Yıldırım Demirören etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yıldırım Demirören etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11.01.2010

Mesele Demirören'i Seçtirmemek mi?


Ocak ayı geldi, artık safları belirlemenin zamanı. Birkaç haftaya kadar kongrede oy kullanacağım ve Beşiktaş A.Ş.'nin yeni yönetim kurulunun seçilmesinde bir oyluk da olsa bir etkim olacak. Pek çok renktaş ve klüp üyesi tanıdığım için ortada verilecek bir karar yok, slogan belli "Let's kick Demirören out of football!". Slogan zekice bir şekilde meşhur bir slogandan apartılmış fakat, temelde şu soru hala zihnimde dalgalanıyor: niçin oy vereceğim, Demiröreni seçtirmemek için mi, yoksa inandığım birini başkan yapmak için mi?

İşin aslı, Beşiktaş'ın şu an ertelenmiş bir fetret devrini yaşaması. On yıllarca süren Seba dönemi, içinde benim de bulunduğum pek çok Beşiktaşlı için sabit ama istikrarlı bir dönemi temsil ediyor. Klübün Seba öncesinde özellikle 79-82 arasında yaşadığı derin mali ve yönetimsel krizler düşünüldüğünde Seba dönemi ve getirdiği başarılar klübü tarihinin altın çağına taşıdı. Fakat bu "altın çağın" uzaması beraberinde sonraki dönemlere ertelenmiş sorunların sayısının artmasına, çaplarının büyümesine sebep oldu. Seba görevi bırakınca, yerine gelen yönetim de dünya futbolunda ciddi tartışmalarla geçen süreçte alınan kararları bir çırpıda almaya başladı. Özellikle şirketleşme süreci, herhangi bir tartışma yaratılmadan hemen kabul edildi. İngiltere başta olmak üzere diğer ülkelerde son derece sancılı geçen bu duruma, Türkiye'de çok hızlı ve sancısız geçildi. "Sancısız" geçilen bu süreç de ilerleyen dönemde kendi problemlerini doğurdu.

Demirören devri aslında klübün yaşadığı kimliksel bunalımın en açık kanıtıdır. Beşiktaş, semt takımından hallice, mazbut ama başarılı, ailenin renksiz kokusuz fakat çalışkan, azimli üyesi iken, artık başarı için şık giyinmenin, pahalı yaşamanın gerektiği bir dünyaya zorla da olsa adımını attı. Serdar Bilgili, Bernard Shaw'ın kitabındaki karakter gibi*, bu potansiyeli olan gençten, salona girince gözleri kamaştıracak bir beyefendi yaratmak istedi, kısmen başarılı da oldu fakat klübün ve ülkenin şartları düşünüldüğünde ortaya çıkan genç bütün göz alıcılığına rağmen, geldiği çevreden kopmuş, lükse alışmış, yeteneklerinden çok tüketmenin erdemlerine biat etmiş bir hale büründü.

İşte tam bu noktada, klübün üyelerinin yapması gereken seçim kişilerden çok geleceği belirleyecek politikalar üzerine olmalıdır. Meseleyi Fenerbahçe ile şampiyonluk yarıştırmaktan, Galatasaray ile Avrupa'da mücadele etmekten öte bir noktaya taşıyıp, aslında şu temel sorunla yüzleşmek gerekiyor: büyüklerin iyice büyüdüğü, küçüklerin ise yokolmamak için kabuklarına çekildiği bu dönemde, ligine göre büyük, kıtasına göre küçük klüplerin sürdürülebilir bir büyüme için ne yapması lazım? Şüphesiz bu sorunun cevabı ne Mehmet Topuz transferinde, ne de Fulya projesinde saklı. Ve ne yazık ki, iki aday da bu sorunla yüzleşmekten o kadar uzaklar ki...

O yüzden sormadan edemiyorum; yeni gelecek yöneticiler şunları yapmayacaklarının garantisini verebilir mi?

* Klüp darboğaza girdiğinde kendi ceplerinden klübe para vermeyeceklerinin,

* Basının, taraftarın ve piyasa şartlarının gazlamasıyla ederi ödediklerinin üçte biri bile etmeyecek futbolculara sırf namımız yürüsün diye para saçmayacaklarının,

* Asla çalışmayacakları isimlerden zorda kalınca medet ummayacaklarının

* Klübün ekonomik sürdürülebilirliğinin günlük başarıdan daha önemli olduğunu yürekle ve açıklıkla savunacaklarının

* "Yıldız alan değil yetiştiren olmalıyız" sözünden seçildiklerinin ertesindeki ilk transfer sezonunda vazgeçmeyeceklerinin,

* Amatör branşların en az profesyoneller kadar önemli olduğunu, gerekirse futbol gibi karlı alanlardan buralara ciddi paralar yatırılacağının,

* Klübün asıl sahibinin kendileri değil, hissedarlar ve taraftarlar olduğunu unutmayacaklarının,

* Sırf 3. büyüğüz diye, her alanda Fener-Cimbom ne yaparsa eldeki imkanlara bakılmaksızın aynısını yapmaktan vazgeçileceğinin,

* Sırf kota doldurmak için 8 vasat yabancı alıp, satamayınca da eldeki kadroyu şişirmek yerine, az ama kaliteli yabancı oyuncularla yola devam edileceğinin,

* Beşiktaş'ı bilen ve uluslararası ilişkileri güçlü olan takım ile yönetim arasındaki boşluğu kapatacak ve "kalıcı" olacak bir futbol yönetim mekanizmasının bir daha bertaraf edilemeyecek şekilde kurulmasının,

* Yönetim ve başkanlık anlayışının tek adamlık değil, çoğulculuk üzerine olacağının,

* Taraftar gruplarına bedava bilet dağıtmak yerine, özürlüler, çocuklar ve kadınlara pozitif ayrımcılık uygulayacak şekilde maç günleri mabedimizin toplumun bütün kesimlerine açılacağının garantisini vermeden açıkçası Yıldırım gitmiş, Murat Aksu gelmiş farketmez. Sonuçta, Anglo-Saksonların dediği durum her iklimde ve her kültürde geçerlidir:

"Power corrupts, absolute power corrupts absolutely"

Biz de demiyor muyuz, "Balık baştan kokar diye"?

Herkese iyi seçimler ve yeni bir Beşiktaş umarım bu badirelerden sapasağlam çıkar.
Devamı - Mesele Demirören'i Seçtirmemek mi?

16.12.2009

Demirören Yönetimi FM 2010'da Dosta korku, Düşmana Güven Sağlıyor



FM 2010'a nihayet ben de geçtim. Bu sefer fantazi olsun diye oyunu steam'den aldım. Tabi steam'den alınan oyunlarda scout programlarının çalışmaması beni oyun içindeki scoutlara ve menejerlik hislerime mahkum bıraktı.

Bu da yetmezmiş gibi "Demirören Sorunsalı" burada da beni bırakmadı. Takdir edersiniz ki, ilk oyunumu Beşiktaşım ile oynamak istedim. Ligimizi seçtik, profilimizi girdik. Sırf yabancı oyuncular gelirken sempati toplar diye, ingiliz-arjantin çifte vatandaşlığına sahip eski uluslararası futbolcu profilimle Beşiktaş'ın başına geçtim. Bütçelere falan bakayım derken, ilk şokla karşılaştım: 1,5 milyon civarı transfer bütçesi ve zarar eden bir maaş dengesi. Bir önceki FM'ye göre, Türk ligindeki oyuncuların da fiyatları acaip şişmiş. Nobre 2 milyon avro alıyor yılda ve değeri tam 8,5 milyon avro. Fakat 1 milyona bile satamıyorsun! Bobo'da da aynı sorun var. Yabancı kontenjanı dolmus durumda, yeni gelenleri zaten hemen satmak mümkün değil. Fazladan, 9. yabancı olarak sakat Delgado ve 10. sırada da hala Gordon var. (Ben o adamdan kurtulduk sanıyordum.)

Para yok, birazcık olanı da maaşı dengelemek için veriyorsun, kontenjan dolu, 5 tane forvetin var ama Rıdvan dışında doğru düzgün sağbekin yok, yabancı oyuncularına talip yok... Kısacası Beşiktaş oyunum can sıkıcı başladı. Birazcık paramı ben de koçlara yatırdım. Zira FM 9.0.3 yamasından sonra farketmişinizdir, koçların antremanlara etkisinde değişiklikler oldu. Disiplin, motivasyon ve kararlılık da en az antreman beceresi kadar etkin. Sağolsun, Marrone dışında da doğru düzgün koçum yoktu, hepsiyle yolları ayırdım.

Peki Beşiktaş'ta herşey kötü mü? Sanırım en yetenekli genç Türk oyuncuların bazıları bende. Batuhan oyunun en önemli Türk hot prospect'i. İsmail Köybaşı ve Rıdvan da fena değil, gelecek yıllarda daha da iyi olurlar. Ortasaha'da anlaşılan Onur'un tranferini FM scoutları iyi takip etmiş. O da kalburüstü bir oyuncu. Fakat FM 2009'dan beridir Beşiktaş'ta en favori adamım geleceğin DMC'si NECİP UYSAL. Ligin ilk maçında sonradan oyuna girip, galibiyeti getiren golü attı. Ertesi gün Real Madrid kapıma dayandı. Verdikleri rakamı düşük bulduğum için ("Necip'in kariyer planlamasını ben yapıyorum") kabul etmedim tabii ki...

Klüp ayrıca her ay borç da ödüyor. Bu da bütçeyi bayağı kötü yönde etkiliyor, 2018'e kadar sabredebilirsem borç vadesi dolacakmış. Ayrıca, fıkra gibi ama tam 14 futbolcu ile "first team" sözü verilerek sözleşme imzalanmış. Ayrıca "key player"lar var, onlardan bahsetmiyorum bile. Artık oyuncularım mutsuz olmasın diye, maça çıkarken sahaya ayak basan ilk 11 oyuncuyu first team'e koyacağım. Gücenmek yok, sona kalan dona kalır!

Parasızlık, oyuncudan kurtulamama, maaş ve sözleşme problemleri üzerine yönetim bir de benden şampiyonluk istedi. İşte o an, oyunun vardığı gerçekçilik düzeyini görünce ne yalan söyleyeyim gözlerimden iki damla yaş süzüldü. Parasızlık, kötü yönetim ve bi de üstüne gerçekdışı istekler... İşte karşımda tam bir Demirören Yönetimi bulunuyordu.
Devamı - Demirören Yönetimi FM 2010'da Dosta korku, Düşmana Güven Sağlıyor

14.06.2009

Yildirim Demiroren Devri Icraatlari



Demiroren BJK baskani oldugundan beri benim aklimda kalan bazi hadiseleri soyle siralayabilirim: (Bir Fenerbahce taraftari olarak benim dusuncem Demiroren, Turkiye'nin gordugu en basarisiz ve en acemi baskanlardan biridir. Adnan Polat'i ise son derece basarili buluyorum, Turk Futboluna cok buyuk katkilar yaptigini dusunuyorum, o da ayri bir yazi konusu...)

1) Del Bosque, Riza Calimbay, Jean Tigana, Ertugrul Saglam getirildi. Hepsi teker teker gonderildi (her ne kadar Ertugrul Saglam istifa ettiyse de ben istifaya zorlandigini dusunuyorum). Ustelik hepsi icin alinan basarisiz skorlardan sonra "ben teknik direktorumuzun arkasindayim" gibi aciklamalar yapti. Birkac hafta sonra hepsine kapiyi gosterdi. Ustelik Del Bosque ve Tigana hadiselerinde paralar odenmedigi icin BJK'yi FIFA'yla davalik etti.

2) Carew, Ricardinho, Ailton, Delgado gibi "bomba" transferler yapti. Genelde bu bombablar hep elinde patladi. Avrupa'da basari gelmedi (Turkiye'de de ancak Mustafa Denizli goreve geldikten sonra sportif basari kazanildi).

3) Fenerbahce'yle Mehmet Topuz, Galatasaray'la Mondragon transferleri yuzunden karsi karsiya geldi. Ikise de BJK'den baska yerde oynayamaz dedi. Amatorce davranip Mehmet Topuz'un kulubunden bonservisini alamadigi icin onu Fenerbahce'ye kaptirdi. Ustelik bu olay neticelenmeden once de 70 milyon onunde "Topuz BJK'ya hayirli ugurlu olsun" dedi ve cok kesin konustu. Sonucta eli bos kaldi. Ayni olay Mondragon davasinda da yasandi. Mondragon da GS'li oldu (Benim bildigim kadariyla halk arasinda Demiroren'in sik sik yaptigi bu tip hareketlere "tukurdugunu yalamak" deniyor. Bilmiyorum siz katilir misiniz?)

4) Fenerbahce'yle yapilan bir mactan BJK yenilgiyle ayrilinca Federasyona ates puskurdu ve gelecek maca PAF takimiyla cikacagini soyleyip tehditler savurdu. BJK bundan sonraki ilk macta Liverpool'dan Sampiyonlar Ligi'nde 8 yedi ve tarihinin en agir yenilgilerinden birini aldi. Ustelik bir sonraki lig macina da PAF Takimiyla cikilmadi !!!!

5) Topuz hezimetini unutturmak icin Ispanya'ya gitti. Villareal'la Nihat'in bonservisi icin anlasti, ama futbolcuyu ikna edemedi.

6) Inonu Stadini yikip modern bir stad yapma sozu verdi taraftarina yillarca. Ama bir turlu gerekli izinler alinip stad calismasi baslatilamadi. Bugun Fenerbahce Sukru Saracogluyla, Galatasaray Seyrantepe'deki halen insaat halindeki stadiyla, Kayserispor Kadir Has Stadiyla modern futbol mabedlerine kavustular veya kavusmak uzereler. BJK icin hala bir adim atamadi Baskan Demiroren.

7) Fenerbahce'ye nispet yaparcasina Mustafa Dogan, Tayfun Korkut, Ali Gunes, Marcio Nombre gibi futbolculari, kendi taraftarinin karsi cikmasina ragmen transfer etti. Bunlardan verim alamadigi icin cogu gonderildi (Direk Fener'den gelip de basarili olan bir tek Rustu oldu).

8) Topuz konusunda acemice davranip yaptigi hatayi ortebilmek icin "ETIK" konusunu gundeme getirdi. Futbolcu "mal degildir" dedi. Ama Fahri, Koray, Aydin Karabulut gibi futbolculari kendi istekleri disinda baska kuluplere yolladi (Bence bu da "tukurdugunu yalamak" demektir).

9) Kurdugu TV kanali BJK TV, Digiturk'e eklenmedigi icin bu konuda da GS TV ve FB TV'lerin gerisinde kaldi. Markalasmaya onem verecegini soyledi ama Besiktas urunleri satmak icin kurdugu Kartal Yuvasi, ornegin FENERIUM'larin gelirlerinin cok arkasinda kaldi.

Butun bunlardan sonra bu sene alinan cifte kupayla BJK taraftari Demiroren'in basarili oldugunu dusunuyorlarsa ben soyleyecek soz bulamiyorum. Bence Demiroren, ne transfer konusunda, ne markalasmada, ne de sportif alanlarda basarili olabilmistir (futbol takiminin bu sene kazandigi sampiyonlugu Denizli'ye mal ediyorum ben. Basketbol ve diger amator branslarda da kazanilan bir kupa yok benim bildigim kadariyla).
Ayrica Demiroren temsil ettigi BJK kulubunun haklarini profesyonelce savunacagina o hep tribunlere oynamayi uygun goruyor. Duygularinin esiri olmus amator bir taraftar ruhuyla yaptigi aciklamalar bence kendi kulubune zarar veriyor. Bir BJK kulubu baskani baska buyuk bir camiaya "ezik" diyorsa ve TV'da 70 milyon onunde Ahmet Cakar'a "sen git sahaya Kucuk Ahmet'le cik" diyorsa, benim bunlari normal karsilamam mumkun degil. Kurumsallastigini iddia eden bir kulubun en tepesindeki en yetkili agizdan cikan kelimeler bunlar olmamali, yaptigi icraatler bunlar olmamali !!!!


Devamı - Yildirim Demiroren Devri Icraatlari

12.06.2009

Mehmet Topuz Vakası - Çeşitleme


Bu konu hakkında oturup ciddi birşeyler yazacak değilim kabak tadı verdi artık. Fenerbahçe'nin son yıllarda diğer rakiplerine karşı (hatta Ortega, Appiah ve Aurelio hukuki vakaları) birşeyleri çok daha düzgün yapma avantajıyla biraz daha önde olduğu görülüyor bu garip vakada.

Bugün iki detay yakaladım sabah iş öncesi neti gezerken:

1) Yıldırım Demirören'in Mehmet Topuz'un cep telefonuna el koyduğu iddası. Bu konu en ünlü Beşiktaş formunda sevinçe tartışılıyor.

2) Milliyet Gazetesinde severek okuduğum Bilgin Gökberk'in yazısından ufak bir detay:

'Sayın-sevgili Özhaseki’ ye “Topuz’u bir programıma gönderir misin” dediğimde “gönderirim ama programın uzun, onu seviyorsan çağırma, zarar verirsin, zorlanır” demişti.
Durumu en kibarca böyle özetlenebilir.'

Yazının tamamını buradan okuyabilirsiniz.

Devamı - Mehmet Topuz Vakası - Çeşitleme