumları yerleştirebilirler.

Bunun dışında bir kaç sözü de Vassell'in elindeki tablo hakediyor. Eğer insanlara genelde güvenen bir insansanız, Vassell'in Türkiye tarihini okuyup öğrendiğini, Atatürk'ü çok sevdiğini, hatta Turgut Özakman'ın son romanını İngilizce'ye çevireceğini filan düşünebilirsiniz. Okuduğum kadarıyla bu tarzda düşünen insanlar çok. Belki de böyle düşünmek istiyorlardır. Sonuçta ortada bir gurur okşanması durumu var. Bizim için bu kadar önemli bir değeri kimsenin umursamaması yazık olurdu. 'İngiliz olsa da helal olsun bizim Darious'a' diye başlayan yazılar okudum bloglarda. İngiliz olmasına rağmen (bilirsiniz bütün İngilizler emperyalisttir) Atatürk portesine bu kadar bağlı olması, Çılgın Türklerin çok hoşuna gidiyor.

Fakat şüpheci bir insansanız, aklınıza şöyle bir senaryo gelebilir. Vassell Türkiye'ye geldiği gün çevirmeni ona şöyle diyor: "Darious abi gel sana bir Atatürk portesi alalım. Sende bu varken buralarda sırtın yere değmez." (Aynı, birinin Daum'a Türkler çok milliyetçidir sen de sürekli Türkiye propagandası yap, kral olursun demesi gibi) Neyse, garibim Vassell'de buna kanıp portreyi alıyor. Fakat bilmiyor ki takımı Ankaragücü'nü Gökçek Ailesi satın alacak!! Bilmiyor ki Türkiye'de sermaye, elitler, burjuvazi hep yer değiştiriyor. Bilmiyor ki hiç anlamadığı bir iktidar kavgasının ortasında kalacak...Bilmiyor ki kış ortasında Ankara'da sokakta kalacak!

Devamı - Vassell Üzerinden İktidar Savaşları

12.11.2009

"Vassell, the Homeless Striker"


"Ankaragücü'nün dünyaca ünlü İngiliz golcüsü Darius Vassell, otelinin parası ödenmediği için gece yarısında kapının önüne kondu. Darius Vassell, yaşanan gelişmeler karşısında şok oldu."
Haberin başlığı Star isimli bir gazeteden, zannımca kimse bu konuya şaşırmadı.
Önce Hikmet Karaman, sonra Vassell...
Herhalde "Büyük Ankaragücü" hayali "küçükleri" ezmekle başlayacak.

(Başlık, rudolph the red nosed reindeer şarkısına göndermedir. Sabahtan beridir vassell versiyonunu söylüyorum, dilime dolandı.)

Devamı - "Vassell, the Homeless Striker"

1.11.2009

Beşiktaş 1 - MKE Ankaragücü 0


Uzun süredir maç yazısı yayınlamamıştık. Bunda biraz da Beşiktaş'ın formsuzluğu etkiliydi, açıkçası içimden yazmak gelmiyordu. Dün akşam oynanan maç da, taraftarı sonucu dışında memnun etmekten uzaktı fakat alınan 3 puan Kartal için yeterliydi.

Maçın ilk 15 dakikasını saymazsak, kora kor bir mücadele oldu. Hatta ikinci yarının bazı bölümlerinde, Ankaragücü Beşiktaş kalesini ablukaya aldı. Fakat Beşiktaş'ın stoper ikilisi tecrübesi ve iyi pozisyon almaları ile takımlarını ipten aldılar. Ferrari için artık belirli bir beklenti oluştu taraftarda, tıpkı Ronaldo gibi, onun da Beşiktaş macerasında performansının çok inişli çıkışlı olmayacağını, fakat sahada da ortalamanın üzerinde bir performans çıkaracağını biliyoruz. Sivok da, Ferrari'ye uyum sağlamış durumda, maçta adı en az geçen oyuncu genelde Sivok oluyor ama topsuz oyunda, rakibi marke etmede çok başarılı bir oyuncu. Kalede bu oyunculara destek verecek formda bir kaleci olsa, bu ekip Avrupa düzeyinde bir savunma bloğu oluşturabilir.

Bekler için aynı sözleri söylemek mümkün değil. İsmail Köybaşı geldiğinden beridir en iyi oyununu oynadı ve beklentilerimi haklı çıkarmaya başladı. Daha önce de söyledim, yaş ve tecrübe önemli faktörler fakat İsmail kendini bulduğunda, Milli Takımdaki yeri garanti, ne Hakan Balta ne Ferhat Öztorun ne Hayrettin, milli takımda onun kadar etkili olamaz. Ülkemizde modern bek anlayışına en yakın iki oyuncudan biri Köybaşı, diğeri zaten malumunuz Gökhan Gönül. İkisinin birlikte oynadığı bir Milli takım uzun yıllar beklerde sıkıntı çekmez.

Peki beklerdeki problem ne? Sağ taraf sol kanat kadar şanslı değil. Elimizdeki alternatiflere bakalım: Erhan savunması iyi ama hücumu hiç olmayan bir oyuncu. İbrahim Kaş, süratinden dolayı bekte oynuyor, başka hiç bir özelliği modern bek tipine uygun değil. Toraman, Antep ve Ümit Milli takım zamanlarında zorunluluktan dolayı sol ve sağ bekte oynamış bir oyuncu, dün akşam da zorunluluktan dolayı burada oynadı, elinden geleni yapmaya çalıştı fakat yeterli olmadı. Bütün bu problemleri çözecek bir oyuncu var: Rıdvan Şimşek, fakat Rıdvan da günümüzdeki mevkidaşlarına göre çok ufak tefek bir oyuncu, belki ilerleyen yıllarda fiziği güçlenirse Milli takım çapında bir bek olabilir.

Beşiktaş'ta oyuncu profili olarak en büyük problem, birden çok mevkinin adamı olan oyuncuların sayısının azlığı ya da yokluğu. Eğer 11 as - 11 yedek formatında maça çıkılsa ve oyuncu değiştirme hakkı sınırsız olsa, Beşiktaş ligin açık ara lideri olmuştu fakat şu anki haliyle, birkaç oyuncunun bile formsuzluğu takımın performansını baltalar nitelikte. Çağdaş futbolcu profiline uyan oyuncuların azlığı, Denizli'yi zorlama çözümler yapmaya itiyor. Bu sezon Ekrem Dağ'dan bir ortasaha oyuncusu çıkartma süreci bu probleme bulunan derme çatma bir çözüm. Birkaç farklı pozisyonda oynadığı düşünülen Tello, aslında bu pozisyonların hiçbirinde iyi performans gösterecek kalibrede bir futbolcu değil. Tello çok iyi özelliklerin (orta, duran top, uzaktan şut, uzun pas), çok kötü özelliklerle (adam geçememe, defans zaafiyeti, disiplinsizlik, düşük tempo) harmanlandığı enteresan bir oyuncu; kesinlikle kötü değil, fakat takımın etrafına inşa edilebileceği özellikte bir oyuncu da değil. Yedekte yerli bir alternatifi olduğu zaman Tello'dan verim alınabilir fakat işin acısı da sol iç ve sol açık pozisyonları sadece Beşiktaş'ın değil, Türk futbolunun oyuncu yetiştirmedeki en çorak toprakları, bu da hem Tello'yu o bölge için "zorlama yıldız" yapmakta, bu da oyuncunun motivasyonunu olumsuz etkilemekte. Yaşının da 30'a yaklaştığı düşünüldüğünde, Tello takımdan ayrılması gereken oyunculardan biri, kötü olduğu için değil sadece daha iyi ve genç alternatiflerinin Güney Amerika'da bulunması yüksek bir ihtimal olduğu için...

Rakibe Gelirsek...

Ankaragücü şu anki haliyle, menejerlik oyununda hile yapmış takımlara benziyor. "Ankara Karması" olması için Gençler'den birkaç oyuncu alması yeterli. Takıma entegre olan isimlerden Weeks ve Hürriyet beğendiğim oyuncular. Hürriyet her ne kadar "düz oyuncu" tabir edilen oyuncu tipinde olsa da, hırslı ve istekli, Mustafa Sarp kalibresinde bir oyuncu olabilir ilerde ama daha fazlası olur mu? Sanmıyorum...
Vassell'i saymazsak, Ankaragücü'nün yeni halinde ortasaha forvete göre dengesiz şekilde güçlü olmuş. Dün akşamki maçta da gördüğümüz gibi rakip kaleye gelmede bir problem yaşamıyorlar fakat ceza yayından sonrası Ankaragücü için tam bir kabus. Ankaragücü bu haliye ligin en golcü ortasahasına sahip olur ancak, bu da onları ligde istedikleri sıralara çıkartamaz büyük ihtimalle.

Son sözüm Ceyhun'a... Ligin ilk maçında attığı 2 frikik golüyle takımını ipten alan Ceyhun için yolun sonu sanırım Ankaragücü olacak. Yetenekleri ile ters doğrultuda olan mental özellikleri Ceyhun'un şu tecrübeli döneminde bile en büyük eksiği. Bu bağlamda, dün akşam diğer takımda oynayan Yusuf Şimşek ile zıt özellikler gösteriyor. Ankaraspor ile Ankaragücü'nün de facto birleşmesi bu sezon değil, arzu edildiği gibi geçen sezon yapılsaydı, büyük olasılıkla kendisinin rolünü Özer üstlenir, Ceyhun'a da yedek klübesi ya da transfer gözükürdü. Bencilliği, arkadaşlarını azarlar tavrı, takıma katkısı olmayan agresifliği ile Ceyhun ligin kayıp yıldızlar listesine çoktan girmiş durumda.










Devamı - Beşiktaş 1 - MKE Ankaragücü 0

10.09.2009

Ankaraspor'un Suyu Isındı

Federasyonun verdiği süre doldu. Bir klüpte hissen varken, başka bir klübe başkan olman, hele bu iki takım da aynı ligde ise, şike olarak adlandırılacağı için, Ankaraspor'a bu hafta "bay çekme" yolları gözüktü. Aslında, Federasyon ve kamuoyunun, Gökçek'in adaylığı kesinleştiği zaman duruma tepki göstermesi gerekirdi. Federasyon, geç kalmış durumda, ve verdiği ceza da tek maçla kalmamalı, yoksa "too little, too late" tarzı disipliner yaklaşımlar, Gökçek ve Ankaraspor'a bir şey kaybettirmez, aksine iyi oynadıkları mazlum rolüyle artı sempati puanları kazandırır.

Milli maçları unutalım lige dönelim dedik, burada karşımıza "the Gökçeks" çıktı, bize yine futbolsuz futbol akşamları gözüktü gibi...


Devamı - Ankaraspor'un Suyu Isındı

4.09.2009

İktidara Karşı İktidarla




Futbol iktidarı seviyor. Kazananın mutlak iktidarına karşı çıkmadı mı zaten "fair play" kavramı? Fakat futbolun iktidarı, saha içinde kalmalı; futbol da kendi iktidar dinamiklerini üretmeli, yenen hep yenmeye ve iktidara mahkum kalmamalı. Eğer bu iktidar mahkumiyeti sona ermezse, o zaman kaybedenler, yani muktedir olamayanlar, kendilerine başka bir iktidar yaratırlar, tıpkı Ankaragücü'nde olduğu gibi.

Meseleyi, "the Gokcek Crisis" olarak tanımlamak bence fazla CNN tarzı: kişiyi olayın öznesi yapıp, arkada yatan gerçeklerin belli belirsiz hale getirilmesi bizi odaklanmamız gereken konudan uzaklaştırmakta. Problem şu ki: futbolumuzda mutlak iktidar 2+1 takımın elinde ve bir takım da daimi muhalefetle cezalandırılmış durumda. Diğer takımlar sadece fikstür meselesi. Kentlerine bir şampiyonluk kupası getirmeleri hayal, biz ne kadar ligimiz çok çekişmeli oluyor diye kendimizi kandırsak da, aslında futbolun iktidarı İstanbul il sınırlarının dışında sona eriyor. Bu teslimiyet öyle bir hal almış ki, kendi şehrinin takımına başkan olanlar açık şekilde iktidar klüplerinden birine de üye olabiliyor, bundan da gocunmak yerine, açık seçik gurur duyuyorlar. Taraftarları, kendi kentlerine gelebilecek orijinal bir şampiyonluk coşkusuna, Beşiktaş'ta, Taksim'de ya da Bağdat Caddesi'nde yapılan kutlamalarının kopyalarını Atatürk ya da Gazi Mustafa Kemal Bulvarları'ndan birinde uygulamayı yeğliyorlar, bilakis o tek gecede, bir anlığına merkeziyetçi anlayışın çocukluklarından beri üzerlerine yaftaladığı "taşralılık"tan kopup, İstanbulluğu sanal da olsa yaşıyorlar. Futbol hayata fena halde benzer diyorlar ya, işte size bundan daha acı bir örnek olamaz, siyasi hayatımızda ne kadar Ankara'nın merkeziyetçiliğine bağlıysak, bir benzerini de futbolda İstanbul yapıyor, kendini, sadece 3 takımıyla bütün ülkenin futbolu üzerinde söz sahibi ilan ediyor, transferleri belirliyor, milli takımı şekillendiriyor, alıyor, talan ediyor, paylaşmıyor. Onun iştahı ile mücadele etmekten yorulanlar ise, sanal da olsa bu iktidar alanının çekiciliğine kendilerini kaptırıyorlar.

Buna direnen camiaların sayısı gün geçtikçe azalıyor. Taraftarları kalsa bile, hatta sayıca artsa da, İzmir bu mücadelenin nicedir dışında kalmış durumda. Eskişehir eski günlerin hatrına hala direniyor, Ankaragücü de, biraz da İstanbul gıcıklığına bu direnişe destek veren camialardan biri. Fakat anlaşılan artık onlara salt direniş yetmiyor, onurlu bir direnişin parçası olmak yerine, o çok çekici iktidardan kısacık da olsa tatmak istiyorlar. Anlaşılan, bunun için de her yol mübah görülüyor, zira forumlardan ve konuştuğum az sayıdaki taraftardan edindiğim izlenim, karşı çıkanlar olsa da, yeni Gökçek iktidarının takıma iyi olacağına inanan kesim çoğunlukta. Seçilen yol çok tehlikeli bir yol, Özal döneminin Malatyaspor'u da buna benzer bir hamle yapmıştı, sonu hüsranla sonuçlandı, Malatya futbol konusunda uzun yıllar kendine gelemedi, umarım Ankaragücü de büyük sıçramayı yapayım derken, kendini şu an olduğudan daha kötü durumda bulmaz.

Biliyorum Melih Gökçek'i yerden yere vurmamı isterdiniz fakat kendisi sadece, siyasi hayatın iktidarından, futbolda gördüğü bir iktidar vakumuna çekilen bir güç bağımlısı. Gökçek olmasaydı, başka bir şehirden, başka biri onun rolünü üstlenirdi. Bizans'ı her sene fethetme parodileri yapıyoruz, futbolda aslolansa Bizans'ın Anadolu'yu çokdan boyunduruk altına alması. Ee, zalime karşı da mezalimden birileri çıkacak ki, zalimin tahtına geçip, mazlumluğunu unutsun, değil mi?



Devamı - İktidara Karşı İktidarla

31.08.2009

TFF'den Gökçek Olayına İnceleme


Ahmet Gökçek'in Ankaraspor'dan istifa edip Ankaragücü başkanı olması konusunda Türkiye Futbol Federasyonu tarafından inceleme başlatılmış. Ne kadar 'ince'lenecek acaba...
(Not: Teşekkürler koala)
Devamı - TFF'den Gökçek Olayına İnceleme

19.08.2009

Ankara'dan Bir Büyük Çıkarmak

Dün haberlerde ve bazı bloglarda kısa süreli bir Ankaragücü paniği yaşandı. Melih Gökçek'in organizasyonunda olduğu aşikar olan bir toplantı sonucunda, "Güç Birliği" kararı alındı. İşin ilginç yanı, kimse bu güç birliği kavramından bir şey anlamadı.

Vassell transferi ile klübün gündeminden düşer gibi gözüken "Ankara Birleşmesi", şu an hiç olmadığı kadar gerçek olmaya yakın. Toplantı'dan ortaya çıkan sonuç, Ankaragücü'ne destek, Ankaragücü'ne destek için yeni bir yönetim, yönetim için de kongre; Ankaraspor ise Gökçek'in ifadesi ile "başka bir misyonla" yoluna devam edecek. Kimse darılmasın, gücenmesin ama, Ankaraspor'un böyle bir misyondaki ilk işi bu sezon için Ankaragücü'ne 2 maçta yatmak olabilir mi? Eğer klübünüzün onursal başkanı, başka bir klübün menfaatine çalışmaya başlıyorsa, herşey olabilir.

Peki Melih Gökçek'in desteği ne demek? Türkiye liglerinin şu an en borçlu klüplerinden biri Ankaragücü; klübün yıllardır ciddi bir mali krizde olduğu, gittikçe düşen kadro kalitesi ve lig sıralamasından da belli oluyordu. 100. yıl'da iddialı olmak için Vassell transferini bir kenara koyarsak yapılan ciddi bir çalışma yok. Takım hala Ceyhun'un frikiklerine bakıyor, ki ilk maçlarında birbirinden güzel 2 frikik golünü de aynı oyuncu attı. Ceyhun dışında da spektaküler, taraftarını heyecanlandıracak bir oyuncusu yok. 90larda Gençlerbirliği'nin büyük çıkışı ile, hala en büyük ve fanatik taraftar kitlesine rağmen, şehrinde 2. sıraya düşen Ankaragücü, son yıllarda Aykut Kocaman'ın Ankaraspor'u tarafından da ciddi anlamda zorlanıyordu. Türkiye Liglerinin bütün tarihine bakınca, açık olarak 5. büyük olduğu görülen takımın hali, Vassell ve onca tantanaya rağmen içler acısı durumda, zaten sezon başı aldıkları mağlubiyetler ve kötü oyun daha fazla söze gerek bırakmamakta.

Ankaraspor ise belediye takımından bozma, taraftarsız, camia kültürü olmayan, bu yüzden de ne kadar imkan verilirse verilsin ne Ankara ölçeğinde, ne de Türkiye'de başa oynayamayacak bir takım. Gökçek, kendine popülarite kazandırmak için adeta elinde büyüttüğü takımını, daha büyük hedefleri uğruna gözden çıkarmış görünüyor. Son yıllarda düşen popülaritesini yine arttırmak pahasına, zamanında CHP kökenli belediyelerin (Kocaeli, Gaziantep vb.) denediği, belediye başkanı + klüp başkanı rolüne soyunuyor. Gökçek klüp başkanı olmayacak belki, fakat direkt kendi ya da oğlu vasıtası ile, klübün güç simsarı ortağı olduğunu sık sık bize ve camiaya hissettirecek. Gökçek'in aklı hep Ankaragücü'ndeydi; fakat camia ilk başta buna soğuk baktığı için, Gökçek de kendisi için Ankaraspor diye bir klüp "yarattı". Hikaye tanıdık geliyor mu? 15 yıl öncesine dönelim, benzer bir aşk üçgeni Uzanlar - Galatasaray & İstanbulspor arasında yaşanmıştı. Fakat Uzanlar'ın hikayesi kötü sonuçlanmıştı, son büyük denemelerinde helikopterden kafasında Telsim şapkası ile inen Jardel bile, o kadar golüne rağmen Uzanlar'ın GS Başkanlığı rüyasını gerçekleştirememişti. (Baba Kemal Uzan hatırladığım kadarıyla Ali Sami Yen'in müteahhittidir, yani GS olmayınca çocuklara oyuncak olarak İstanbulspor alındı desek yanlış söylemeyiz.) Gökçek tarafında ise, ülkenin politik iklimi sağolsun, bu hikaye olumlu bitecek gibi... Peki bundan sonra ne olacak?

Yeni Yönetim :
Yeni yönetim, başkan kim olursa olsun aslında Cemal Aydın - Melih Gökçek koalisyonu olacaktır. Cemal Aydın, her ne kadar şu an için geri planda kalmış gözükse de, klüpler başkanlığı yapmış, Ankara içinde sözü geçer, camia içinde de ağırlığı olan biridir, Gökçek için en doğru yol arkadaşıdır.

Yeni Transferler :
23-30 Ağustos arasında yeni transferler yapılacakmış. Bakalım Ankara tarafından da bir Haldun Üstünel çıkacak mı?

2-3 Yıl İçinde Şampiyonluk :
Sanırım böyle bir laf ettiler ki, normalde yok artık derdim, fakat işin içinde bir Gökçek olunca, lafımı sakınarak söylüyorum. Hatta şunu da iddia ediyorum, 2-3 yıl olmasa bile 5 yıl içinde - yeni belediye seçimlerine kadar - bir şampiyonluk gelir.

Ankaraspor?
Güle güle yavrum güle güle, güle güle sana güle güle...

12 Eylül sonrası, Birinci Lig'e adeta tank üstünde çıkarılan Ankaragücü, şimdi tarihinde ikinci kez, politik çıkarlar uğruna feda edilecek. Şampiyonluk gelebilir, Sivasspor'un geçen sezon çok peşinden koşup, elde edemediği nazlı güzeli, Ankara, hem parasıyla, hem de gücüyle evinin kadını yapabilir. Fakat şunu unutmamak lazım, bir takım, Gökçek şahsından da öte, bu kadar politize bir hale getirilirse, kazandığı her başarının ardında kafalarda soru işaretleri bırakır. 100 yıllık tarihi olan, İstanbul'da kurulup, Ankara'ya taşınan, Türk Futbolu'nun lokomotiflerinden biri olan Ankaragücü, bu şaibelerin hiçbirini haketmiyordu; yazık oldu, kupa kazanamayan kült klüpten, geleceğin 5. büyüğüne uzanan yolu seçti. Halbuki bilmezler mi, büyüklük yanındaki sayılar arttıkça azalan bir şeydir...



Devamı - Ankara'dan Bir Büyük Çıkarmak

2.08.2009

Süper Lig'de Anadolu Takımları - Bölüm 1

Ligin başlaması yakınken size kısa bir Anadolu turu yaptıralım, bakalım bu sezon da sürpriz bir takım çıkacak mı, yoksa Sivasspor yükselişine devam edip belki de çok istedikleri şampiyonluğa mı kavuşacak? Ankaragücü 100. yılında ne yapar? Bursaspor'un yükselişi devam edecek mi? Yeni takımların asansörden kurtulma şansı var mı? İşte size ziplenmiş Anadolu Turumuz:

ANKARAGÜCÜ:
En Önemli Transferi: Darius Vassell En Büyük Kaybı: Mehmet Yılmaz Artıları : 100. yıl heyecanı ve transfer atağı camiaya yıllar sonra görülmemiş bir heyecan getirdi. Eksileri : Takımı sırtlayacak ortasaha, Ankaraspor ile birleşme hikayesinin bir türlü sona ermemesi.

Ankaragücü ligin 4 büyük takımdan sonraki taşıyıcı sütunu. Fakat yıllar boyunca Ankaragücü ne düştü, ne de üst sıralara oynadı, kendi kemikleşmiş taraftarı dışında kimseye heyecan vermeyen bir takım görüntüsündeydi. 100. yılını kutlayan camia, bu sene, sanki yüzyıllık ölü toprağını üzerinden atarcasına atak ve istekli bir görüntü sergiliyor. Sahada ne yapar bilinmez ama Vassell transferi klüp için önemli bir hamleydi, istenirse İngiltere Milli Takım oyuncularından birinin Ankara'ya getirilebileceğini gösterdiler ki bu çapta bir Adalı oyuncu ilk defa ligimize katıldı. (Les Ferdinand geldiğinde Vassell kadar tanınmamıştı ve milli olmamıştı.)

Vassell transferine rağmen, kadro genelinde ciddi problemler var, ortasaha hala Ceyhun'un ayağından çıkacak toplara bakıyor, yeni transfer Cihan belki Ceyhun'a destek olabilir fakat iki oyuncu da en formda dönemlerini geride bırakmış gözüküyorlar, isimlerinin hakkını vererek oynadıkları her maç Ankaragücü adına artı sayılabilir. Mehmet Yılmaz forvetteki en büyük kayıp ama bu kayıp da göreceli bir kayıp sayılabilir. Tabii 100. yıl baskısı takımın gücünün ötesinde atak oynamasına sebep olup gereksiz puanlar kaybetmesine sebep olma riski de daima bir kenarda durmakta. Sonuçta Ankaragücü güçlenmiş gözüküyor fakat camiadaki beklentilerin belirsizliği en büyük handikapları.

ANKARASPOR
En Önemli Transferi: Aydın Karabulut En Büyük Kaybı: Aykut Kocaman Artıları : Transferden iyi para & genç yetenekler kazandılar, TSYD Kupası moral oldu Eksileri : Ankaragücü ile birleşme hikayesi, kaybedilen oyuncuların ve teknik direktörün yerinin doldurulamama riski

Ankaraspor, taraftarı olmayan bir klüp olarak, son yıllarda gündeme Aykut Kocaman'ın özel gayreti ile gelebilmişti. Orta sıralara oynayan bir klüp için, sahanın her yerine basan, iyi futbol oynamaya çalışan bir takım oluşturan Kocaman ve pozitif futbolu sayesinde, Ankaraspor pek çok futbolseverin sempati duyduğu bir takım haline gelmişti. Bu sene, Aykut Kocaman yok, kurduğu takımın beyni Özer ve defanstan Erhan da büyük takımların yolunu tuttu. Bu transferlerden, klübün kasasına iyi para girdi, ayrıca da Aydın, İlhan ve Özgür gibi genç ve yetenekli oyuncular takıma dahil edildi. Bu üç oyuncu da yetenekli oyuncular ve şimdi ilk onbirde oynayabilecekleri bir takımdalar. Aydın Ümit Milli Takım'da yeteneklerini göstermişti, fakat Beşiktaş'ta Ertugrul Sağlam'dan sonra oynaması çok zor görünüyordu, şimdi belki de kariyerindeki en önemli fırsat eline geçti. Fakat Post-Kocaman dönemi, Ankaraspor için çok da kolay geçmeyecek gibi görünüyor, TSYD kupasını almış olsalar bile.

Belediye takımından evrilen ve A.Ş. statüsüne kavuşan Ankaraspor'da hala yaygın kanaat Onursal Başkan Melih Gökçek'in ipleri elinde tuttuğuna yönelik. Ankaragücü'nün geçen seneki zayıf halinden faydalanıp, iki klübü birleştirmeye çalışması şimdilik önlendi. Bu harekatın sportif ve politik boyutlarını farklı farklı değerlendirmek lazım. İstanbul dominasyonuna karşı geçen sene hiçbir şey yapamayan 4 Ankara takımı vardı. Fakat aslında nerden bakarsanız bakın, Ankara'da asıl 2 klüp yıllardır futbolun bayraktarlığını yapar: Ankaragücü ve Gençlerbirliği. Ankaragücü'nde geçmiş ve taraftar gücü var, Ankaraspor da ise para ve politik destek; 2 klübün birleşmesi ya da başka olası kombinasyonlar, sportif anlamda Ankara'dan bir "süperklübün" doğmasına vesile olursa, bu yeni klübün de hem taraftar desteği, hem de yerel kapital desteği olursa, ligimizde Bizans'a karşı önemli bir rakip çıkmış olur. Fakat işin politik boyutundan bakarsak, Melih Gökçek, bir belediye başkanı için fazlasıyla politize olmuş, adeta Ankara halkını ortadan ikiye bölmüş bir isim; yaptığı olumlu icraatlar kadar, kendisi ve ailesine yapılan pek çok itham ve suçlamalar olan, işin aslında kendi partisinde bile ismi en çok tartışılan Belediye Başkanı. Haliyle, bu kadar tartışmalı bir ismin Ankaragücü'nün marka gücüne gözlerini dikmesi, pek çok kişinin aklına karanlık soruları da getiriyor. Melih Gökçek, kendisine karşı olan antipatiyi Kocaman dönemindeki iyi futbol iştahı ile bir nebze olsun bertaraf etmişti, fakat şimdi önüne koyduğu bu perde de kalkınca, Ankaraspor hala ligin sempati güzelleri arasında sayılacak mı, onu da sanırım bu sene öğrenmiş olacağız.

Antalyaspor
En Önemli Transferi : Balili En Önemli Kaybı : - Artıları : Nokta transferler ile kadroyu güçlendirmesi Eksileri : Ortasahanın hala yaratıcı isimlere ihtiyacı var

Geçen sezon Antalya için zor bir sezondu. Bu sezon ise işler daha iyiye gidebilir gibi gözüküyor. Balili, Batak, Kerim Zengin ve Veysel Cihan önemli nokta transferler. Balili her Anadolu takımının rüyası olan forvet tipi, Veysel ise yerli forvetler arasında taktiksel oyuncu olarak en iyisi. Fazla spektaküler hareketleri yok, doldur boşalt tipi oyunlarda hava toplarına hakim, Balili'ye çok pozisyon yaratabilir. Batak defans için nispeten iyi bir seçim, Ankaraspor'dan geldiği için TSL'ye de alışık bir oyuncu. Kerim Zengin ise şahsen beğendiğim bir oyuncu. Takımın sağ kanadına ciddi bir hareket getireceği kesin, Balili ve Veysel için çok faydalı olacaktır.

Antalya için söyleceğim şey pek çok Anadolu Klübü için de aynı: takımlar forvet ve defans hatlarına verdikleri kadar önemi ortasahalarına verseler, TSL rekabeti ve seyir zevki en güzel liglerden biri olur, fakat doldurboşalt tarzı oyunlar ve top rakipteyken kapanma paranoyası Antalya gibi takımların ortasahalarının dirençsizliğinden ve yaratıcı oyun yoksunluğundan kaynaklanıyor. Bu takıma, mesela Ceyhun gibi bir maestro alınsa, Antalyaspor bir sezonda düşme hattından, ilk 10 sıranın gediklisi bir takıma yükselebilir. Bakalım umarım bu sezon Akdeniz'in yegane takımına iyi gelir.

BURSASPOR:
En Önemli Transferi: Hüseyin Çimşir En Büyük Kaybı : Mustafa Sarp Artıları : Sercan kaldı, Ertuğrul Sağlam faktörü, Zapo ve Hüseyin transfleri Eksileri : Takımın sahadaki lideri kim olacak?

Ertuğrul Sağlam ve Beşiktaş ayrılışı, iki insanın olmayacak bir ilişkiden sonra mutluluğu başkalarında bulmasına benziyor. Beşiktaş, Ertuğrul sonrasında morali ve kendine güveni Denizli ile buldu, Bursa ise Ertuğrul ile adeta serpildi güzelleşti. Gençlere yatırım yapmayı seven Sağlam için Bursaspor doğru tercih, takımın yaş ortalaması genç ve oyuncuların hemen hepsi başarıya ve kendini ispata açlar. Sercan bu oyuncular arasından en çok parlayanı, Okan Yılmaz sonrası Bursaspor'un sembol bir oyuncuya ihtiyacı var, Bursaspor Anadolu'daki takımlar arasında bu tarz sembol oyuncuları en çok yaratan ekiplerden, fanatik taraftarının bağrına basacağı tipte bir oyuncu Sercan; fakat Okan ve Baljiç gibi olması için takımda birkaç sezon daha kalması ve formunu geliştirmesi lazım.

Transferdeki en önemli hamleler, Batalla ve Hüseyin transfeleri. Hüseyin belki müthiş bir futbol zekasına sahip değil, fakat tecrübesi ve büyük takım kaptanlığı ile Bursaspor'un Kemal, Gökhan, Sercan gibi oyuncularını toparlayacak tipte bir oyuncu. Batalla, iyi bir oyuncu fakat ilk kez Avrupa'ya açılıyor, eğer tutarsa Bursa müthiş bir güç kazanır. Kemal Arslan için Bursaspor bence son şans: takımı sırtlamayı becerirse, belki futbol tarihimizdeki 2. Yusuf Şimşek vakası olabilir. Ali Tandoğan da önemli bir artı takımda, bana göre Türkiye'deki en iyi kulvar oyuncularından biri ve en iyi orta yapanlarından hala, fakat sinirli tavrı yüzünden kariyeri asla yetenekleri oranında olmadı. Hagi'nin son kez asist kralı olduğu sezonda, onun ardında ikinci sırayı alan bir oyuncudan, bir dönem Ersun Hoca'nın vazgeçilmezi bir oyuncudan söz ediyoruz: kariyerinin sonunda hatalarından ders almış bir, olgun bir Ali Tandoğan Bursaspor'a çok şey katabilir.

Farkettiğiniz gibi Bursa'nın elinde bahsettiğim diğer takımlara göre çok daha fazla yetenekli ve kariyerli futbolcu var. Hatta şu an kadro zenginliği açısından üç büyüklerden sonra Trabzon'la beraber 4. sırayı paylaşabilir. Fakat bu kadroya sahada liderlik edecek bir oyuncu yok, ortasahada Kemal bu rolü ne kadar alabilir bu bir tartışma konusu, fakat şu an için Batalla dışında tek seçenek o gözüküyor, eğer takımdaki liderlik sorunu da çözülürse, geçen seneki kadrosuna göre güçlenmiş bir Bursaspor, bu sene ligin en önemli başaltı takımı olacak gibi gözüküyor.















Devamı - Süper Lig'de Anadolu Takımları - Bölüm 1

23.07.2009

Vassell Yardimi Lutfen!!!


Arkadaslar, yaklasik son bir saattir Darius Vassell'e odenecek yillik paranin ne kadar oldugunu arastiriyorum ve anca havami aldim. Bir bilgisi olan, herhangi faydali bir linke ulasan lutfen bir yorum yazsin... Kenan Evren'e sorsak bilir mi acaba?

Devamı - Vassell Yardimi Lutfen!!!