Futbol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Futbol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12.05.2010

Fenerbahçe Büyüklüğü Şampiyonluk Büyüklüğüdür De

Mayıs ayında güneş gibi parlamaya devam ediyor Fenerbahçe Spor Kulübü. Voleyboldan sonra Kadın Basketbol takımı da sezonu şampiyon tamamladı. Futboldaki kaotik ortama rağmen sadece futbola değil spora gönül vermiş Fenerbahçe taraftarları mutlu mutlu izliyorlar yazın gelişini. Bu süreçte belki de tek üzücü ama aynı zamanda gurur verici olan kaçırılan Avrupa Kupası oldu.

Genelde hep hatırladığımız, özellikle kötü sonuçlar sonrası dile getirdiğimiz İslam Çupi'nin sözünü tekrar etmeye gerek yok, ama son yıllarda Fenerbahçe büyüklüğü bir çok dalda şampiyonluk ve kupa büyüklüğü olarak önümüzde dimdik duruyor...

Flying Dutchman'in organize ettiği Amsterdam buluşmasında Fırat blogunda düzenlediği Türk Futbolunun En Nefret Edilen Figürü oylamasında Aziz Yıldırım'ın neden en üstlerde olduğunu anlamadığını söylemişti. Rakip takım taraftarlarını anlayabiliyorum, kendi yönetimlerine olan kırgınlıklarından ve kızgınlıklarından doğan nefreti Aziz Yıldırım üzerinden çıkarıyorlar. Ben de demiştim ki Fırat'a ben Fenerbahçe'li olarak ne sevmek zorundayım kendisini ne nefret etmek. Hayat görüşlerimizle hiç bağdaşmayan bir tek adam olabilir, egosu dünyada ender görülen bir yükseklikte olabilir ama bu adam Fenerbahçe'yi bir spor kulübü yaptı. Tek bu neden bile benim Aziz Yıldırıma'a sempati ve daha önemlisi saygı duymam için fazlasıyla yeterli. Futbolda başarısız deniyor ona da katılmıyorum, ben çocukluktan gençliğe geçerken 'acıların takımı' ile büyüdüm her sene ilk ikiye giren Avrupa'da eh işte kendine göre birşeyler yapan Fenerbahçe Futbol Şubesi de başarılıdır gözümde.

Sonuç olarak güzel günler yaşıyoruz, tadını çıkara çıkara, gülümseye gülümseye... Tebrikler ve Teşekkürler Fenerbahçe...

Devamı - Fenerbahçe Büyüklüğü Şampiyonluk Büyüklüğüdür De

10.04.2010

Polis Devleti Stadyumlara Indi: Cevapsiz Sorular

Polis Teskilatinin kurulmasinin 165. yildonumu dolayisiyla her mac oncesi buyuk coskular yasaniyor. 165. yilin onemi nedir tam emin degilim.  Mesela 164'ten tam olarak ne farki var acaba? Cok yuvarlak bir rakam da degil sonucta. Peki neden futbol federasyonu Polis Teskilatinin promosyonunu yapiyor? Ya da takimlarimiz neden polise sevgilerini sunmakta birbirleriyle yarisiyorlar?  Digiturk sunuculari neden sanki devlet televizyonunda calisiyormus gibi surekli polisi oven aciklamalarda bulunuyorlar? Onlara boyle metinler verip okumalari mu isteniyor? Acaba gercekten bir polis devletinde mi yasiyoruz? Otoriteye tapinmanin bir gelenek oldugu bu topraklarda, boyle uygulamalarin tarihin eski sayfalarinda kalmasini dilemek cok mu naif? Bi bilen varsa aciklasin.
Devamı - Polis Devleti Stadyumlara Indi: Cevapsiz Sorular

20.02.2010

İki Dehanın Mücadelesi: Moyes vs. Ferguson


Henüz geçen hafta Everton'un yükselen formuna şurada değinmiştim.Ancak,United de son 10 maçında yalnız bir kez mağlup olmuştu,bu,karşılaşmayı çok daha heyecanlı kılıyordu.Bunun yanında,Everton'un Premier League tarihinde United'a şansının pek tutmadığını da eklemeliyiz sanıyorum.Bu yüzden,gerek usta-çırak ilişkisi kapsamında Ferguson-Moyes ikilisinin mücadelesi,gerekse de iki formda takımın karşılaşacak olması bakımından özel bir maçtı.

Moyes tam ideal orta sahasına kavuşmuşken,bu kez de Fellaini'yi kaybetmişti.Moyes'in sahip olduğu kadro derinliğini düşündüğümüzde,Fellaini'nin neredeyse alternatifsiz olduğunu söyleyebiliriz.Bu yüzden,orta alanda,bir orta alan oyuncusundan beklenebilecek teknik kapasiteden çok daha fazlasına sahip olan iki oyuncuyu(Osman ve Arteta) kullanmıştı.Bu tercih doğal olarak orta sahadaki fizik gücünü United'in lehine çeviriyordu.Ve fakat,Arteta-Osman ikilisinin topu kullanma becerileri Fletcher-Carrick ikilisinden yüksek olduğu için,toplu oyunda orta saha hakimiyeti,dolayısıyla da oyunun hakimiyeti Everton'un oluyordu.Bu anlamda,Ferguson'un,son maçlarda orta alanın hakimiyetini ele almak için kullandığı klasik üçlüden(Scholes-Carrick-Fletcher) vazgeçmenin bedelini ödedğini söyleyebiliriz.Çünkü bu üçlü Manchester City,Arsenal ve Milan gibi daha teknik orta sahalara sahip takımlara karşı galibiyetleri getiren çok önemli bir etmen olarak göze çarpmışlardı.Ancak,bu maç Ferguson belki de skoru daha rahat bulmak adına Scholes'i kulübeye çekip,Berbatov'u Rooney'in yanına monte ediyordu.

Maçın başlamasıyla birlikte Manchester'in gol yollarında yarattığı hareketliliğin bedelinin arkadan açık vermesi olduğunu Ferguson dahil herkes gözlemledi.Carrick ve Fletcher yine sahada basılmadık yer bırakmıyodu ancak karşılarındaki Arteta-Osman ikilisinin topu kullanabilme kabiliyetinden dolayı,yaptıkları işlerin hiç bir değeri kalmıyordu.Yine de,maçın ilk çeyreğinde Manchester'in klasik,soğukkanlı oyun sisteminin işlemeye başladığını gördük.Orta sahadan çıkartılan toplar Valencia'yla buluşturuluyor ardından,Valencia'nın kestiği toplarda Manchester en iyi yaptığı işi yapıp,tüm isimleriyle ceza sahasına yığılıyordu.Ardından,pek tabii,pozisyon türetebiliyorlardı.Zaten ilk gol de henüz 13. dakikada aynen bu şekilde geldi.Rooney'nin kendi yarı sahasına kadar gelerek aldığı topu sert bir şekilde Valencia'ya aktarışı,ardından Valencia'nın her biri birbirinden naif ama isabetli ortalarından birini daha açması ve Berbatov'un kalenin hemen dibinde topu kaldırarak yaptığı harika vuruşla öne geçiyordu United.Fakat gol iki takımın oyun sistemine de en ufak bir etkide bulunmadı,bulunamadı.Hemen iki dakika sonra,genç stoper Evans'ın sektirdiği topa Bilyaletdinov son derece isabetli ve sert bir şekilde vurup skoru eşitledi.Öyle bir goldü ki,van der Sar topa uçmayı bile düşünemedi...

Eşitliğin ardından United'ın o hemen her maçta gördüğümüz ve takdir ettiğimiz soğukkanlı yapısı,skoru nasıl olursa olsun bulacağına dair inançlarına dayanan kontrollü oyunu bozuldu.Özellikle ilk yarının sonlarına doğru,United orta sahasının gardı tamamen düştü.Bu arada,Everton'un sıklaşan ataklarının da bu dakikalara denk geldiğini gördük.Oyunun seyri 60'lı dakikalara kadar pek değişmedi ancak Ferguson'un 67'de yaptığı Scholes-Berbatov değişikliği her şeyi anlatıyordu:Ferguson eski sistemine dönüp,Rooney'i ileride tek bırakıp,orta sahanın kontrolünü ele geçirmek ve bu sayede Rooney'i beslemek istiyordu.Fakat tüm bu denemelere rağmen United'ın maç boyunca neredeyse hiç set oyunu yapamadığını gördük.

İlerleyen dakikalarda her iki takımında oyundan düştüğünü gördük.Bu sayede,her iki takımda hızlıca atağa çıkabiliyor ancak arkasında da çokça boş alan bırakıyordu.Bu dakikalarda Moyes maçı Everton'a getirecek hamleyi yapmıştı bile:19 yaşındaki Dan Gosling oyundan düşen Bilyaletdinov'un yerine oyuna dahil oluyordu ve o dakikadan itibaren,Everton topu daha çok Gosling'in kullandığı sağ kanata taşıyordu.Burada Gosling hakkında da bir kaç söz etmek gerekir.Önümüzdeki bir kaç yıl içinde Gosling,Premier League'ye damgasını vuracak sayılı oyuncuların başında olacaktır.Sakin oyun karakteri,dayanıklılığı ve isabetli paslarıyla çağdaş bir orta saha oyuncusu görünümü çiziyor.Bunun yanı sıra,sağ bek oynadığını da belirtelim.Gosling'in yüksek oyun zekası çok geçmeden kendini gösteriyordu ve Donovan önderliğinde gelişen atakta Piennar'ın güzelce içeriye gönderdiği topa dokunan Gosling,bitime beş dakika kala takımını öne taşıyordu.O dakikadan itibaren Manchester'in saha içinde hiç bir etkinliği kalmamıştı,zira,hemen ardından bir başka genç oyuncu,Everton alt yapısından yetişen Rodwell,Evans'ı peşine takarak çok şık bir vuruşla skoru 3-1'e getiriyordu.

Moyes'in Ferguson'u mağlup etmesi çok şaşırılacak bir olay değildir.Yine de,Moyes'in bu galibiyeti fizik gücü düşük,defansif anlayışı yoksun bir orta sahayla ve hemen ardından oyuna soktuğu genç oyuncularla aldığını düşünürsek,Moyes'i takdir etmemiz gerekecektir.Daha önce de sürekli değindiğim üzere,Everton gerçekten bu performansıyla Avrupa kupalarına kalmayı hakediyor.Bunun dışında,bu sene Distin ve Donovan'ın takıma katkıları inanılmaz.Donovan kendisinden yıllardır beklenen patlamayı Everton'la gerçekleştirmiş durumda.Donovan'ın kariyerine Everton'da devam etmesi her iki taraf için hayırlı olur.


Everton - Manchester United:3-1

Devamı - İki Dehanın Mücadelesi: Moyes vs. Ferguson

19.10.2009

Fatih Terim'i Anlamak



Bugün geldiğimiz noktada Fatih Terim'i eleştirmek en az Fatih Terim'in başarılarını ısıtıp ısıtıp tekrar önümüze koymak kadar moda oldu.Doğrudur,Fatih Terim sevilmesi zor bir karakter,anlaşılması zor,onu beğenmek zor;çünkü karşınızda sizden daha üstün olduğunu düşünen bir insan varsa ve bu insanın gerçekten bir potansiyeli de varsa sizin kendinizi rahat hissetmemeniz doğaldır.Öyle ya,karşımızda Türk Futbolu'nun en güçlü figürü duruyor;her başarısını tınaklarıyla kazıyarak elde etmiş,ukalalığı en doğal hakkı gibi görüyor çünkü onun gibi biri daha yok bu ülkede.Tüm "sert çıkışları","özlü sözleri" de bundan.Böyle bir karaktere ancak böyle açıklamalar oturur çünkü.Tarihe geçmek kolay iş değil.Bugün Şenol Güneş ismi prim yapar nitelikte bir isim değil.Kendisi de değil.Ama Fatih Terim her zaman gündemde olmak zorundadır,onu hatırlayabilmemiz için,unutmamamız için...

Görevi bırakırken dahi "elbet hatalarımız olmuşturun" ötesine geçemedi öz eleştiri anlamında.Ancak hakkını vermek gerekir,Türk Futbolu için yaptığı tespitler çok yerindeydi ve adeta hepsi Simon Kuper'in kaleminden çıkmış gibiydi.Bu yazının yazılış amacı da o tespitlerin hakkını vermektir.Beden Eğitimi dersinin müfredatta seçmeli ders olarak yer almasından şikayet etti örneğin.Bu kadar geniş kapsamlı,sosyal "açılımlar" beklemiyordum doğrusu.Fatih Terim'in bahsettikleri arasında en ilgi çekici nokta ise -kendi mizacına ters düşercesine-Türkiye'de bilim-futbol ilişkisinin zayıflığı konusuydu.Sonlara doğru ise bence Türk Futbolu'nun en büyük sorununu tespit ederek,benim gözümde neredeyse tüm eksilerini silmiştir ve bilimin gücüne inanan,gerçeğin peşini bırakmayan,çağa ayak uydurabilen bir teknik direktör imajı çizmiştir gözümde.Tespit şu:Futbolcularımız Avrupa'ya nazaran eğitimsiz.Ne yazık ki bu gerçek.Futbolcularımızın algısı zayıf;taktiksel anlayış,vizyon,iletişim ve koordinasyon konusunda söylenenleri yapmakta zorlanıyorlar.Bu tespit,aslında yapılması pek de zor olmayan,ama bugüne kadar hiç bir teknik adamın söylemeye nedense cesaret edemediği bir gerçek.Türk Futbolu'nun en büyük sorunu.Vizyon eksikliği,taktiksel anlayış yoksunluğu futbolcumuzun en büyük sorunudur an itibariyle ve Fatih Terim bunu suratındaki "ne yapalım el deki malzeme bu" ifadesiyle,eğitimin arttırılmasının,futbol-bilim ilişkisinin güçlendirilmesinin farz olduğunu vurgulayarak söyleyince en ciddi "sert çıkışını" yapmıştır gözümde.
Devamı - Fatih Terim'i Anlamak

6.10.2009

Bir Hıncal Klasiği



Ve sonunda Hıncal Uluç beklenen açıklamasını yaptı. Yazılarında Fatih Terim, Lucescu, Feldkamp, Skibbe, Bülent Korkmaz gibi hocaları bu işi bilmemekle suçlayarak, derhal Galatasaray'dan gönderilmeleri gerektiğini savunan Hıncal Uluç bugün de Rijkaard'a vermiş veriştirmis. Bugünkü yazısının başlığı "GO HOME RİJKAARD!!!".

Hıncal'in yazısından bazı bölümler:

"...Ya Rijkaard futbolu bilmiyor, ya da Türkiye'yi ve Galatasaray'ı ciddiye almıyor.. Avrupa'da iş bulamadı ya, boşluğu doldurmak için bir iki yıl oyalanmaya gelmiş..."

"...Rakip eşek değil çözdü seni.. Seyirci eşek değil, sen önüne ne koyarsan onunla otlasın!... Yahu sen başka şey bilmez misin?. Aklın başka şeye basmaz mı?.. Hadi maç içinde taktik değiştirmeyi beceremiyorsun, ya da cesaret edemiyorsun.. Bir maçtan ötekine başka şey düşünmekten de aciz misin?.
Sen nasıl Hocasın Rijkaard?.. Bak "Sen nasıl Büyük Hocasın" bile demiyorum.. "Sen nasıl hocasın?.."
Takımı telefonla Hollanda'dan yönetsen, bugünkünden farklı mı olurdu durum, madem ayni 'Ezber' e devam edilecek. Niye zahmet ettin buralara?..
Senin bu ezber, aptal ve korkak taktiğini tercümanın uygulardı, nasılsa..
Korkak ya, Rijkaard.. Korkak..."


Aslında bütün bu açıklamaları yorumsuz verecektim ama birkaç şey söylemeden edemeyeceğim. Öncelikle Fenerbahçeli olmama rağmen Hıncal Uluç'a sadece PES diyorum. Rijkaard sanırım Türkiye'ye gelmiş geçmiş en kariyerli spor adamıdır, buna hem futbolculuğunu hem teknik direktörlüğünü ekleyebiliriz.

Adam futbolun her arenasında en büyük başarıları elde etmis. Onun futbol bilgisini sorgulamak Hıncal Uluç'a mı düştü? Madem Rijkaard'in teknik direktörlüğünü bu kadar beğenmiyor, kendisi bir hoca önersin de tüm kamuoyu rahat etsin! Ben şimdiye kadar Hıncal'in beğendiği bir teknik adam görmedim zaten.

Galatasaray yönetimi Rijkaard'i Türkiye'ye getirmeden önce çok uzun süreli bir anlaşma önermeliydi. Mesela 3-4 yıllık.
Bu sezon alınan sonuçlar ne olursa olsun bu anlaşmaya uyup, Rijkaard'a kafasındaki futbol mantalitesini Galatasaray'a oturtmak için zaman tanınmalı. Adam sihirbaz değil ki hemen 3-4 maçta futbol felsefesini futbolculara aşılayabilsin.

Rijkaard hoca olarak belirlendikten sonra Galatasaray yanılmıyorsam sadece Keita, Elano ve Mustafa Sarp'i transfer etti. Yani Rijkaard kendi istediği ancak 3 futbolcuyla çalışma şansını yakaladı şimdiye kadar. Onun dışında geçen seneden kalan mevcut kadroyla bir takım yaratmaya çalışıyor.

Rijkaard'a bu sezon alınan sonuçlar ne olursa olsun sabredilmeli, ondan Türk futbolunun öğreneceği çok şeyler var. Artık İngiltere'deki Ferguson, Wenger örneklerini vermekten sıkıldık ama biraz istikrara ihtiyacı var futbolumuzun. İstikrar için de iyi bir teknik direktör bulacaksın onla uzun süre devam edeceksin. Bunun için Rijkaard'den daha iyi kimi bulacaksın Hıncal Uluç????

Devamı - Bir Hıncal Klasiği

29.09.2009

Sokakta Futbol Oynayan Çocuk Sesleri- Orhan Pamuk'u Harvard'da dinlemek


Sokakta futbol oynayan çocuk sesleri "Orhan Pamuk İstanbulu"nun önemli bir parçasıdır. Yazar, kendi hayatında önemli bir yer teşkil eden bu detayı hiç çekinmeden romanlarındaki karakterlere de yaşatmıştır. Orhan Pamuk'un roman karakterleri kitap okurken, düşünürken, uyuklarken, sevişirken dışarıda futbol oynayan çocuk seslerini duyarlar. Kieran'in güzel
yazisiyla neredeyse aynı zamanda Orhan Pamuk'un Harvard'da Türkiye'de sokakta futbol oynayan çocuklardan bahsetmesi benim için güzel bir raslantı oldu.

Üç haftadır şeyehat ediyordum. Futboldan belki fiilen uzaktım ama yolculuğumda yanıma uzun zamandır sırasını bekleyen Simon Kuper'ın "Soccer Ağainst the Enemy" (Amerikanlar için özel düzenlenmiş) adlı kitabını okudum. Güzel, faydalı, sağda solda insanlara satabilecek bir çok şey öğrendim. Roger Milla ne kadar da çirkef bi adammiş mesela!! Ya da eski Sovyet ülkelerinde şike ne kadar alenen yapılıyormuş.. Belki de çoktan beridir bilmem gerekiyodu bunları. Neyse Kuper'in yeni kitabı "Soccernomics"i de okuma listesine ekledim... Bu sefer, herkes'den önce okuyup eleştirisini buradan yapacağım.
Başlık konusuna geri dönelim. Yolculuğum bittikten bir gün sonra Orhan Pamuk'u Harvard üniversitesinde dinleme şansım vardı. Roman ve edebiyat üzerine vereceği 6 bölümlük konferansın ilk dersiydi. Ben de yanıma Pamuk'un ilk ve son kitabını alıp imzalatma misyonuyla Sanders Tiyatrosuna gittim. Pamuk güzel ve teknik bir konuşma yaptı. Tek sorun metnin aslını Türkçe yazdığı için konuşmasında İngilizce tercümesini okumak zorunda kalmış olmasıydı. Pamuk her ne kadar ilginç konulara değinse de, sunumu kağıttan okuyarak yapması ortamın büyüsünü biraz bozdu. Bu detayin dışında, Pamuk'un üstüne bastığı en önemli nokta romanlar ve gerçekçilikti. İşte sokakta top oynayan çocuk meselesi de burada ortaya çıktı. İyi bir yazar sadece ortamı tasvir etmekle kalmamali, okuyucusuna olayları baş karakterin gözünden gördürtebilmeliydi. Kahramanın yattığı o yatakta okuyucu da yatmalı, dışarda çocukların oynadığı topun sesini oradan duymalıydı.

Dışarıda top sesleri duyulan dar sokaklı mahalleleri konuşmasında es geçmediği için Pamuk'a helal olsun dedim içimden. Sonra zaten kitaplarımı da imzaladı, bir de üzerine Harvard Yard'da 3'erden tek kale maç yaptık derdim ama herhalde buna kimse inanmaz.

Devamı - Sokakta Futbol Oynayan Çocuk Sesleri- Orhan Pamuk'u Harvard'da dinlemek

13.09.2009

Adebayor'un İntikamı


Son yarım saati niye Premier League’i izlemeyi bu kadar çok özlediğimi bana hatırlatan bir maç izleme şansı buldum bugün. İki tarafın da bolca pozisyona girdiği bu maçta, Arsenal’in 4-2 yenilmesine rağmen verilmeyen penaltılarından, direkten dönen toplarından daha çok akılda kalan şey ise Adebayor’un intikamıydı.

İzleyemeyenler için; Adebayor takımını 3-1 öne geçiren golü attıktan sonra bütün sahayı durmadan koşarak geçti ve kendisini “yeteri kadar çaba göstermediği için sevmeyen” Arsenal taraftarlarının olduğu tribüne gidip sevincini onlarla paylaştı. Arsenal taraftarının ona koltuk, pet şişe vb. ile verdiği karşılık sonrasında ise Adebayor sarı kart görerek, attığı golü ve ondan önceki Arsenal savunmasını dağıttığı tek kişilik şovunu gölgede bırakmış oldu. Yine de hep duygularıyla hareket eden bu adam için bunların hiçbiri önemli değildi muhtemelen, Adebayor’u hiç bir golünden sonra bu kadar hırslı görmemiştim. Zaten kart gördükten sonra bile elleriyle Man City tribünlerini ateşlemesi de halinden memnun olduğunu gösteriyordu. Belki tasvip edilmemesi gereken bir hareket ama arap başkanlarının parasıyla yapılmış premier league toplaması bir takımda intikam için bile olsa böyle bir hırs görmek beni çok mutlu etti. Hatta bu hareket belki hoşgörüsüz, acımasız, endüstriyel futbola bir sitemdi..

Transfer olduktan sonra yaptığı “Tatilden döndükten sonra çıktığım ilk antremanda bana benim için gelen bir teklifi kabul ettiklerini söylediler. Wenger’e beni niye satmak istediğini sorduğumda Arsenal’in paraya ihtiyacı olduğunu ve hedef adam haline geldiğimi öğrendim. Arsenal’den ayrılmayı hiç istemedim. Takımıma para kazandırdığım için mutluyum umarım iyi bir şekilde harcarlar.” açıklamasından sonra bu tepkisine çok şaşırmamak gerek aslında.

Şimdi merak edilen federasyonun Adebayor’a herhangi bir ceza verip vermeyeceği ve Emirates’deki maçta neler olacağı..

Devamı - Adebayor'un İntikamı

3.09.2009

Cesaretin Var mı Te Fe Fe?


Sanırım herkes gazetelerde ve bloglarda Chelsea’ya verilen transfer yasağı haberini okumuştur, tekrar yazmaya gerek yok.

Hadi bir de bizim güzel ülkemize göz atalım..

Hiç kimsenin hafızasını zorlmaya bile gerek yok.

Gaziantepspor Klübü Fenerbahçe’nin futbolcuları Bekir’i sözleşmesi bitmesine bir sene varken ayarttığını açıkladı. Bekir sezon sonunda Fenerbahçe’ye bedelsiz transfer oldu...

Beşiktaş en resmi ağızdan Kayserispor’un yazılı izni olmadan oyuncusu Mehmet Topuz’la anlaştığını açıkladı bir de üstüne borsaya bildirdi. Mehmet Topuz Fenerbahçe’ye transfer oldu...

Galatasaray ligin yeni ekibi Manisaspor’un iki önemli oyuncusu Sezer Öztürk ve Ufuk Ceylan’la yine kulüplerinin yazılı izni olmadan anlaştı. İki oyuncu kadro dışı kaldı, Sezer Manisaspor ile yeni sözleşme imzaladı Galatasaray Ufuk Ceylan’ı aldı...

Bizim sevgili Futbol Federasyonumuz ise Türkiye’de maalesef kötüye giden her kurum gibi bizlerle beraber bu olayları seyretti.

Bir de kulüpler açısından bakmak lazım. Son zamanlarda sık sık dile getirilen kulüp başkan ve yöneticileri arasındaki ticari ilişkiler kuşkusuz transfere de yansıyor. Bu yöneticiler hem ticari hem siyasi kaygılarla bu tip olayların üzerine yeterince gidebiliyor mu sizce. Bence hayır. Bu durumda TFF 'nin bağımsız bir kurum olarak önemi daha da ortaya çıkıyor, bu açıklamaları, beyanatları ihbar kabul edip herhangi bir işlem yapılıyor mu?

TFF bu takımlara ceza vermeye cesaretin var mı?

NOT: Yorumlarda goreceksiniz Fenerbahçe'li arkadaşların Bekir, Galatasaray'lı arkadaşların Sezer ve Ufuk konusunda itirazları var. Elimden geldiğince yorumlarda açıkladım...
Devamı - Cesaretin Var mı Te Fe Fe?

29.04.2009

Garrincha - Estrela Solitária


Dünya üzerinde adına film yapılmış çok az sayıda futbolcu var bunlardan biri de benim kendimce hayatımda izlediğim en büyük futbolcu olan Garrincha...

Garrincha adına tam iki film çıkardı Brezilya. İlki 1962 yapımı "Garrincha, Alegria do Povo (Ormanın Kahramanı)" diğeri ise günümüze daha yakın 2003 yılında Ruy Castro'nun kitabından uyarlanan "Garrincha - Estrela Solitária (Yalnız Yıldız)"

Ayrıca burada da Garrincha'nın güzel bir videosunu da izleyebilirsiniz...


Devamı - Garrincha - Estrela Solitária

23.04.2009

Altı Yabancı


16 Eylül 2000 tarihindeki Fenerbahçe Beşiktaş maçında 64. dakika oynanırken Türk vatandaşı Baliç'in yerine Hırvat Rapaic girmiş ve Fenerbahçe sahada Lazetiç, Andersson, Revivo, Moshoeu ve Zoran Mirkoviç ile beraber 6. yabancı oyuncu olmuştu. O sezonki kurallar 6 yabancının maç kadrosuna alınabilmesine izin verirken ancak 5 tanesinin aynı anda sahada olmasını istiyordu. Ligin 5. haftasındaki maç zaten 3-0 Beşiktaş'ın galibiyeti ile bitmiş daha sonra Futbol Federasyonu maçın aynı skorla teciline ancak Fenerbahçe'nin hükmen mağlubiyetine karar vermişti. Maçın skorunun yarattığı ortamla bu olay haklı olarak yıllarca Fenerbahçe ile dalga geçmek ile kullanılmış ve şampiyonluk mücadelesine veya lig sıralamasına tesir etmemişti.

Fenerbahçe yine bu sezon bu hatanın eşiğindenbiraz da futbolcuların uyanması ile döndü.

Bu hafta Karadeniz'in diğer kıyısından benzer bir haber düştü manşetlere, Zenit Petersburg 81. dakikası oynanan maçta Rus Pogrebnyak'ın yerine Türk Fatih Tekke'yi alarak benzer bir kuralı ihlal etti ve maç 1-1 bitti. Bugün ajanslara düşen haber ise Rus Futbol Federasyonu'nun bu ihlali yaklaşık 14 bin Amerikan Doları ile geçiştirdiği yönünde.

Böyle olunca ister istemez düşünüyor insan. 6+2 kuralının uygulandığı Turkcell Muhteşem Ligi'nde böyle bir olayın tekrar etmesi çok uzak bir ihtimal değil. Acaba cezası ne olmalı böyle bir ihlalin Türkiye'deki gibi hükmen mağlubiyet mi yoksa para cezası mı?

Ben düşünüp düşünüp içinden çıkamadım. Bir yönden bakınca hükmen mağlubiyet çok ağır gözükürken diğer yandan bir kurar ihlali var.

Burada bu kuralın amacının ne olduğuna inmek gerekiyor ki cezayı daha mantıklı tartışalım. Temelde bu kural yerel futbolcuların, başka ekonomilerden gelen yabancı futbolculara karşı dezavantajını korumak, Ulusal Takım'ın seçim havuzunun daralmasını engellemek. Öte yandan bu yabancı oyuncular etten kemikten oyuncular aynı bizimkiler gibi. Yabancı futbolcu zaten Messi ayarındaysa sahada olur. Sonradan oyuna girecek yedek yabancı tıpkı diğer yabancılar gibi insan üstü bir yaratık değil. Bunlardan yola çıkınca aslında futbol oyunu açısından bir eşitsizlik yok. Bu sebeple hükmen mağlubiyet çok ağır bir ceza gibi geliyor. Ancak bir de ortada emsal karar varken bundan sonraki vakalara nasıl yaklaşılır açıkçası hukuken çok bilmediğim bir konu.

Sizin de yorumlarınızı bekliyorum...

Devamı - Altı Yabancı

13.04.2009

Fenerbahçe

Maçı canlı olarak seyredemedim sehir dışında olduğumdan. Bulunduğum yerdeki internet kafeden çok kesintili bir görüntü vardı. Bugün eve döndükten sonra izleyebildim tüm bu rezilliği. Zaten yaşananları tahmin etmekte zor olmadı.



Aklımdakileri elimden geldiginceteker teker toparlamaya çalışayım.



Az önce NTV'de Semih'in açıklamaları dönüyor. Gülmekten başka bir tepki veremedim. Kabaca söyle bir açıklama: "Çok sevdiğim canım kardeşim Arda ile bu tür olaylara karışmanın verdiği üzüntüyü kamuoyu ile paylaşmak isterim"



Hadi ordan derler adama, sen koskoca Fenerbahçe'nin kaptanlık bandini taşıyan insansın, karşı takımın oyuncusunu yumruklamak ne demek. Hicbir tahrik boyle bir hareket icin hafifletici etken degildir. Bir de üstüne böyle bir açıklama, dalga geçer gibi. Kaptanlığının hemen alınması lazım. Sezon sonuna kadar kadrodisi kalmalı...



Kaleci Volkan, yılda bir olan olay çıkarma kapasitesini 4-5'e çıkardı helal olsun. Rakip taraftar sana küfredebilir ama Fenerbahçe'nin kaptanlarından birinin kameralara, taraftara milyonlarca insana karşı tombala çekmesinin ne gibi bir açıklaması olabilir. Kaptanlığı alınsın, sezon sonuna kadar kadro dışı. İmzalamazsa da nereye giderse gitsin...



Lugano, çok sevdiğimiz takımın ruhu dediğimiz adamın yaptıkları artık sınırı geçti. Her pozisyonda hakeme itiraz, hep gerginlik. Tamam oyuncular birbirlerini sinirlendirmek için saha içi bir çok olaya girer oyunun içinde var bu ama bunun da bir sınırı var. Sezon sonuna kadar kadro dışı, giderse de yolu açık olsun...



Kazım denen adam, ne yaptığı ne oynadığı belli değil, ama olaylarda en önde yumruk tokat ortalarda. Kimsin arkadaşım sen... Sezon sonuna kadar kadro dışı...



Bunca olaydan sonra hala Lugano'yu yücelten, hala Fenerbahçeli oyuncuların hareketlerini "ama" ile başlayarak çaktırmadan savunan insanları görünce dehşete düşüyorum.



Bu başarısızlıklarını rakip takıma saldırarak kapatacağını sanan, bir takım taraftara kendisini beğendirerek prim yapmaya çalışan bir futbolcu grubu... Bu basit ve iğrenç şeyi seyretmek gerçekten insanın asabını bozuyor ve kendisini sorgulamasına neden oluyor. Ben de bu kadar basit bir adam mıyım bunlar için saatlerimi günlerimi harcıyorum. Ailemden veya sanattan vakit çalıp bunlara vakit ayırıyorum. Aslında hiçbirşey yazmak gelmiyor içimden...



Biz bu takım Daum ile yeniden yapılanırken PVH ve Alex ile takıma gelen ruhu sevmiştik, efendi hakeme itiraz etmeyen, karşısındaki oyuncuya saygı duyan takımı sevmiştik. Yıllar sonra bu çerçevede yapılanan takıma tüm desteğimizi vermistik. Ama ardından gelinen nokta budur. İşin üzücü yani buna neden olan birinci etkenin yanı Yönetimin aynı zamanda Pazar günkü manzaranın da temel nedeni olmasıdır.



Az once 90 Dakika'da da bahsedildi aslinda bu olaylarin temelini Milli Takim genelinde incelemek gerekir diye. Isim verilmeden bu yorumla ne kastedildigi cok acikti...



İnsan tüm desteğine rağmen o zaman kurulan bu yapının da "tesadüf" olup olmadığını sorguluyor. Ben saatlerimi günlerini verirken, sahada bunları görünce ben ne için, neyi yapıyorum diyorum...



Kişilerden sonra genele bakarsak, muhtemel Lorant döneminden daha da başarısız bir Fenerbahçe. Bırak önümüzdeki maçlara gelecek bir iki sezona bile umutla bakmayı imkansız hale getiren bir oyun, oyuncu ve yönetim şekli.



Bu yönetim daha doğrusu Aziz Yıldırım bu seneye kadar benim tam desteğimi almıştı. Ancak artık olaylar yavaş yavaş geri dönülemez hale geliyor, bir an önce yukardaki oyunculardan başlayarak temizliğe başlanması lazım aksi takdirde bu gidiş gidiş değil. Ya da bizim Fenerbahçe diye aklımızda, kalbimizde yarattığımız bir hayalden başka birşey değilmiş...



Çok yürekten dileğim Sıvas'a kupada elenmek ve ligi mümkün olan en kötü yerde tamamlamak, yoksa bu yönetim hala bazı şeyleri göremeyebilir. Kendi adıma artık suşup bekleyeceğim maç seyredeceğimi pek düşünmüyorum...



Ekleme: Galatasaray için bir şey yazmayacağım, ben Fenerbahçe'den sorumlu hissederim kendimi. Sadece Papazın Cayırı'nda çok güzel vurgulanmış: "Galatasaray Sabri'dir"

Devamı - Fenerbahçe

8.04.2009

Barselona

Bu aksam hic hesapta yokken, yemek sonrasi hanimla muhabbet ederken maclarin durumuna bakayim diye televizyonu actim ve bir sanat eseri seyrettik. Buyulenmis gibi ekranin karsisinda kaldik. Bu maci HD olarak seyretmekte adeta isin sarimsakli yogurdu oldu...

Boyle bir pas trafigi yok. Mac ortasahadayken bile Barselonali futbolcularin yaptiklari adeta nefis bir yemegin agizda biraktigi tat gibiydi. 

Hic bir Sampiyonlar Ligi Ceyrek Final karsilasmasinda daha once bir takimin bu kadar kotu duruma dustugunu gormemistim, belki daha farkli skorlar oldu ama boyle bir ezici oyun ustunlugu sanirim ilk defa oluyor. 

Messi icin laf soylemek benim haddime degil, birak cocugu oynasin.

Butt sanirim cok ucuz atlatti yuzundeki 3 krampon deligi ile, Cech'den cok daha fena olabilir hatta hayati riske bile girebilirdi. 

Henry inanilmaz bir oyuncu...

Valdes'e sanirim 2 kere top geldi keza Hanim Puyo ve Pique icin ikinci yarida bunlar yeni mi girdi oyuna ilk yarida yoklardi diye hakli olarak sordu. 

Tesekkur etmekten baska birsey kalmiyor bana...

Tesekkurler Barselona, oyle bir sehre boyle bir takim yakisir...
Devamı - Barselona

6.04.2009

TOTA

Devamı - TOTA

Hoca Panik Olmuş

Dün önce maç içinde Yasin ile atışmalarında Yasin'e attığı 'sen kimsin yedek oyuncu' bakışıyla dikkat çekti Batuhan. Daha sonra Maraton'da verdiği maç sonrası mülakatında 'Hoca bana içeri katetmemi söyledi o sırada panik olduğunu gördüm Hoca'nın, merak etme hocam gol atacağım dedim' dedi. Ardından Rıdvan Dilmen bombayı patlattı 'kuşlar haber verdi Batuhan maçtan önce sabah 4'e kadar mekanlara akmış' diye.

Beklenen sonuç Batuhan'ın kadro dışı kalması gerçekleşti ancak Batuhan'da pek panik olacak hava yok gibi o pişkin pişkin gülüşüyle.

Mülakatın orjinali şu şekildeymiş: ''Bana, 'Taçlarda kenara gel' dedi. Ben hocada panik gördüm. 'Hocam gol atacağım, rahat ol' dedim'''
Devamı - Hoca Panik Olmuş

3.03.2009

HARRY KEWELL

GALATASARAY-LEEDS UNITED 6 NISAN 2000



GALATASARAY-BORDEAUX 26 SUBAT 2009


Devamı - HARRY KEWELL

2.03.2009

Atlético 4 - Barcelona 3




Bu hafta sonu Madrid'de muhtesem bir mac oynandi ve La Liga'nin gidisatini degistirebilecek bir sonuc cikti. Bu mactan en karli cikan takim ise iki ezeli rakibinin kapismasini keyifle izleyen Real Madrid oldu. 25. hafta sonunda lider Barcelona ile Real Madrid'in arasindaki puan farki 4. Bir cok kesim Barcelona'yi haftalar once sampiyon ilan etmisken ve hatta idda sirketleri lig sonu icin Barcelona'ya oynayanlara paralarini onceden verirken, ust uste gelen maglubiyetler Barcelonayi oldukca zora soktu. Umarim puan farki daha cok acilmaz da Ispanya'da zevkli bir lig sonu izleriz.
Devamı - Atlético 4 - Barcelona 3

24.02.2009

Bundan guzel ozetlenemezdi....


Devamı - Bundan guzel ozetlenemezdi....

19.02.2009

Bizim Teknik Direktörün Orada Ne İşi Var?


Görevde olduğu iki sene boyunca çok beğenmediğim, taktiksel olarak taraftarı olmadığım bir adamdı Zico, beni tanıyanlar bilir. Ben Fenerbahçe'nin son 5-6 sene elinde bulundurduğu, bugünlerde yavaş yavaş tükettiği sportif değerlerinin tümünü Daum'a bağlarım. Daha da ileri gider geçen seneki ŞL başarısının önemli taktiksel bölümü Daum'dur da derim. Ama Zico Fenerbahçe Teknik Direktörü idi. Kulübede başı dik duruken o benim takımımın teknik patronuydu ve ben Zico'nun orada olmasından hep çok büyük gurur duydum. Hep bunu çokça ve kuvvetli olarak hissettim. E ne var bunda doğru hissetmişsin gariplik yok diyenler olabilir. Ama ben aynı duyguları nerdeyse bir sene bitti bizim Luis'e hissedemedim. Hala başka bir yerin teknik direktör gibi geliyor. Her maç başında eğer eşim yanımdaysa aynı Özal'a alışamayıp telgraf çeken asker gibi 'Alışamadım' diyorum. Sanırım futbolcuların çoğu da başka bir kamera açısından aynı hissiyatı yaşıyor.


Bizim kulübede yabancı bir adam duruken, dün Villa Park'ta bizim teknik direktörün takımı CSKA Moskova Aston Villa ile 1-1 berabere kaldı goller 14' Love 69' Carew... Zico yeniden Avrupa'da kupayı Kadıköy'de alırsa kendisi hakkında teknik konularda da iyi düşüneceğim söz...

Daum ve Kaybolan Takım Kültürü
Devamı - Bizim Teknik Direktörün Orada Ne İşi Var?

Bordeaux Forması


Dün akşam Galatasaray ileride oynayan oyuncuların düşük performansına rağmen iyi bir sonuç aldı. Şansların eşit olduğunu düşünüyorum çeyrek final için.

Ancak dün maç oynanırken ne konsantre olabildim ne de çoğu bölümde zevk aldım. Nedeni ise Bordeaux'un o güzelim(!) forması. Bu kadar zevksiz bir forma herhalde az görülmüştür. Bazı blog yazarı arkadaşlar tüm zamanların en egzantrik veya en kötü formaları serileri yapıyorlar bence bu forma ilk on'a direk girer...

Bu resimdeki forma dün akçamki formadan biraz daha farklı dikket ettiyseniz. Dün akşam daha da iğrenç olan fontlar vardı...


Devamı - Bordeaux Forması

Türkiye Kupası ve Üçlü Maçlar


Fenerbahçe Fortis Türkiye Kupası'nda Sivasspor'la eşleşti. Zaten beklenilen de buydu. Giderek paranın esiri olan futbolda Beşiktaş'la Fenerbahçe yarı finali istenilen reytingi getirmezdi... Şimdilerde konuşulan konu Beşiktaş-Antalya, Fenerbahçe-Bursa ve Galatasaray-Sivas, serilerinden sonra sonra Fenerbahçe'nin de Sivasspor'la üç maç oynayacak olması. Bu konuda ilk aklıma gelen iki şey oldu.

Öncelikle siz iki kupa maçı arasına 1.5 aydan daha fazla bir ara koyarsanız zaten hangi rakip çıkarsa çıksın bu durum olur. O 50 günün arasına ligin 1/4'ü sığacak nerdeyse...


İkincisi Fenerbahçe ilk iki maçı Şükrü Saraçoğlu'nda oynayacak ve Sivas'a gitmesi Nisan sonunu bulacak ki bu da memleketimin dağlarına bahar geldiği döneme denk gelir..

Takım bana bir mesaj vermediğinden kupa'nın bu ayağı ile ilgili bir tahmin aklıma gelmiyor ama Sivas'ın iddası ligde devam ederse biraz daha temkinli çıkacaktır kupa maçlarına...
Devamı - Türkiye Kupası ve Üçlü Maçlar