Sampiyonlar Ligi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sampiyonlar Ligi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20.10.2009

Almanya Şampiyonu vs. Türkiye Şampiyonu


Sorabilirsiniz, niye benzer bir kıyaslamayı Manchester United maçı öncesi yapmadın diye, doğrudur orada da İngiltere Şampiyonu vs. Türkiye Şampiyonu karşılaşması olmuştu. Fakat United zaten ülkesinde ve kıtasal maçlarda favori bir takım, Wolfsburg - Beşiktaş eşleşmesinde ise, geçen senenin iki kinder sürprizinin, mucizeden realiteye geçme mücadelesi olacak.
Wolfsburg tarihinde ilk kez geçen sezon şampiyon oldu, Beşiktaş ise favori gösterilmediği bir sezonu çifte kupa ile kapadı. İki takım da bu sezon, bir öncekine göre vasat bir performans gösteriyor. Gerçi Wolfsburg 5. sırada olmasına rağmen, Bundesliga'nın şampiyonluk kuralı olan "Ne yaparsan yap, sıralamada Bayern'in üstünde ol" kuralına hala uyuyor (B.Münih 6. sırada).

Maçın akıbeti ne olacak bilmiyorum, açıkçası Wolfsburg maçın favorisi gözükse de, Beşiktaş bu, tutar oradan puan alır, aynı takıma sonra İnönü'de yenilip, sonra da bir galibiyet daha alıp 6 puanla grupta kalmayı başarabilir. Fakat sonuçta, yarınki maç, sadece iki takım arasında olmayacak, 2 lig arasında olacak, kan kaybeden Türkiye Ligi ile gözünü İngiltere ve İspanya'nın ardından 3. büyük lig olmaya dikmiş Alman Ligi arasında olacak. Almanya ile Türkiye arasında son zamanlarda örtülü bir futbol savaşı var; Emperyalist olamamanın acısını hep çeken Almanya, futbolda da yetenekli oyuncu ithal edeceği, eski sömürge, yeni ucuz futbolcu pazarı ülkelere sahip olmadığı için, kendi içindeki "yabancılara", özellikle de Türk kökenli Almanlara yöneldi. Farkındaysanız, Hamit'ten beridir, Almanya'dan üst düzey takımlarda oynayan bir oyuncu milli takımımıza gelmiyor. Mesut Almanya'yı tercih etti, Mesuttan daha da büyük bir kayıp olan Serdar Taşçı var, daha alt takımlardaki oyuncularla beraber 27 Türk kökenli oyuncu Alman Milli Takımları'nda oynuyor. Uzun lafın kısası, Almanya ile sürdürdüğümüz "gurbetçi" savaşını kaybettik, bari ligler arası savaşta onurumuzu kurtaralım.




Devamı - Almanya Şampiyonu vs. Türkiye Şampiyonu

30.09.2009

CSKA Moskova -BJK : Gol Atabiliyormuşuz!


Başlamadan önce İlker Yasin'in başı sağolsun; cenaze evinden maç anlatmak zordur bilirim. Mustafa Denizli ile girdikleri puslu ortaklık sonucu, maçı izleyen bizleri de canlı cenazeye çevirdiler, bu yüzden de tebrik ediyorum bu ikiliyi.

Maçla ilgili anlatılacaklar çok fazla değil. Rüştü'nün ilk golde yaptığı pozisyon hatası, golün güzelliğinden dolayı ikinci planda kaldı. Tam da bu maçtan yırttığını düşünürken, ikinci golde bu sefer yerden gelen topu, tabiri caizse "içeri aldı". CSKA'nın 2 üst düzey oyuncusu var, onlar gollerini attılar. Allahtan Wagner Love'yi satmışlar, yoksa ondan da 2 gol yerdik.

Beşiktaş'ın tempo problemi devam etmekte. Oyuncuların isteksiz tavrı da düşün tempoda etken, temponun arttırılamaması rakibin yarısahasına kolay yerleşmesini sağlıyor. CSKA'da defans arasına atılacak toplarla gol bulmayı düşünen Denizli, takımın tempoyu arttıramaması, üzerine de erken gelen gol yüzünden CSKA'nın baskı kurmadan oynaması üzerine, plan revizyonuna gitti, ilk yarıyı beklemeden Yusuf - Holosko değişikliğine gitti. Yusuf'un Şampiyonlar Ligi kariyeri hiç de parlak değil, niye parlak olmadığını bugün bir kez daha anlamış olduk.

Beşiktaş'taki sorun, sahadaki oyundan kaynaklanmıyor. Sahadaki oyun, başka sorunların sonucu gibi. Geçen senenin iyi oyuncularının bu sene sahada ruh gibi gezmesinin sebebi takım içinde değişen dengeler olsa gerek. Anlaşılan, başarının bir hedef değil, bir eşik olduğunu pek çok oyuncu kavrayamamış, kavrayanlar da bir şekilde küstürülmüşler. Sahada takımı ateşleyecek bir oyuncu yok. Bırakın lider oyuncuyu, bir güzel şutla, bir güzel pasla, birkaç iyi hareketle arkadaşlarına heves verecek bir oyuncu da yok. Takımda, kendini ispatlama derdinde olan Serdar Özkan ve İsmail Köybaşı ile, Denizli'nin gözdelerinden Ekrem Dag dışında, çaba gösteren birine rastlamadım. Ernst ve oynasaydı Fink bu eleştirilerin dışında kalan oyuncular, onların vasat eşikleri yukarda ve her maç en azından o eşiği tutturuyorlar.

Ekrem'in golü ise en azından, grubu golsüz kapatma riskinden kurtardı bizi. Bu takımın şu anki amacı zaten gol atmak olmalı, bu hevessizlik ile ŞL'den puan almak hayal.
Devamı - CSKA Moskova -BJK : Gol Atabiliyormuşuz!

Morali Şampiyonlar Liginde Aramak!

Beşiktaş kötü gidişine dur demeyi ve moral kazanmayı Moskova'ya erteledi. Dersine çalışmayıp, yumurta kapıya dayanınca çalışmaya başlayan öğrencilerin hali var Beşiktaş'ın bu sene: sorunlara çözüm aranmaktan çok hasır altı ediliyorlar. Takımda bir huzursuzluk olduğu kesin, Bobo'nun hiç gerçekleşmeyecek büyük transferi, maaşların takım içi dengeleri bozması, yıldız oyuncuların hala kendini bulamaması... Hepsi bir sonraki "şok mağlubiyete" kadar ertelendi. Peki takım kimyasını kaybeden bir ekip, önündeki maça ne kadar odaklanabilir? Yoksa oyuncular şimdiden batmakta olan gemiden kendilerini kurtarmanın planlarını mı yapıyorlar?

Denizli'nin görevlerinden biri tabii ki camiaya umut dağıtmak, zira bu topraklarda realizm kötü, fanatizm iyidir. CSKA maçının kariyerini etkileyemeceğini söylerken, insan ister istemez tebessüm ediyor. CSKA maçında alınacak bir mağlubiyet BJK yönetiminin sonu olur, bu kadar basit. Geriye kalan 4 maçta Beşiktaş'ın hala şansı olsa da, 2003'ten beri geçen süre bize şunu öğretti: BJK yönetiminin kriz yönetme becerisi yok, hatta tam tersine işleri daha da berbat hale getirmeye bayılıyorlar. BJK'de darbe için bir Avrupa, bir de lig mağlubiyeti yeter de artar, hatta darbe bile olmaz, bu yönetim kendi içinde parçalanır gider, olan da yine taraftara ve futbol takımına olur.

Umarım haklı çıkmam da, Beşiktaş aradığı morali ve 3 puanı Moskova'da bulur.
Devamı - Morali Şampiyonlar Liginde Aramak!

16.09.2009

Biraz Yazık Oldu Doğrusu


Maçtan önceki yazımdan başlamam gerekirse, Hakan Liverpool bunalımını üstünden atmış, bence gayet iyi bir maç çıkardı. Ben hala Beşiktaş'ın bir "sağ bek"i olmadığını düşünüyorum. Oyuncuların ayakları çok titremedi, ileriye fazla şişirme top atılmadı, Rooney'e de boş alan verilmedi, Bobo, Giggs zaten yoktu. Tello gününde değildi ve Scholes bizi saçma bir kafa vurusuyla yıktı. (daha önceki 10. ve 11. maddelerden tutturduğumu düşünüyorum, hatta 9 da doğru olduğundan ve 3 maddeden birden kaybettiğimizden yenilmemiz kaçınılmaz oldu (çünkü ben ne desem hep doğru çıkıyor diyen spor yazarı zihniyeti...)).

Tek üzüntüm Denizli'nin 64. dakikada Owen ve Berbatov oyuna girdikten sonra olacakları kestirip defansa daha fazla önem vermememiş olması. Manchester'in çaktırmadan fena üstümüze geldiğini görüp daha sağlam defans yapmalıydık. 0-0 beni gayet mutlu ederdi açıkçası, oyuncular da bence son aydaki kötü performansı unuturlardı. Denizli de ilk CL puanını almış olurdu, bence bu yenilgi, ne kadar Türk ligi için "kurt hoca" olsa da, biraz onun tecrübesizliğini de yansıtıyor. Yine de onurlu bir yenilgi oldu, ama belki de daha iyisi mümkündu, kim bilir? CL'de beraberlikle yenilgi arasında sadece bir puan yok, Manchester'in aldığı 3 puan'in ileride grubu nasıl etkileyeceği de önemli. Sonuçta berabere kalabilmiş olsaydık, ileride Manchester kazanabilmek için daha fazla mücadele etmek zorunda kalıp bizim rakiplerimize karşı daha da istekli oynayacaklardı.

Beşiktaş seyircisinin hastasiyim...

Foto: Milliyet
Devamı - Biraz Yazık Oldu Doğrusu

15.09.2009

Beşiktaş Nasıl Kazanabilir?

Yazı dizimizin bu bölümünü, bendeniz, yani olumlu şirin yazıyorum. Tarihimizde ilk kez, Manchester United'ı konuk ediyoruz. İngiliz takımlarına karşı şansımızın yaver gitmemesinin ana sebebi olan kanat akınları ve yan toplar, bu maçta, Beşiktaş'ın kurtarıcısı olabilir.

United, kadrosunu yazarken Vidic-Ferdinand ikilisini otomatik olarak yazıyor. Bu ikilinin, şu an dünya üzerindeki en uyumlu stoper ikilisi olduğunu söylersek sanırım abartmış olmayız. Beşiktaş'ın elindeki ortadan dikine oynayacak oyuncular, yani Tabata, Yusuf, ya da taktik dizilime göre Nihat ve Tello, bu duvarı ara paslarla aşmakta zorlanırlar. Hiçbirinin kondisyonu bu tarz mücadeleyi kaldıracak durumda değil. Fakat onların arkasında oynayan Fink - Ernst ikilisinin, iyi kötü oynamanın ötesinde, mücadeleci, rakibi boğan, gerektiğinde defans oyuncusu gibi marke eden, standart bir oyunları var. Bu bölgenin, Manchester ataklarına karşı iyi direnç göstereceğine eminim. Kazanılacak topların, göbekten değerlendirilmesi yerine, kanatlardan taşınması, ve yerden yapılacak orta-ara pas komobinasyonları ile, süratli oyuncuların Vidic-Ferdinand duvarına çarpmak yerine etraflarından dolaşması yapılacak en iyi hücum organizasyonu olur. Ne yazık, bu ikili kafa toplarında da çok etkili, o yüzden kanat organizasyonlarında defansın arkasına atılacak toplar, yerden ortalar, gole gitmek için en akılcı çözüm gibi gözüküyor.

Bu maç, iki takımın beklerinin performansının skoru belirleyeceği bir maç olacak. Her iki takım da puansız başlamak istemediği için de, hücum ve gol atmayı hedefleyecektir. Ferguson Beşiktaş'ı iyi analiz etmiştir, taraftar Barça ve Liverpool maçları gibi bir maç beklemesin, fakat şunu da unutmasın, Manchester da, Beşiktaş tarafından yenilemeyecek bir takım değildir.

Devamı - Beşiktaş Nasıl Kazanabilir?

Beşiktaş nasıl kazanamaz

1) Tüm oyuncular bütün maç çılgınlar gibi koşup herşeylerini ortaya koymazlarsa
2) Histerik kartal gol gol gol tezahüratı bütün maç söylendikçe (ki hicbir ise yaradigini gormedim ben bu tezahuratin 2 senedir)
3) Rüştü yan toplara yanlış çıktıkça (...yazmıştım ama Hakan Liverpool maçını üstünden atmadıysa yazmalıymışım)
4) Sağ bekimiz ve sağ kanat oyuncumuz olmadıkça (bence yok, yoksa Nihat sag kanada geri mi donsun?)
5) Oyuncuların ayakları titredikçe ve cesur oynamadikca, defanstan sürekli ileriye şişirme toplar atıldıkça (yuksek toplari alabilecegimizi dusunen var mi?)
6) Rooney'e boş alan verildikçe
7) Giggs'e rahat orta yaptırıldıkça (ki Giggs tek başına Beşiktaş'i yener aslında ama hadi neyse...)
8) Beşiktaş erken bir gol bulursa
9) Bobo bolca pozisyona girmezse (çünkü 4ünden 1ini atıyor, ama en yetenekli forvetimiz yine de o...)
10) Tello gününde değilse
11) Scholes iyi gunundeyse

Bunların en az 3u gerçekleştiği taktirde bu akşam mucizeyi unutun derim ben... Yenilirsek de cok uzulmeyelim, koskoca Man U...

Devamı - Beşiktaş nasıl kazanamaz

28.07.2009

Özür dilerim Sivas



Herkes gibi biz de ilgi gostermedik bu tarihinin en önemli maçına. Demin Artemio Franchi 'ye bakarken arkadaşa hak verdim. Birkaç bloga daha bir göz attım, sonuç 0. Gazetelerde zaten topu topu ufacık bir köşe. Bütün sene şampiyonluğa oynadın, herkesi şaşırttın, kimse sana inanmadı, ama sonunda onurlu bir ikinciliği kaptın işte. Seni sevmem Sivas, antrönörünü de sevmem, oyuncularına da bayılmam. Ama yiğidi (yiğidoyu) öldür, hakkını ver, şunca senedir yakından takip ettiğim anamızın liginin gördüğüm en büyük sürprizini yaptın ve helal olsun sana. Geçen senenin sonundan beri çok önemli oyuncularını yolladın (neden ki?) ve gruplara kalma şansını iyice düşürdün. Sezon öncesi Türk takımları içinde en zor rakiplerle sen hazırlık maçları yaptın, hiç de iyi geçmedi, ve sonuçta artık kimse sana pek inanmıyor. Ama hadi be Sivas, yapabilir misin acaba bir numara daha? Türk futbolu için mi desem, mucizelere inanmak için mi desem, anti-Bizans için mi desem (ki ben de Bizanslıyım), güzel bir sonuçla eve taşı şu tur işini. Seni sevmem, babanı da hiç sevmezdim, ama yürü be Sivas...

Devamı - Özür dilerim Sivas

Bizim de bir zenginimiz var(dı)


Deloitte Spor Sektörü Grubu’nun her yıl gerçekleştirdiği “Futbol Para Ligi” araştırmasına göre geçtiğimiz yıl Fenerbahçe dünyanın en çok gelir elde eden klüpleri arasında 111.3 milyon Euro geliri ile 19. sırada yer aldı ve bu listedeki 20 takimdan Top 5 lig (İngiltere, İspanya, Fransa, Almanya ve İtalya) dışından giren tek takım oldu. Stuttgart ise
listeye ilk defa giren bir başka takım.
Rapora göre, 366 milyon Euro ile dünyanın en çok gelir elde eden futbol kulübü Real Madrid, ikinci 325 milyon Euro ile Manchester United, üçüncü ise 309 milyon Euro ile Barselona. 20. sırada ise Manchester City'nin olması listenin şimdiden değişmiş olduğunu göz önünde bulundurmaya başlamak için iyi bir nokta. RM dört yıldır bu listeyi birinci sırada tamamlıyor.
Gözüme çarpan bir başka nokta da ilk 8'de 4 İngiliz takiminin bulunması. (2 senedir Şampiyonlar Ligi'nin çeyrek finallerinde olduğu gibi). 8-12. sıralar ise tamamen İtalyan takımlarından oluşmakta. Raporda ana gelirler, genel olarak 3'e ayrılmiş: Maç günü gelirleri, Yayın gelirleri ve reklam gelirleri.
Listede 7 İngiliz, 4'er İtalyan ve Alman, 2'şer İspanyol ve Fransız, ve Fenerbahçe var. Aslında aşağıdaki toplam gelirlere göre dizilmiş dünya ligleri tablosu bize bunun sebebini biraz da olsa açıklıyor, (bu arada 9. sıraya dikkat):

1. Premier League 700 M
2. Serie A 490 M
3. Bundesliga 389 M
4. La Liga 275 M
5. Meksika 1. Ligi 160 M
6. Fransız Ligue 1 150 M
7. Japon J League 129 M
8. Hollanda Eredivisie 125 M
9. İngiliz 2. ligi 125 M
10.Brezilya Campeonato 124 M

Top 5 liglerin gelirlerinin kabaca yüzde 40'ının TV gelirleri olduğu belirtiliyor. Gişe gelirlerinin de en fazla olduğu lig ise İngiliz ligi, en fazla stadda izleyici Alman ligi maçlarina ilgi gösterse de... Birinci Borussia Dordmund ortalama 74bin seyirciye oynarken, 2. Barça, 3. RM ve 4. Man U.'nun maçlarına ortalama 70bin kişi geliyor. Bu arada B. Dordmund'un son 5 senede herhangi bir başarısını hatırlayan var mı, sanırım en cefakar seyirci onlarda... Ayrıca Man U. ve RM'in bu rakamlarla stadlarının yuzde 99 ve 90'ı dolarken, Barça'nın doluluk oranı yuzde 70; Camp Nou'yu büyütmek istediklerini düşününce biraz garip geliyor tabi, ama herşeyi kazanana kim ne diyebilir. Bu arada doluluk oranları ilk 20'sinde B. Münih, Schalke ve Chelsea ortalama yüzde yüz (!) doluluk oranıyla maçlarını oynuyorlar, Tottenham, Hamburg ve Arsenal da yüzde 99 iken ve bu ilk yirminin genel ortalaması yüzde 87 iken, Fenerbahçe yüzde 82 doluluk ortalamasıyla oynamış.
Man. U, maç günü gelirlerinde 140M Euro civarı gelir elde ederken RM ve Barça 80M civarlarında gelir elde ediyor. Şampiyonlar ligi TV anlaşmalarında ise raporda 06-08 sezonlarındaki anlaşmalar ile gelecek yıldan başlayarak yapılan yeni anlaşmalar karşılaştırılmış. İşin ilginç yanı, Fransızlar ve İtalyanların yeni ŞL yayın anlaşmaları yaklaşık yüzde 15 oranında ucuzlarken, İngilizlerde yüzde 67'lik, Almanya ve İspanya'da ise yüzde 30 dolaylarında bir pahalılaşma var. (Tabi Pound-Euro paritesinin değiştiğini de göz önünde bulundurmak lazım...)
Bir paragraf da forma reklamlarıyla ilgili yazayım. Ortalama 6 yıllık anlaşmalar yapmış bu 20 kulup, genel olarak da 3 ila 8 senelik anlaşmalar var; 2 takım dışında. Biri tabi ki 14 senelik yapılmış olan İnter Milan-Pirelli anlaşması (tabi buna anlaşma demek zor, parayı bir cepten alıp öbür cebe koymak demek daha doğru olur), diğeri ise 18 senelik bir Liverpool-Carlsberg evliliği. Bu arada Danimarkalı bira şirketi Anfield Stadı'nın adına da isimlerini iliştirmek istiyor.
Bir özet yapmak gerekirse, raporda da belirtildiği gibi ŞL gelirlerinden mahrum kalan Fenerbahçe'nin seneye bu listeye girmesi zor görünüyor. İngilizlerin ve Real Madrid'in de dominasyonu sürecek gibi. Peki ekonomik kriz bütün bunları nasıl etkiliyor, futbol sevgimiz kulüpleri ayakta tutmaya yeter de artar mı, bu da başka bir yazının konusu olsun.

Kaynaklar:
http://www.deloitte.com/dtt/cda/doc/content/Turkey-en_cb_FML2009_120209.pdf (Sayfa 27-Fenerbahçe)
http://www.deloitte.com/dtt/cda/doc/content/Turkey-tr_cb_Footballmoneyleague_140208.pdf
http://en.wikipedia.org/wiki/Deloitte_Football_Money_League
Devamı - Bizim de bir zenginimiz var(dı)

17.06.2009

Beşiktaş'a Bir Şey Lazım mı?

Şampiyonsun ama kadron yeterli değil. Gelen şampiyonluk ve kupadan öte, şu an herkesin derdi oynanmadan kaybedilmiş Şampiyonlar Ligi puanları. Liverpool'dan 8 gol yemek, Mustafa Hoca'nın bol sıfırlı ŞL karnesi, hep gelecekmiş gibi olup aslında hiç olmayan transferler, Beşiktaş'ı yönetiminden kadrosundaki oyunculara kadar ciddi bir sıkıntının içine sokuyor.

Taraftar ile konuştuğumuzda herkeste laf aynı: "Kadro yeterli değil". Evet kadro, İngiliz ya da İspanyol takımları kadar zengin değil, olamaz da zaten. Ne yapmak lazım? Çok paraya, alınacak en iyi oyuncuları almak lazım o zaman! Kaça gelirler peki? Taksimetre 5 milyon eurodan başlıyor. Oyuncuya da yıllık 2 milyon eurodan az veremezsin. 2 "nokta" transfer yapsan, ŞL'den daha gelmemiş paranın hepsi gitti bir de üzerine borçlu çıktın! Başarı gelirse iş kolay, bastır bir t-shirt üzerinde yazsın "çeyrek final gördük, inandık, bunu beraber başardık". UEFA'ya gidersen, artık orası Avrupa Ligi rekabet daha çetin geçecek, kazancı da ŞL düzeylerinden hala çok uzaklarda. Peki ya sonuncu oldun ve evine geri döndün! Piyasaları ve kısmetleri kapanan nokta transferlerin Milan'a oynadığı gibi misal Manisa'ya, Sivas'a, Belediyesporlara karşı oynar mı? Oynamaz, spor yazarları da yazar, bunlar adam değil diye. Sonra form düşen oyuncuyu da satamazsın, tazminatını verip gönderirsin. Sonra tekrar taraftarda bir gürültü "Kadro yetersiz!"...

Şampiyonlar Ligi, ne gönül işidir, ne de para işi. Sistemi olan takımlar, sistemli olarak oyuncu alan, geliştiren ve yıldızlaştıran takımların işidir kupaların kupasında zirveye oynamak. "Benim de elimde Kaka, Messi, Henry olsa, ben de takımımı şampiyon yaparım" makamından çalmak kolaydır, zor olansa kendi kaynaklarından bu yıldızlara kafa tutabilecek oyuncular yetiştirebilmektir. Beşiktaş'ın kadrosu asla Şampiyonlar Ligi için yeterli olmayacaktır, hele transfer ile bu açığı kapatmak bir hayalden ibarettir. Hayallerin bittiği yerdeki gerçek ise çok basittir, elindekilerden yıldız yarat, sistemini kur, yenil, puan kaybet ama zor kazanılan paraları kolayca sokağa atma.

Elindekilerden yıldız yarat demişken, bir Delgado vardı ona ne oldu?



Devamı - Beşiktaş'a Bir Şey Lazım mı?

27.05.2009

Yeni Duzenin Gercek Sampiyonu


Yuzyillardir suren dominant gucunu Yeni Dunya’ya devretmeye hazirlanan Avrupa’nin Dunya Savaslari ile bogustugu donemde Alpler’in dogusunda sportif sosyallesmenin ilk halkasi olan Mitropa Kupasi ile basliyor hersey. Avusturya-Macaristan, ve dadaslardan Isvicre, Yugoslavya ve Cekoslovakya gibilerin ilk etkilesimleri, su an dunyanin belki en cok takip edilen spor organizasyonu olan Sampiyonlar Ligi’nin temellerini atiyor. Ve onun takipcisi olan ‘Coupe des Nations’ ilk gayriresmi Avrupa Sampiyonu’nu cikariyor, Macar Ujpest FC.

Aradan yaklasik 4 nesil gecmis, ve futbolun oynanis tarzi, gerek oyun ici, gerekse oyun disi duzenlemeleri tamamen degismis durumda. 7-3, 5-3 gibi golun peynir ekmek gibi atildigi finallerin yasandigi, 1966’i mutlu sonla bitiren ful Ispanyol Real Madrid ile 80’lerin sonlarinda politik guclerin yardimiyla zirveye tirmanmayi basaran Cavusesku’nun komple Rumen Steaua Bukres’i, 50’lerin Franco gudumlu efsanevi Real Madrid donemlerinden; Ingiliz’den cok Fransiz takimini andiran Arsenal, Ispanyol kokenli Liverpool, siyahi Brezilyali oyunculari ile asil goruntusunden sapmis CSKA Moskova, kadrosundaki 28 futbolcudan sadece 5’i Ada’li olan Chelsea, sahipleri dunyanin dort bir yanindaki farkli ulkeden petrol ve silah zengini olan takimlarin at kosturdugu bir lig olmus durumda. Artik altin jenerasyonlarin bile paraya ve reputasyona kafa tutmayi basarmasi cok zor Sampiyonlar Ligi’nde.

O yuzden eski ismiyle Sampiyon Kulupler Kupasi ve su anki hali Sampiyonlar Ligi olan iki konsepti birbirinden az cok ayirmakta fayda var. Aslinda Kupa’nin isminin degismesi degil bu farki yaratan. Ozellikle 1996 yilinda yururluge giren (ulkemizdeki yabanci sayisinin agir agir artirilmasini da tetiklemis olan) Bosman kurali, ve 1997-98 sezonundan itibaren uygulanmaya baslanan, bir ulkeden birden fazla takimin bu kupaya katilmasina izin verilmesi, bir anda (1)AB vatandasi oyuncularin Avrupa icinde; bunu takiben (2)Avrupa kuluplerinin Dunya capinda entropi artirmasina neden oldu (yaziya biraz Turbulent esansi katalim), ve zincirin son halkasi olarak (3) AB disi ulkelerden gelen kaliteli oyuncular icin Avrupa kuluplerinin kapilarini acti. Binaenaleyh, Avrupa futbolu bir nevi Hollywood filmine dondu, ve artik gozler futbolcularin eninde sonunda varmak istedigi 3 lige cevrildi, Ingiltere, Ispanya ve Italya (bir tutam da Almanya). Hatta bunlardan Ingiltere ligi ozellikle 2000’lerden sonra iyice sosyetik bir kokteyl havasina burundu.


Yarin 2008-2009 sezonunun Sampiyonlar Ligi finali oynanacak, ve –bir formalite kupasi olan Kitalararasi Kupa’yi saymazsak- dunyanin en iyi ve en gozde kulubu bir nevi tahtinda yerini almis olacak. Sahsi gorusum, bu sezonki finalin su ana kadar izleyecegim finallerden -sezon baz alinarak- sona kalan 2 takim olarak en kaliteli final olacak olmasi. Bir nevi en cok hakedenlerin maci olacak, ve arz-talep dengesini en iyi tutturacak eslesme. Yukaridaki nedenlere baglamak gerekirse…

- 2 takimin da bahsettigim son 12-14 yillik endustriyel futbolun oturma surecinde on plana cikan 3-4 goz onundeki ligin en sukse yapmis takimlardan olmasi, ve buna bagli olarak ozellikle Avrupa futboluyla cok icli disli olmayan bircok kisiyi TV basina cekecek olmasi (UEFA’nin agzinin suyunu akitan neden)
- Biraz eski kafayla –ancak isin ozune donup- bakmak gerekirse, 2 takimin da kendi yaristigi ligin puan reputasyonunu kullanarak Sampiyonlar Ligi’ne ulasmasindan ziyade, liglerinin gercek ‘Sampiyon’lari olmalari (bu sezon icin konusursak)
- Bircok kisi icin hala bir soru isareti olan Ronaldo vs. Messi sorusunun cevabinin ‘kazanan her zaman haklidir’ felsefesi icerisinde bulunacak olmasi
- Bir yanda 23 senedir tek kisinin etrafinda kurulmus olan bir ekolun son meyvesi, diger yanda ise yonetim ve teknik direktorden bagimsiz olarak oturmus bir futbol ekolunun en kaliteli jenerasyonunun olmasi
- Artik kendi liglerine bakilmaksizin Sampiyonlar Ligi’ne default katilan 4 Ingiliz takimiyla (dortlunun en zayif halkasi Arsenal de dahil olmak uzere) an itibariyle futbol acisindan basedebilecek tek takimin finalde bu 4lunun en iyisiyle eslesmis olmasi.
- Hepsinden cok, futbol kalitesi olarak Avrupa’nin en doyurucu futbolunu oynayan 2 takimi olmasi.



Gonlum bordo-mavililerden yana, ama mantigim nedense Ferguson FC’nin alacagini soyluyor. Nitekim, Sir’in kanimca yukariyla baglantisi kuvvetli, oyle ya da boyle kazanmayi biliyor.
Bkz. 1999 - son dakika mucizesi
Bkz. 2008 – Chelsea’nin son penaltisinda Terry uzerindeki voodoo bebegi etkisi



Devamı - Yeni Duzenin Gercek Sampiyonu

7.05.2009

Futbol Kazandı(!)

Efendim Chelsea oyunu çirkinleştiriyor defans yapıyormuş. Hadi oradan derler adama... Bence teşvik primi almışlar Gaziantep gibi. Oysa bıraksalar ne güzel hareketler nefis goller seyredecek zevten zevke koşacaktık. Hain Chelsea ne diye böyle oynuyorsunuz, açılsanıza adamlar altı yedi tane atsın. Kimse kusura bakmasın futbolun güzelliği bu değil. Futbolun güzelliğini dün Chelsea'dan seyrettik.

Hayatım boyunca hep Latin futbolunun tarafında oldum, seyir ve oyun zevkinin futbolda hep en önemli şey olduğuna inandım. Ancak dünkü maç insanların içinde ciddi bir burukluk bıraktı. Chelsea oyunun tamamında maçın kontrolünü elinde tuttu. Kendi çöplüğünün haklı horozu Barselona'nın özellikle dünkü maçta rakibinden bir gömlek altta olduğunu gördük.

İşte o şişirilen takım 80 dakika boyunca kaleye çekilen şut sıfır, Messi yok, Xavi dağlara taşlara, Dani Alves Sabri'nin umut vaadeden yedeği imajında ve Chelsea'nın çok güzel oyunu...

Efendim Chelsea oyunu çirkinleştiriyor defans yapıyormuş. Hadi oradan derler adama... Bence teşvik primi almışlar Gaziantep gibi. Oysa bıraksalar ne güzel hareketler nefis goller seyredecek zevten zevke koşacaktık. Hain Chelsea ne diye böyle oynuyorsunuz, açılsanıza adamlar altı yedi tane atsın. Kimse kusura bakmasın futbolun güzelliği bu değil. Futbolun güzelliğini dün Chelsea'dan seyrettik.

İngiliz liginin maddi olanakları, sınırsız yabancıya sahip olması ve üstün fizik gücü İngiliz takımlarını işte bu 'uzay' takımı denen takım önünde üstün hale getiriyor. Kaç kişi idda edebilir EPL'deki Barselona'nin ilk üçe rahatlıkla girebileceğini...

Dün Manchester United karşısında Arsenal ne hissettirdiyse bize Barselona'da bir benzerini hissettirdi.

Final Maçlarının havası farklı olur ama yarı final olsaydı Barselona'nın hiçbir üst düzey İngiliz takımına karşı şansı yüzde 30'lardan fazla olmaz...

Devamı - Futbol Kazandı(!)

6.05.2009

En Guzel Finale Dogru Alkislarla...

Gecen seneki yari final kesmemisti fakat bu sefer gercek degeri verilecek bu musabakanin. Aylar oncesinden ongorulen final gercek oldu, gelecek 3 hafta nasil gececek belli degil.
Devamı - En Guzel Finale Dogru Alkislarla...

Drogba Messi'ye Karsi

Bu aksamki macin gole en yakin isimleri Drogba ve Messi. Barcelona son zamanlarda (tabi Chelsea macini saymazsak) rakiplerine gol atmakta pek tasarruflu davranmiyor. Bu sezon Messi, Eto'o, ve Henry Sampiyonlar Ligi'nde ve La Liga'da kalecilerin kabuslarindan pek cikmadilar. Chelsea ise genelde az yerim az atarim mentalitesiyle oynayan defansif ozellikleri daha gelismis bir takim. Bu sezon Chelsea'nin cok gol attigi takimlara bakarsak genelde ligin alt sirasinda mucadele ediyorlar. Fakat, butun bunlara ragmen Drogba mactan once basin toplantisinda Chelsea'nin gol atma gucunun Barca'dan daha iyi oldugunu savundu. Drogba ne demeye calisti peki? Drogba'ya gore Barcelona'nin iyi golculeri var, Eto'o, Messi, Henry, ve Iniesta cok gol atiyorlar. Ama Chelsea'de ortasaha ve defans dahil butun takim gol atabiliyor.
Drogba'nin iyimserligini bir kenera birakalim (belki de sadece ilk macta kacirdigi golun acisiyla konusuyordu). Istatistikler'e gore bu aksam Barcelona'nin gol atmasi oldukca muhtemel. Katalan ekibi bu sezon oynadigi toplam 55 macin sadece 4'unde gol bulamamis. Bu aralar dunyanin en iyi oyuncusu olarak gosterilen veliaht prens Messi mactan once UEFA.com'da yaptigi soyleside Chelsea'nin kapali oynamasindan yakindi. Messi'ye gore bu aksamki mac da pek acik oynanmayacak. Yine de Chelsea'nin risk almasi muhtemel. Messi, "bizim bosluk buldugumuzda neler yapabilecegimizi herkes cok iyi biliyor," demis. Bu aksam ne olursa olsun en azindan bir gol gorecegimiz kesin. Bu da gecen haftaki mactan sonra insanin icine su serpiyor.
Devamı - Drogba Messi'ye Karsi

5.05.2009

Arsenal Manchester Maci Oncesi Soylem ve Istatistik Analizi

Sampiyonlar Ligi Yari Final ikinci ayaginin ilk musabakasina cok az kaldi. Iki hocanin da aklinda olan tek sey Manchester'in bu macta gol atip atamayacagi. Bakalim istatistikler ve iki teknik direktor bu konuda neler diyorlar. Arsene Wenger takiminin muhtesem bir performans gostererek 1-0'lik skoru lehine cevirecegine tam olarak inandigini soylemis. Adi son zamanlarda Real Madrid'le de anilan tecrubeli teknik adam sozlerini soyle tamamlamis: "Bu bizim icin imkansiz bir gorev degil. Macin basinda [Manchester] gol atsalar bile bu fikrimi degistirmeyecegim." Arsenal Man U ile en son Londra'da Kasim ayinda karsilasti ve Gunners bu mactan 2-1 galip ayrildi. Sampiyonlar Liginde ise evlerinde bes senedir ve 24 mactir hic yenilmiyorlar. Tabi bugun yenilmemekten daha iyi bir seyler yapmak zorundalar.
Bu macta, bu tur ust musabakalarda her zaman oldugu gibi, istatistikler birine zit beklentiler doguruyor. Arsenal bu sezon Sampiyonlar Ligi'nde evinde hic gol yememis. Manchester United ise Londra'da Arsenal ile oynadigi son uc macta da gol atmayi basarmis. Ben Wenger'in tersine Manchester'in atacagi bir golun maci o dakikada bitirecegini dusunuyorum. Ferdinand ve Evra da mac icin hazir olurlarsa United'in defansi Arsenal'e cok fazla gecit vermeyecektir. Alex Ferguson da Londra'ya gol atmaya gittiklerini mactan once acikca belirtmis. Deplasmanda atilan bir golun avantaji klisesi bu turda oldukca onem kazaniyor. Kurt hoca, "su anda Arsenal'den bir adim ondeyiz ve Roma'daki finale bir mac mesafedeyiz bu bizim icin buyuk bir motivasyon olacak," diyerek sozlerini bitirmis. Ne olursa olsun bizi bekleyen zevkli bir mucadele var; yanliz Sampiyonlar Ligi'nin en kotu ozelligi hafta sonu Turkiye Ligi'ne tekrar adapte olabilme zorlugu. Keske devler liginin agzimizda biraktigi o guzel tat hic kaybolmasa.
Fotograf UEFA.com'dan.
Devamı - Arsenal Manchester Maci Oncesi Soylem ve Istatistik Analizi

29.04.2009

Manchester United 1 Arsenal 0 / Herşey Emirates'e Kaldı


"Acımasız baba Wenger'in hayattaki tek problemi Manchester United ve Alex Ferguson. Arsene Wenger Premier Lig'in son 30 yılda gördüğü en büyük hoca olabilirdi, eğer Sir Alex Ferguson dünyaya gelmemiş olsaydı. Belki de Wenger'i Ferguson kadar büyük yapan detay da bu, asla O'nun kadar başarıya ulaşamamak, fakat O'na rağmen yine de az da olsa şampiyonluk ve kupa kazanabilmek."


Bizim babalarımız çocuklarına pek kıyamaz. O yüzden de çocuklar 18 yaşını geçse de,para da kazansalar, evden evlenmedikçe ayrılanına çok sık rastlanmaz. O yüzden bizim gençler biraz geç olgunlaşır, hani tabir doğruysa, yaşlı bedenlerde genç kafalılar toplumuyuzdur o yüzden. Avrupa ve Amerika'da ise durum farklıdır. Gençler 16 yaşından itibaren toplumun üreten bir bireyi olarak şekillenmeye başlar, genelde de 18 yaşları civarında da evden bir daha hiç dönmemecesine ayrılırlar. Onların babaları daha mı az şefkatlidir de bunu yapar? Sanmıyorum, erken yaşta çocuklarının olgunlaşmasını ister. Bunun için düşecek, acı çekecek hatta küçük düşeceklerdir ama olsun sonuçta tecrübe getirirse insanı bir yere getirir. İşte bu akşam maçta gördüğüm ilk resim buydu; Baba Wenger çocuklarını arenanın ortasına atmıştı. Fabregas'ın kaptan sayıldığı bir takımın oyuncuları bugün Şampiyonlar Ligi Yarıfinal ilk maçına çıktılar. Karşılarında, spikerin yalancısıyım, toplamda 90 kupa kazanmış bir 11 vardı sahada. Arsenal 11'inin toplam kaç kupası vardı? Eski ManU'lu Silvestre'yi saymazsak 10 tane bile etmez. İşte size hayatın ilk dersi, hiç bir zaman adil şartlarda mücadele etmeyeceksiniz!

Acımasız baba Wenger'in hayattaki tek problemi Manchester United ve Alex Ferguson. Arsene Wenger Premier Lig'in son 30 yılda gördüğü en büyük hoca olabilirdi, eğer Sir Alex Ferguson dünyaya gelmemiş olsaydı. Belki de Wenger'i Ferguson kadar büyük yapan detay da bu, asla O'nun kadar başarıya ulaşamamak, fakat O'na rağmen yine de az da olsa şampiyonluk ve kupa kazanabilmek.

Maçın ilk 11lerindeki 2 sürpriz Giggs ve Berbatov'un sahada olmayışıydı. Sahayı, maçtan önce sulayan United, Rooney Tevez ve Ronaldo üçlüsü ile kısa paslar ve hızlı sirkülasyonlarla Arsenal defansını çözmek istiyordu. Maçın ilk 10 dakikasında Arsenal defansında alarm sinyalleri verilmişti çoktan. Fakat ilk ciddi pozisyon dk. 16'da Tevez ile geldi. Arsenal, United'ın 3 forvet + Anderson Flatcher Carrick destekli ekibinden ürktü, Adebayor'a destek vermesi gereken Wallcott ve Nasri kanatlarından pek de çıkamadı. Fabregas da ortasahada kendi yarısahasına yakın oynamayı tercih etti. Açıkçası bu taktik, kendisinden üstün bir takım olan United'a karşı yaradı. Fakat golün erken gelişi ile, Fabregas hücumda daha çok yük almaya çalıştı. Kaleye çekilen ilk Arsenal şutu 26. dakikadaydı, golden 10 dakika sonra. İlk yarım saate bakınca zaten maç çoktan bitmiş gibiydi, Arsenal 1-0 geride olmasına rağmen sadece bir cılız şut atmış, kalecisi ise 4. kurtarışını yapmıştı. United'da ilk yarı çok öne çıkan bir oyuncu olmadı, taktiksel olarak kurulan üstünlük ilk yarı boyunca devam etti, bir tek Evra etkili değildi, Carrick ve Fletcher iyi oynadılar. Vidic ve Ferdinand ikilisi yine adam geçirmedi.

İkinci yarı da, ilkinden çok farklı başlamadı, Arsenal biraz daha istekli gibiydi, Fabregas ve Nasri Adebayor'a yardımcı olmaya çalışıyorlardı. Fakat Adebayor'un aldığı topları dikine atacağı bir oyuncu bulunamaması ve Nasri'nin ağırkanlılığı, Arsenal'in istediği etkinlikte oynamasını engelledi. Nasri müthiş yetenekli bir oyuncu olmasına rağmen, benzetildiği Zidane'a göre çok ciddi bir kusuru var; Zizou'ya top geldiği zaman, Zizou tempoyu arttırarak oynardı, Nasri ise top ayağına gelince tempoyu yavaşlatıyor. Zidane'a benzetilmek kolay sanırım, fakat onun gibi olmak bambaşka bir olay.

"Futbol, hayattır diyoruz ya, belki de bazen, futbol hayatın da üstüne çıkabiliyor. Bir zamanlar savaşan iki ulustan birisi kendi evinde oynayan diğerinin bir evladı için, düşman ülkenin adıyla tezahürat yapabiliyor. Büyüklük her zaman kupayla olmuyor işte, zarafetin yoksa büyüklük sadece hantallıktır tek başına."

Nasri ve Walcott kaçamazlarken, United tarafında da sıkıntılı olan hücum hattına takviye 67. dakikada çifte değişiklik ile geldi; beklediğim adamlar Giggs ve Berbatov oyuna girdi. Giggs, yılların getirdiği memuriyet refleksi ile sol kanatı kaparken, Berbatov içeriye, Rooney sağ kanata, Ronaldo da Berbatov arkası "serbest takılma" görevlerinin başına geçti. 1-0 öyle bir skordu ki, ne United'a ne de Arsenal'e yarıyordu, Arsenal de Walcott'u oyundan alıp Berndner'i soktu karşılık olarak. 82. dakikada Adebayor da oyundan çıktı; yorulup aslında hiçbir yapamamıştı. Oyunun son dakikaları ve uzatmalar yüksek tempo ile geçti fakat pek pozisyon çıkmadı.

Sonuçta maç tam da Alex Ferguson'un dediği gibi defans oyuncularının belirlediği bir maç oldu. Fakat benim aklımda kalan detay, kaleci Almunia ile çarpışıp yere yığılan Tevez'e United seyircisinin "Argentina!" diye tezahüratı oldu. Futbol, hayattır diyoruz ya, belki de bazen, futbol hayatın da üstüne çıkabiliyor. Bir zamanlar savaşan iki ulustan birisi kendi evinde oynayan diğeri için, düşman ülkenin adıyla tezahürat yapabiliyor. Büyüklük her zaman kupayla olmuyor işte, zarafetin yoksa büyüklük sadece hantallıktır tek başına.

Maçın olmazsa olmazı : Rio Ferdinand
Maçın olmazsa da oluru : Patrice Evra
Maçın olamaz böylesi: United Taraftarı'nın Argentina tezahüratı
Devamı - Manchester United 1 Arsenal 0 / Herşey Emirates'e Kaldı

Manchester United Arsenal Maçı


"Bu maçın kaderini defans oyuncuların performansı belirleyecek" demiş Sir Ferguson. Eğer Sir böyle buyurdu ise, bize de onaylamak düşer.
Kısaca takımlara bakarsak,Adebayor Arsenal tarafında en etkili gol silahı olarak öne çıkıyor, şampiyonlar liginde 5 gol atmış. Karşı tarafın turnuva gol kralı Berbatov. Yalnız unutulmamalı ki, Giggs bu maçta özel ilgili hakediyor. Yılın oyuncusu seçildiği haberini daha önce sizinle paylaşmıştık. Giggs'in ben bu moralle, bu maçta çok etkili olacağını düşünüyorum. Diğer kanatta da Ronaldo'nun gününde olması demek, Arsenal'in, Sir Ferguson'un buyurduğu gibi, defans oyuncularının özellikle de Arsenal beklerinin performanslarının bu akşamın belirleyicisi olacağını gösteriyor.

ManU defansında ise ortadaki ikili Vidic ve Ferdinand için 2ye 1 bir avantaj gibi görünse de Adebayor'un hızı ve gücü orayı bayağı bir zorlar, fakat benim tahminim Arsenal'in olası bir golü Adebayor'dan değil, ortasahadaki bir isimden gelir, favorim Nasri bu konuda da...

Son Olarak;

ArsenalTürkiye bloguunda maç ilgili detaylı bir ön inceleme yapmışlar. Yazıya buradan ulaşabilirsiniz.
Dün akşamki maçın değerlendirmesini ise Juoppo yaptı, yazısı burada.
Yarın maçın detaylı bir incelemesi ile buluşacağız.
Devamı - Manchester United Arsenal Maçı

28.04.2009

Barcelona - Chelsea Mac Sonu


Buyuk beklentilerim vardi bu mactan. Herseyden once Hiddink'in sozu vardi bize, vallahi de billahi de hucum futbolu oynatacam demisti. Iki takimda da cok muhim eksik yoktu, Barcelona son Sampiyonlar Ligi serisinde dokturmustu, Chelsea Hiddink ile cok formdaydi vesaire vesaire... Ama sonuc malesef futbolun guzelliklerini bekleyen seyirciler icin husran oldu. Herhalde bu kadar tek tarafli bir Sampiyonlar Ligi yari finali hic seyretmemisimdir. Zaten Chelsea'nin sahaya cikan onbirinden belliydi 'Ingiliz Kanali Gecilmez' oynayacagi ve mac boyunca da boyle oldu. Barcelona defansinin hatasindan bir iki pozisyon yakaladilar fakat onlari da beceriksizce harcadilar. Barcelona bu macta top kullanma yuzdesiyle bu seviyede bir rekor kirmis olabilir arastirmak lazim. Fakat iyi top cevirene maci hediye etmiyorlar, Iniesta ve Toure disinda Barcelona'da bugun cok iyi oynayan bir futbolcu yoktu. Messi, Henry, ve Eto'o Chelsea'nin guclu defansinin arasinda eriyip gittiler. Tam da benim seyredecegim maca denk geldi sendromunu yasadim bu SIKICI oyun karsisinda. Guardiola ne demisti: "Macin dugumu Londra'da cozulecek". Eh, en azindan bir teknik adam yalan soylememis oldu bize mactan once. Benim yanima kar kalan ise ucuz Amerikan birasi, barbeku soslu tavuk kanadi ve kosedeki barda Meksikali ahciyla mac oncesi paylastigimiz Messi hayranligiydi.

Devamı - Barcelona - Chelsea Mac Sonu

Barcelona-Chelsea: Beklentiler Umutlar


Futbolun belki de en ust seviyede oynandigi ligde bu gun yari final maclari basliyor. Barcelona ve Chelsea arasinda oynanacak ilk mac, eslesmelerin daha cekismeli olani denebilir. Peki bu buyuk mac oncesi iki tarafin beklentileri neler? Eger futbolda lanet veya istatistik diye bir sey gecerliyse (hayata bakisiniza gore ikisinden birine inanabilirsiniz), Barcelona'nin isi zor. Barcelona son iki Sampiyonlar Ligi Ceyrek Finalinde Manchester ve Liverpool gibi Ingiliz takimlarina elendi. Bunun yaninda Ingiliz takimlarina karsi evlerinde oynadiklari son 4 maci da kazanamadilar. Ve son olarak Chelsea ile oynadiklari son 6 macta sadece bir kere kazandilar. O macta da Chelsea'nin on kisi kalmis oldugunu unutmamak lazim. Bu yuzden su anda her ne kadar bir Barcelona-Man U finali kacinilmaz gorulse de biraz ihtiyatli olmakta fayda var.

Teknik direktorler acisindan bakarsak ikisi de kendinden emin gorunuyor. 38 yasindaki Guardiola'nin mac oncesi aciklamasi soyle: "Bilmiyorum bu an tekrarlanabilir mi? Butun dunya seyrediyor olacak. Bana zevk ve gurur veren bir futbol oynuyoruz ve oyuncularima guvenim yuzde yuz. Turun dugumu Londra'da cozulecek ama biz en ust seviyede hizli ve guclu bir oyunla ve de kararli paslarla oynamaya calisip basaracagiz." Guardiola'nin sakatliklar konusunda sansi yerinde, cunku takimda mac oncesi hic bir eksik yok.

Chelsea tarafina bakarsak, Hiddink mactan once soyle buyurmus: "Tabi ki Barca'nin ceyrek final ilk macinda Bayern'in defansini nasil parcaladigini ve sahanin her yerinde onlara ustunluk kurdugunu gordum. Takimim tam konsantrasyon saglamali, Barca'nin bize bunlari yapmasina izin vermeyecegiz." Chelsea'de Deco, Carvalho, Joe Cole, Ferreira gibi onemli sakatliklar var ama kadro genisligi konusunda bir sorunlari oldugunu sahsen zannetmiyorum. Hiddink'in elinde Barcelona'da oynarken 2006 finalinde gol atmis Belletti de var. Hiddink basin toplantisini Belletti'yi kastederek su sozlerle bitirmis: "Belki bize ufak da olsa avantaj saglayabilecek bir sir biliyordur."
Devamı - Barcelona-Chelsea: Beklentiler Umutlar

Sivasspor ve Şampiyonlar Ligi


Bu haftaki sonuçlardan sonra Sivasspor ve Beşiktaş şampiyonlar ligine bir adım daha yaklaştılar. Bu senenin farkı ise herkesin bildiği gibi şampiyon olan takım direk olarak Şampiyonlar Ligi (ŞL) grup maçlarına kalacak. Bunun da iki önemli anlamı var; altı tane ŞL maçının garantilenmesi ve bol sıfırlı ŞL katılım payı. Sivasspor için bunların dışında da yine büyük bir artısı olacak, tabi ki gruplara kalabilirse. Bunu da yazının ilerleyen bölümlerine bırakalım.

Türkiye Ligi'nde şampiyon olmuş takımlar medya'da ve spor kamuoyunda hep dört büyükler diye geçer. Küçüklükten beri Trabzonspor'un bu gruba dahil olmasını zorlama, popülist ve Trabzonu küstürmemeye yönelik bir eylem olarak görürüm. Ha bu demek midir Trabzonspor üç büyükler harici gruba dahildir. Çok açık bir hayırdır bu sorunun cevabı. Trabzon şehrine sahip olmanın avantajı, tüm Karadeniz bölgesi futbolcu adaylarının öncelikli hedefi olması ve şampiyon olamasa da üst sıraları zorlaması Büyük ile küçük takımlar arası Üst/Orta bir takım yapmıştır Trabzonspor'u.



Bu noktada önem kazanan nokta ŞL katılım payı ve gruplarda alınacak puanlar sonrası gelecek kallavi para. Bu para tahmin edersiniz ki Sivasspor bilançolarında diğer büyüklere oranla çok daha fazla bir etki yapacaktır.

Bu para girişi gerçekleşirse, ortaya bu paranın nasıl değerlendireleceği sorusu çıkacak. Yönetim olarak, teknik direktör olarak beğenmesekte son iki buçuk sezonun en iyi takımıdır Sivasspor. Saha dışı ilişkileri bir kenara bırakıp salt futbol ekseninde bakarsak yabancı oyuncu fayda/performans oranı en yüksek takım diyebiliriz. Buradan bağlantı ile ŞL'den gelecek para aynı fiyat/performans oranı korunarak daha da üst seviye oyunculara yatırılırsa işte o zaman Türk Futbolunda Devrim denilen şeyin temelleri sağlam olarak atılacak.

Günümüzün klasik laflamalarından biri olan sanayileşmiş futbolda bu gelecek paranın Sivasspor tarafından iyi değerlendirmesi her ne kadar onları mali olarak onları üç büyükler ayarına getirmeyecek olsa da çok açıkça Trabzonspor'un önüne itecektir. Gelecek sene ligde iddalı ve Şampiyonlar Liginde savaşan bir Sivasspor çok ta süpriz olmaz ki ben Sivasspor'un gelişimini Ukrayna takımlarınının gelişimine benzetiyorum. Oyun anlayışları bence ŞL sonrası bir UEFA mücadelesinde önemli dereceler getirebilir eğer ki bu para geçmişteki gibi değerlendirilirse.

Tabi burada diğer bir önemli nokta ortaya çıkıyor. Ne dedik daha iyi oyuncular, özellikle yabancı. Genç veya piyasa yapmaya çalışan isimsiz ama gelecek vaadeden oyunculara çok cazip gelecektir ŞL'de oynayan bir Sivasspor. Ta ki oyuncularını dövmekle tehdit eden Bülent Uygun'la ilk antremana çıkana kadar. Bunları konuşmak için erken ama bu aynı zamanda önemli bir sınav olacak Sivasspor için...

Bakalım Türkiye'de bir Futbol Devrimi başlayabilecek mi?


Devamı - Sivasspor ve Şampiyonlar Ligi